türk kadını denince aklında sadece gri eşofmanı, ojeli tırnaklarıyla tripten tribe koşan kezbanları canlandıran zihninize ne diyeyim.
bu ülkenin geneli unla besleniyor unla. "ekmek ye de karnın doysun" deyimi boş yere türemedi. ekmek erişimi en kolay ve ucuz gıda maddesi.
ekonomik kısıtlılık dışında, bir de kadına verilen değer de söz konusu tabii. anadoluda, oğullarına löp löp et yedirip, evdeki kadınları bundan mahrum bırakanı bile gördü bu gözler. sanki norveç standarlarında ekonomimiz ve algımız var da, kadınların neden şişman olduğunu sorguluyoruz.
bir de mutsuz insan yiyor evet. eğitimli, şehirli, çocuklu kadınların hatırı sayılır bir kısmı ise bu yüzden şişman. sabah koca uyurken kalkıp kahvaltı hazırlıyor, çocukları giydirip yedirip okula yolluyor, koca işe yetişeceği bir saatte uyanıp karnını doyuruyor. kadın işe gidiyor, çalışıyor, eve gelince, koca ayaklarını uzatmış tv izlerken, o yine bir hengamenin içine giriyor. yorgunluktan anası ağlıyor. sonra gece adamın canı seks yapmak istiyor, (sevişmek değil seks yapmak) bir de buna katlanıyor. mutluluk hormonuna erişimi kısıtlı bu kadının. kim olsa yer hamurişlerini, tatlıları.
sağlıklı gıdaya erişimi ve hareket alanı olan, aileden ve partnerden özdeğer duygusunu alabilmiş ama buna rağmen sepet götlü olanları istediğiniz kadar eleştirin. insanın boğazını tutup biraz hareket etmesi zor bir şey değil. ama bu özgürlüğe sahip olan kesim nispeten küçük bir kesim ve bu yüzden de istatistiklere etkisi kısıtlı.
03.02.2020 · 37. sıra
lora blood
02.02.2020 07:57 ~ 11:16