Sık geçen başlıklar

mahzuni şerif yerine neşet ertaş'ın çok sevilmesi 1

ekşi'de gör
çok önemli sosyolojik çıkarımlar barındırır. neden kendi ihtilalimizi yapamayacağımızı, neden yüzyıl daha iktidarın elinde sarhoş beyinler olarak anlık itirazlarla sürünüp gideceğimizi gösterir. çünkü bu ortadoğu toplumunun en büyük derdi her zaman aşk meşk olmuştur. onun da en yüzeysel hali. en klişe hali. neşet ertaş daha çok 'aşk, insan, yaşam, ölüm, ayrılık, doğa, iyi, kötü vs vs...' üzerine eserler üretmişken mahzuni şerif bunların üstüne ontolojik, sosyolojik, epistemolojik, teolojik bir sürü eserler vermişti. hemen örnekler;

mesela teolojik -

ey arapça okuyanlar
allah türkçe bilmiyor mu?
ingilizce fransızca
bize hitap kılmıyor mu?

başka bir teoloji -

gücenme ey sofu baba
biz aşığız kör değiliz
ver bir selam al merhaba
ikiliğe yar değiliz.

neşet ertaş'a bakıyoruz, cahilmiş dünyanın rengine kanmış. mesela mahzuni sosyolojisi -

yoksulun sırtından doyan doyana
bunu gören yürek nasıl dayana
yiğit muhtaç olmuş kuru soğana
bilmem söylesem mi söylemesem mi?

bir tane mi? hayır daha bir sürü ama başka bir örnek -

boşa doğüşmeyin bizim yiğitler
sizi vurduranlar vurulmuyor ki
kim bilir nerde hangi koltukta
kömürde tarlada yorulmuyor ki.

ya da mesela -

emekçiyim sinede
öfke yatar yine de
umut gelen senede
bu sene de böyloldu
tarla ekilemedi
tohum dikilemedi.

neşet ertaş bilemedim gıymatını gadrını hata benim günah benim suç benim. meeh. ya şu adamın, yani mahzuni'nin ontolojisine bakın;

seyyah oldum pazar pazar dolaştım
bir tüccara satamadım ben beni
koyun oldum kuzu ile meleştim
bir sürüye katamadım ben beni.

daha başka nasıl anlatılır varoluş sancısı? ya da mesela -

kaşların arasından
domdom kurşunu değdi
bir avcı vurdu beni
bin avcı beni yedi
ah dedim ağladım
yaremi bağladım..

göbek atmadan dinlerseniz büyük çaresizliğinizi haykırdığını görürsünüz. epistemoloji -

dünya kainat'tan kopup gelirken
adem miyim hayvan mıyım? ben neyim?
adem ile havva vücut bulurken
cennet miyim? şeytan mıyım? ben neyim?

bunu tabi ömrü mühür gözlüsünü sakınıp kıskanmakla geçmiş adam düşünmez yani. mesela bağlam dışı ama şurada aşık veysel'e de bir iki tokat atmışlığı var -

koyun vermiş, kuzu vermiş, ot vermiş
fakirin hakkını neden kıt vermiş
fakirler ot yutmuş, beyler et yemiş
neden sadık yarin kara topraktır?

koskoca aşık veysel'in de bir tane toplum derdiyle ilgilenmemesi zoruna gitmiş belli ki üstadın. şimdi toplumu bu kadar düşünen, sanatını çok farklı alanlarda icra eden, müzikalitesi diğerinden fersah fersah üstün bir adam neden daha az sevilir ben hiç anlamam. olum adamın şarkıları orkestralarca çalınıyor daha ne olsun? ya tamam mesele -

şu garip halimden bilen işveli nazlı
gönlüm hep seni arıyor neredesin sen
datlı dillim güler yüzlüm ey ceylan gözlüm
gönlüm hep seni arıyor neredesin sen?

ise onun da alasını yapmış -

karlı dağlar kara bulut içinde
yaylası hüzünlü yöresi bir hoş
sevdalı yolcular umut içinde
hayalın düğünü töresi bir hoş

han sarhoş hancı sarhoş
yolda yabancı sarhoş
el çek tabip kalbimden
içimdeki sancı sarhoş.

neşet'i yine sevin. sonuçta bir ikinci varsa o da odur. ama şu son zamanlarda gördüğüm on kişiden dokuz buçuğu neşet yeaaa diyor hep. mahzuni var lan ayıptır. sonuçta iyi bir aşk ozanı neşet ama ayağınıza çorap olmaktan öteye gidememiş. demiş mi mesela -

vietnam'ın suçu nedir?
hür yaşamak ayıp mıdır?
atom patlat ister kudur?
amerika katil katil!

yok. anca 'niye çattın kaşlarını bilmiyom yar suçlarımı.' aynı anda on karıya yazmışsındır sen kesin bozkırın abazası.