toplum avrupa tarzı bir eğitimle ehlilleştirilmiş olsa, bu insanlar yaşları gereği dünya üzerinde gezen, gençlere kaliteli yaşam tavsiyeleri veren, bahçelerinde çiçekler yetiştiren, nazik, kibar, zarif insanlar olacaklardı.
köy enstitülerini kurarken hedefledikleri oydu, kapatanların da hedefledikleri buydu işte bunlar da meyveleri.
edit:
taktınız bir köy enstitüleri diyorlar. neden taktığımı size aşağıda anlatayım ki farkına varın. 30-40 yaş altı insanlara unutturdular bile. bilmediğiniz için anlamıyorsunuz. bu insanlar hatta şehirdeki insanların büyük çoğunluğu taşralardan şehirlere son 100 senede geldi.
ne olacaktı atatürk'ün planladığı gibi köy enstitüleri işlese; türk tipi köy sistemi kurulmuş olsa, şimdi isviçre, italya, fransa köyleri gibi modern, temiz, insanların ziyaret etmek isteyeceği, aydınlık, kendi işini gören, markalaşmış, dünyaca bilinen ürünler üreten insanlarla dolu olacaktı ülkemiz.
atatürk'ün planlattığı ideal türk köyü projelerinden biri
uğraşıyorlardı. düşünüyorlardı. atatürk ölene kadar, köyden kente göç yerine, köylerin kalkınması ve oradaki kalitenin arttırılmasını hedefliyorlardı.
insanı hayvandan ayıran fark, verilen eğitim ve öğretilen yaşam tarzı ile oluşur.
nasıl ormandaki köpek gördüğüne saldırıyor, eğitim verilmiş köpek nazik bir canlıya dönüşüp doğruyu-yanlışı ayırt ediyorsa, insanın da emin olun bundan farkı yoktur. tabiatı gereği insan diğer tüm canlılardan farksızdır.
avrupa bunun farkına vardı ve eğitimi genç yaşta buna uygun gerçekleştirdi. sadece matematik ve fizik öğretmediler. öğrettikleri şey görgü, adap, ticaret ve üretim kültürü, sosyal yaşam gerekleriydi. çevrelerine, birbirlerine zarar vermeyen, üreten, dürüst çalışan insanlar olmalarını sağladılar.
atatürk bunu gördü ve türkiye'de de aynı sistemde türk köyleri kurmak için çabaladı. buna köy enstitüleri ile başladılar.
köy enstitüleri kimsesizlerin kimsesiydi.
''dağ başlarında unutulmuş kızdınız, oğuldunuz. yazgısına küs topraklarda birer serçe kuşuydunuz.''
bir devrimin adıdır köy enstitüleri.
bir başarı hikayesinin destanlaştığı yerdir.
zeybektir, efedir, horondur.
öğrencilerin eğitimlerini bitirdikten sonra hizmet verecekleri bölgelere gelişimleri taşıyacak liderler olmaları isteniyordu. oldular da.
- yalın ayakları, yırtık mintanları ile geldiler.
- çalıştılar; duvar ördüler, taş yontup sırtlarıyla taşıdılar, harç kardılar, kerpiç döktüler, içinde yatacakları yatakhaneleri, eğitim-öğretim görecekleri dershaneleri, işlikleri, laboratuvarları, besihaneleri, kümesleri, kütüphaneleri yaptılar.
- sebze bahçesinde sebzeciliği, tarlada ziraati, besihanede sütçülüğü, tavuk çiftliğinde yumurtacılığı, dikiş dikmeyi, arıcılığı, bağcılığı, balıkçılığı öğrendiler.
- iş içinde iş için eğitim ilkesi benimsendi
- yaparak yaşayarak öğrendiler
- öğrenirken ürettiler
- eğitim, öğretimde akıl ve bilimin önemini kavradılar.
- tüm yararlı alışkanlıkları, davranışları kazandılar.
- yılda en az 25 dünya klasiği okuyarak aydınlandılar.
- şüpheciliği benimseyip, sorgulayıcı oldular.
- demokratik tavır ve davranış kazandılar
- öğretmen oldular.
- yine kendi yaptıkları tahta bavulları ile anadolu'nun dört bir tarafına dağıldılar.
- gittikleri köyün okulunu köylü ile birlikte yaptılar.
- lider oldular.
- güneş olup ışık verdiler,
köy enstitülerinde öğrencilerin haftada 44 saat ders görmeleri öngörülür.
dersler:
1-genel kültür
2-ziraat
3-teknik
olmak üzere 3 ayrı kategoride toplanır.
meslek dersleri de dahil olmak üzere genel kültür derslerinin 1/4'i tarım, 1/4'i de teknik derslerdir.
genel kültür dersleri:
-türkçe
-tarih
-coğrafya
-yurttaşlık bilgisi
-matematik
-fizik
-kimya
-tabiat ve okul sağlık bilgisi
-yabancı dil
-el yazısı
-resim iş
-beden eğitimi ve ulusal oyunlar
-müzik
-askerlik
-ev idaresi ve çocuk bakımı
-öğretmenlik bilgisi
2,3
- ziraat ve teknik dersleri
-toplumbilim
-iş eğitimi
-çocuk ve iş
-ruh bilimi
-iş eğitimi tarihi
-öğretim metodu ve tatbikat
-zirai işletmeler ekonomisi ve kooperatifçilik
-tarla ziraatı
-bahçe ziraatı
-fidancılık
-meyvecilik
-sebzecilik bilgisi
-sanayi bitkileri ziraatı
-zootekni
-kümes hayvanları bilgisi
-arıcılık
-ipekböcekçiliği
-balıkçılık ve su ürünleri bilgisi
-ziraat sanatları eğitimi
-köy demirciliği (nalbantlık, motorculuk)
-köy dülgerliği
-köy yapıcılığı (tuğlacılık, kiremitçilik, taşçılık, duvarcılık, sıvacılık, betonculuk)
-köy ve el sanatları (biçki-dikiş, nakış, örücülük, dokumacılık)
bu insanlar her şeyi yapabiliyordu. gittikleri yere ışık oluyorlardı. yıldız gibi patlayıp her biri başka yere dağılıp hayat götürüyorlardı. hem ahlak, hem doğru yaşam hem de yaşamını sürdürecek üretim modelini öğretiyorlardı.
atatürk bu ülkenin üzerinden bir kuyruklu yıldız gibi ışıltılı tozlarını serpe serpe geçti. ileriyi 100 sene önce görüp oturdu satır satır yazdı ve planlamalar yaptı, öğütler verdi. o ve yol arkadaşları gittikten sonra elitizmi modernliğe değiştiler ve başlayan saçmalık ülkeyi bu hale getirdi.
köy enstitülerini kapatarak başladılar ve halkla ayrışıp ülkeyi perişan ettiler. atatürk zamanında kurulan köy enstitülerinin kapatılması 1946'da milli eğitim bakanı olan reşat şemsettin sirer döneminde gerçekleşti. köy enstitülerine öğretmen yetiştiren, yüksek köy enstitüsü bölümü 27 kasım 1947'de, eğitmen kursları ise 28 haziran 1948'de chp döneminde kapatılmıştır. sizin yapacağınız işe türküreyim. halk cahil kalsın, ağalara isyan etmesin, kime derseler ona oy versin, kolay yönetelim diye cahil bıraktınız. al hepiniz ölüp gittiniz değdi mi?
köy enstitüleri her köye yürüme mesafesinde ya da köyün içindeydi ve bir köyün kendi içinde bir dünya olmasını sağlıyordu. köyde yaşayan herkese farklı meziyetler, sanatlar öğretiliyor, kendi dikişinde, müziğinde (köylüler keman çalıyordu oğlum!), resiminde, sağlığında, görgü kurallarında ve en önemlisi modern tarım konusunda eğitiyordu. kitap listeleri vardı. dünya klasikleri okuyorlardı artık pişti oynamak yerine kahvede ve bunu severek yapıyorlardı. o eski köy videolarında düzgün türkçe ile konuşan insanlar neden var sanıyorsunuz? o köylerde çakılan kıvılcımlar ordan oraya yayılıp ateş olacaktı ve türkiye çok farklı bir ülke olacaktı. sonra çıkar işte ezilmiş insanları arkasına alır biri, iktidara gelip ezip geçer hepsini. atatürk hepsini ön görmüştü.
oysa atatürk'ün öğütlediği gibi yaklaşıp halkı merkeze alsalardı, yaptığı planlara uygun yürüselerdi bugün türkiye tüm dünyanın vize alıp girmek için sıra beklediği, tarımda, endüstride, eğitimde lider, herkesin dinini, inancını, anlayışını, sosyal düşüncesini özgürce yaşadığı, istediğini giydiği, kadının tacize, tecavüze, baskıya uğramadığı, kültürlü, gelişmiş kafaları nedeniyle kimsenin kandırıp ezemediği insanlardan oluşan bir ülkeydi. herkesin harcayamayacağı kadar parası vardı ve ülkeden belli yerleri görüp gezmek dışında çıkmak bile istemiyorduk çünkü burdan güzel pek az ülke bulabiliyorduk.
türkiye dünyanın en güzel ülkesidir. türk insanı dünyanın en çalışkan ve sakin tabiatlı olmaya müsait insan ırklarından biridir. şu geldiğimiz halin yarısına gelen dünya halkları birbirini kesti, mezarlardan kadın çıkarıp tecavüz eder oldular. bu kadar kaliteli bir halkı 1940 larda salt cahil bırakıp yönetmek, sorgulamayan insanlar olsun ki rahat güdelim demek ihanet değil de nedir.
canım atatürk! senin düşüne düşüne sigaranı içip efkarlanmanı, erken gençliğimde gördüğün savaşlardan dolayı sanırdım. seni okudukca, anladıkca bugünlerimizi düşünür olduğunu idrak ettim.
görsel
okumak isteyenler için köy enstitülerinin kapatılması süreci
ben bir öğretmen çocuğuyum. annem sinop kız öğretmen okulu mezunu. artık 80 yaşına geldi. öğretmenleri köy enstitüsü çıkışlıydı ve hayatında gördüğü en rafine insan olduğundan bahseder. annemler de kendi bavullarını kendileri yapmış. şarkılar söyleyerek köy köy dolaşmış. annem senelerce hep öğretmeni, okulu olmayan köylere tayin istemiş. kadının adının bile olmadığı yerlerde, tüm köydeki kadın isimlerinin 2-3 farklı varyasyondan oluştuğu (köydeki on kadının 5 inin adının satı, durdu falan olduğunu düşünün) coğrafyalarda gitmiş ve 18 yaşında gencecik haliyle ağaları ikna edip okullar kurdurmuş, o karanlık evlerde kocalara inek karşılığı satılan kız çocuklarını okutmuş. köyde düzen oturunca farklı bir köye geçmiş, sonra farklı bir köye, farklı bir köye.. köy enstitüsü çıkışlı olmayan ama o öğretmenlere temas etmiş bir öğretmenin bile bu kalitede olduğunu gördüğümüzde acaba o insanlar nasıldılar diye düşünmeden edemiyorum. acaba sistem devam etseydi bugün ne olurduk?
annemin ağzından aldığım yanıt;
"ahhhh köy enstitüleri devam etseydi , türkiye dünyanın en gelişmiş ulkesi olurdu şimdi. öğretmen okullari da öyleydi ama onları da liseye döndürdüler. biz de saç kesmeyi, iğne yapmayı, doğum yaptırmayı, elbise ve şalvar biçip dikmeyi biliyorduk. gittiğimiz her köy kalkınıyordu. bildiklerimizi öğretiyorduk. önce çok kötü davranıyor, sonra da bizim köyde işimiz bitip ordan ayrılırken hepsi üzüntüden hüngür hüngür ağlıyorlardı. yok onlari da kaldirdilar, lise muadili bir okul yaptılar, reziller. köylünün iğnelerini ben yapıyordum, saçlarını kesiyordum, şalvarlarını biçip ellerine veriyordum. doğumlarına gidiyordum. bebekler hep sağ kalıyordu."
annemin bana serpilen ışığı bile beni iyi kalpli, etik değerlere bağlı, aydın biri yaptı. demek ne kadar önemli ve nesilden nesile geçecek bir şeymiş aydınlık.
24.08.2023 · 43. sıra
roxylucy
23.08.2023 10:21 ~ 16:46