hiç acı çekmemiş olmak bu farklardan birisi olabilir.
olaya farklı bir yerden yaklaşmak gerekirse, insan doğası gereği bir iz bırakmak ister, hatırlanmak ister. aslında bilimle uğraşan birinin gönlünde de bu yatar, sanatla uğraşan birinin gönlünde de. bir şeyler ortaya koyup insanların hayatına bir etki etmek, dünyanın akışında bir pay sahibi olmaktır bütün mesele. bunu da öldükten sonra birileri beni hatırlasın diye yaparız. çünkü her an ölmekte olduğumuz bu acımasız hayatta ölümsüz olabilmenin tek yolu budur bizim için.
yaşamak bize bu imkanı sunar, ölümsüz olma imkanını. pek az insan bunu başarabilmiştir, yine hemen hemen bu seyirde ilerlemesi, belki gittikçe daha da azalması muhtemeldir. şimdi entrye ilk başladığım yere dönecek olursak, verdiğimiz bu ölümsüzlük mücadelesinde birçok acı yaşarız. kimi zaman buna değer, kimi zaman değmez, bunlar ayrı konu. ama bu mücadele sırasında acı çektiğimiz bir gerçek. sonunda ölümsüzlüğe ulaşan insanlardan biri olmadığımızı düşünürsek ki bu bahsettiğimiz gibi düşük bir ihtimal, hiç yaşamamış olmak hiç mücadele etmemiş olmak anlamına gelir. bu da bizi şuraya götürür; hayatta olduğun sürece bir şeyleri başarmak için uğraşmamışsan aslında hiç yaşamamışsındır.
yaşamak, bu mücadeleyi verdiğin müddetçe güzeldir. bu mücadeleyi vermek için de içinde büyüklüğünün ne olduğu önemli olmadan, belki kocaman belki küçücük, bir umut olması gerekir. umudun olduğu sürece mücadeleye devam edersin, umudun yoksa zaten ölüsündür.
toparlamak gerekirse, hiç yaşamamış olmak için hiç doğmamış olmak gerekmez ve ölmek, hiç yaşamamış olmaktan daha kıymetlidir.
13.03.2020 · 43. sıra
ineffective
12.03.2020 01:28