debe başlıkları

hrant dink

  • şehrin gürültüsünde boğulan bir silah sesi türkiye için yeni ve karanlık bir dönemin ilk habercisi oldu.namlunun ucundaki hedef gazeteci hrant dink ensesinden ve kafasından aldığı kurşunlarla olay yerinde hayatını kaybetti.

    saldırgan dersine çalışmıştı, koşarak ara sokaklarda kayboldu.
    bir kaç saat sonra da başında beyaz beresi, belinde silahı ile memleketine doğru giderken otobüste yakalandı.

    tetikçi ogün samast daha ilk sorguda cinayeti itiraf etti.
    kendisi gibi dönemin siyasileri, üst düzey bürokratları cinayetin ‘dini ve milli gerekçelerle işlendiğini’ söyledi ancak gerçek öyle değildi.

    bu inanılması istenen senaryoydu….

    dink cinayeti’ni anlamak için 2007 türkiye’sinden geriye doğru 2002’ye kadar gitmek gerekiyor.

    akp’nin tek başına iktidara gelmesi türkiye’de kendini devletin asıl sahibi gören çevreleri harekete geçirdi.

    fakat bu kez öncekilerden farklı olarak ‘irtica’ kullanılmadı.
    islamcı referansları olan akp’ye karşı milliyetçi söylemleri güçlendirecek bir konsept belirlendi.

    islamcı referansları olan akp’ye karşı milliyetçi söylem…

    12 mart 2003 tarihli mgk toplantısında ‘misyonerliğin türkiye’nin geleceği için tehdit olduğuna karar verildi.

    karar çıktığı günlerde istihbarat raporlarında türkiye’deki misyonerlerin sayısı sadece 54 kişi gözüküyordu ancak 40 sayfalık ‘çok gizli’ rapor tüm devlet birimlerine gönderilmiş ve emir olarak algılanmıştı bile…

    türkiye bir anda misyonerlik paranoyasına kapıldı.

    televizyonlar ‘din değiştiren müslüman gençler’ haberleriyle doldu. siyasiler, üst düzey komutanlar, gazeteciler misyonerlik tehdidini günlerce işlediler.

    ardından hristiyan azınlıklara saldırılar başladı. trabzon’da rahip santaro, 15 yaşındaki ‘milliyetçi bir genç’ tarafından öldürüldü.

    bu dönemde karadeniz şehirlerinde de bir anda ‘garip olaylar’ başladı. bir tarikat ve siyasi parti lideri il il, ilçe ilçe dolaşıp ‘müslüman türk gençlerinin hristiyan yapıldığı’ tezini işledi.

    cinayete giden yolda son hazırlıklar…
    istanbul’da da başka bir ekip dink üzerinde çalışıyordu. dönemin kudretli generali veli küçük, milliyetçi avukatlardan kemal kerinçsiz ve milliyetçi gruplar dink’e karşı protesto gösterileri organize ediyorlardı.

    dink’in yayın yönetmeni olduğu gazete şubat 2004’te sabiha gökçen isimli ilk türk kadın pilotun ‘ermeni kökenli olabileceğini’ yazdı. aranan malzeme bulunmuştu. adeta kıyamet koparıldı.

    dink istanbul valilliği’ne çağrıldı ve bir vali yardımcısı tarafından tehdit edildi. aynı günlerde dink’e ‘türklüğü aşağılamaktan’ dava açıldı ve duruşmalar milliyetçi grupların gösteri mekanına dönüştürüldü.

    halkalar tamamlanıyordu ve artık sıra ‘tetikçi’ aşamasına gelmişti.

    adeta pilot bölge seçilen trabzon / pelitli ilçesinde internet cafelerden toplanan ve cinayet için motive edilen gençlerden biri ‘ogün samast’ istanbul’a yollandı.

    bu esnada jandarma ve polis cinayetin istihbaratını aldı ama gereğini yapmadı. jandarma cinayette kullanılacak silahı bile biliyor, trabzon’daki jandarmalardan birinin telefonu da istanbul’dan sinyal veriyordu !.

    dink’in adını bile bilmeyen samast’ın ise tek bildiği ‘bir ermeni var, öldürülecek’ti...

    gözünü kırpmadan cinayeti işledi.

    mahkeme ifadelerinde ‘garanti verildiği’ anlamına gelen sözler kullandı.

    cinayeti işletenler ise kamuoyunu ‘trabzon’un mu yoksa istanbul’un mu ihmali var?’ tartışmasına çekmeyi başardı.

    soruşturma ülkeyi 17 yıldır yöneten akp iktidarının siyasi hedeflerine uygun şekilde ilerliyor. dink’i hedef yapan, tetikçileri belirleyip yetiştiren jandarma ve istihbaratçılara hala dokunulamadı. fakat cumhurbaşkanlığı ddk raporuna göre ihmali olmayan iki emniyetçi tutuklandı.

    2015 sonunda yeniden iddianame yazıldı ancak bu da cinayeti aydınlatmaktan çok akp’nin yolsuzluk skandalı sonrası başlattığı cadı avına hizmet etti.

    geçen 12 yılın ardından dink’i katleden tetikçiyi azmettirenler hala bulunmuş değil...

    bebekten katil yaratan o karanlığa sesleniyorum:
    gelin bu ülkedeki güvercin tedirginliğini kaldıralım
    gelin güvercinlere kıymayalım
    gelin önce birbirimizi anlayalım
    gelin önce birbirimizin acılarına saygı gösterelim
    gelin önce birbirimizi yaşatalım.

  • bu sabah işe gelirken canım ne kitap okumak ne de müzik dinlemek istedi. öylece vapurun penceresinden dışarıyı izledim. dün bir arkadaşıma artık yıldığımdan, vazgeçtiğimden bahsetmiştim. o da bunu farkettiğini ve bana kızdığını, yaptığımın yanlış olduğunu söyledi. neyse bu başka bir vaktin konusu. benim düşündüğüm kendimi en son ne zaman özgür, cesur, güvende hissettiğimdi. ya da korkunun içime ilk düştüğü an ne zamandı?

    sanıyorum 93 kışıydı. bundan 5 gün sonra 25. yılı dolacak olan uğur mumcu suikasti. ve sonra aynı senenin yazında yaşadığımız sivas katliamı. bu benim çocukluğumu bıraktığım senedir. korkmam gerektiğini, yaşadığımız ülkenin düşünebileceğimizden daha tehlikeli olduğunu anladığım sene.
    sonra işte 19 ocak 2007 gelir. insanların içinde hala iyilik olduğunu sandığım gençliğimin bitişi. bir insan ömrünün evrelerini başka insanların ölüm tarihleri üzerinden tanımlıyorsa, yakın tarihimiz fikirleri yüzünden katledilmiş insanlardan oluşuyorsa yılmamak için çelikten olmak gerekiyor.
    hrant dink denilince benim gözümün önüne gelen fotoğraf ömrümün geri kalanına yetecek kadar utanç barındırıyor ve o fotoğrafın bir şeyin başlangıcı haline geldiğini bilmek içimi parçalıyor.
    metin altıok diyor ya "ben o gün öldüm gülüm, bir daha ölmem artık”* öyle bir şey işte.
    saygıyla...

  • "düşün bir kez mehmet, türkler, kürtler ve ermeniler yerevan’da birlikte türkü söylüyorlar. hem de sadece kendi türkülerini değil birbirlerinin türkülerini. biz koltuk değnekleri de çıkmışız ortalığa halay çekiyoruz!"
    hrant dink

    (bkz: koltuk değneklerinin halayında)

    toprağında halay* özlemi çeken beyaz mendilli bir aşuğ..