Sık geçen başlıklar

öğretmenlerin sıra dayağı attığı karanlık dönem 2

ekşi'de gör
öğretmenden dayak yedik diyenler... siz bir de 60'lı yıllardaki dayağı tatmış olsaydınız ne düşünürdünüz acaba?.. hemen söyleyeyim, sizi biraz pataklamış olabilirler ancak...
1966'da ilkokul 1. sınıftaydım. siyah bir önlük, naylon bir yaka, gri pantolon, bez mendil, sıfır ya da bir numara alabros saç tıraşı bir öğrencinin demirbaş aksesuarlarıydı. pranga kaçağı gibi dolaşıyorduk ortalıkta... okulun duvarları bile hastane sarısıydı. nereye baksan siyah-beyaz bir görüntü... estetik yok, renk yok, ruh yok...
sıralarda üçer kişi oturuyorduk. şişman olan öğrencinin yanına iki tane zayıf öğrenci koyarlardı ki sıraya sığabilsinler. yanlış hatırlamıyorsam 80 kişiden fazlaydı bizim sınıf. dışarıdan sınıfa girdiğinizde berbat bir koku genizleri yakardı. bir müddet sonra bu kokuya alışır, doğalmış gibi gelir ve artık hissetmez olurdunuz.
sınıfın ortasında hababam sınıfı filminden fırlamış gibi tıpatıp aynısı kömürlü bir soba vardı.
siz istediğiniz kadar iyi, çalışkan, saygılı, efendi, kibar bir öğrenci olun sıra dayağı denen bir olay vardı. bir sınıfta fazla gürültü mü yapıldı?.. istisnasız tüm öğrenciler sıra dayağına çekilirdi. sıra dayağında kullanılan malzemeler; cetvel, pergel, sopa, plastik cop, vb. sıra dayağına çekilecek sınıftaki öğrenciler (kız ve erkek ayırt edilmeksizin) sağ ve sol avucunu dayağı atacak öğretmene ya da idareciye (müdür ya da yardımcısı) açar, avucuna inecek darbeyi korku içinde beklerdi. 5 sene içinde kaç kere sıra dayağı uygulamasından dayak yediğimi tanrı bilir. bir ya da birkaç öğrenci acil cezalandırma vakalarında öğretmen ya da idareci tarafından kulak memesi çekilmek ya da suratına inecek tokat şeklinde olurdu. korkudan altına işeyen ya da sıçan çocuklar gördüm.
düşünün 6-7 yaşında küçük bir çocuksun, eşek kadar 30-40 yaşındaki yetişkin birisi tarafından (ki bu öğretmen) fiziksel şiddet görüyorsunuz. tanrı aşkına!.. küçük bir çocuk ne gibi bir suç işlemiş olur? düşünüyorum, ya yanındaki arkadaşınla biraz yüksek sesle konuşmuşsunuzdur, ya sıradan kalkıp şöyle ortalıkta dolaşmış olursunuz, yere çöp atmış olursunuz, vb. şeyler.
60'lı yıllar tuhaf yıllardı. okulda öğretmenden dayak yediğimizi evdekilere söyleyemezdik. çünkü toplum o yıllar oldukça muhafazakar. "ne halt yedin de öğretmenin seni dövdü?" derler bir de evdeki ebeveynlerinden dayak yerdiniz. ancak kulak zarı patlatılması, kafada yüzde ağır travma izleri olduğunda dayak yediğiniz açığa çıkardı. kulak zarı patlatılan bir çocuğun annesi okulu ayağa kaldırmıştı hiç unutmam...
o yıllar dayak sadece okullarda değil askeriyede de çok yaygındı. askerde adamı hastanelik edene kadar kafa kol kırmaca döverlerdi. askere gidip de dayak yemeyen erata rastlayamazdınız.
dayak ile bir insanı adam edemezsiniz. ancak korkutup sindirebilirsiniz. zaten amaç çocukları korkutup sindirmek ve kayıtsız şartsız itaat etmesini sağlamaktı. ama dayak atmaktan çirkin bir zevk alan öğretmenler, idareciler vardı.
günümüzde bu yöntem geri kalmış ülkelerde uygulanmıyor mu? millet korkutulup sindirilir ve ülkede ne kadar çok haksızlık yapılsa bile kayıtsız şartsız itaat etmeye zorlanır. polis ya da asker dayağı, olmadı hapis edilme korkusu...
hülasa; dayak ilkel ve insanlık dışı, medeni olmayan bir uygulamadır, suçtur...
disiplinli, kaliteli ve saygılı bir kuşak yetişmesini sağlayan efsane ceza. ortadoğu'da şart bu. yemişim finlandiya eğitim sistemini. oradaki hoca gelsin esenyurt'ta elli kişilik sınıfa da büllüğünü görelim.