buz gibi saçmalıktır. ne zaman kadıköy'e gitsem her köşe başında birinin elinde mikrofonla yardım topladığını, kampanya yaptığını görüyorum. sürekli fonda çalan acıklı müzikler ve elinde mikrofonla ağlamaklı konuşan birileri. insanlar yardım talep edebilir veya ağlamaklı da olabilir. gerçi bence sosyal devlette böyle şeyler olmaz ama hadi neyse.
ama saçma olan bu değil. saçma olan şey toplanmaya çalışılan paranın miktarı. bakın bu deneysel tedavi için gereken para ne kadar biliyor musunuz? 2 milyon 100 bin euro. tl'ye çevirince 35 milyon lira ediyor. ne için peki? deneysel bir tedavinin uygulanmasi için. ise yararsa yarar, yaramazsa bir başka çocuk için tekrar 35 milyon toplanmalı. sadece kadıköy'de rıhtımda en az 5, 6 stand var. talep edilen para 200 milyon. boğazın iki tarafında görece işlek yerlerde toplanmaya çalışılan para 1 milyar liranın üstünde.
bakın arkadaşlar, allah veya kozmos artık neye inanıyorsanız, kimseyi evladının canıyla imtihan etmesin. sanırım dünya üzerinde bundan daha büyük bir acı yoktur. ilerde belki benim de başıma gelir. umarım olmaz ama duygusal değil, mantıklı davranmak gerekirse kimin başına gelirse gelsin bu kampanyalara bağış yapmak mantıklı değil. keşke dünyada yeteri kadar kaynak olsa da bu çocuklar için 100 milyon harcasak. ama yok.
şimdi hiç gelip bir cocugun hayatı parayla ölçülür mü demeyin? sizin haberinizin dahi olmadığı kadar cok çocukla geçti ve geçiyor hayatım. hiç değilse 10 bin tane çocuğun hikâyesini dinlemisimdir. zaten işim bu. bunların çoğu da altgelir grubunun çocukları. bir dönem sokaklarda dinlendiricilik yaptırılan, zorla çalıştırılan ve devletin himayesi altina çocuklarla da çalıştım. terör örgütlerinin peşlerine düştüğü, 5 çocuğunuzdan biri bizimdir dediği çocuklarla da çalıştım. bu konuda bana had bildirmeye kalkmayın kalbinizi kırarım. daha doğmadan hayatı kararan el kadar çocuklarla içiçeyim ben.
bu konuda binlerce hikayem var ama buyrun kısaca bir kaçına degineyim. bir gün polis iki tane çocuk getirdi, turkceleri bizim çocukların türkçesine göre çok düzgündü. biri 13 diğeri 14 yaşında. istanbul'da bir esirgeme kurumundan kaçmışlar. o sırada sinir illerinin birindeydim. sınırdan geçip ülkeyi terk etmeye niyetlilerdi. bizim şehre gelince polis farketmiş. aldı bize getirdi. her tarafları jilet izleri, açlıktan geberecek haldeler, üstlerinde adam akıllı kıyafet bile yok. resmen ölüme gidiyorlardı farkında değiller.
bir dönem sevgi evlerinde çalıştım. yeni doğandan tutun 6, 7 yaşına, babası annesini öldürenden tutun annesi babası hayatta olup sokağa atana, 10 yaşında tecavuze ugrayandan tutun 15 yaşında intihar etmeye çalışana onlarca çocuk vardı. içlerinde zehir gibi zıpkın gibi çocuklar da vardi.ama onlardan haberiniz yok. çünkü kadıköy'de kimse onlar için stant kurmuyor.
işte geldik asıl soruya? kadıköy'de sürekli çocuğumun hayatını kurtarın diyorlar ya, bir çocuğun hayatını kurtarmak ne demektir? onu canlı tutmak mıdır? çocuğun nefes alıp vermesi midir? çünkü bu bahsettiğim çocuklar hayattalar ama hayatları kurtulmuş falan değil. bir çoğu sokaklarda yaşamaya mahkum. eğitim alamıyorlar, beslenemiyorlar, topluma adapte olamıyorlar. ordan çıkan kizlardan bazıları fuhuşa sürükleniyor erkekler mafyavari tiplerin yanına girip bir süre sonra cezaevine gidiyor. gidecek yerleri yok, hayatları yok. yine allah devlete zeval vermesin elinden geleni yapıyor ama yeterli değil. çünkü para yok. bitiyor para. keşke bu çocuklarin her biri müzik, yabancı dil, bilgisayar, spor, münazara, geziler, yarışmalar gibi sosyo-kulturel aktiviteler ise buyuseler. ama yok devlet ancak karınlarını doyuruyor. cogem de çalışırken bir tane bilgisayar laboratuarı vardı. çocukları sırayla alıyorduk, her çocuk haftada yarım saat girebiliyordu. çünkü bilgisayar yoktu. para yok.
35 milyonla kaç tane çocuğun hayatı kurtulur biliyor musunuz? kaç tane bilgisayar laboratuarı, müzik odası, enstrüman, kütüphane, fen laboratuarı, resim atölyesi, yabancı dil kulübü, spor akademisi kurulur? bu çocuklarla ilgilenecek personel bile yeterli değil. çocuklar merhametten, sefkatten, ilgiden, rol modellerinden mahrum. kaç personel istihdam edilir o paraya. yemekte her gün makarna yoğurt cikiyordu ben çalışırken. o paraya kaç çocuk et ve meyve ile beslenir. kaç çocuk topluma kazandırılır. kaldı ki bu çocuklar asla bu topluma ve devlete düşman olmaz. canı gibi sever müdafaa eder. ilerde doktor mühendis olunca kaçıp gitmez. suçtan uzak kalır.
kaldı ki türkiye'de 1500'e yakın smali çocuk var. bu cocukalr için 50 milyar lira harcamak gerek. kişi başına 35 milyon 100 bin lira. peki bu parayla tek bir smali çocuğu hayatta tutmak mi daha değerli yoksa yüzlerce çocuğu suçtan, fuhuştan, köprü altından, sokakta yaşamaktan kurtarmak mi daha değerli? ha diyorsaniz ki hayatta kalmak daha değerli o zaman bilin ki her yıl çocuk esirgeme kurumlarında veya çıktıktan kısa bir süre sonra intihar eden veya öldürülen çocuk ve genç sayısı, her yıl smadan ölen çocuk sayısından daha fazladır. aslında bu çocuklara yardım etmediğimiz için dolaylı yoldan onları da ölüme terketmiş oluyoruz.
valla karar sizin vicdan sizin. yardım etmeyin diyemem ama durumun da farkında olun. hepsi bu toplumun çocukları. umarım tez zamanda sma için alternatif ucuz bir tedavi kesfedilir.