seneler önceydi.. kore'de bir adadaki kasabaya, çin üzerinden gelen 20 pakistanlı çıkmış (korede az ama özellikle japonya'da pakistanlı işçiler kalabalıktır). kasabada yerliler hiçbir yerde iş vermemiş, polis çağrılmış. açık araziden başka sığınacak mekan da bulamadıkları ve paralarını kimse almadığı için 20 kişi 12.günün sonunda tek tek polisçe toplanmış.
kuralları uygulayan devlet yanında kuralların halkça da özümsenmiş olması ve halkın toplu organizasyon kabiliyeti önemlidir. kısa dönemde yüksek kar getirisi için 10 kaçağa evinizi 30 bin liradan kiralayabilir, zabıta denetimini atlatıp bulaşıkçı olarak 3-4 kaçağa iş verebilirsiniz. ama bu sayı şehirde arttıkça ailenizi yaşam konforunuzu kuşatacak tehdit edecektir.
karnını doyuran her topluluk, artan zamanlarında sizin sosyal mekanlarınızı işgal edecek, avm, plaj, park gibi yerleri dolduracaktır. insanlar mazlum şekilde sınırdan girebilirler ama uzun süre mazlum kalmazlar mağrur ve hatta menfur hâle dönüşürler. ayı yavrusu büyütmek gibidir bu. başta köpek yavrusu gibi sevimli gelir merhamet edersiniz sonrasında ise size kendi alanınızı dar eder. her şey aaa ne sevimli demekle başlar. akılsız duygusuyla, hain çıkarıyla akil ise bilgisi ve tecrübesiyle hareket eder.
her konuda devleti suçlamak kolay ve en basit olanı ama bir gerçek de var ki bizler de çok dejenere bir toplum olduk. şunu unutmayın. mazlum her zaman başı önde mazlum gibi kalmaz uzun süre mazlum ve mahzun gezmez. onu doyurursan, ona sosyal ve kültürel haklar verirsen bunu da kendi ülkende yaparsan o mazlum ve mahzun kişiler mağrur yani gurur abidesi olur. milli gururlarına yatırım yapar, okul açmalarına, kendi dillerinde tabela asmalarına izin verirsen o gururu beslersin ve adam sana borçluluk duygusu duymaz mağrur olur. liderine sempati beslese bile lider vefat edince bağ kalmaz gitmiyorum sıkıysa çıkart der... oysa lidere değil hep türk milletine borçluluk hissedip onların vergilerini yedikleri, türk'ün ekmeğini yedikleri bilincinde olmalılardı. merhametten maraz doğar lafı biraz bundandır. mazlumu alırsın ama çadır kentlerde tutar şehirlerine almazsın. sana hep medyun (borçlu) kalır, evini, konforunu özler. özlemezse gitmez. şehirler milletlerin salonları hatta yatak odaları gibi mahrem alanlarıdır. başkasını orada yatırmazsın. düzensiz sığınmacılara insani yardım ve barınma hakkı verirsin. kültürel hak, arapça eğitimi, çalışma izni, sokaklara şehirlere girme iznini vermezsin. mahrum bıraktığın her kültürel hak kendi milletinin korunması için bir önlemdir.
ben şunu anlayamıyorum hâlâ, osmanlı'nın mirasına öykünen muhafazakarlar, nasıl şehirlerini yabancılara böyle beleşe ve değersiz bir metaymışçasına açabiliyor?
osmanlı'da sivaslı adamın istanbul'a girmesi, istanbullu adamın selanik'e, afyon'a gitmesi izne tabi idi. bir tarlanın toprağını bile bir diğer tarlaya taşımak ekosistemi, oradaki mikro ve mezo fauna ile florayı diğerine taşımak ve dengeyi bozmakla eşdeğer iken nasıl osmanlı'da bile birer mücevher gibi korunan şehir mahremiyetini alt-üst edebiliyorlar?
aklım almıyor bu cehaleti. cehalet diyorum çünkü ihanet demek istemiyorum bu rezalete. mazlumlarını, başımıza mağrur kesildi efendiler bu pisliği temizlemek üzerinize borçtur.
alıntı.
tanım: londra'da afgan göçmenin korkutucu saldırı görüntüleri.
24.08.2023 · 8. sıra
olumsuzdusunenadam
23.08.2023 12:13 ~ 14:02