nasıl değerli bir bayram olduğu yıldan yıla unutturulan, umursanmayan bir bayram haline geldi.
tarihte bilinen ilk türk devleti asya hun devletiyle beraber yirmiden fazla devlet kurduk. hepsinde de bir türk geleneği olarak meclis ve türevleri vardı. ancak bu meclisteki üyeler hükümdar tarafından seçilen insanlardan oluşuyordu. ankara savaşından sonra ise devlet bu yönetici sınıfını daha çok devşirmelerden seçmeye başladı. fatih zamanı daha da hızlanan bu tercih yıllar içerisinde hemen hemen tüm yönetici sınıfın türk unsuru dışındaki milletler tarafından oluşmasına da zemin hazırladı. fransız ihtilalinin en önemli çıkarımı ise ulus devletlerin varlığıydı. artık imparatorluklar çağı geride kalıyor ve hakim milletlerin oluşturduğu ve kurucu halktan adlarını alan bu devletler dünya tarihine merhaba diyordu. buna en fazla direnen üç imparatorluk ise birinci dünya savaşının sonunda yıkıldı. hatta rusya çarlığı daha 1917'de savaş bitmeden yıkılmıştı. avusturma-macaristan imparatorluğu bölünmüş, osmanlı devleti ise kendisine dayatılan ağır antlaşmalarla varlığını bir süre daha devam ettirmek niyetindeydi. osmanlı devlet yönetimindeki azınlıklar da balkan ve birinci dünya savaşı sonrasında tabii oldukları devletlerin tarafına geçmişlerdi. elde kalan milliyetçiler ise ankara'ya kaçıp milli meclisin kurulmasında önemli rol oynamışlardı.
işte mustafa kemal'in benzersiz eseri meclis değişen dünya konjonktürünün etkisi ve büyük gayretlerle böylesine zor şartlar altında kuruldu. tüm dünya türkleri bir iç anadolu ülkesi haline getiren antlaşmadan son derece memnundu. hatta padişah bile. ancak milli meclis ve onun kahraman ordusu batının bu huzurunu çabuk kaçırdı. binlerce şehit kanıyla sulanan vatan toprağı yıldırım savaşının ilk örneklerini icra ederek anadoluyu 9 günde düşman işgalinden temizlemeyi başardı. ama itilaf devletlerinin küstahlıkları henüz bitmemişti. lozan'a bile iki hükümeti yani ankara ve istanbul hükümetlerini aynı anda çağırmak gafletini gösterdiler. bu bardağı taşıran son damla olacaktı. uzun tartışmalardan sonra mustafa kemal masaya yumruğunu vuracak ve şöyle diyecekti.
---
spoiler ---
egemenlik ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye; görüşme ile, münakaşa ile verilmez. egemenlik, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. osmanoğulları, zorla türk milleti'nin egemenlik ve saltanatına el koymuşlardı; bu musallat olmalarını altı asırdan beri devam ettirmişlerdi. şimdi de, türk milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, egemenlik ve saltanatını, isyan ederek kendi eline açıkça almış bulunuyor. bu bir olupbittidir. söz konusu olan; millete saltanatını, egemenliğini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız? meselesi değildir. mesele zaten olupbitti haline gelmiş bir hakikati ifadeden ibarettir. bu, mutlaka olacaktır. burada toplananlar, meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce uygun olur. aksi takdirde, yine gerçek gerektiği şekilde ifade olunacaktır. fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.
---
spoiler ---
bu şekilde saltanat kaldırılmış ve 2000 yıllık türk hakan geleneği yerini cumhuriyete bırakmıştır. dünyada o sırada herkes askercilik oynarken, asker olmayan devlet adamları bile kendilerine türlü türlü üniforma tasarlarken mareşal mustafa kemal atatürk sade asker üniformasını çıkarmış, bıyığını kesmiş, sayısız devrim yaparak türkiye cumhuriyeri'ni modern, müstakil ve bağımsız bir devlet haline getirmişti. hitler, mussolini, statlin ve hatta churchill devletlerinin geleceğini ihtişamlı ordularına ve gelişmiş silahlarına emanet ederken, atatürk'ün emanet ettiği çocuklar ve gençlerdi. yıllardır yazdığı nutuk adlı eserini gençliğe hitabe ile başlarken ve bitirirken şöyle diyecekti.
---
spoiler ---
ey türk gençliği! birinci vazifen; türk istiklalini, türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
.
.
.
ey türk istikbalinin evladı! işte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
---
spoiler ---
benim babam köy öğretmeniydi. ilk öğretmenim de kendisiydi. birleştirilmiş sınıflarda ben okula başladım. okuma yazmayı henüz öğrenmiştik. 23 nisan'ın çocuk bayramı olduğunu daha okulun ilk günlerinde bize söylemişti. köyümüzde bırakın bakkalı fırın bile yoktu ve annem ekmeği evde kendi yapıyordu. aylar öncesinden herkese babam görevler vermiş, piyesler çalışılmış, maniler ve şiirler ezberlenmişti. yeni okuma yazma öğrenen birinci sınıflar ise birer konuşma yapacaklardı. 37 kişilik sınıfın gösterisini izlemeye tüm köy halkı da davet edildi. babam bir hafta kala şehre gidip maaşıyla her bir öğrenci için ikişer adet oyuncak alıp geri dönmüştü. saatler süren bu kutlamalar bitince her bir öğrenci çekilişe katılıp oyuncakları ve anne babalarıyla evlerine döndüğünde babamın gözleri ışıl ışıldı. elbette biz çocukların da. bir felaket olsa ve haritadan silinse kimsenin haberi olmayacak bu 100 haneli köyde bayram tüm coşkusu ve gururuyla bundan 32 sene evvet böyle kutlandı.
görselgeçen hafta ise okullar tatile girerken bizim çocukların okulundan bir mesaj geldi. pazar gününe denk gelen 23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı 29 nisanda kutlanacaktı ve herkesten kırmızı beyaz kıyafet alınması istenmişti. siz istediğiniz kadar kırmızı alt beyaz üst alın çocuklarınıza bu bayramı sevdiremezseniz biz hiçbir şeyi başaramayız. zaten yıllardır bu ülkeyi sevmemek için her şey yapıldı. gidenler neden gidiyorlar sizce? onlara sevecek ve gurur duyacak hiçbir şey bırakmadık. bizim için böylesine değerli bir bayramı gasp etmeden önce önemsemiyoruz.
iki şeyi doğru anlamak ve anlatmak lazım artık. 23 nisan 1920 ile birlikte değişen tam olarak şuydu. bu zamana kadar bir sülalenin önderliğinde genellikle babadan oğula geçen bir saltanat ve onun dar, halk tarafından seçilemeyen ve ulaşılamayan bir azınlık tarafından yönetilen devletin kulları artık yöneticileri kendi seçiyor, maaşlarını bu yöneticilere kendisi veriyordu. yönetilenler seçimle değiştirilebildiği gibi, eleştirilebiliyor, denetlenebiliyordu. yönetici seçkin sınıf artık halkın memuruna dönüşüyordu. dünyanın bu aşamaya gelmek için oluk oluk kan akıttığı süreci biz en az kayıpla ve en az kanla hatta kansız bir şekilde atlattık. demokrasi ise cumhuriyetin çileği olmuştu. elbette demokratik cumhuriyetimiz kusursuz değil. ancak o kadar güçlü ki bu kadar saldırıya ve dezenformasyona rağmen hâlâ dimdik ayakta. işte bunu iyi anlatmak lazım.
ikincisi ise ulusal egemenlik ile çocuk bu bayramda bir araya getirildi. çünkü artık türk çocuğu vatanı için sadece kanına ihtiyaç duyulan bir varlık değildi. o bu ülkenin ve devletin en değerli hazinesiydi. eşi benzeri olmayan tek çocuk bayramı da türk çocuklarına nasip oldu.
çok sevdiğim ve babamın köyünde atatürk büstünün önünde yazan sözle yazımı bitireyim.
---
spoiler ---
çocuklarımız geleceğin mayasıdır. onları sevip öyle yetiştirelim.
m. kemal atatürk.
---
spoiler ---
tüm çocukların ve ulusumuzun bu eşsiz bayramı kutlu olsun.
kalın sağlıcakla.