Sık geçen başlıklar

zülfü livaneli'yi linç eden ruh hastaları 2

ekşi'de gör
(bkz: türkiye'de feminizm)

merak etmeyin. "gerçek feminizm bu değil" diyenlerin motivasyonunu anlıyorum ve aklı başında olanları, aklı başında olmayan ezici çoğunluktan ayırmayı biliyorum.

her ne kadar siz "gerçek trp bu değil" denildiğinde aynısını yapabilecek olgunlukta olmasanız da...

türkiye'de yerleşik feministlerin çok önemli bir kısmı, toplumun diğer bütün kesimlerine sirayet etmiş cehaletten kendilerine düşen payı almış durumdalar. bu ülkenin sağcısı da, solcusu da, atatürkçüsü de, muhafazakârı da, dincisi de, dinsizi de, yobazı da, seküleri de, galatasaraylısı da, fenerbahçelisi de, genci de, yaşlısı da, liberali de, sosyal demokratı da, siyasal islamcısı da, feministi de önemli oranda cahil.

örnekleme yapmak hoşuma gidiyor.

bu ülkenin sosyal demokratını alıp, mevcut fikriyle, örneğin, hollanda'ya götürseniz orada radikal sağcı olarak kategorize edilir.

bu topraklarda yerleşik kültür yaklaşık 1000 yıldır türk-islam kültürü ile şekillenmiş durumda. belki 30-40 nesildir bu şekilde. dolayısıyla üzerine sinmiş olan bu dominant kültürün kokusu ama derinlerden ama yüzeyden, bir şekilde mutlaka geliyor.

kültürel altyapı bu. adana kebap.

yanında bir kavanoz var. üzerinde sosyal demokrasi yazıyor. kavanozun içinde eritilmiş sıcak çikolata var. adana kebabı alıyoruz, bu çikolatanın içine batırıp çıkarıyoruz her tarafı iyice çikolata olana dek.

hemen yanında duran, üzerinde atatürkçülük yazan kavanoza uzanıyoruz. içi granül pasta süsleri ile dolu bu kavanozun. çikolataya bulanmış olan çubuğumuzun üzerine bu süslerden serpiştiriyoruz.

işte size türk sosyal demokratı.

feministi de böyle, sağcısı da böyle, atatürkçüsü de, dincisi de, seküleri de.

feminist olduğunu ileri sürmekle, şu veya bu hakların kazanımı konusunda nasıl adımlar atması gerektiği, nasıl bir strateji izlemesi gerektiği, bu stratejiyi izlerken süreci hızlandırmak adına nasıl taktikler uygulaması gerektiğine dair hiçbir fikri yok.

satranç oynarken her iki taraf eşit güçlerle başlar partiye.
belli bir planınız, stratejiniz ve bunlara uygun taktikleriniz yok ise, tüm bunların yanı sıra hesap yeteneğiniz sınırlı ise başarılı olma şansınız yok denecek kadar düşük olur.

burada ise feministler eşit güçlerle başlamıyorlar oyuna. zaten geride başlıyorlar. iki kale ve bir at eksik bir şekilde başlıyorlar oyuna. mevcut taşlarının tamamına ihtiyaçları var. zaten normal şartlarda dahi işleri çok ama çok zor iken zülfü livaneli gibi bir insanı kaybetmeyi göze alarak yapmaya çalıştıkları şey, bir kalelerini daha oyundan çıkarıp kenara fırlatmak oluyor sadece. piyonu süre süre, ittire ittire kazanabileceklerini düşünüyorlar.

akıl var mantık var. siz bugün zülfü livaneli'yi, ideal bir ortamda belki eleştirebileceğiniz bir söylemi nedeniyle kaybederseniz, yarın kemal kılıçdaroğlu'nu çok daha kolay kaybedersiniz. o, sizin bu nefret ettiğiniz ataerkil sistemin daha fazla içindedir yetişmiş olduğu kültür gereği. ertesi gün de imamoğlu'nu kaybedersiniz. tamam da kazanmayı umut ettiğiniz hakları tam olarak nasıl kazanacaksınız pardon? ak parti mi size sahip çıkacak mhp mi? aklınız başınızda mı? "kimseye ihtiyacımız yok" diyerek, sizinle birlikte yürüyüşlere katılan erkekleri bile dışladığınızda ulaşacağınız sonuç çok net: kayıp!

hak ve haklar kazanımı umrunuzda olmayıp, tek umrunuzda olan ilgi odağı olabilmek ise bir şey diyemem. ki önemli bir kesiminiz için aslında gerçek olan bu.

başaramayacaksınız çünkü cahilsiniz. çünkü aptalsınız. vizyonsuzsunuz.

başarmak isteyip başaramadıklarınızın, olmak isteyip olamadıklarınızın, yaşamak isteyip yaşayamadıklarınızın ezikliği yüzünden anlamlı hareket edemiyorsunuz. bütün hedefiniz poz.

bak bakalımcılardan farkınız yok.

var ya hani her kadın cinayeti sonrası ortaya çıkan, çözüm önerisi olarak bir ceza ortaya atıp "bak bakalım bir daha yapıyorlar mı?" diyen cahiller sürüsü. onlar gibisiniz işte.

sizden bir şey olmaz.
bir paylaşımında "kadınlarımız" ifadesi geçiyor diye zülfü livaneli'yi linç eden, çoğunluğu feministlerden oluşan kesimdir.

gerekçe şu:

"neden 'kadınlarımız' deyip sahiplik ifadesi belirtiyorsun?"

"biz, kimsenin bir şeyi değiliz."

"sadece 'kadınlar' diyeceksin."

hiç beklemediği bu tepki karşısında adamcağız şu açıklamayı yapmak zorunda kalmış:

-----
beyinlerdeki hastalık korkunç düzeyde. bazı kadınlar korkunç cinayetleri unutmuş, “kadınlarımız” dememi eleştiriyor. peki , çocuklarımız, yurttaşlarımız, yoldaşlarımız , işçilerimiz de demeyelim. kadınlarımız diyen nazım hikmet’i de sansürleyelim. oldu mu?

peki bu kadar soğukkanlı biçimde davrandığınız öldürülen, yakılan kadınlar için öneriniz ne? kadınlarımız’ı kadınlar’a çevirmek mi?

sahiplenmek ile sahip çıkmak iki ayrı kavram.
-----

"kadınlarımız"lı paylaşım
açıklama

neden bu ülkenin hiçbir şeyi normal değil?