Sık geçen başlıklar

türkiye yanarken instagram'dan fotoğraf paylaşmak 1

ekşi'de gör
babamı kaybettiğimizde erkek kardeşim 20 yaşındaydı. babama en deli divane olduğu yaşlar. gece rastgele tuvalete kalkıp odasının kapısının önünden geçerken horlaması kesilirse, yeniden nefes aldığını duyana kadar kapının önünden ayrılmadığı, öksürüğünde canından can kopan, geciktiğinde gözü yolda kalan yaşlar…

sonra işte, biz babamı çok sağlıklı sanırken bir gece ansızın annem ve kardeşimin kollarında öldü.

ben haberi aldığımda üstümdeki tişörtü yırtmışım sinir krizi geçirirken. verilen ağır ilaçlara rağmen üç gün uyumayıp çırpındım, ciğerim söküle söküle ağladım.

oysa hiç ağlamadı. ağlayamadı. birkaç gün olmuştu henüz, evde kuran okunuyordu, kapı önünde radyodan maç dinliyordu, hiçbir şey olmamış gibi. kaçan gole falan üzülüyordu yani.

bir süre önce de ölen komşumuzun kızını gülüp şakalaşırken görmüştük arkadaşlarıyla da, şaşırmıştık haline ikimiz de. onu dedi bana. “abla ne garipmiş. ağlayamıyorum. yabancı mı öldü, babam öldü” diye hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı sonunda.

acılar öyle bireysel yaşanıyor ki. ben çok hızlı toparlanıp hayata döndüm, o uzun süre atlatamadı. sen mesela buralarda başkalarının sözde duyarsızlığı üzerinde kendini cilalayacaksın, o küçümsediğin ve tepkisiz bulduğun insan bu hayata çocuk getirmeye erinecek sen ard arda baby showerlar, diş partileri, çiş partileri yaparken. öyle kişisel.

ama sizin ne koca ağzınız varmış be arkadaş. neye üzüleceği, neyi sindireceği, neyi yiyip neyi yemeyeceği, neye gülüp neye söveceği ne de güzel bilinirmiş herkesin, sizin tarafınızdan. bravo üst düzey duyarlı arkadaş. sensin valla o. bravo.