Sık geçen başlıklar

4 ekim 2022 dezenformasyonla mücadele yasa teklifi 2

ekşi'de gör
bu hayatta en çok, daha az özgür olmak için çabalayanları, baskıyı yüceltenleri, zulmü alkışlayanları içime sindiremedim canım okurlar. hayatı yaşamanın bin çeşit yolu var, bin çeşit açı var aynı olguya bakılabilecek, hepsini anlamaya gayret ediyor empati kuruyorum ancak bunu anlayamıyorum.

aydınlanmamış zihnin özgürlüğü algılayamaması yapısal bir sorun. daha fazla özgür olmayı, özgürlük alanlarının tamamını yaşama zorunluluğu olarak anlıyor. zira seçim yapabilme yetisi gelişmediği için yapılabileceklerin hepsi ona seçenek olarak değil dayatma olarak geliyor.

birey olmak, kendinin farkında olmak ne yazık ki bir kesim için duvarın arkasında kalan bir alan. doğumdan itibaren dayatmalarla baskıyla korkutularak veya pışpışlanarak yaşamaya alışmış insanlara iradelerini özgürce kullanabilecekleri bir hayat sunulduğunda afallıyor ne yapacaklarını bilemiyorlar. bakın bu tespit türkiye'de yaşanan çoğu sorunun temelini oluşturuyor o nedenle dikkatle dinlemenizi istiyorum bu kısmı. bahsettiğim insan tipi seçim yapabilme yetisinde olmadığı için, seçeneklerin yarattığı irade kullanma gerekliliğini, daha önce hiç deneyimlemediği bir yaşama biçimi olduğundan korkutucu buluyor. o yüzden bu reaksiyon. o yüzden bu toptan reddediş.

çocuklarımız etkileniyor cümlesi tamamen bu bahsettiğim sebeplerle kendi korkularını gizlemek için uydurulmuş bir bahane. ona söylenenler, dayatılanlar dışında bir şey yapmak, kendi kararlarıyla yaşamak ne kadar kulağa garip gelse de bir kesim için çok zor. birey değil tebaa olan insanların kanaat önderi aramasının, biat edecek tarikat lideri aramasının, elini masaya vuracak politikacı aramasının altında yatan dürtü işte bu kendisi olmaktan yaşadığı korku.

seçmek değil söyleneni yapmak istiyor.

bunu bile bireyselleştiremediği için de, sadece kendisi değil herkes onun gibi sürüye katılsın, onun anladığı gibi yaşasın istiyor. daha çok seçenek korkutucu geldiğinden herkes için tek tip bir hayat ona rahatlatıcı geliyor. okumuş insan düşmanlığının da, aydınlanmadan rahatsız olmanın da, fikir ve ifade özgürlüğünü öcü gibi görmenin de altında yatan ve çoğunlukla eziklik olarak algılanan şey aslında daha önce hiç kullanmadığı iradesinin paslanmış çarklarının sinir bozucu, köhne görüntüsü.

duvarın arkasını görenler yüzyıllardır defalarca her şekilde şunu söylediler; dilediğiniz gibi yaşamak sizin hakkınız bunu kimseden almanıza gerek yok. doğumla sahip olduğunuz bu hakkı başkalarının özgürlüklerine tecavüz etmeden yaşamak için kimseden hak dilenmeyin. sınırlarla çevrili bu alan sadece toprağı değil o toprak üstündeki herkesin özgürlüklerini de belirliyor. sen birey olarak insan hakları evrensel beyannamesinde bahsedilen her hakkın doğal ve asil sahibisin. sınırda bekleyen asker de, meclisteki politikacı da, polis de bu hakların teminatı için görevlerinin başındalar. özgürlük alanlarının genişlemesi her seçeneği yapmak zorundasın demek değil, her seçeneği hayatına katıp katmamak konusunda kesin hak sahibisin demek.

bunun nesi nasıl kötü olabilir canını yediğim.

seni vahşi, barbar, uzlaşılmaz olarak görmüyorum. hatta bu yüzden en yakınımdaki insanların tatlı su solcusu geyiklerine bile maruz kalıyorum ancak onların görmediği, görmek için çabalamaya tahammül edemediği kadar uzun süredir seni izliyor, seninle aynı gözlükleri takabilmek için uğraşıyorum. sensiz çözüm olamayacağını bilecek kadar kendimi eğittim. korkun daha gelişim aşamasında sakatlanan iradenden, kimliğini bulamamana neden olan baskıdan kaynaklanıyor bunu hissedebiliyorum.

seninki cesur bir ters-devrim arzusundan kaynaklı barbarlık değil, stockholm sendromu. en tepeden en aşağı kadar içinizde heyecan yaratan "bizim gibi yaşamalılar" mottosu emin olun sonunda sizin de hoşunuza gitmeyecek bir tek renkliliğe götürecek dünyayı. o noktada bile karar vermediğiniz için kendinizi sorumlu hissetmeyeceksiniz biliyorum.

iradenin korkutucu, biat etmenin ise rahatlatıcı olduğunu sanmanızın sebebi, kitlelerin seçkinlerin çarklarını döndüren motor olması. bizi sömürüyorlar, bizi kullanıyorlar, bizim fabrikalarda al kanınızı içiyorlar ayakları altında ezerek. yine de düşman olarak özgürlüğe inanan, zincirinden bunalmış yanıbaşındaki arkadaşını seçiyorsun.

yeni bir zincir daha takalım boyunlarına dediklerinde,
çocukça bir heyecan ve kocaman gözlerle,
evet evet evet diye haykırıyorsun.

üstündeki bunca ağırlık yetmiyor hala daha fazlası için alkış tutuyorsan,
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim*.
gerçeği kim tayin ediyor diye sorulması gereken soru.
kime göre gerçek? mesela peker'in iddialarını iktidar yalanlıyor ama gazetecilerin belgeleri doğruluyor. peki bu tabloda hangi gerçeğe göre adım atılacak?
seçim üstü sindirme operasyonundan başka bir şey değil.
ve bilmedikleri şey şu, insanlar artık korkmuyor.

çekinmeyin. yargılanmaya başlasanız bile davanız bitene dek seçim yapılmış, ülkemize bahar gelmiş olur. diledikleri yasayı çıkarsınlar.