aslan yürekli bir bacımdır.
fakat "vay kaşar, vay orospu!" diyemeyecek kadar cilalanmış bireyler olduğumuz için, geçerliliği yirminci yüzyılda kalmış külüstür bir antikapitalist jargona sarılıp "tüketim toplumunun ve neoliberal sermayenin kölesi" ya da çağımızda kabul gören daha parlak (ve tamamen bilimsel ve tabii ki yani kesinlikle yargılayıcı olmayan) bir psikanalist jargona uygun olarak "bağlanma sorunlarına ve/veya kişilik bozukluklarına sahip kişi," gibi ithamlarla yaftalarız onu.
bir tık daha az cila görmüş tipler de türk melodramasıyla harmanlanmış neoromantik bir jargonu izleyerek "öff ıssız adam tripleri" ile onun gerçekliğini sindirme ya da "sen sevilmekten korkuyorsun alper," gibi çözümlemelerle onu ondan iyi tanıdığını iddia etme yoluna başvururlar.
peki kendi tecrübemizi meşru kılabilmek için başkalarının tecrübelerini aşağılamak zorunda olduğumuzu bize kim söyledi? zorba olmadan yaşamanın hiçbir yolu yok mu?
bence var. başkalarını anlamaya çalışmak yerine yalnızca kendimizi ifade etmemiz gerektiğini savunan iflah olmaz bir solipsist olduğumu biliyorsunuz ama bu da biraz güç geliyor sanırım; sonuçta bu kadına yafta yapıştırmak yerine "olsa dükkan senin ama benim bedenim takılmacaya olumlu cevap vermiyor; benim daha güvenli bir çerçeveye ihtiyacım var, kusura bakma bacım ama i don't trust like that" gibisinden şeyler söylemek, bir anlamda soyunmak* oluyor ve biz çıplak kalınca cimciklenmekten korkuyoruz çünkü çıplak kalanı cimciklemeye alışmışız. komşuluk ilişkilerinin değişmeyen kaidesidir: kapısını çaldığımız elbet kapımızı çalacaktır.
hiçbiri sermayenin, amarikanın, israyilin, ataerkinin ya da bunların bir denginin oyunu değil; içinde yaşadığımız söylemsel cehennemi biz, böyle, hep beraber inşa ediyoruz sevgili hanımlar ve beyler.
14.11.2023 · 26. sıra
ben akcaburgazli yekta
13.11.2023 07:31 ~ 14:47