hasta 17 yaşında amatör futbolcu gurbetçi bir çocuk. amcasının oğlu elindeki pompalı ile yanlışlıkla hastayı vuruyor. sol akciğer üst bölümü, sol subclavian (köpücük altı) arter ve veni paramparça halde acile geliyor. olayın ciddiyetini anlayan anladı. apar topar ameliyata alınıyor. cerrahlar saatlerce ter döküyor. kalp damar, göğüs cerrahisi, arkada anestezi ekibi saatlerce o çocukla birlikte ecel terleri döküyor. hasta sabah 5'e kadar süren ameliyatın ardından yoğun bakımımıza geliyor. nöbetçi arkadaş saatlerce çocuğu stabilize etmek için kanlar bir taraftan, destekler bir taraftan tek başına mücadele ederek hastayı bırakmıyor. kanama kontrolü tam olarak sağlanıyor. aktif kanaması yok, destekleri yavaştan sonlandırmaya başlıyoruz. gün boyu stabil seyrediyor. ve akşam oluyor. nöbetçi benim. hoca giderken "bu çocuğa bir şey olmayacak" diyor ve nöbeti devralıyorum. her şey yolunda gidiyor. saat 22:00 civarı hastanın saturasyonu 95'lerden zank diye 80'e iniyor. ne olduğunu anlamaya çalışırken 70-60-50-40-30 diyor. başımdan aşağı kaynar sular. ulan çocuk gidiyor. ne oldu durduk yere? kanama mı başladı, tüp mü çıktı, diğer akciğere mi bir şey oldu? 30 saturasyon ile bir hasta dakikalar içerisinde hipoksik kalabilir. yani beyni oksijensiz kalıp hasar görür. çıldırmak üzereyim lan ne oldu şimdi? hocayı arıyorum. hocam koşun çocuk gidiyor diyorum. kadın evden apar topar geliyor. anlamıyoruz ne olduğunu. göğüs cerrahisi geliyor kanama yok diyor. hoca diyor tomografiye götürün çabuk. o halde hastayı götürüyoruz. tomo sonucu yeni gelişen bir kanama vs yok. saat gecenin 4'ü oldu bu arada. biz hala ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz. diyoruz şu göğüs tüpünü değiştirelim. o saatte bilmem kaç kişiyi arayıp depoyu açtırıp malzeme alıyoruz. tüpü değiştiriyoruz yok. yok oğlu yok yükselmiyor oksijeni. yapacak bir şey kalmıyor. hoca saat 5 gibi gidiyor. bir sandalye çekiyorum başına saat 9'a kadar ne zaman kalbi duracak da masaja başlayacağız diye bekliyorum başında, bir gözüm monitörde. tabanlarım patlıyor. kafam allak bullak. güneş doğuyor, hasta ölüyor... saat 9 gibi o geliyor. büyük şef, kral, asıl hoca geliyor. 1 saat anlatıyorum şöyle oldu böyle oldu diye. bir şey demiyor. birer bardak çay içiyoruz. ben bitkin halde deskte oturuyorum. hala ne zaman kalbi duracak diye bekliyorum. oksijen saturasyonu 35'lerde. hoca "ards'ye girmiş lan anlamamışsınız siz, hastayı yüzüstü çevirin" diyor. çevirir çevirmez oksijeni 40-50-60-70-80-90-95 oluyor. ulan diyorum gözlerim açılıyor fal taşı gibi nasıl olur bu. ağlayacağım amk nasıl olur lan saniyeler içinde. "noldu lan" diyor hoca. yutkunuyorum sadece. çocuk 2 hafta sonra solunum cihazından ayrılıyor. toplamda 1. ayın sonunda sağ olarak, üstelik de profesyonel spor hayatına devam edebilecek halde yürüyerek, konuşarak, gözleri gülerek alman sağlık ekibine teslim ediliyor. annesi, babası ve kendisi mutlu bir şekilde evlerine gidiyor.
bu tek bir hikaye. ve bunun nicelerini gördük. anlayamazsınız, gerçekten anlayamazsınız.
25.10.2018 · 37. sıra
cilop cilop
24.10.2018 00:53