Sık geçen başlıklar

kediye köpeğe çocuğum diyen tip 3

ekşi'de gör
eskiden ben de anlamazdım bu tipleri.
ama hayatıma şu tip girdikten sonra işler değişti.

görsel

sokakta mı doğmuş, sokağa mı terk edilmiş hiç anlayamadım.
bir anda çıktı geldi. susuzluktan, açlıktan bitikti. apartmanda köpek bakamam tedavisini aşısını yaptıralım biri sahiplenir diye düşünürken o bizi sahiplendi.
hani herkes kendi çocuğunu över ya..
nereye sığdırayım ben onu...
henüz hiç havladığını duymadım.
evde çiş kaka eğitimi için ne kadar uğraşırsam uğraşayım pede yaptırtamadım. 30 saat tuttu ağladı inledi yine yapmadı. sokağa çıkartmaktan başka çare bırakmadı.
koltuklara, yataklara çıkmaz. mutfak kapısının çizgisini geçmez. hatta dün oyuncağını mutfağa düşürdü. on santim kafasını uzatsa alabilirdi ama yüzüme öyle üzgün üzgün baktı ki hiç beklemeden gidip verdim bebeğini. iki de öpücük kondurdum yanaklarına.
sabahları onun uyandırmasını dünyada hiç bir şeye değişmem.
gelip burnumun ucunda bekliyor gözümü açmamı. tabii ki kısık göz kapaklarımın arasından onu seyrediyorum.
neden uyandırmıyor ki beni. kıyamıyor mu?
bazen beklemekten sıkılıp küçük bir dil darbesi atıveriyor yataktan sarkan elime. ama o kadar minik ki. gerçekten uyusam haberim olmaz.
o zaman açıyorum gözlerimi, kuyruğu fıtı fıtı hareketleniyor. kafasını çıplak omzum ile boynumun arasına sokuyor, sarılıyoruz.
bütün gece özlemişiz birbirimizi. öpüyorum yanaklarından.
tabii ki bir çocuk o...
mamasını yemeden sokağa çıkarmam.
ne kadar aç olsa da bir lokma yer yemez sokak kapısında alır soluğu.
-ben doydum hadi çıkalım.
hangimiz yapmadık çocukken.
dışarı çıkınca, ihtiyaçlarını giderdikten sonra beni sürükleye sürükleye iki sokak ötedeki çöp konteynerine gideriz. çünkü kedi arkadaşları kara ve sümüklü orada. evet kediler ile oynamayı seviyor. hem de normalde onu pataklayacak sokak kedilerini kendine alıştırmayı becerdi.

görsel

geçen parkeyi dişlediği için sertçe hayır dedim. ve gözüne dik dik baktım. tanrım ben bu utanma halini insanlarda bile görmedim.
iki gün sonra diş izlerini dolgu macunu ile onarıp cilalarken biraz ilerde oturmuş yan gözle bakıyordu. utançtan yine göz göze gelemiyordu. bu kadar ince ruhlu bir yaratığa ben nasıl hayvan derim.
çocuğum işte. hem de hayırlı evlat. asla seni üzmeyecek yanında olacak evlat.
şimdi tek üzüntüm ve derdim, çalışmak için onu bırakıp gemiye gidecek olmam.

ah ulan sözlük.. onu şimdiden özlüyorum be.
o benim yawrım, yawrım o benim..
kızım konuşabilseydi bile sanane yaram demezdi. öyle pamuklu nezaket dolu ve zariftir.
ben değilim. sanane yaram?
benim de dahil olduğum tiptir.
samimiyetle şunu söyleyebilirim ki eskiden kedi/köpek sahiplerinin evcil hayvanlarını evladı yerine koymalarını ben de abartı bulur, mübalağ yaptıklarını düşünürdüm fakat 9 aydır bizimle ikamet eden tekir cinsi kedimiz* bana resmen evlat sahibi olmadan önceki fragmanı yaşattı. o kadar değişik ve güzel bir his ki tarifi mümkün değil. eskiden benim için tüm kediler kediydi. artık her kedinin ayrı karakteri olduğunu keşfettim. benim kedimin de karakterini, duygu durumunu hareketleriyle gözlemleyebildim. çok garip bir his ama gerçekten insan evladı yerine koyuyor ve onun karakteristik gelişimini izlemekten büyük keyif alıyor. bu yazım da pamukçuğuma gelsin.

edit: keşke bazı insanlar da kedilerin gösterdiği karakteristik olgunluk gelişimini gösterebilse. yedisinde neyse yetmişinde de aynı olan insan kedilerin yanında daha kedi kalıyor.