Sık geçen başlıklar

11 ocak 2022 kemal kılıçdaroğlu tweet'i 2

ekşi'de gör
(bkz: intihar haberini paylaşmak)

"sosyal mecrada "etik gereği paylaşılmasını doğru bulmuyorum/z" ... ve türevi yorumlara bolca denk gelince biraz yazayım istedim.

"werther etkisi" denilen olguyu duymuşsunuzdur muhtemelen. bu tür "intihar haberlerini paylaşmayın, şöyle zararlı, böyle etkiler kırılgan insanları..." argümanarının dayanağı olan bu şeyi, amerikalı bir sosyolog kullanıyor ilk olarak. new york times'da yayınlanan intihar öyküleri sonrası intihar vakalarının arttığını belirtiyor ve buna alman yazar goethe'nin meşhur romanı "genç werther'in acıları"ndan esinlenerek "werther etkisi" diyor. zira yazar, romanın kahramanına yanlış anımsamıyorsam suların derinliklerinde bir final yazmıştı. romanın basımıyla birlikte de intihar sayılarının arttığı söyleniyor. mevzuu bu.

amma velakin es geçilen ama çok önemli bir cümlesi daha var sosyoloğun aynı yazısında:

"medya, bu haberleri, bu tür sorunlarla mücadele etmede mümkün olan yapıcı çözümlerle birlikte verirse, intihar düşünceleri ile başetme mekanizmalarını dahil ederek sunarsa... intihar oranını düşürmede pozitif etki eder."

gözardı edilen kilit nokta tam da bu işte!

peki bakış bundan ibaret mi ve bu hipotez kanıtlanmış, yani eli yüzü düzgün, dört başı mamur bir gerçeklik mi? değil!

"copycat effect", "werther effect" gibi terimleri çokça duymuş olabilirsiniz "neden paylaşmamalıyızı" araştırırken. ama mesela şunu pek duymazsınız:

(bkz: papageno etkisi) ya da (bkz: papageno effect)

bu nedire geçmeden önce şu yukarıdaki (ana medyada dolaşımdaki) terimlerin mantığına bakalım:

bu iki arkadaşın argümanları "sosyal öğrenme teorisi" ve "özdeşim teorisine" dayanıyor. yani basitçe:

insanlar izleyerek, gözleyerek, modelleyerek öğrenir. zorlu bir olayla başedemeyip intihara başvuran insanı, benzer durumda yaşayan insanlar model alabilir, kötü örnek sunmayın... bu modeller benzer yaş, cinsiyet... gurubundan sıradan biri de olabilir (yatay özdeşim), ünlü bir figür de olabilir (dikey özdeşim), vesselam genç özdeşim kurmuştur ve onun sorun çözme biçimini modelleyebilir. yani intihar ederse, kötü örnek teşkil edecektir... gibi.

papageno etkisine gelirsek...

bu da diğer iki etki gibi epey çalışılmış bilim dünyasında. terimin kökeni, werther etkisinin kahramanı goethe'den biraz daha evvelinde yaşayan mozart'a, mozart'ın ünlü eseri "sihirli fülüt'e dayanıyor. arzu eden şuradan hikayeyi okuyabilir:

https://tr.wikipedia.org/wiki/sihirli_flüt

kuş adam papageno, eşi papagena'sına kavuşamayınca intihar etmeyi düşünüyor ama üç çocuk "başka bir dünya mümkün fikriyle" onu bu düşüncesinden vazgeçiriyor ve nihayet opera sonunda papageno eşine kavuşuyor.

bu hikayeden yola çıkarak, insanların "intihar düşüncesinde/eğiliminde olan insanlara" nasıl pozitif yönde etki edebilecekleri, sosyal medyadaki paylaşımların nasıl kullanılabileceği... filan araştırılıyor. bilimsel çalışmalar bunlar. ilk bahsettiğim iki etkiyi kanıtlamak amaçlı yapılan devasa çalışmalar kadar olmasa da hatrı sayılır çalışmalar var. açar okursunuz merakınız varsa.

sosyal medyada "intihar haberi paylaşımlarının" intihar oranlarına pozitif mi (werther etkisi), negatif mi (papageno etkisi) yoksa "sıfır etki mi" ettiğini ortaya koyan bilimsel araştırmalar da var ve inanın sonuçlar "werther etkisini" doğrulamıyor.

şimdi derdim ne benim? benim derdim insan. ben psikoterapistim.
benim derdim, doğru veri ve verilerin doğru değerlendirilmesi, ben bilimle iç içeyim.

bugün (dün oldu gerçi) bir çocuğumuz kendini öldürdü. dün dediğime bakmayın. her 90 saniyede bir insan intihar ediyor verilere göre. bu çocukları/yetişkinleri "resilience", "depresyon" gibi başlıklarda tepeler genelde bizimkiler fatiha niyetine. resilience dediğimiz, "yıkılmadım, ayaktayım" mottosu. hani böyle çar çamurdan kalkıp üstünü başını silkeler ya bazısı, "on numara!" diye ayağa kalkar alkışlarız.

değil işte, bazen değil işte. bu ülkenin resilient'i ile elin hollandalısınınki aynı değil bu çağda. çocuk üniversite kazanmış, tam kendini yaşayacağı çağda tıkılıyor bir kutuya...

neyse her bireyin hikayesi başka, enes üzerinden gitmeyeyim.

kendisine "yetkili", "yetkili adayı" diyen insanlar bu tür haberleri paylaşmaktan imtina etmemeli ama "doğru çözümleri" büyük puntolarla yazarak, çözüm yerleri sunarak, göstererek. öyle "etik gereği" filan yalan/dolan işler. ne etiği abiciğim/ablacığım? çocuk ölürken "kardeşlerinin aynı acıyı çekmemesini" diliyor, biri kendini asıyor "çocuğunu ısıtamadı" diye, çocuklar güvenle büyüsün istiyor, bir diğeri "torpil bulamamış, işsiz"... ne etiği güzel kardeşim!!!

edit: bkz düzeltildi.

neyse...

sihirli flüt'te bir sahnede papageno sorar pamina'ya en sıkışık anda:

- ne diyeceğiz şimdi?
pamina cevaplar:

"gerçeği, gerçeği! en cürüm bile olsa gerçeği"

çocuklara, insanlara bir umut verin. etikciğinizi* yerim sizin."
danışmanlar akşama kadar düşünüp bunu bulmuşlar, yazık sadece yazık. cemaat ve tarikatlara iki çift laf edemediniz ya. bunu tarih yazar. püh allah belanızı versin