benim bu videoda gördüğüm baskın tepki kıskançlık. muhafazakarlık, dini hassasiyetler, cehalet değil, kıskançlık.
"dört duvarı niye yapmışlar" diyen kadın için mesela o dört duvar, uğradığı evlilik içi tecavüzü, gönülsüz cinselliğini gizlemek için var olmuş bir kavram. hayatı boyunca yanağını okşayan, gözünün içine içi titreyerek bakan, içtenlikle hatrını soran, bugün çok güzelsin diyen kimsesi olmamış. biraz ağır olacak ama kuru kuru bacak ayırmış yıllarca, ayırmak zorunda kalmış. sarılan çiftten kız olanının, kendisine hiç uğramayan ilgi ve sevgiye mazhar olduğunu düşünüyor, düşündükçe hınçlanıyor, ağzından tükürükler saçarak, titreyerek bağırıyor. çünkü mutsuz, kıskanç, hayalini bile düzgün kuramadığı hislerin yoksunluğundan dolayı nefret dolu, elinden gelse o kızı parçalar. "evet rahatsız ediyor hayatım" diyen kadın bunun biraz light versiyonu, en azından maddi sıkıntıyı daha az çekmiş, belki biraz daha insan muamelesi görmüş ama o kadar.
mırın kırın edip "büyüklerimize saygısızlık" diye kikirdemesini tutan abla ikisinden de birkaç adım daha iyi durumda, büyüklerimiz dediği kesimin yıllarca görücü usulü, başlık parası, kötü yaşam şartları, kadın - erkek diyaloğu eksikliği, incelik ve nezaket yoksunluğu, yetersiz beslenme, yetersiz eğlenme, kuru kuruya spermle yumurta birleştirip üreme mecburiyeti gibi ezilmişlikler ardında her hücreleri kıskançlık ve nefretle dolmuş, büyümeyip boş boş yaş almış kesim olduğunun farkında bunu böyle açıklayamayacak olsa da. "saldırmaya teşvik ediyor" diyen adam örneğin, bu ablanın bahsettiği büyüklerden biri. kendi yaşayamadıkları onu saldırmaya itiyor, şu gün içinde bulunduğumuz durumun kısa özeti de "yaşayamadıklarını yaşayanlara yıllarca bilenmişlerin buldukları ilk fırsatta saldırması" değil mi?
"erzurum'da olsa bunları döverler" diyen adam erzurum'da aynısını ben yapamadım, beni de döverlerdi diye içinde kalmışı dışa vuruyor. işte böyle. bu olayın dinle diyanetle direkt bağlantılı olduğunu düşünmüyorum, bunlar hıristiyan olsa amish filan olurlardı, sorun bu insanların mutsuzluğa düşkünlüğü ve nefretten beslenmeleri. kendilerini gelişkin insan seviyesine çıkaracak ne bir çabaları, ne de kapasiteleri olmaması. sıkıca sarıldıkları arapçılık bir sebep değil bir sonuç, korunaklı bir habitat onlar için, arapçılık ve suudlaşma içinde, çamur havuzundaki bir domuz gibi sinekli, kaşıntılı ama rahatlar.
"biz de birbirimize sarılalım" diyen türbanlı kızlar ve sevginin cezası olmaz diyen teyzenin bu insanlardan farkları sevgi ile tanışık olmaları. türbanlı kızları o diğer türbanlı kadınlardan ayıran şey değişen zaman, eğitim, çevresel şartlar. onlar da üniversite ortamında kızlı erkekli diyaloğa giriyor, kantinde erkek arkadaşlarıyla çay içiyor, birlikte ödev yapıyor, evlenecekleri kişiyle görücü usulü olsun olmasın mutlaka flört aşaması yaşıyorlar, eğitim alıyor, para kazanıyor, geziyor,
dört duvarın dışına çıkıyorlar.
bir toplumu bataktan çıkaracak olan tek şey kadınların şunu giyiyor, bunu takıyor demeden bilimsel eğitim alması, inanın daha önemli bir şey ve eğitimin, eğitimle birlikte gelen şeylerin yok edemeyeceği bir nefret ve saldırganlık yok.