entryleri okuyorum da bu toplumla yüz göz olunmaz, iletişim kurup orta yol bulma ihtimalin sıfır amk. hiç insanlara şu olay bak şöyledir böyledir diye anlatmaya gerek bile yok. boşuna kendini yıpratmamalı insan. he "aynen kanka haklısın" diyip geçmek lazım herkese.
Sık geçen başlıklar
50 bin doktorun yurt dışı için hazırlık yapması 2
ekşi'de görher durumda doktorların %100 haklı olduğu varsayımını desteklemez.
ben de birçok defa doktora gittim. içeriye giriyorsun direkt olarak neyin var diyorlar. insan ilişkilerinde her zaman nezaket olmalıdır. "hoş geldiniz, geçmiş olsun neyiniz var?" demek çok mu zor?
türkiye'de doktorlar bu milleti basit görüyorlar. kendilerinden aşağı görüyorlar ve sanki bir hayvana bakarmış gibi hastaya bakıyorlar. bunu uydurmuyorum. çünkü bizzat yaşamış olduğum ve hissetmiş olduğum duyguyu size yazıyorum. ben her zaman kendimi hayvan gibi hissettim.
bu ülkede sadece doktorlar zor olan işleri yapmıyorlar. biz de zor olan işler yapıyoruz. imalat sektöründeyiz. yeri geliyor benim üzerim başım makine yağı oluyor. yeri geliyor bir günde 15 saat çalıştığım oluyor. doktorların yaptığı işi kesinlikle küçümsemiyorum her mesleğin kendine göre zorlukları vardır ama bu nezaket kurallarını gözeterek ilişki kurmamız gerçeğini de göz ardı etmez.
daha kibar olmalıyız. karşımızdaki insanı bizden aşağı görmek medeni bir davranış değildir.
kaldı ki bu nezakete en çok hastane ortamında ihtiyaç duyuyoruz. çünkü hastayız ve kelimeler gerçekten çok önemli.
hastaneye gidiyorsun doktor sanki onu rahatsız ediyormuşsun gibi davranıyor. güzel kardeşim ben buraya boşuna mı geliyorum? kendimi iyi hissetmiyorum ki sana başvuruyorum.
zamanında kahramanmaraş'ta benim satış mağazam vardı ve bu hastaneye çok yakındı bir gün gitmiş olduğum doktor benim iş yerime geldi. kemer almak için. direkt neye baktın dedim. doktor bana ne dedi biliyor musunuz lütfen biraz kibar olun dedi. ben de size geldim hastaneye siz bana direkt neyin var dediniz dedim.
doktorlar olarak gerçekten yoğun çalışıyoruz dedi. kusura bakmayın dedi. yani bu durumda bile doktor kendisini haklı çıkaracak bir bahane arıyor.
maaş konusuna karışmıyorum. çünkü bu konu benim uzman olduğum bir alan değil. maddi sebeplerle yurt dışına çıkan doktorlara bir şey demiyorum. herkes kendi tercihini yaşar sonuçta insan hayatı maddi yönden dönüyor. yurt dışında maddi olarak daha iyi imkanlar varsa elbette değerlendirebilirler. bu konuda doktorlara hak veriyorum.
edit: özelden bir doktorumuz yazdı. senin sıran gelene kadar 50 tane ayıyla uğraşmak zorunda kalıyoruz diyor. neden insanları ayı olarak görüyorsunuz? belki hatalarımızı fark ederek daha dikkatli bir çalışma hayatına sahip olabiliriz. sen direkt karşındaki insanı ayı olarak görürsen olası her olumsuz duruma peşinen yetki vermiş olursun.
ne diyor dostoyevski suç ve ceza isimli kitabında:
''hasta bir adamın gördüğü rüyalar çoğunlukla belirginlik, olağanüstü bir açıklık, canlılık ve insanı yanıltacak kadar da gerçeğe benzerler. çok ilginçtir bu durum. çoğu zaman da korkunçtur bu tablo. ama ortam ve düşünce dizisi öylesine gerçektir ki, beklenmedik, ustaca, öylesine iyi seçilmiş ayrıntılarla doludur ki uyuyan kişi puşkin ya da turgenyev kadar büyük bir sanatçıyı bile olsa uyanıkken böylesine bir tabloyu icat etme yeteneğinde olamazdı dünyada. bu rüyalar, böyle hastalıklı durumlarda görülen rüyalar, kolay kolay unutulmazlar. zaten sağlıksız ve sinirli bir heyecanın etkisinde olan bünye üzerinde derin izler bırakırlar.''
geceden bu kadar sıkıntı çekip doktora gittiğin zaman bir kelime bile olsa bir nezaket arıyorsun. buna mecbursun. insansın robot değilsin. markete gidip 2 kilo peynir almıyorsun. sevgili doktorlar kasiyer rahatlığı aramayın. hasta bir insanın tüm duygu ve düşünceleri darmadağın olur. hastalık çok kötü bir şey. allah kimsenin başına vermesin. demek istediğim sadece güler yüz ve birazcık nezaket hepsi bu kadar.
edit: doktorun, hastayı karşılayınca "hoş geldiniz, geçmiş olsun neyiniz var?" demesi çok mu zor? bunu yazdım. özelden gelen mesaj aynen bu: ''halini hatrini memleket meselelerini de sorsunlar paşam''
bu kadar zor değil be nezaket. hoş geldiniz demek inanın ki bu kadar zor değil. lütfen ıssız bir adadan gelmiş gibi davranmayın. sosyal olun. günaydın, iyi akşamlar, hoş geldiniz deyin. bunlar bu kadar zor şeyler değillerdir.
edit: özelden sana doktor lüks kemerci bozuntusu yazanlar oldu. sevgili arkadaşlar ben ayıp bir şey yapmıyorum. helal bir şekilde işimi yapıyorum. paramı kazanıyorum. toplum dediğimiz genel kavram içerisinde birçok farklı mesleğe sahip insan bulunmalıdır. her insanın kendine göre bir işi vardır ve bu işler farklı statüleri ayrıştırıcı bir şekilde ön plana çıkarmamalıdır. bir toplumda herkes doktor olamaz. ben kemer, çanta, ayakkabı, cüzdan imalatı yapıyorum. bir doktor bunları da kullanmak zorundadır. siz hiç ayakkabı kullanmayan bir doktor gördünüz mü? dolayısıyla o ayakkabıyı üreten insanlar da lazım. örneğin bir ev hanımını basit görebilirsiniz ama ev hanımı bu ülkeye evlat kazandırmıştır. evlatları mühendis olmuştur. asker olmuştur. vatanı korumuştur. karşımızdaki insanı 2. sınıf bir insan görmek bizim ayıbımız olur. her insanın kendi içerisinde çok ayrı bir dünyası vardır ve bu insanlar gerçekten saygıyı hak ederler. o sebeple lütfen birbirimizi küçük görmeyelim. birbirimize saygı duyalım. birbirimizi sevelim. birbirimizi anlamaya çalışalım. insanı üzerindeki kıyafetine göre yargılamayalım. bu şekilde davrandığımız zaman gözümüze büyük sorunlar olarak gelen olayları daha küçük bir şekilde yani daha az çaba harcayarak aşabiliriz.
doktorlarımıza karşı asla tavır aldığımız yoktur. onlar bizim canımız ciğerimiz. en zor günümüzde sığındığımız insanlardır doktorlarımız. sayelerinde çok defa hastalıklardan kurtulduk. allah onlardan razı olsun. sadece şunu demek istiyorum biz hastalar size geldiğimiz zaman hem bedenen hem de ruhen tükenmiş oluyoruz. bu konuda biraz daha anlayışla, biraz daha nezaketle bizleri idare edin lütfen. biz hastalarında davranışlarında ölçülü olması gerekiyor. hastalık her insanın başına gelebilir. böyle durumlarda bizlerde fedakar olmalıyız. doktora şiddet asla kabul edilemez. kimseye şiddet uygulanmaz. sizi iyileştirecek insana zulüm etmeyin. iki yakanız bir araya gelmez. bu dünyanın iyilik doğrusu vardır. bunun dışına çıkarsanız yaşattığınızı yaşamadan ölmezsiniz. bunu unutmayın. bizler aynı ülkede yaşıyoruz. aynı duyguları paylaşıyoruz. her zaman sorunları çözmeye çalışalım. çözüm odaklı olalım. şiddetin sorunları çözdüğü tarihte görülmemiştir.
ha sorunlar olacak elbette. sorunsuz bir dünya malesef yoktur. victor hugo notre dame'ın kamburu isimli eserinde dediği gibi ''en nefis tereyağı bile zamanla acılaşır.'' o sebeple bizler elimizden geldiği kadar davranışlarımızda ölçülü olmaya çalışalım. düzen böyle gelmiş böyle gider ben mi sistemi değiştireceğim diye düşünmeyin. unutmayın ki devrimlerde biz kaç kişiyiz diye sorulmaz. özellikle nezaket vurgusu yapmamın sebebi, nezaket her şeyi değiştirir. nezaketin açamayacağı kapı yoktur. çünkü nezaket farklı düşünce tavırlarını iyi bir şekilde ortaya çıkarır. bir örnek vereyim, dağda yüksek irtifada kana oksijen gitmez. bu nedenle de ısınamazsınız. içgüdüsel olarak olabildiğince uzun süre uyanık kalmaya çalışırsınız. düşünce gücüyle kendinizi kanın damarlarınızda dolaştığına inandırırsınız. bu sizi hayatta tutar. bakın sadece düşünce bile insanı hayatta tutmaya yetiyor. düşünceyi ise en iyi nezaket destekler.
son olarak kimseyi de küçümsemeyelim. tolstoy, savaş ve barış isimli eserinde der ki:
''kimse kimseyi küçümseyecek kadar büyük değildir bilmelisin. küçümsediğin her şey için gün gelir önemsediğin bir bedel ödersin.''
önyargılı olmayın. kendinizi ifade edin. medeniyetin başlangıcı kendini ifade edebilmektir. örneğin isa peygamber af dilemek yerine neden çarmıha gerilmeyi tercih etti biliyor musunuz? kendini daha iyi ifade edebilmek için.
ben de birçok defa doktora gittim. içeriye giriyorsun direkt olarak neyin var diyorlar. insan ilişkilerinde her zaman nezaket olmalıdır. "hoş geldiniz, geçmiş olsun neyiniz var?" demek çok mu zor?
türkiye'de doktorlar bu milleti basit görüyorlar. kendilerinden aşağı görüyorlar ve sanki bir hayvana bakarmış gibi hastaya bakıyorlar. bunu uydurmuyorum. çünkü bizzat yaşamış olduğum ve hissetmiş olduğum duyguyu size yazıyorum. ben her zaman kendimi hayvan gibi hissettim.
bu ülkede sadece doktorlar zor olan işleri yapmıyorlar. biz de zor olan işler yapıyoruz. imalat sektöründeyiz. yeri geliyor benim üzerim başım makine yağı oluyor. yeri geliyor bir günde 15 saat çalıştığım oluyor. doktorların yaptığı işi kesinlikle küçümsemiyorum her mesleğin kendine göre zorlukları vardır ama bu nezaket kurallarını gözeterek ilişki kurmamız gerçeğini de göz ardı etmez.
daha kibar olmalıyız. karşımızdaki insanı bizden aşağı görmek medeni bir davranış değildir.
kaldı ki bu nezakete en çok hastane ortamında ihtiyaç duyuyoruz. çünkü hastayız ve kelimeler gerçekten çok önemli.
hastaneye gidiyorsun doktor sanki onu rahatsız ediyormuşsun gibi davranıyor. güzel kardeşim ben buraya boşuna mı geliyorum? kendimi iyi hissetmiyorum ki sana başvuruyorum.
zamanında kahramanmaraş'ta benim satış mağazam vardı ve bu hastaneye çok yakındı bir gün gitmiş olduğum doktor benim iş yerime geldi. kemer almak için. direkt neye baktın dedim. doktor bana ne dedi biliyor musunuz lütfen biraz kibar olun dedi. ben de size geldim hastaneye siz bana direkt neyin var dediniz dedim.
doktorlar olarak gerçekten yoğun çalışıyoruz dedi. kusura bakmayın dedi. yani bu durumda bile doktor kendisini haklı çıkaracak bir bahane arıyor.
maaş konusuna karışmıyorum. çünkü bu konu benim uzman olduğum bir alan değil. maddi sebeplerle yurt dışına çıkan doktorlara bir şey demiyorum. herkes kendi tercihini yaşar sonuçta insan hayatı maddi yönden dönüyor. yurt dışında maddi olarak daha iyi imkanlar varsa elbette değerlendirebilirler. bu konuda doktorlara hak veriyorum.
edit: özelden bir doktorumuz yazdı. senin sıran gelene kadar 50 tane ayıyla uğraşmak zorunda kalıyoruz diyor. neden insanları ayı olarak görüyorsunuz? belki hatalarımızı fark ederek daha dikkatli bir çalışma hayatına sahip olabiliriz. sen direkt karşındaki insanı ayı olarak görürsen olası her olumsuz duruma peşinen yetki vermiş olursun.
ne diyor dostoyevski suç ve ceza isimli kitabında:
''hasta bir adamın gördüğü rüyalar çoğunlukla belirginlik, olağanüstü bir açıklık, canlılık ve insanı yanıltacak kadar da gerçeğe benzerler. çok ilginçtir bu durum. çoğu zaman da korkunçtur bu tablo. ama ortam ve düşünce dizisi öylesine gerçektir ki, beklenmedik, ustaca, öylesine iyi seçilmiş ayrıntılarla doludur ki uyuyan kişi puşkin ya da turgenyev kadar büyük bir sanatçıyı bile olsa uyanıkken böylesine bir tabloyu icat etme yeteneğinde olamazdı dünyada. bu rüyalar, böyle hastalıklı durumlarda görülen rüyalar, kolay kolay unutulmazlar. zaten sağlıksız ve sinirli bir heyecanın etkisinde olan bünye üzerinde derin izler bırakırlar.''
geceden bu kadar sıkıntı çekip doktora gittiğin zaman bir kelime bile olsa bir nezaket arıyorsun. buna mecbursun. insansın robot değilsin. markete gidip 2 kilo peynir almıyorsun. sevgili doktorlar kasiyer rahatlığı aramayın. hasta bir insanın tüm duygu ve düşünceleri darmadağın olur. hastalık çok kötü bir şey. allah kimsenin başına vermesin. demek istediğim sadece güler yüz ve birazcık nezaket hepsi bu kadar.
edit: doktorun, hastayı karşılayınca "hoş geldiniz, geçmiş olsun neyiniz var?" demesi çok mu zor? bunu yazdım. özelden gelen mesaj aynen bu: ''halini hatrini memleket meselelerini de sorsunlar paşam''
bu kadar zor değil be nezaket. hoş geldiniz demek inanın ki bu kadar zor değil. lütfen ıssız bir adadan gelmiş gibi davranmayın. sosyal olun. günaydın, iyi akşamlar, hoş geldiniz deyin. bunlar bu kadar zor şeyler değillerdir.
edit: özelden sana doktor lüks kemerci bozuntusu yazanlar oldu. sevgili arkadaşlar ben ayıp bir şey yapmıyorum. helal bir şekilde işimi yapıyorum. paramı kazanıyorum. toplum dediğimiz genel kavram içerisinde birçok farklı mesleğe sahip insan bulunmalıdır. her insanın kendine göre bir işi vardır ve bu işler farklı statüleri ayrıştırıcı bir şekilde ön plana çıkarmamalıdır. bir toplumda herkes doktor olamaz. ben kemer, çanta, ayakkabı, cüzdan imalatı yapıyorum. bir doktor bunları da kullanmak zorundadır. siz hiç ayakkabı kullanmayan bir doktor gördünüz mü? dolayısıyla o ayakkabıyı üreten insanlar da lazım. örneğin bir ev hanımını basit görebilirsiniz ama ev hanımı bu ülkeye evlat kazandırmıştır. evlatları mühendis olmuştur. asker olmuştur. vatanı korumuştur. karşımızdaki insanı 2. sınıf bir insan görmek bizim ayıbımız olur. her insanın kendi içerisinde çok ayrı bir dünyası vardır ve bu insanlar gerçekten saygıyı hak ederler. o sebeple lütfen birbirimizi küçük görmeyelim. birbirimize saygı duyalım. birbirimizi sevelim. birbirimizi anlamaya çalışalım. insanı üzerindeki kıyafetine göre yargılamayalım. bu şekilde davrandığımız zaman gözümüze büyük sorunlar olarak gelen olayları daha küçük bir şekilde yani daha az çaba harcayarak aşabiliriz.
doktorlarımıza karşı asla tavır aldığımız yoktur. onlar bizim canımız ciğerimiz. en zor günümüzde sığındığımız insanlardır doktorlarımız. sayelerinde çok defa hastalıklardan kurtulduk. allah onlardan razı olsun. sadece şunu demek istiyorum biz hastalar size geldiğimiz zaman hem bedenen hem de ruhen tükenmiş oluyoruz. bu konuda biraz daha anlayışla, biraz daha nezaketle bizleri idare edin lütfen. biz hastalarında davranışlarında ölçülü olması gerekiyor. hastalık her insanın başına gelebilir. böyle durumlarda bizlerde fedakar olmalıyız. doktora şiddet asla kabul edilemez. kimseye şiddet uygulanmaz. sizi iyileştirecek insana zulüm etmeyin. iki yakanız bir araya gelmez. bu dünyanın iyilik doğrusu vardır. bunun dışına çıkarsanız yaşattığınızı yaşamadan ölmezsiniz. bunu unutmayın. bizler aynı ülkede yaşıyoruz. aynı duyguları paylaşıyoruz. her zaman sorunları çözmeye çalışalım. çözüm odaklı olalım. şiddetin sorunları çözdüğü tarihte görülmemiştir.
ha sorunlar olacak elbette. sorunsuz bir dünya malesef yoktur. victor hugo notre dame'ın kamburu isimli eserinde dediği gibi ''en nefis tereyağı bile zamanla acılaşır.'' o sebeple bizler elimizden geldiği kadar davranışlarımızda ölçülü olmaya çalışalım. düzen böyle gelmiş böyle gider ben mi sistemi değiştireceğim diye düşünmeyin. unutmayın ki devrimlerde biz kaç kişiyiz diye sorulmaz. özellikle nezaket vurgusu yapmamın sebebi, nezaket her şeyi değiştirir. nezaketin açamayacağı kapı yoktur. çünkü nezaket farklı düşünce tavırlarını iyi bir şekilde ortaya çıkarır. bir örnek vereyim, dağda yüksek irtifada kana oksijen gitmez. bu nedenle de ısınamazsınız. içgüdüsel olarak olabildiğince uzun süre uyanık kalmaya çalışırsınız. düşünce gücüyle kendinizi kanın damarlarınızda dolaştığına inandırırsınız. bu sizi hayatta tutar. bakın sadece düşünce bile insanı hayatta tutmaya yetiyor. düşünceyi ise en iyi nezaket destekler.
son olarak kimseyi de küçümsemeyelim. tolstoy, savaş ve barış isimli eserinde der ki:
''kimse kimseyi küçümseyecek kadar büyük değildir bilmelisin. küçümsediğin her şey için gün gelir önemsediğin bir bedel ödersin.''
önyargılı olmayın. kendinizi ifade edin. medeniyetin başlangıcı kendini ifade edebilmektir. örneğin isa peygamber af dilemek yerine neden çarmıha gerilmeyi tercih etti biliyor musunuz? kendini daha iyi ifade edebilmek için.