şu aralar dünyayı kurtarmakla meşgul olduğum için (eheh) ekşi hesabımı kapadım bir süreliğine ancak, araştırma yaparken ekşi linki çıkıp da ona tıklayınca soldan soldan bana baktı başlık. dayanamadım hesabımı açtım yazıp kaçacağım.
baştan söylüyorum bu sadece samimi görüşlerimdir. deneyimlerden süzülmüştür. aaa aranıyor gibi anlamlar çıkarmayın. hepiniz değil ama bazılarınız böyle bir entry okuduktan sonra bunu yapıyor evet. konuya dönüyorum.
şimdiye kadar evlenmediysem tek sebebi sevgi eksikliğiydi. pek çok farklı gerekçe sunulabilir, şunun şurası bunun burası böyleydi diye ama aslında hepsinin bağlandığı tek nokta karşılıklı o yoğun sevgi ve saygıyı yakalayamamış olmaktı. kiminde ben az geldim kiminde karşımdaki. evlenmenin ise tek bir mantıklı gerekçesi var, ben bu insanla bir ömür beraber olmak, her halinde yanında olmak istiyorum diyebilmektir. bu olmadan olmuyor işte.
şu yaşıma geldim ne maddi beklentilerim oldu, ne saçma sapan taleplerim. düğün sevmeyen, sosyal medyada (ekşi hariç) takılmayan, yaşadıklarını üçüncü şahıslara pespaye etmeyen, saçma sapan ilişki oyunlarından ve taktiklerinden kaçan, her işini kendi yapabilen ama tek derdi bir yudum huzur ve mutluluk olan biriyim. yıllardır böyleyim. hani burada yazıyorsunuz ya, şimdi sor yine de nasıl olmadı, çok mu tipsizsin diye :) zevkler başka başka ama o da değildir herhalde. e hani bulsanız evleniyordunuz, buyurun kanlı canlı örnek size, peki niye olmadı?
böyle olunca ne oluyor biliyor musunuz? akıl almayacak triplerle karşılaşıyorum. cepte keklik gibi gören mi istersin, kendini naza çeken mi, heyecanı biten mi istersin, yoksa tıhı tıhı diye havalara giren mi, anlayışlı olmaya çalıştıkça malında mülkünde, yakışıklılığında, artık size sunacağını, lütfedeceğini zannettiği her ne ise onda gözünüz olduğunu, onu kapaklamaya çalıştığınızı zanneden mi? bir de kızlara söverler burada hep. trip atmayınca her şeye he diyeceğim zannediliyor mesela. olay çıkarmayınca hatalarını görmediğim düşünülüyor mesela. bir kabahati yalvarmasını, sürünmesini beklemeden affedince ona muhtaç olduğumu bir de. kesin altında başka bir niyeti var diye de düşünülüyor. algılayamadığınız bir şey var, yana yakıla aradığınız özellikleri sergileyen biri olduğunda sizde bir değişim oluyor. başka yerlere kaymaya başlıyor aklınız ve kanaatkarlık nedir bilmiyorsunuz. pasiflikle iyi niyeti birbirine karıştıran bir toplumuz çoğunlukla ve toplumun her noktasında olduğu gibi bu konuda da iyi niyetli insanları ezmek en birinci görevimiz.
bakın çok ilginçtir, şu meşhur thor’u biliyorsunuz değil mi? nam-ı diğer chris hemsworth. ömrümde gördüğüm en yakışıklı adamlardan biri gerçekten. hani son filminde masada yatıyorken “işte gerçek bir adam” denilen adam. karakterinin nasıl olduğunu bilmiyorum ancak bu adam kendinden, tam emin değilim 6-7 yaş büyük bir kadınla evli. yine tam emin olmamakla birlikte, burada bir yerde okumuştum sanırım, tanıştıktan sonra 3 ay içinde evlenme kararı mı almış, evlenmişler mi ne öyle bir şeydi. kadın da fena değil güzel bir kadın ama kris istese “daha” taş, “daha” şöyle karakterli, “daha” böyle birini bulamayacak bir adam değil takdir edersiniz ki. adam da daha 83’lüymüş şimdi baktım. 3 tane de çocukları var… neyse.
mesele tip değil ama karakterini tanıdığımız ortak insanlar olmadığı için şekilci örnek veriyorum, şu adamın yarısı bile etmeyecek adamlarda (siz bunu tip yerine karakter olarak da düşünebilirsiniz) bir afralar tafralar var ki hala niye uzaya çıkamadık anlayamıyorum mesela. halbuki o mabat atmosferi aşmış, ne kalmış oradan sonra? oksijensizlikten yönünü bulduramadıysa demek hala bize tahammül ediyor. ben iddia etmiyorum bunu, tavrı bu.
bir şey arıyorsunuz ama o aradığınız şey yaldızlı olan değil. organik olanlar biraz yamru yumru ve kurtlu. hayatın gerçeği. rol yapmayan, rol kesmeyen insanlar hatalarıyla, eksikleriyle karşınızdalar ama siz bu hatalı deyip üzerini çiziyorsunuz. belki birlikte düzeltebileceğiniz bir şey ama hayır! size en mükemmeli lazım! neşter!! kafanızda oluşturduğunuz hayali kalıba cuk diye oturacak insan mı arıyorsunuz sokakta? yarı tanrıcılık oynamak gibi bir şey. tanıdığım mutlu çiftlere baktığımda, gördüğüm şey birbirinden çok farklı da olsalar birbirlerini seviyor, saygı duyuyor, her şeye rağmen genele bakıldığında uyumlu hareket edebiliyor olmaları. daha fazlası değil. ne meslek uyumu, ne siyasal görüş ortaklığı, ne hobi ortaklığı, ne temizlik algılarının ortaklığı, ne karakter benzerliği… sevgi, saygı, uyum yakalanınca bir diğerine kıyamayıp o çorapları sepete atıyor mesela her ne kadar buna üşense ve gereksiz görse de. öyle kaba bir örnek vereyim siz anlayın.
sevmeyi, kalp kırmamayı, kanaatkar olmayı, hep daha fazlasının, daha farklısının bizi beklediği sanrısını aşabilmeyi öğrenmek gerekiyor. insana insan olduğu için değer vermeyi, sevmeyi, saygı gösterebilmeyi öğrensek, her insanın özel olduğunu algılayıp, 3 günde tanıdım zannederek insanların üzerini bir kalemde çizmesek birbirimizi anlamak, doğru tanımak ve analiz etmek için daha çok imkan bulacağız belki. illa sevgili olmak, evlenmek için bile demiyorum tanımak için diyorum bakın. tanıyacaksın ki sevmeye fırsatın olsun. bunu bile beceremeyen topluma görücü usulü en doğru hamledir ama ben bu durumun zaten toplumun yıllarca görücü usulü evlendirilmiş olmasından kaynaklandığını, zamanla düzeleceğini, geçiş sürecinde olan bizlere piyangonun vurduğunu düşünüyorum.
neyse işte böyleyken böyle. hepinizin aynı olduğunu iddia etmiyorum farklılarınız da var elbette, çok farklı gerekçelerle oldurulamayan ilişkiler de oluyor ama toplumun geneli bu şekilde maalesef. diğerleri küçük, küçücüüük bir azınlık. o nedenle bu yazıyı yazma gereği duydum. ve işin başka bir açısı, erkekler bu durumun gerekçelerini kadınlardan daha iyi biliyor. bir de illa ki kadınlarda da kabahatler var. hatta benzer kabahatler de var. bu sadece karşıdan görünen tablonun bir kısmına benim getirdiğim yorum diyelim.
herkese hayatında başarılar diliyorum. çok konuştum yine, şimdi sessizliğime geri döneyim. buraya kadar okuyan oldu mu ya??
21.08.2018 · 21. sıra
tumbleweed
20.08.2018 01:21