yazması kolay (dün ben de benzerini yazdım) ancak uygulaması imkansıza yakın.
çünkü:
1-) hali hazırda devletin marmara dışına yatırım için verdiği müthiş teşvikler var.
ancak beklenen akışı sağlamıyor çünkü özel sektör riski sevmez, gidip altyapı kurulmasını beklemez. bu nedenle devlet kendi gitmeli ve sonra özelleştirmeli veya anonim ortaklık ile çözmeli.
(fakat bizimkiler devletçiliği ve hele ki uzun vadeli yatırımları hiç sevmezler bu nedenle imkansız.)
2) ulaşım: iç anadolu tabiatıyla denize kıyısı olmadığı ve nehir yolu olmadığı için kaybediyor.
bu durumda demiryolu, karayolu ve havayolu ile telafi edilmesi gerekiyor.
iç anadolu’nun istanbul’un sanayi kapasitesi yükünü kaldırması için çok ekmek yemesi, her limana hızlı ulaşan hatlara sahip olması lazım yoksa kimse gitmez. (ya da deprem marmara’yı yıkar, zorunlu gideriz ancak şu an özel sektör oraya gitmez.)
oralara en azından yoğun yük taşıyabilecek demiryolları lazım. onun için de para lazım.
fakat gel gör ki biz paraların çoğunu deprem bölgesi marmara’ya, çeşit çeşit inşaatlara gömdük, ve şu an para yok :)
***
özet:
biz türkler başımıza bir müsibet gelmeden böyle işlere girişmeyiz, uzun vadeli plan sevmeyiz. huy meselesi.
biz ne kadar ötsek de hiçbir yönetim bu saydıklarımızı yapmaz çünkü müthiş girift, düğümlenmiş bir rant kapısı var. allah’tan veya doğadan zorlama gelmediği müddetçe bunu kimse bozamaz.
bu nedenle en azından müsibet sonrası yapalım demiştim : (bkz: #95853632)
kaçınılmaz son sonrası burası işlemez olacağı için tedbirle karışık kaydırmak zorunda kalabiliriz (artık buraya kurulmayalım değil mi!).
zorunlu şekilde iç anadolu’ya kaymamız gerektiğine kanaat getireceğimiz için gelecek krediler/fonlar üstte saydığım şekilde değerlendirilebilir ve gelecek nesiller kurtarılabilir.
eğer mevzubahis gelecek fon stoğunu iyi yönetecek olursak daha sağlıklı bir altyapıya ve homojen nüfus dağılımına sahip bir türkiye yaratabiliriz.
bonus: doğu’ya yavaş yavaş (ani değil) kaymaya başlayan sanayi ve istihdam, terör sorununu da zaman içinde sıfırlar (bir-iki on yıl).
bonus 2: akdeniz bölgesi batı kısmı ve ege de deprem tehlikesi altında ve karadeniz de çok yeşillik olduğu için doğasını bozmak istemedim; bu nedenle sanayi hep bakir olan iç kısımlara dönsün dedim.
bunun bonus’u da şu:
harika bir sahil hattına sahip olduğumuz için ta artvin’den istanbul’a, istanbul’dan mersin-hatay’a kadar tüm sahil şeridini mümkün olduğunca sanayiden ve yüksek nüfustan arındırırsak ve tüm şeridi estetik ve mimari olarak buna hazırlarsak korkunç sayıda nitelikli turist çekeriz. (çok kazanırız ve biz de çok güzel yaşarız; kesinlikle refah seviyemiz çok artar.)
***
şehir demek insan için yaşanılası yaşam alanları demek.
bizde şu an bu tanıma uyan şehir yok, hep yaşamak için mücadele ediyoruz. uzun vadeli olarak bütün türkiye baştan aşağı yenilenmeli, kilim desenli bina kültürünü yok edip gerçek şehir kültürüne geçmeli, şehirlerin merkezlerini de arabanın giremediği, insanların birbirinin üstüne çıkmak zorunda kalmadığı, “insan”a uygun bölgeler haline getirmeliyiz.
sahil şeridinde de hava, doğa kirliliği ve yoğun nüfus olmaksızın insanlar tatil yapabilmeli. iç anadolu’da ve güney/doğu anadolu’da da üreteceğiz.
ülkenin potansiyeli çok büyük. hep sorduğumuz: “burası x’in elinde olsa nasıl olurdu?” sorusunun cevabını buralar bizim elimizdeyken hayata geçirmemiz lazım. bunu normal şartlar altında yapmazdık biliyorum ancak maalesef olması beklenen elem olay yapmamız için fırsat olacak. bu sefer yapmazsak gelecek nesillee aynı sefillikleri yaşayacaklar. umarım bu kadar aptal ve bencil olmayız...
29.09.2019 · 5. sıra
smokinle kopruden atlayan adam
28.09.2019 00:08 ~ 09:11