debe başlıkları

ekşi itiraf

  • çocukluğumdan beri öz ailemi sokakta görünce tanıyamamak, önlerinden direkt geçmek gibi bazı geri zekalılıklarım mevcut. hadi çocukken salaksındır, kafatasın yumuşaktır (evet) anayını babayını karıştırıp elin yabancısının elini tutabilirsin, bence bunu pek çok insan yapmıştır da. hayır, ben 27 yaşına geldim, hala aynı problemi yaşıyorum.

    sokakta yürürken, karşıdan biri el sallıyor, ben de arkamda biri var ona el kol yapıyor sanıyorum. meğer o kişi abimmiş. "ya sen geri zekalı mısın, beni görmüyor musun, ne alık alık bakıyosun suratıma" diyor bana. biri durakta omzuma dokunuyor, "ay napıyosun be" diyorum, meğer o kişi de babammış. "kızım napıyosun", "aaa buba sen miydingg"

    küçükken annem diye başka kadınlara sarılırdım. üstelik, annemle alakası olmayan kadınlardı. mesela gidip örtülü birine koşup "anneeee" diyordum. annem örtülü değil. bence salaklığın da bi sınırı olmalı.

    bugün babamı tanımadım.
    bugün babasını tanımayan...

  • 28 yaşında 10.gebeliğini yaşayan bir kadın. iki kere düşük yapmış ama kabaca bir hesapla hayatının 8-9 senesini gebe olarak geçirmiş. o kadar sürreal geliyor ki... benden sadece 3 yaş büyük ama sanki 30 yıl daha fazla yaşamış gibi. yüzünde çizgiler, ellerinde çatlaklar, gözlerinde anlamsız ve yorgun bakışlarla sanki çok uzun senelerdir yaşıyor. kendi seçimi değil elbette, enazından ben öyle düşünüyorum ama yine de insan bi çözüm yolu aramaz mı?

    başka birinin de küçük çocuklarından biri, öbür küçük çocuğunun gözlerine iğne batırmış... iğnenin ne işi var çocukların yanında derken, 4 tane en büyüğü 7 yaşında olan çocuk varmış evde.

    bilmiyorum. ya ben çok fazla abartıyorum bu meseleyi ya da çocuk yapmak, çocuk bakmak, çocuk yetiştirmek çok kolay şeyler.

    yine de halkımızın, her sağlık ocağında ücretsiz aile planlaması desteğinin verildiğini bilmesi gerekiyor. sağlık bakanlığı ve ilgili birimler keşke bunu herkese duyurabilse, millete "en az 3 çocuk" diye saçma sapan salık verileceğine.

  • r'leri söyleyemediğim için 'ya**ak desene eheheh' şeklinde bolca dalga geçen çok samimi bir dostuma inat konuşma terapisi aldım ve bir hafta gibi kısa sürede doğal konuşmada r'leri söyleyebilmeye başladım. biz de böyle ya*ak kürek şeylerden motive oluyoruz işte n'aapalım :))

  • sene 2001-2002 falan ben lisedeydim o zamanlar. okula bir otobüs geldi, bizi toplayıp yanılmıyorsam kanal d stüdyolarına götürdüler. kim 500 milyar ister yarışmasına seyirci olarak katılmış olduk.

    ne tesadüf ki o günkü ilk yarışmacı bizim yan apartmandan komşu çıktı. fem dersanesinde şube müdürüydü pezevenk. kocaman herifler kandırıldık desinler ben daha ergenken bile sevmezdim bu lavukları. neyse bir soru geldi bilemedi bu sonra %50 joker hakkını kullandı. yine emin olamadı badem bıyığını sevdiğim. seyirciye soralım dedi. elime o kibrit kutusu şeklindeki kumandayı alıp hain hain gülerek elenmiş şıkka oy verdim. hatta kenan ışık bile şaşırıp ‘bazı izleyicilerimiz elenen şıkka oy vermiş’ falan dedi. oysa ben kendimce fetöye karşı mücadele ediyordum sen nerden bilecen kenan amca?

    neyse bu lavuk soruyu bildi ve 16bin lira da ödül aldı sonunda.

  • çook değer verdiğim bir dostum, büyüğüm var. kendisiyle 15 temmuz sonrası tanıştık. sendika üyeliği nedeniyle öğretmenlikten ihraç edilmişti tanıştığımızda çoktan. devlet aklının her an teyakkuzda olduğu ve cadı avı misali "fettullahçı" avının sürdüğü bir dönemdi. yani ön yargılarla hareket etmem için, o insanla samimi olmamam için tüm geçerli argümanlarım hazırdı aslında. ama ben o insanla ilk konuştuğumdan itibaren onun fettulahçı olmadığına inandım, hissettim veya öyle olmasını umut ettim bilmiyorum. o 2. üniversitesini okuyordu, alt sınıfımdı, 3 yılda bitirdi o inatla hukuk fakültesini. hukuktan bahsettik, demokrasiden, insan haklarından... tüm zorluklara karşı insanlık onuruyla hareket etmenin ve namusluca düşünmenin ve vatanı sevmenin derdindeydik. hiç kötü bir söz duymadım ağzından vatana, millete, devlete dair. kırgındı, ama geçer elbet diyordu, kızmıyordu.

    çok zor günlerden geçti, yanında olmaya çalıştım madden manen... insanız, zor günler geçirdim, yanımda oldu tereddütsüz... 2 yıl nerdeyse her güne yakın bir süreyi birlikte geçirdik, sıkı bir dostluk kurduk, birlikte yedik birlikte içtik, birlikte güldük birlikte ağladık... sonra, okul bitti ve mezun olup yollarımız ayrıldı. o memleketinden daha uzak bir yere, ülkenin başkentine, ben de okuduğumuz şehirden uzakta bir yere memleketime döndük. herkes kendi hayatını kurup yaşamaya, telefondan telefona birbirimizden haber almaya başladık.

    az önce... 1 saat kadar önce haberini aldım ki, iade-i itibarını almış, göreve dönüyormuş... bir dakika bile aklımın ucundan hain olduğun geçmemişti kadim dostum, şimdi devletin gözünde de suçsuz olduğun ortaya çıktı... güzel hayallerin adamıydık. birlikte açacaktık ankara'da büroyu... neler neler...

    güzel günler yakın demek geliyor içimden...
    öz kardeşim aklanmış da görevine dönüyormuş gibi hissetmiyorsam şerefsizim...
    iyi günde kötü günde değil, biz her günde yan yanayız...

    çoooook mutluyum, sen de hep mutlu ol e mi kadim dostum...

  • bugün avm’de sarışın küçük bir kız çocuğunun babalarıyla oyun oynayan çocukları izlediğini gördüm. hüzünlü bakıyordu sanki. kendisinde olmayan bir şeyi izliyor gibiydi. yanına usulca yanaştım beraber oynayalım mı dedim. biraz buruk bir şekilde olur ama anneme sormam lazım, dedi. hadi beraber soralım, dedim. annesi de thy bürosundan bilet kestiriyormuş. selamlaştık, kızınız yalnız kalmış sanırım benim de canım sıkıldı siz işinizi halledene kadar beraber oyun oynamak istiyoruz, dedim. kadıncağız durumu hemencecik anladı. olur tabii siz oynayın ben bakıyorum buradan, derhal yanınıza geleceğim falan dedi.

    biz, elif ile beraber biraz oyun oynadık. o esnada biliyor musun, ben şehit kızıyım ama hiç ağlamıyorum, ama babamla oyun oynamayı çok isterdim dedi..

    sözlük, kalbim eridi resmen.orada ruhum çıktı vücudumdan.

    ben orada bir şeyler dediğimi hatırlıyorum ama ne dedim bilmiyorum.

    kızımızın annesi geldi sohbet ettik biraz. eşi, hamileyken şehit olmuş. elif babasını hiç görememiş. küçüklüğün burukluğunu hissetmiştim. imrenerek bakıyordu sanki babasıyla oynayan çocuklara.

    halen kendime gelemedim. o yavrucağın o durumda olmasında kimin ufacık hakkı varsa gün yüzü görmesin. allah, teröre-teröriste destek veren, yardım eden, sempati duyan, dolaylı yollardan katkısı olan kimseye kolay ölüm vermesin.

    yakın zamanda ayrıldığım mesleğim geliyor aklıma.. acaba ben de bir kız çocuğunun babası olsaydım.. arkamda böyle bir eş böyle bir çocuk bıraksaydım..

    allah’ım, her şeyin hayırlı olanını ver..

  • bugün bir tane hastam kontrole gelirken bana da küçük bir hediye getirdi. ilk defa bir hastadan hediye alıyorum. önemli olan bana bir şey alınmış olması değildi tabii. ama beni hatırlamaları ve düşünmeleri muazzam mutlu etti beni. yaptığım şeylerin boşa gitmediğini , farkedildiğini hissettim. hatta biraz da duygulandım. kendimi kıymetli hissettirdiler bana. sanırım o hediyeyi hep saklayacağım.

  • yurt dışına yeni taşındığımda bir süre apartman dairesinde yaşamıştım. sonra okul bitip işe başlayıp maddi durumum iyileşince ilk kez bahçeli garajlı bir müstakil eve geçtim. tabi alışmadık kıçta don durmaz derler ya, bende de o olmuştu. ilk bir sene tv izlerken sesi kısık tuttum, müziğin sesini fazla açmadım, evde fazla ses yapmadım çünkü yıllarca yaşadığım apartmanlarda öyle alışmışım. bazen abartıp müziği kulaklıkla dinlediğim bile olmuştur.

    1 sene boyunca "aman komşular rahatsız olmasın" diye apartmanda yaşar gibi yaşamıştım. hatta bir gün yan evdeki komşuyu dışarıda görüp "dün gece müzik sesimden rahatsız olmadınız umarım" deyince adam "bu salak ne diyor" der gibi tip tip bakmıştı. buna alışmam 1 sene sürdü. şimdi istediğim kadar gürültü yapabiliyorum, eve özel surround ses sistemi bile kurdurttum ve sinemada izler gibi film izliyorum ama o ilk 1 seneyi hiç unutmayacağım.

    edit: bunu yapan tek ben değilmişim. tipik türk davranışıymış. rahatladım bak.

  • kafamı rakı dolu bir kovaya sokup boğularak ölmek istiyorum.ben böyle hayatın anasını sikeyim.

  • çocukken benzin istasyonlarının petrol çıkan yerlere kurudulduğunu zanneder ve ne şanslıyız ki yol kenarlarında petrol çıkıyor hep diye düşünürdüm.