bakmayın ik'ci embesillerin yaptıkları işi kompleks gösterip prim yapmak için uydurdukları kavramlara.
işini sevmek, sevdiğin işi yapmak, çalışırken mutlu olmak, başarma hissi... bütün bu kavramlar çalışanı daha nazik bir şekilde sikebilmek için uydurulmuş palavralardır. ilk iş görüşmesine gitmiş yeni mezun gibi sallamaya gerek yok.
tıp, hukuk... gibi idealist mesleklerden birini yapmıyorsan ya da sanat/spor temelli bir işin yoksa işini sevmezsin boşuna kendini ikna etmeye çalışma, işin sana sunduğu olanakları seversin ve bu olanaklar karşılığında o işe katlanırsın. daha iyi olanaklar sunan bir fırsat bulduğunda da onu değerlendirirsin, bu kadar basit. ik'cı mallar önemli bir iş yapıyorlarmış gibi görünsün diye kompleksleştirmenin bir anlamı yok.
bu olanak dediğim şey de aslında paradır, hiç öyle boşuna paket, ünvan, kariyer, yol haritası... vs. diye dağıtmayalım, hepsinin ucu paraya çıkar. bir şirketin size işinizi yapmanız için sunacağı para dışındaki her şey (sikimsonik unvanlar, anaokulu etkinliklerini anımsatan eğitimler, motivasyon toplantıları, happy hour denen soytarılıklar...) zam/prim yerine daha düşük maliyetle, size yatırım yaptığı illüzyonu yaratarak sizi daha ucuza sikmek içindir.
bir odayı renkli mobilyalarla döşeyip, iki langırt masası bir playstation koyunca google olunmuyor. google'daki adam oraya langırt oynayabildiği için bağlı değil.
11.11.2020 · 18. sıra
sonadora
10.11.2020 09:33 ~ 10:15