açılın ben doktorum *
yıllarca ötanaziyi bir hak olarak gördükten sonra tek bir derste, özellikle de burada bahsedilen ileri yaş nedeniyle ötanazi konusunda fikrim çok değişti.
(bkz: cagatay ustun) bir tıp etiği hocası olarak argümanlarını öyle sundu ki sizin de üzerine düşünmenizi öneririm. detaylı bilgi için adam kitap bile yazmış, okuyunuz : direkt üniversitenin sitesinden pdf
tabi ki okumaya durumu olmayanlar için özellikle derste beni etkilemiş olan kısımları içeren ufak kesitler:
"gerontıcıde: yaşlılara ölümü
göstermek!
yeni dünya düzeni içerisinde gelişen teknolojiye paralel olarak insan yaşam süresinin uzaması, anti-aging (yaşlanma karşıtı) yaklaşımların giderek önem kazanması, yaşlılığın geciktirilmesi, sağlıklı ve kaliteli bir yaşlanmanın önerilmesi, dünya nüfusunun artmasına ve sınırlı tıbbi ve beslenme kaynaklarının kullanımında sıkıntılar yaşanmasına neden olmaktadır. artık yaşlılar bir sosyal grup şeklinde değerlendirilmektedir. bu nedenle yaşlanmayı geciktirmek ve sonsuz gençlik diye tabir edilen yaklaşımları savunmak kimi çevrelerce bir tür problem gibi algılanmaktadır. ütopyacı görüşler ve farklı bakış açıları, geleceğin dünyasında yaşlıların konumu hakkında belirsizlikler olduğunu ileri sürmektedir.
yorum
günümüz tıbbının uygulama alanları arasında yer alan gerontoloji, yaşlılık ve yaşlılara ilişkin hastalıkları konu alan bir bilim dalıdır. yaşlıların toplum içerisindeki yerinin sorgulanması, güçsüz düştüklerinde veya kronik hastalıklara maruz kaldıklarında
onlara, “artık gitme zamanı!...” diyebilmek hakkı hiç kimsenin olamamalıdır. biyolojik ölümün beklenmesini desteklemek ve bunu benimsemek, sadece hekimlik sanatının değil, insana duyulması gereken sevgi, saygı ve vefanın da gereğidir. burada politikacıların, sağlık sistemini uygulayan yöneticilerin, tıbbi veya yaşam sigortasını belirleyen sistem koyucuların büyük sorumluluğu vardır.
ötanazi karşıtı yaşlılar için adeta bir kabus ülke haline gelmiş hollanda’da, yaşlıların üzerlerinde anti-ötanazi kartları taşıyor olmaları, bu konudaki endişelerin ne
denli önemli bir boyuta ulaştığını göstermektedir. ötanaziye izin veren bir kanunun bulunduğu bu ülkede yaşayan yaşlı insanların, her hangi acil bir durum anında böylesi bir uygulamaya maruz kalmamak için bu önlemi düşündüklerinin ileri sürülmesi etik açıdan yaşanan sıkıntıyı özetliyor.
ötanazi hakkındaki felsefi ve etik sonuçları değerlendirmek giderek terk edilmektedir. kişinin özerkliğini ileri sürerek, tıbbi sebeplerden ötürü ölümünü istemesi
veya bunu gerçekleştirmeye yardım edilmesi eylemi, hekimlerin sahip olduğu “öldürmekten kaçınma ilkesinin” karşıtı bir durumdur.
halen tartışılan temel nokta, ötanazinin iyi bir tıbbi uygulama mı yoksa bir tür cinayet mi olduğudur. bununla ilgili çok farklı tespitlerde bulunmak mümkündür. ötanaziyi hastanın özerkliğine ve yararına bir teşvik veya hak gibi algılamayı öneren yaklaşımlar, buzda kaymak unsurunun daha da kolaylaşmasına sebep olmaktadır."
******
"yaşamın kutsallığı, ağrı ve acının her zaman hafifletilebilme olasılığının bulunması, özellikle kanser hastalarında sık görülen major depresyon olgularının tedavi edilebilme şansının bulunması ve bu yüzden hastanın isteyebileceği ötanazi talebinin onun kendi otonomisini yansıtamayacağı iddiası, ötanazinin bazı kişiler tarafından kötüye kullanıma açık bir hale getirilme endişesi ve hekimin ötanazi uygulanmasında üstleneceği rolün hastaların hekimlere olan güvenini zedeleyebileceği düşüncesi ötanazi karşıtı
fikirlerin oluşmasına neden olmaktadır."
******
bugün ötanazinin serbest bırakılıp bırakılmaması yönündeki fikirlerin olgunlaştığı düşünülse de, bu konuda aceleci davranılmamalıdır. terminal dönemde
ya da prognozu ümitsiz hastalarda sunulacak tek çözüm önerisinin onları ötanaziye yöneltmeye çalışmak olduğuna inananlar, ötanazinin önlenebilmesi için hospiz (bkz: hospiz)kavramının varlığını dışlayanlar, bu
konuda vicdanlarının sesine yeniden kulak vermelidir.ötanazi için ölüm; bir öneri mi, çözüm mü, kurtuluş mu? cevabını vermekte zorlanılan bu soruların irdelenmesi için zamana ihtiyaç vardır. insanlık, sahip olduğu en değerli şey olan “yaşam” için yüklediği değerleri tartışmaya açtığı sürece, vereceği kararın bir o kadar zorlaşacağını unutmamalıdır."
********
"hastanın kendi tedavisi hakkında karar verme
hakkının sınırları, toplumla ve üçüncü kişilerle kesiştiği yerdir. aktif ötanazi, hastanın tedavisi ile ilgili bir eylem olmayıp, öldürme amaçlı olduğundan, devletin yaşamı koruma ve toplumda yaşama saygı değerini koruma ödevi ile de çeliştiği düşünülmektedir. hasta, kendisine uygulanacak tedaviler hakkında karar verme hakkına sahiptir, fakat kendisinin öldürülmesi için üçüncü kişilerin davranışlarını belirleme hakkı taşımamaktadır (entry giren notu:derste buranın üzerine çok vurgu yapmıştı. hatta kişinin kendi yaşam hakkını kendisine karşı bile yasa korur demişti. bu yaşamk hakkını bir kere üçüncü kişiye verirseniz bunun nereye gidebileceğini kestiremeyebilirsiniz diyerek soykırım göndermesi de eklemişti. bugün bakınca bu ülkede böyle bir -hak- olsa nereye gidebilir acaba diyor insan). yaşamın sonunda kendi hakkında karar verebilmenin, kişinin kendisini üçüncü bir kişiye öldürtmesini (istek üzerine öldürme) kapsayıp kapsayamayacağı yanında, (hukuken suç oluşturması ya da oluşturmaması bir kenara bırakılarak) intihar ve intihara yardımın etik açıdan haklı çıkarılıp çıkarılamayacağı da çok farklı argümanlarla reddedilmekte ya da savunulmaktadır."
*******
hollanda’da aktif ötanazi yasallaştığında, 1990
yılında aktif ötanazi uygulanan 3.300 olgunun
1000’inde irade beyanı bulunmadığı anlaşılmıştır. abd deneyimi de göstermiştir ki, ölümü yaklaşmış ağır hasta kişilerin kendi istekleri üzerine öldürülmeleri, daima onam veremeyecek durumda olan kişilerin (ağır özürlülüklerle doğanlar, yaşlı koma hastaları, psikiyatri kurumlarında yatmakta olan
kişiler), toplum yararına, “herkese eşitlik”sloganı ile öldürülmeleri için cesaret verici olmuştur."
*******
"tartışmalarda, ekonomik yönün ağır bastığı, özen göstermenin geri planda kaldığı görülmektedir. özerk seçim de, ekonomik davranma baskısı ile geri planda kalmaktadır. yaşlı insanların ameliyat edilmesi gerektiğinde, bu ameliyatların maliyeti sosyal bakımdan kaldırılamaz kabul edilirse ne yapılacaktır? çok
yaşlı ve hasta bu kişi, tedavi edilmeyi istiyorsa, nasıl bir tavır ile karşılanacaktır? çocuğu ağır özürle dünyaya gelmiş ebeveyn, bebeklerinin yaşamda tutulması için gerekenlerin yapılmasını istiyorken, artık bu bebeklerin öldürülmeleri alışılmış bir uygulama
halini almışsa ve doktorlar bu bebek için de bu şekilde davranmak istiyorlarsa, çelişki nasıl çözülecektir? zayıf durumda olan kişiler, bu baskı karşısında nasıl dayanabilecekler, kendilerini nasıl savunabileceklerdir?
özerklik ve ekonomi kavramlarının karşı karşıya gelmesi, yaşama hakkını tehdit etmekte, sakat ve şifasız hastalığı olanların yaşamlarının değeri olmadığı kanısını uyandırmaktadır."
******
"öldürme eyleminin istek üzerine olması ya da
olmaması, aslında çok önemli değildir. bizim
görevimiz, hastanın aktif ötanazi talep etmeye gerek duymayacağı şekilde ona bakmaktır. aktif ötanazi talep eden hasta, çoğu kez gerektiği şekilde bakılmamış bir hastadır. bu ise onun öldürülmesini değil, daha iyi bakılmasını gerektirir. “üşüyor musunuz? yalnız mısınız? ağrılarınız için iyi bir tedavi uygulanmadı mı? dert etmeyin. ben her şeyi yoluna koyacağım, sizi öldüreceğim!” insanın yaşamının bu en zorlu sürecinde, böyle bir yaklaşımda bulunulabilir mi? böylesi durumlar için ne “onu öldür!” ne de
“onu ölmeye bırak!” demek doğru olacaktır.
hekimler, yaşlılık nedeniyle güçten düşmüş olanlara ve ölmekte olanlara gerektiği gibi bakmayarak, aktif ötanazi talipleri üretmemelidirler. ölümcül hastaların önlerinde kısa ama farklı bir öneme sahip bir yaşam süresi bulunmaktadır. bu süre onlara, içsel olgunluk kazanmak için büyük bir fırsat sunar. bu kısa zamana anlam yükleyebilir ve bu zamanın yaşamlarının önemli bir
süreci olmasını sağlayabilirler.
unutulmamalıdır ki, ölme süreci de yaşamın bir parçasıdır.
biyoetik, ekonomik nedenlerle bazı hastalardan kurtulmak isteyen devletin ve sigortaların işini kolaylaştırmamalıdır. “yaşam kalitesi kriterleri”nin sürekli geliştirilmesi, aslında politikacıların ve sakatlık
ile hastalıklardan arınmış bir toplum hedefleyen genetikçilerin, yaşama hakkını kısıtlayıcı yasalar çıkarmaları ve uygulamalarda bulunabilmelerinin
yolunu açmaktadır. oysa insan yaşamının her
durumunu insana ait kabul eden bir insan
resmi/tasavvurunda birleşilmeli, insanların yaşama hakkı elde edebilmek için, yaşam kalitelerini ispat etmeye zorlanmalarına karşı çıkılmalıdır.
yasalar, hekimlerin bazı hastalarını öldürmelerine izin verirse, hekimlik mesleğinin resmi tümüyle değişecek, zorlu tablolarda hastasına elinden gelen yardımı yapmaya çalışan hekimin bu yükümlülükleri de
kaldırılmış olacaktır. bugüne dek ağrı dindirici olduğu düşünülen, buna inanılan bir enjeksiyona ya da başka bir ilaç formuna, hasta artık hangi gözle bakacaktır?
bu ilaç, ağrılarının dinmesi için midir, yoksa ölmesi için mi?...
toplumun yaşlılara gösterdiği özen, gerek-
siz görülmeye başlanacaktır. nitekim batı ülkelerinde 70 yaşını aşanlara ötanazi uygulanması gerektiğini
savunan dernekler kurulduğu bilinmektedir(entry giren notu: burada 60 hocam).dramatik çözüm yolları, ancak iyi bir bakım imkansız ise, akla getirilebilir. oysa iyi bir bakım mümkündür ve hospice anlayışı, bunun örneklerini ortaya koymaktadır."
*****
ve son olarak:
"hippokrat yemini’nin revize edilmesi yanlısı isimlerden schipperges, bu yemine göre hekimlik eyleminin aslında şu amaçları taşıdığını ileri sürer:
1. hekim müdahalesinin amacı, sağaltımdır (yaşamı korumak, insanın en geniş anlamıyla hissederek varolmasını desteklemek).
2. hekim müdahalesi sadece yaşatmaya hizmet eder.
3. hekim, kendisini sağaltma sanatına adayan kişidir.
4. hekim, hastasına kişisel bir hizmet verir ve bu bağlamda ona özgürlük tanır.
5. hekim hastanın gereksinimine, gereksindiği
davranışla karşılık verir."
12.06.2024 · 35. sıra
gecen yine obsesiyom
11.06.2024 07:32