Sık geçen başlıklar

1 temmuz 2018 istanbul lgbti+ onur yürüyüşü 2

ekşi'de gör
canı gönülden desteklediğim ancak gizliliğim yüzünden katılamadığım yürüyüş...

kaybedecek neyim mi var?
ailem, mesleğim, arkadaşlarım, param..

oraya gidip korkusuzca yürürsem ne kazanırım peki?
onurumu.

şimdi perdeler ardında onursuzca saklanıyorum, maskeler takıp dolaşıyorum. farkındayım hatamı, biliyorum.

benden daha cesur olup orada yürüyen, yürümeye cesaret eden, ailesene ve dünyaya kendini açıklayan ve kabul ettirmeye çalışan tüm insanlara selam olsun...

varsın bize namussuz, ahlaksız, terbiyesiz, onursuz ve günahkar desinler. biz gerçeği biliyoruz...
hollanda'yı bilir misiniz, a' dostlar? tahta ayakkabıları, peyniri, laleleri ve rüzgar değirmenleri ile ünlüdür. peki bu değirmenler, neden bu kadar ünlüdür ve önemlidir onlar için? çok kısaca anlatayım ben size. hollanda, bugünkü gelişimini bu değirmen sistemlerine borçludur desek, abartmış olmayız. rüzgar değirmenlerinin mucidi, heron'dur. 1. yüzyılda diğer mekanik sistemlere güç sağlayabilmek için tasarlanmıştır. o günden beri pek çok amaca hizmet edecek varyasyonları yapılmıştır. bu amaçlardan en bilineni, öğütme işlemidir. 1400'lü yıllara kadar hollandalılar da ekseriyetle bu iş için kullanıyorlardı değirmenleri. mısır öğütüp un elde ediyorlardı. bizim ülkemizin 1/18'i kadar toprağa sahip olan bu ülkenin tarımsal ihracatı 2018 ilk çeyreği itibariyle 91.7 milyar euro. bizimkisi ne kadar peki? ~34.2 milyar euro. patates 7 tl'yi görünce suriye'den ithal etmeye başladık, hepiniz biliyorsunuz. sadece bir ilimiz büyüklüğünde tarım alanlarına sahip bu ülke, neredeyse 3 kat daha fazla tarım geliri elde edebilmeyi nasıl başarıyor?

burada yeniden değirmenlere ve 1400'lere dönüyoruz. biliyorsunuz ki hollanda deniz seviyesinin altında bir ülke ve topraklarının yarısından çoğu sulak alanlardan, bataklıklardan oluşmakta ve bu alanlar, denizden kumul kemerleriyle ayrılıyor. halk yine tarım yapıyor, daha doğrusu, yapmaya çalışıyor çünkü elverişli alan zaten kısıtlı, o kısıtlı alanlar da sık sık su taşkınları ve baskınları ile bozuluyor. 1375'te büyük bir baskın oluyor, ardından 1404'te st. elizabeth flood 1 denilen büyük baskın yaşanıyor, tarlalar, ürünler, değirmenler... hepsi gidiyor. yine sıfırdan bir şeyler yapmaya başlıyorlar ancak 1421'de ikinci st. elizabeth flood geliyor, 70'ten fazla köy yok oluyor, binlerce insan ölüyor. ölüm demişken, değirmenlerin bir mekanik sistem olmalarının dışında kültürel kullanım amaçları da var. mesela yelkenler kullanımda olmadığı zaman değirmene dik konumda yani + şeklinde kilitlenmişse o değirmenin sahibinin evinde düğün, yeni bir çocuk gibi mutluluk ve davet var demek oluyor. bunu uzaktan gören köylüler "van veijdein'gilin büyük kızı evleniyor zaar, bi hayırlı olsuna gidelim." diyorlar. ya da x şeklinde kilitlenmişse bu da "yetişin komşular dağ gibi herifimin cenazesi var." gibi kötü bir olayın habercisi.

1421'deki bu büyük yıkımdan sonra hollandalılar düşünüyor: "e biz bu tarlaları, degirmenleri 20 yılda bir yeniden yapıyoruz. tarım yapsak, un yapsak, ekmek yapsak, yine sele gitmeyeceğinin garantisi yok. e bu amk değirmenleri de mısır öğütmekten çok 'cenaze dolayısıyla kapalıyız' mesajını vermek için kullanılıyor. biz bunları ahır yapalım madem." diyorlar. demiyorlar tabii. değirmenler sadece rüzgar gücü ile çalışmıyor, su gücünü de kullanıyor. adamlar düşünüyor, taşınıyor ve diyorlar ki "aga, biz bu değirmenleri aslında drenaj pompası olarak da kullanabiliriz." öyle de yapıyorlar. daha sonra ülke çapında muazzam bir değirmen-pompa sistem ağı kuruyorlar. önce suyu kolayca tahliye etmeyi öğreniyorlar, sonra da bu ağ sayesinde suyu kendilerine fayda sağlayacak şekilde yönlendirmeyi başarıyorlar. tüm ülke, ortak bir amaç için kafa yoruyor, emek harcıyor ve daha sonra kendi yönlendirdikleri suyun gücüyle çalışan marangozhaneler kuruluyor. ki bu atılım, gemicilik teknolojilerinin gelişmesine önayak oluyor ve hollanda denizlerin, yeni dünyaların hakimi haline geliyor.

"lgbti yürüyüşü başlığındayız, sen ne diyün?" dediğinizi duyar gibiyim. aranızdan 100 kişi seçsek, "al, bu pasaportun, bu uçak biletin, yarın amsterdam'a gidiyorsun. bundan sonra hollanda vatandaşısın." desek, kaçınız sevinçten çıldırıp " hollanda, he mi? bu akşam gitsem olmaz mı abi?" der acaba?

hollanda halkı, 600 yıl önce "birinin başına gelen felaket benim de felaketimdir. birinin kurtuluşu, benim de kurtuluşumdur." diyebilerek bu günlere geldi. biz öyle değiliz. biz, kıskancız, biz kindarız, biz haset ve nefret doluyuz. kendimiz kötüysek, başkaları da kötü olsun isteriz. kendimiz iyiysek, yine başkasının kötü olmasını isteriz.

biliyorsunuz, lgbti hakları ve özgürlükleri konusunda hollanda ilk sıradadır. insanlar sokakta öpüşür, soyunur, ot içer keyfine göre. kimseye batmaz bu. onların çocukları, sokakta öpüşen iki gay'i görüyor ve anında ahlakı bozuluyor, insanlıktan çıkıyor hemen. tabii.

bizim çocuklarımız görmüyor da ne oluyor peki? vatana, millete, insanlığa çok faydalılar, di mi? 8 yaşında çocuğu öldürüp direk diplerine gömenler? özgecan'ı diri diri yakanlar, sokakta öpüşen gay gördüğü için böyle oldular. di mi lan? di mi? cevap versenize ahlaklı orospu çocukları!