Sık geçen başlıklar

35 yaşına kadar baba olamamış erkek 4

ekşi'de gör
herkesin kendi bileceği iş. ancak baba olmak eğer içinde en ufak bir insan sevgisi varsa bu hayatta tadılası en müthiş zevk.
herkesin vakti zamanı farklı, bu tarz başlıklar çok incitici, ne zamandır sözlük bu halde bilmiyorum ama gerçekten çok ayıp. kimsede edep filan kalmadı, "şu yaşına kadar bla bla yapamamış kadın" veya "bu yaşına kadar şunu becerememiş erkek" başlıklarını açanlar hangi motivasyonla açıyor empati dahi yapamıyorum.
yok abi, ben insanlardaki anne/baba olma aşkını hiçbir zaman anlayamayacağım. bazıları öylesine istekli ki, hiçbir şeye şaşırmayan ben bu insanları görünce şaşkınlığımı gizleyemiyorum. tek çocuğu olanlar ikinciyi istiyor. iki çocuğu olan insanlar üçüncüyü istiyor. büyük şaşkınlıkla izliyorum. "çocuğun olmadan anlayamazsın." diyeceksiniz belki, hep bu cevabı alıyorum ama yok. kendime bakmakta zorlanıyorum ben. dünya çok kötü bir halde ve ben sadece kendimce biraz rahat, huzurlu, sükunet içinde yaşamaya çalışmak istiyorum. bir çocuk demek hayatının büyük çoğunluğunu ona ayırmak demek. kimse kusura bakmasın ama ben çocuk yapan insanların çoğunun hayatta kendi kendine yetemediğine, bir amacı olmadığına, yalnızken var olmayı beceremediğine ve çocuğa sığındığına inanıyorum. zaten etrafımdaki çocuklu insanların çoğunun vizyonsuz, sığ insanlardan oluştuğunu görmem tesadüf değil. kimseyi küçümsemiyorum, genelleme de yapmıyorum ancak çoğunluk öyle.

insanların çoğunun toplumun baskısıyla, toplumun belirlediği yaşam görevlerini sırasıyla yerine getirme sığlığıyla bu tarz şeyleri düşünmeden yaptığına inanıyorum. ve çoğu buna yaşamak diyor.
benim.

evet, 35ime kadar olamadım, istedim de olamadım.

30umda evlendim, 33ümde eşim ilk hamileliğinde düşük yaptı, sebebi tetrapiloidi idi. kendi derdimi bıraktım, eşime destek olmaya çalıştım, kayıp onun için daha dramatikti çünkü, ve o iyiyse ben iyiydim.

34ümde eşim ikinci kez hamile kaldı, yine düşük yaptı. bu sefer de sebebi turner sendromu idi. eşim bu kez daha da derinlere düşüyor, bense onu yukarı çekmek için daha da güçlü asılıyordum. kendi derdime dert bile diyemiyordum.

35imde üçüncü kez hamile kaldığında, 6ncı hafta ile 14üncü hafta arası her hafta doktora gitmek zorunda hissettik kendimizi ve gittik. aman bebeğimize bişey olmasın korkusuyla 2 ay geçirdik. ve orada anladım ben bu işin psikopatlık olduğunu. haftalık gitsen günlük, günlük gitsen saatlik, her dakika bilmek ister insan bebeğinin durumunu, e sürekli karnında ultrason probuyla da gezemez ya insan.. deli işi resmen.

derken 14üncü hafta tam rahatladık diyorduk ki, bir gece ansızın eşimin kanaması oldu, derhal doktoru aradık, durumu söyledik, hocam gitti mi yine diyemedik. hoca sabaha kadar tekrarlarsa direkt arayın, değilse sabah hastanede bakalım dedi. sabahı zor ettik, uyuyamadık.
sabah gittiğimizde kontroller sonrasında previa olduğunu öğrendik.
10 hafta eşim yemek ve tuvalet dışında hiç kalkmadan yattı. bu sürede elimden ne geliyorsa yaptım eşim ve doğmamış çocuğum için. şükür onu da atlattık.

en nihayetinde oğlumu aldım kucağıma 35imde.

daha önce baba olamadım. olmak istedim, ama olamadım.

sözün özü, hayatın kendi planı var, sizin ne istediğinizin ya da ne zaman istediğinizin gram önemi yok. olacak olan, zamanı geldiğinde oluyor, ne 1 gün önce, ne 1 nefes sonra.

o yüzden, olamamak üzerinden eksiklik ya da güçsüzlük çıkarımı yapmaya kalkan varsa, kendi eksikliklerini kapatmak için başka argümanlara yönelebilir. zira hayatın planı gün gelir kendisini de sınar, belli olmaz o işler.