başlığın sahibinin troll olduğu düşünüldüğü için birçok sözlük yazarı tarafından resen akape karşıtı bir refleksle, alaycılıkla ve öfkeyle cevap verilmiş iddia.
aslında iddianın sahibi arkadaş hedefi on ikiden vuran isabette bir teşhis yapmamışsa da tamamen haksız değil. yabancı sermaye yatırımlarının tandansını doğrudan doğruya belirleyen öğe hukuk standartları değildir. hele ki demokrasi ön şartı hepten palavradır. suudi arabistan, körfez emirlikleri ve çin'in aldığı yatırım bunun en bariz örneği zaten. hatta çok uluslu sermayenin tercih şansı olsa oyunu demokrasi yokluğundan yana kullanır. hem yatırım aşamasında hem de faaliyet sürecinde bağımsız kurumlarla, mahkemelerle, sivil toplumla, özgür medyayla, meclis onayıyla, araştırma komisyonlarıyla falan uğraşana kadar tek bir adamdan icazet almak daha pratik bir yöntemdir.
demokrasi kısmını geçelim, hukuk meselesine gelirsek. orası biraz karışık bana göre. sermaye hukuki güvence arar diye tahmin ediyorum ama bundan kastım, insan hakları, adil yargılanma, vatandaş hukuku falan değil. mülkiyet hukukunun tatbiki. bakın kanunların çok sert ve baskıcı olup olmaması değil mesele. hukuki uygulamanın keyfi olup olmaması. şeriatla yönetilen suudi arabistan'da bile hukuki süreç öngörülebilir ise yeterlidir sermaye sınıfı için. kırbaç cezasıydı, kafa kesmeydi bunlar önemli ayrımlar değil.
çünkü yatırımcı istikrar ister. ispanya yarımadasının ekonomik mucizesi (el milagro espanol) diktatör franco rejimi altında yaşanmıştır. ülkeye akan yabancı sermaye yatırımları 15 yıl boyunca ispanya'yı dünyanın en hızlı büyüyen ikinci ülkesi yapmıştır. franco rejimi meclisin, sendikaların, sivil toplumun yasaklı olduğu, muhaliflere karşı hukuksuz uygulamaların tavan yaptığı bir dönemdir. ama mülkiyet hakkı konusunda hassas bir sisteme sahiptir. bu kadarı sermayedar sınıfı için yeterlidir. adalet gerekmez, hukuki stabilizasyon yeterlidir. üstelik hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukukunun geçerli olduğu ülkelerde işçi hakkıydı, sendikal mücadeleydi, grevdi, çevre hassasiyetiydi, bunaltıcı güvenlik prosedürleriydi pek umursanmaz. yatırım için biçilmiş kaftandır.
hatta size ilginç bir örnek vereyim. ira ile ingiliz ordusu arasındaki çatışmaların günlük hayatı yaşanmaz hale getirdiği, her gün bir silahlı saldırı veya bombalamanın vuku bulduğu 1970 lerin kuzey irlanda'sı bile ekonomisini canlı tutmayı, yabancı yatırımlarını korumayı başarmıştır. olağanüstü hal yasaları, çok sıkı polis kontrolü sayesinde sendikal hareketlere ve grevlere karşı sert önlemler alınabilmesi sermayenin kaçmaması için yeterliydi. patronlar 4 haftalık grevlerdense bombalanma tehlikesini göze almayı yeğliyorlardı. observer gazetesinde 1971 yılında yayınlanan bir tespite göre çatışmalar sebebiyle bölgede yaşanan iş kaybı 1000 işçi için 203 gün iken, grevler sebebiyle bu rakam birleşik krallığın geneli için 719 gündü.
sermaye sınıfının demokrasi ya da hukuğu bırakın barış şartı bile yoktur. her koşulda kar maksimizasyonuna bakar. peki türkiye'de yabancı yatırımcıyı ürküten nedir? tabi ki ceberrut devlet, faşizan uygulamalar, hayat tarzına müdahale falan değil. daha çok bu keyfi uygulamaların ekonomik oyuncular için de geçerli olması. misal enflasyon oranı yıllık % 120 lerin üzerindeyken politika faiz oranı “nas var nas” söylemini katık edip, % 9 olsun diye tutturan reis. kamu bankalarından döviz satarak bir gecede dolar kurunu 18 liradan 11 liraya düşürmenin istikrarsızlık değil başarı olduğunu sanan bıcırık bakan. ihracatçıya döviz gelirinin şu kadarlık kısmından fazlasını yabancı para cinsinden tutamazsın diyen, bankalara döviz mevduat oranın şu rasyoyu geçerse ceza yazarım diye tehdit eden, aklı sıra asayiş yöntemlerle sermaye kontrollerini sağlayabileceğini zanneden yönetim anlayışı.
meselenin düğümlendiği yer burasıdır. kavala'nın, atalay'ın, demirtaş'ın usulsüz yargılanması falan çok umurlarında olmaz yani büyük sermayenin. eski işçileri bakanı marinaya çökmüştü, mafya köfteciye çökecekti, hükümete yakın bir dolandırıcı havayoluna şirketine çöktü, bir diğer eski içişleri bakanı o dolandırıcının parasına çöktüydü, sonra hep birlikte otele çöktülermiş vesair vesair. böyle ülke mi olur? şu anki iktidar istediği holdingi iki vergi memuruyla batırabilir, istediği kuruluşun mal varlığını bir hakim kararıyla müsadere edebilir, istediği şirkete bir kararname ile kayyum atayabilir, istediği mülk sahibinin gayrimenkulünü rezerv yasasını bahane ederek elinden alabilir. işte bu şekliyle mülkiyet için hukuki güvence sunmayan ülkelere gelmez yatırımcı. ekonomistlerin çok tekrarladığı bir söz vardır. insanı kandırabilirsin ama parayı değil.
bahreyn, katar, bae gibi kabile devletleri bile para için güvenli liman görülürken türkiye fatf tarafından gri listeye alınmışsa “ekonominin sorumlusu benim ben” diyenin sorumluluğunu hatırlamak lazım. yatırım yapılabilir ülkeler arasında gri listedeyiz bu arada. yani güney sudan’la, suriye ile aynı ligdeyiz.
konuya hukuk devleti, kanun devleti, polis devleti zaviyesinden bakmak biz ülkede yaşayan vatandaşların özgürlükleri ve yaşam standartları açısından anlamlıdır ancak. yabancı sermaye hukuk meselesine mülkiyet güvencesi, vergi mevzuatı açısından bakar sadece. demokrasi ise zaten ayak bağı.
16.02.2024 · 40. sıra
bonpourlorient
15.02.2024 10:40 ~ 11:40