Sık geçen başlıklar

askerde orgeneral görmek 3

ekşi'de gör
subay orduevinde yaptım ben askerliğimi.. her gün görüyordum, konuşuyordum, tanışıyordum. resepsiyon görevlisiydim.

belirtmek isterim, rütbe arttıkça ego azalıyor..
normal bir askerin kolay kolay göremeyeceği general rütbesidir orgeneral. keşke ben de normal bir asker olsaydım..

acemi birliğindeyken bizi yavaştan mesleklerimize göre gruplara ayırmaya başlıyor komutanlar. ara ara içtimaya gelip meslek soruyorlar falan. ben de bi yerden duymuştum, garsonum dersem çok rahat edeceğimi söylemişlerdi. verirler bi kafeye akşama kadar çay kahve verirsin, başka işin olmaz demişti birisi. aklıma yattı bu iş, dedim garsonum, hem de ne garsonum. işi garantilemek için ballandıra ballandıra anlatıyorum; işte bilmem kaç yıl şurada garsonluk yaptım bilmem kaç tane sertifikam var garsonluk üzerine falan, uyduruyorum yani. sadece bi kafede üç beş ay çalışmıştım üniversitedeyken.

neyse yazdılar beni garson olarak. mutluyum, kafenin birine geçerim belki sivil bile olurum diye düşünüyorum kendimce. acemi birliği bitti bizi dağıttılar yeni yerlerimize. dağıttılar ama bir yanlışlık olması lazım, herkese soruyorum ediyorum burda kafe yok. iyice araştırdım restoran da yok. kime sorsam bilmiyorum haftaya belli olur görev yerleriniz diyor. dedim boku yedik, bizim garsonluk işi yalan oldu. bi haftayı stres altında ne bok yiyeceğimi düşünerek geçirdim.

görev dağıtım günü geldi, herkesi isimlerine göre sen şuraya sen buraya diye dağıtıyorlar. ben afedersin sik gibi en sona kaldım. müsade isteyip komutana sordum:

"e komutanım ben?"

komutan kağıda baktı, yanındakine bir şeyler söyledi, bi telefonla konuştu.. en son bana dönüp:

"sen de ordu komutanının garsonusun" dedi.

haydaa, ordu komutanı nereden çıktı yahu kafe mafe yok muydu diyemiyorsun tabi. emredersiniz komutanım dedim.

ertesi gün başladım göreve, ama ne görev.. ordu komutanının ayrı mutfağı varmış orada çalışacağım. yemek, içecek, meyve, tatlı, ne ararsınız mevcut. komutan ne isterse istesin yok dememek için(diyemezsiniz zaten) her şeyi doldurmuşlar. tabaklar, tepsiler, bardaklar, aklınıza gelecek bütün malzemeler premium. her şey bulunabilecek en iyisinden alınmış. keza gıda maddeleri de aynı şekil.

adam çay istediği anda 45 saniyem var. bardağı ısıtıp, çayı doldurup, koşa koşa yukarı odasına gitmek için tam 45 saniye. geç kalırsam komutanın emir subayları siker beni. ne zaman çay isterse istesin taze verebilmek için yarım saatte bir çay demliyordum. günde 24 demlik çay demliyordum yani. toplasan 3 bardak içerdi. bardakta tek bir toz tanesi olursa kazığa oturturlar valla beni. çerez mi istedi diyelim, fındıkları fıstıkları tek tek seçerek koyuyorum. niye çünkü en güzelleri olmalı, bi kırık fındık giderse olacakları biliyorsunuz işte.

sabah ve akşam komutanın giriş çıkışlarında kışlada kuş uçmaz. uçamaz, vururlar. şöyle bir dolanayım dışarda dediği an herkes toz olur. koşarak kaçan üsteğmen gördüm ben ordu komutanı etrafta dolanıyor diye.*

çok sıkıntılı, çok stresli bir iş böyle üst düzey bir komutanla ilgilenmek. aman bi şey yanlış olacak mı, aman bi eksik çıkacak mı diye sürekli diken üstündeydim.

ama tabi ordu komutanı garsonu olmanın iyi yanları da yok değildi. misal nöbet nedir bilmem, içtima hiç görmedim. bütün kışla mıntıka temizliği yaparken ben filtre kahvemle sigaramı içerdim balkondan. evet balkondan, çünkü sabah daha erken, komutanımızın gelmesine 2 saat var. ondan bu rahatlığım. kışladaki hiçbir komutan bana bulaşmazdı, hatta emir bile vermezdi. çoğu şeyi ricayla, kibar bi dille söylerlerdi. elim cebimde takım elbiseyle geziyordum kışlanın içinde. albaylarla, yarbaylarla aynı balkonda sigara içtiğim çok oldu. çalıştığım bina zaten saray gibiydi. tertemiz, kışın sıcak yazın serin. 2 kişilik koğuşta kalıyordum, kalabalık içinde olmayım birinden bi hastalık kapmayım diye özel odaya aldılar. yanımdaki çocuk da diğer generallerin garsonuydu. ama onunkiler tabi tümgeneral tuğgeneral falan. sabahları kendi alarmımla uyanıyordum, "goouş gaaahk" diye bağıran çocuk bizim odaya girmezdi. akıllı telefon da serbestti. rahattık yani, ama çok da stresliydik. her şeyin bir bedeli oluyor. çok şükür kazasız belasız bitirdim askerliği, hem de öylesine sıkıntılı yerde çalışıp tek bir fırça bile yemeden. darısı şafak sayan tüm askerlerimizin başına diyelim.

evet, orgeneral böyle bir rütbe işte. ordunun en üstü, her şeyin en iyisine layık. tabii garsonu da profesyonel olmalı. böyle sertifikalı falan*
askerler orgeneral gorur de orgeneraller asker gorur mu acaba?

askerdeyken yasar buyukanit, ilker basbug ve isik kosaner makam araclariyla bizim oldugumuz yerden gececekler diye bizi saklamislardi.