cumhuriyetin 100. yılının resmi tarihe kadar neredeyse kutlanmaması, yıl boyu dişe dokunur hiçbir etkinlik yapılmaması tam bir skandal ve kara bir leke olarak bu güruhun peşinden ilelebet gidecek. güçleri, sistemi anca bu kadar bozmaya yetti ama cumhuriyet fikri, beklenenin aksine, insanlardan silinmedi. aksine daha çok insan, böyle öcü gibi kaçmaya ve unutturmaya çalıştıkları şey nedir diye kendiliklerinden merak etmeye başladı. yıllarca resmi kutlama sıkıcılığına hapsedilmiş cumhuriyet ve kurucuları, özel olarak da atatürk hakkında bilgi edinmek için insanlar kendileri çaba göstermeye başladı. elbette akp güdümüne girmiş devlet kurumları, sopayla kontrol edilen medya, tüm eğitim kurumları, cemaatler, dernekler, vakıflar aracılığıyla güdülen unutturma ve cahilleştirme politikası, meraklı insan sayısını azaltacaktır ama ateş sönmedikçe umut kesilmez.
tarihin garip bir cilvesiyle bugün cumhurbaşkanlığı makamında bulunan kişi, cumhuriyet ve beraberinde getirdiği kanun ve kurallar, temel haklar olmasa, değil devlet başkanlığı yapmak, babasının yaşadığı bölgeden çıkışına izin verilmeyeceği için ne istanbul'a gelebilirdi ne ankara'ya. hasbelkader gelmiş olsa bile babıali'ye yaklaşamazdı bile. bugün akp seçmeninin çoğunluğu, osmanlı devleti tarafından orta çağ'da yaşamaya terk edilmiş köy, kasaba ve şehirlerden cumhuriyetin imkanlarıyla 1950'lerden itibaren büyük şehirlere göç etmiş insanlar. sonra bu insanlar ilk fırsatta, o mahrumiyetin kaynağı cumhuriyetmiş gibi tepkilerini cumhuriyete, inönü'ye ve daha az da olsa atatürk'e yönelttiler. oysa mesele cumhuriyet değildi, anadolu'yu sadece tahıl ve asker deposu olarak gören osmanlı devletiydi. (bu durumu kabullenemeyen insanlar var ama acı gerçek bu.) bugün neslin deden ceddin baban diye gaza gelenlerin anlamadığı en ironik durumlardan biri de budur. kendilerini siklememiş bir devleti yüceltmeye çalışıyorlar. üstelik bunu milliyetçilik kisvesiyle yapıyorlar. osmanlı'da milliyetçilik balkanlar elden çıktıktan sonra düşmemek için tutunulmuş bir daldır. kaldı ki zaten imparatorluklarda milliyetçilik aranmaz, bunu idrak edememiş olmamız da ayrı bir yara. imparatorlukta milliyetçilik olmaz çünkü devlet kurumları farklı kökenlerden insanların elindedir. devlet yönetiminde rumu, ermenisi, çerkezi, arabı, boşnağı şusu busu olmuştur. ancak bu devlet içinde türklerin son döneme kadar neredeyse tek yeri askerlik ve çiftçilik olagelmiştir, o kadar. sadrazam olsun, nazır olsun, devlet yönetiminde önemli mevkilerde türklerin bir ağırlığı falan yoktur, gayrimüslimlerin ve müslüman olup kökeni türk olmayanların ağırlığı daha fazladır. devlet yönetimi buna göre planlanmıştır. bu planda bir gariplik görmüyorum bu arada; gariplik, buna rağmen osmanlı devleti çerçevesinde türk milliyetçiliği naraları atanlarda.
ilk cumhuriyet hükümetleri, dünya savaşı sonrası ve yeni bir dünya savaşı beklentisi sırasında, sıkı ve korumacı ekonomik politikalar uygulayarak ülkeyi ekonomik olarak ayağa kaldırmaya çalışırken ipleri çok sıkı tutmuş ve özellikle ikinci dünya savaşı sırasında mucizevi bir şekilde durumdan istifade ederek ekonomik büyümeyi sağlamalarına rağmen bunu halka yaymada yetersiz kalmışlardı. bu bir gerçek, hiç uzatmaya gerek yok. osmanlı dönemindeki koyu fakirlik sorunu çözülemedi. dünya savaşı çıkmış ama savaşa girmeyen ülke vatandaşı için bunun bir anlamı yok. anlaşılabilir bir durum. ama bu ekonomik politikaların arkasındaki endişenin esas kaynağı, osmanlı devletinin son döneminde hazineyi yabancı devletlerin kontrolüne vermek zorunda kalacak kadar batmış olmasında ve cumhuriyeti beş parasız, insanların ziynetini makbuz karşılığı alarak (sonra geri ödeyerek) finanse edilen savaşlardan çıkarak kurmuş olmalarında aranmalı. travmalar sadece bireyleri değil, devletleri de etkiler ve korumacı güdüler ağır basar.
cumhuriyeti kuran paşalar, osmanlı paşalarıydı. idrak sorunu yaşayan bazı tarihçiler bunu osmanlı devletini yüceltmek için argüman olarak sunuyor. iyi de o paşalar o devletin nasıl tel tel döküldüğünü gördükleri için kelleyi ortaya koyup osmanlı devletinin yöneticisi olan padişaha karşı çıkıp atatürk'le beraber anadolu'da direnişi örgütlediler. halkına hiçbir faydası olmayan, sözümona hüküm sürdüğü toprakları işgale gelen devletlere tepki duymayan, kendi küçük tahtını koruduğu sürece dünya yansa umrunda olmayacak padişahların başta olduğu bir sistem ülkeyi felakete sürüklediği için, bu osmanlı paşalarının çabasıyla cumhuriyet geldi (hepsi bu fikre sıcak bakmamış olabilir ve bakanlarla yola devam edilmesi de normaldir). cumhuriyet, çoğunluğu orta çağa hapsolmuş/hapsedilmiş/terk edilmiş bir toplumu, modernite treninin son vagonuna bindirmeye çalışma projesidir ve mucizevi bir şekilde işlemiş ve başarılı olmuştur. sağlam temellerle kurulduğu için olsa gerek, altının bu kadar oyulmasına ve neredeyse 70 yıldır lokma lokma yenmesine, yağmalanmasına rağmen yerinde duruyor.
bugün geldiğimiz noktada, sahip olduğu her şeyi cumhuriyete borçlu olmasına rağmen, kendisi için padişahlığın sunduğu konforu arayan yöneticiler ve itinayla besledikleri niteliksiz ayak takımı geleceğimizi tehdit eden en büyük tehlike. ülkenin yarısı işgücüne dahil değil, milyonlarca ne idüğü belirsiz yeni dalga orta çağ kaçkını aramızda yaşıyor. ülkenin bir yanı 2023'teyken diğer yanı zihnen en iyi ihtimalle 7. yüzyılla 10. yüzyıl arasında bir yerde saplanıp kalmış. bu ikinci grup cumhuriyetin kendilerine sunduğu tüm bireysel hakları kullanmak isterken, genel toplumu kendi çağlarına layık görüyor. uçmak isteyen bir kuşun ayağına taş bağlamak gibi bir his bu. kuş yine kanatlanıp havalanıyor ama gücü yettiğince yükselip bir süre sonra yorgun düşüp yere çarpıyor.
cumhuriyet, ardımızda bıraktığımız 100 yılda, eksiğiyle gediğiyle bugün kendini ülkenin sahibi gibi gören kara kalabalıklar da dahil herkesin kimsesi olmaya devam etmiştir. nostaljik bir anakronizmle özlem duyulan osmanlı devleti döneminde zerre kadar kıymet verilmemiş, unutulmuş, terk edilmiş bir toplumu bugüne taşımaya çalışmıştır. içerde o gücü devşiremediği için dışardan ne idüğü belirsiz milyonları ülkeye doldurarak çöküş sürecini başlatan yöneticiler yüzünden orta vadede bu idealin sonuna gelmiş gibi görünsek de ateş yandığı sürece umut vardır. zor zamanlar aşılır, aşılmıştır. güneş her gün doğmaya devam ediyor.
her şeye rağmen, şöyle bir düşündüğümde, cumhuriyetin 100. yılı, bu şuursuz ve cehaletinde kaybolan kalabalığı kullanan propaganda makinesinin siyasi "tasarımıyla" yalandan, yapmacık, zevksiz ve sakil bir şekilde kutlanacağına; değerini anlayan insanların kalbinde ve zihninde kutlansın isterim. bu görmezden gelme, unutturma, yüz yılı gözden uzak tutma çabaları bu nedenle beni etmesi gerektiği kadar rahatsız etmiyor. bunların kutlamadan anladığı şey insanların mutluluğu değil, siyasal angajmanı ne de olsa.
yeryüzünde kendini var eden ve iktidar olma fırsatı sağlayan sisteme bu kadar düşman olan başka bir kişi, oluşum ve kitle var mıdır acaba?
29.10.2023 · 50. sıra
omniscient narrator
28.10.2023 15:33