akrabalarım içinde akp sempatizanı yok bildiğim kadarıyla.
ancak iş yerimde ofis boy *koyu bir akp sempatizanı.
zaman zaman kendisi ile konuşuyoruz.
gerçekten cehaletin sınırlarının benim hayal gücümün sınırlarının ötesinde olduğunu fark edebilmeme yardımcı oluyor.
covid-19 vaka sayıları açıklanmazken, her zamanki gibi hükümeti savunuyordu.
vaka sayılarını açıklamaya karar verdiler. kendisine "gördün mü bak, hatalarının farkına vardılar" dediğimde "peki ama ne değişti?" deme ihtiyacı hissetti. yani sayılar açıklanınca hastalığın da yok olması gerekiyordu ona göre. hastalık yok olmayacaksa, sayıları açıklayıp açıklamamanın ne önemi olabilirdi ki?
işsizlikten, ekonominin gidişatından, ülkenin kötü yönetiliyor olmasından söz ediyoruz. sürekli olarak "chp de gelse, iyi parti de gelse böyle olur" minvalinde konuşuyor. sosyal demokrat partilere karşı çok kuvvetli bir antipatisi var. ne olursa olsun asla bir sosyal demokrat partiye oy vermez. kendisine ve sözüm ona ideallerine yapacağı bir saygısızlık olarak görüyor bunu.
hamza yerlikaya'nın vakıfbank yönetim kurulunda yer almasının doğru olup olmadığından konuştuk. "adam ülkesini başarıyla temsil etmiş. elbette adamın hakkı" şeklinde cevap verdi.
cumhurbaşkanı'nın, kendi damadını bakan yapmasından konuştuk. "hangimiz kendi akrabamıza sahip çıkmayız ki? ben de cumhurbaşkanı olsam, kendi akrabamı, dayımı, amcamı, yeğenlerimi korur kollarım" dedi.
gelişmiş medeniyetlerdeki uygulamaları konuşuyorduk.
isveç ile ilgili bir örnek verdim.
"isveç ülke sayılmaz. benim gözümde isveç bir şirkettir" dedi. gerekçesini sordum. bir şeyler geveledi ama anlatamadı.
"haritada isveç'i gösterebilir misin" dedim. açtım haritayı.
gösteremedi.
"isveç'in başkenti neresidir?" dedim. cevap veremedi. bilemedi.
"isveç'in yönetim şekli nedir?" dedim. yanlış cevap verdi, bilemedi.
"isveç'in para birimi nedir" dedim. yanlış cevap verdi, bilemedi.
"isveç devletinin başı kimdir?" dedim. cevap veremedi, bilemedi.
"isveç'in nüfusunu yaklaşık olarak da olsa bilebilir misin?" dedim. salladı, tutturamadı.
"5 tane ünlü isveçli gerçek veya tüzel kişi, sporcu, sanatçı, grup bir şeyler söyle" dedim.
düşündü düşündü, 1 tane bile sayamadı.
"zlatan ibrahimoviç de bari" dedim.
"heh, doğru ibrahimoviç, 1!" dedi. kısa bir süre daha düşünüp "erkan zengin 2" dedi. tıkandı.*
bakın bu cehalet değil.
bu kör cehalet.
cehalet, o konuda bilginizin olmaması ve fakat bilginizin olmadığını bilmeniz demek.
kör cehalet ise bilginizin olmadığının farkında dahi olmamanız, üstüne de sanki bilginiz varmışçasına fikir sahibi olduğunuz izlenimini yaratmaya çalışmanız demek.
üstelik üzülerek belirtmem gerekiyor ki bizim ofis boy, bu ülke ortalamasının üzerinde eğitimi olan (liseyi dışardan bitirmeye çalışan) biri.
ben tahammül etmeyi öğrendim.
başka çare yok ki. hiç ama hiçbir şeyi, hiçbir koşulda anlayamıyor.
insana çocuklukta kazandırılması gereken sorgulayıcı yaklaşım, ona kazandırılmamış. şüpheci yaklaşım evlerine hiç uğramamış. onun yerine dini ritüeller ve geleneksel kurallar bütün hayatını sarmış, sosyal çevresi, akrabaları, ailesi tarafından benimsenmiş.
bu ülkeye dair umutlarınızı çok yüksek tutmanızı tavsiye etmem.
07.04.2021 · 15. sıra
lutfu tellioglu
06.04.2021 13:21 ~ 18:05