aşağıda fotoğrafını paylaştığım dostumuz 7 aydır bizimle. evimize ve diğer kedilerimize çok kısa sürede uyum sağladı. biz sahiplendiğimizde, sahiplendiren arkadaş 2 yaşında olduğunu söyledi. adını çeçil koymuşlar. biz de alışkın olduğu ismi değiştirmedik ve öyle devam ettik. neyse, ilk zamanlar dikkatimizi çekmese de, sonradan fark ettik ki çeçil çok az hareket ediyor, oynamıyor, bir köşeye çekilip etrafı gözetliyor, sık sık da uyuyor. yeni ev, yeni arkadaş, yeni insanlar, yani kısacası "alışamadı" diyerek üstüne gitmediğimiz bu durum ve daha pek çok ayrıntı- meğer hiç aklımıza gelmeyecek bir şeyin olağan sonucuymuş. şimdi geriye dönüp bakınca yaşananlara, halimize tavrımıza gülüyor olsak da içten içe kandırılmış olmamız, saflığımız ve çeçil'in önündeki tuhaf davranışlarımız bizi biraz utandırıyor. kedimizdeki hareketsizliği ve ağırbaşlılığı bir sorun olarak görünce, biz hareketlenme kararı aldık. ip aldık, ışıklı oyuncaklar, toplar, yılanlar... ne iplerle oynadı, ne topları kovaladı. bir iki kere oturduğu yerden patisiyle tutup -o da ip tam önünden geçtiği için- göz teması kurmuştu o kadar. pes etmedik, her hafta denedik. çeçil koş, çeçil muçmuç, gel çeçil, bak şimdi ne yapıyorum çeçil, pisi pisi, çeçil koş... çeçil aşağı, çeçil yukarı ama hiçbir hareket yok, nafile. yemesi içmesi de yerinde, hasta olabileceğini düşündürecek hiçbir şey yok. artık dayanamadık ve veterinere götürdük. anlattık durumu tek tek. çeçil'i evirdi, çevirdi, her yerine baktı ve "hiçbir şey yok gibi. yaşına göre de anlattıklarınız kedilerin olağan akışına uygun. ama isterseniz tahlillerini yapalım." dedi. 2 yaşında kedi hiç mi oynamaz ama? diye sorunca olanlar oldu. "2 yaş mı? bu kedi 10-12 yaşlarında" dedi. nasıl olurlar, emin misinizler ile bir iki dakika geçirdik ve veterinerden çıkıp eve döndük.
2 yaşında sahiplendiğimiz kedi 12 yaşında çıktı. "çeçil" deyince de pek oralı olmaz, nadiren bakardı. hala da öyle tabi. madem 2 yaşında değilmiş, adı da çeçil değildir, diye düşündük. evin içinde bağıra çağıra çeçil demelerim aklımdan çıkmıyor. o kadar bağırarak ne söylersem söyleyim bir süre sonra illa dönüp bakar her kedi. yapacak bir şeyimiz yok. 2 yaşında olmayan ve adını bile bilmediğimiz bir kediyle yeni bir hayat kuracağız dedik.
bütün bunlar olduktan sonra kediyi bize getiren arkadaşla konuşmak istedim. kayıtlı telefonunu aradım, kapalı. facebook grubu aracılığı ile iletişim kurmuştuk. girip baktım ama hesabı da kapalı. takip şartı değil ama arada sırada video ve fotoğraf atarsak memnun olacağını söyleyip whatsapp'tan ismiyle açılmış mail hesabını attığını hatırladım. uzantısını bilmiyorum. gmail, yahoo ve hotmail olarak her üçüne de sitem dolu mail attım.
aradan 2 gün geçti ve cevap geldi. maili olduğu gibi aşağıya kopyalıyorum:
"x bey merhaba. söylediklerinizde sonuna kadar haklısınız. azı var, çoğu yok. vesilesiyle iyi olduğunu, ona iyi baktığınızı öğrenmiş oldum. evet yalan söyledim. fakat, yine de özür dilemeyeceğim. cevat'ı size teslim etmeden 2 ay önce annemi kaybetmiştim. aile ilişkimizi uzun uzun anlatacak değilim ama bilmeniz gereken tek şey, annem ve kardeşlerim ile bu hayatta hiçbir zaman iyi olamadık. annemin vefatı sonrası apar topar ankara'ya geldim. defin işlemleri, gelen-giden misafir uğraşı derken, bizim çilehanede annemin bana bıraktığı mektubu geç fark ettim. özetle cevat'a (kedisi, aynı zamanda abimin adı) benim bakmamı isteyen bir ricada bulunmuş. etrafına da sitem dolu sözler.. ne derler, vasiyet işte. değil kediye bakmak, kimsenin yüzüne bakacak halim yoktu. annemin öldüğü haberini aldığım an hayatıma bir tazelik gelmişti. fakat mektubu okumamla sinirim ve öfkem at başı gidip cevat'ın gözlerinde durdu. arınacağım, temize çıkacağım, tek başına kalmış şu ana yadigarına göz kulak olup kucak açacağım yoktu. yani ne bu vasiyetten ben, ne de kedi etkilenmedi. dik dik birbirinizin suratına baktık dakikalarca. azıyla özüyle bu anlattıklarım size biraz aşırı gelebilir, bilemiyorum. neyse, sordum sorusturdum komşulara. 10 yıldır varmış bu kedi. sahiplendirmek gerek dedim. dedim ama bu yaşta bir kedinin de sahiplenilebileceğini düşünmüyordum. bu noktadan sonrasını zaten siz biliyorsunuz. ha 2, ha 10. öğrenmeyene kadar geçen süre size ne hissettirdiyse, doğrusu odur. söyleyecek daha da bir şeyim yok. iyi günler."
açıkçası bu mail ne beni, ne de eşimi hiç etkilemedi. samet denen bu p.ç, 10-12 yaşındaki, adı cevat olan kediyi çeçil diye millete veriyorsa, ne anası anadır, ne babası baba. yani bütün süreç, çöp, koca bir yalandır diye düşündük. kısa kısa bir iki mail daha attık birbirimize ama bir yerden sonra cevap vermemeye başladı. kafaya taktım. soy ismini bütün sosyal medyada arattım. sahip olan herkese mesaj atıp, ölen kadın ve kediye dair anlattıklarını yazdım. biri geri dönüş yapıp doğruladı: samet'in dayısı. o da bir sürü vefasızlık anlattıktan sonra oturduğu adresi verdi.
kalktım gittim verilen adrese. çaldım kapıyı. gayet kibar bir herif açtı kapıyı. bakıyorum bakıyorum, ama çıkartamıyorum. bi adama bakıyorum, bir de arkada, duvarda asılı seccadeye ve onun üstündemi maarif takvimine. daha dün gibi aklımda. neyse, kediyi bize getiren herif bu değil. samet? dedim. buyrun, siz kimsiniz? dedi. kapı önü anlattım tek tek bütün her seyi. hicbir şey demeden dinledi. en son kedinin fotoğrafına bakabilir miyim? dedi. telefonu açıp gösterdim. annesini kaybettiğini, evet kedisini de sahiplendiğini ama bu fotoğraftaki kedinin o olmadığını söyleyip ekledi, bu dedi, cevat'ın kedisi.
çeçil aslında cevat. cevat'ı getiren kişi samet değil, cevat. tam karşımda duran herifin adı samet. cevat da samet'in en yakın arkadaşı. saçma sapan bir durum. dedim içeri gelebilir miyim? buyur etti, seccadenin önünden salona varıp oturdum. samet uzun uzun anlattı cevat'ı. 3 yıldır görüşmüyorlarmış. lise arkadaşıymış. beraber iş yapıp, batmışlar. zaten o günden beri görüşmüyorlarmış. adam yıllar sonra bu mevzuda cevat ile yan yana gelmesine baya güldü. zaten hep gülerek anlattı.
çıktım eve döndüm. eşime anlattım her seyi. kandırıldık, garip bir yalanın içine girdik falan ama ben hala her gün düşünmeden duramıyorum bu olayı. kediye de nasıl seslenirsem sesleneyim bakmıyor; cevat, samet, çeçil, p.ç samet.. baya 2 haftadır cevatla aynı evde yaşıyorum. ne zaman kediyi görsem cevat'ı arıyorum internette. hala ısrarla mail atıyorum falan.
öyle ilginç bir saplantı oluştu.
görsel
10.07.2022 · 8. sıra
kababil
09.07.2022 00:36 ~ 01:03