debe başlıkları

lantirn16113
profili

  • kıbrıs'ta türkiye'nin garantörlüğünü sona erdirmek

    karman çorman bir mevzuda işleri daha da karıştırabilecek bir adım.

    ezbere konuşmak faydasız. buraya yazanların çoğu eminim ki guterres belgesi nedir, neleri kapsıyor açıp bakmadı bile.

    bu belge aslında bir çerçeve doküman. kıbrıs sorunu ile ilgili tarafların meseleya nasıl yaklaşmaları gerektiğini belirleyen ilkesel bir belge. yani taraflar bunu kabul ederse bu belgede yer alan prensiplere göre görüşmeler ilerleyecek.

    belgenin orijinal metni şu ana dek açıklanmadı. ama rum basınına sızan önemli satır başları mevcut. şu gazete haberinde ilkelerin basit ifadelerini okuyabilirsiniz. ben buraya kabaca yazacağım zira diplomatik ingilizceden çeviri kabiliyetim çok fazla değil. hata olursa affola:

    - güvenlik: garantörlük anlaşmalarının feshedilmesi gerektiği ve garantörlerin görevlerinin birleşmiş milletler benzeri bir yapıya devredilmesi gerektiğini anlatıyor

    - (adadaki) askerler: adada bulunan asker sayılarında azaltılmaya gidiliyor. yunan askeri toplam 950, türk askeri ise 650 kişiyle sınırlandırılıyor. yani adadaki asker sayısı 11 şubat 1959 tarihli ittifak anlaşmasındaki sınırlara çekiliyor ve bu anlaşmada bahsedilen türk-yunan-kıbrıs cumhuriyeti taraflarından oluşan 3'lü bir karargah yeniden kuruluyor (amaç kıbrıs cumhuriyetini savunan ortak bir askeri yapı oluşturmak).
    not: guterres belgesi bu konuda çok daha detaylı görüşmelerin yapılması gerektiğini öngörüyormuş.

    - bölgeler/toprak: toprak konusunda rum tarafının hassasiyetleri doğrultusunda türk tarafından ayarlamalar isteniyor. güzelyurt meselesine bu maddede isim geçirilmeden atıf yapılıyor.

    - mülkiyet: türk ve rum tarafının mülkiyet konusunda karşılıklı olarak tercihli bir seçenekle iade şekli belirlenmesi amaçlanmış. yani ev, tarla, bağ, bahçe vs mülkiyetlerin iadesi mevzusu bu başlık altında ilerliyor.

    - eşit muamele: bu maddede sanırım türkler ve rumların haklar konusunda eşit olarak değerlendirileceğinden filan bahsediyorlar.

    - güç paylaşımı: adada kurulacak siyasi liderliğin nasıl olacağı mesela başkanın dönemsel olarak mı sırayla seçileceği gibi hususlar bu maddede tartışılıyor.

    ama dediğim gibi bu belge henüz resmen açıklanmadı ve ne olduğu konusunda sadece dedikodular var. bu durumun türk tarafında sıkıntı yarattığı aşikar çünkü ne şartlarda görüşmeye gidileceği veya türk tarafının siyasi liderliğinin neleri değerlendirdiği şu anda meçhul. zaten bu sıkıntı ifade ediliyor halihazırda.

    şimdi şöyle yapacağım, bazen olayı açıklayacağım bazen de buraya yazılan bazı entryler üzerinden anlatacağım isteyen okur isteyen eksi basar geçer.

    kıbrıs'taki garantörlük hakkımız zürih'te imzalanan 11 şubat 1959 tarihli garanti anlaşmasından geliyor. bu anlaşma ile bizim gibi yunanistan ve ingiltere de garantör devlet oldu. garantör devletin fiili olayı en açık tabiri ile himayesindeki etnik topluluğu korumak ve bu topluluk üzerinden kendi çıkarlarını savunmak. bunu açık yazmanın bir sakıncası yok çünkü zamanında kıbrıs'ı binlerce kilometre öteden gelip saçma sapan bir anlaşma ile 1878'de "kiralayan!" ve 1914'de osmanlı devleti'nin almanya yanında savaşa girmesini bahane edip adayı ilhak ettiğini açıklayan ingiltere bile garantör oluyorsa buraları çok daha uzun yıllar elinde tutan ve beğenseniz de beğenmeseniz de osmanlı'nın en büyük mirasçısı konumundaki türkiye cumhuriyeti'nin haydi haydi garantör olmaya ve bölgesel çıkarlarını savunmaya dibine kadar hakkı vardır.

    ingiltere kıbrıs'ı istedi çünkü süveyş kanalını korumak ve doğu akdenizde kendi çıkarlarını gözetmek için ileri bir askeri karargaha ihtiyacı vardı. işte ingiliz emperyalizminin kıbrıs üzerindeki hırsının tek amacı bu. yoksa orda yaşayanlarının kara kaşına kara gözüne gelmedi.

    1950 ve 60'lı yıllarda kıbrıs konusu türkiye'de giderek artan bir heyecanla takip edildi. bu arada kıbrıs, ingiltere'nin 2. dünya savaşı sonrası zayıflayan ekonomik ve siyasi gücü nedeniyle burada çıkan karışıklıklarla uğraşmak istememesi sonucu saçma sapan bir yönetim kurularak kaderine terk edildi. ama aslında emperyalizmin mucitleri istediklerini almıştı ve ingiltere hem adada askeri üs elde ederek askeri varlığını korudu hem de işin içine taraf ülke olarak girmeyi başardı.

    emperyalizm işte böyle birşey. kaz gelecek yerden tavuk esirgenmiyor, gerekirse toprak veriliyor ama geriye öyle bir enkaz yapı bırakılıyor ki enkazın altından çıkmak isteyenler yine emperyalizmin elini tutmak zorunda kalıyor!

    ve işte bu yüzden #76575193 numaralı entry'yi yazan sevgili yazar arkadaşım sen kıbrısı kafana göre atamaz veya satamazsın çünkü o emperyalizm sana neyi ne kadar atıp neyi ne kadar satacağını güzelce dikte ettirir ve ettiriyorda. nedenini yazdım, zamanında binlerce km öteden gelip senin toprağına konmuştur ve senin atan sesini çıkarmayıp giden ağam gelen paşam diye hareket etmiştir. dolayısıyla ingiliz emperyalizminin sana izin verdiği ölçüde toprağında hak sahibi olursun tek başına kalırsan...

    kıbrıs konusunda daha önce imzalanmış anlaşmalar halen geçerli durumda. dolayısıyla bu anlaşmaların tahhütleri hem bizi hem de karşı tarafı bağlıyor. bu nedenle kıbrısta garantörlükten vazgeçip mersin'e bağlanma olayı (bkz: #76574628) ya da 82. il olması veya kaderine terk edilmesi (bkz: #76575540) olamaz... eğer böyle yaparsanız kıbrıs üzerindeki haklarınızdan vazgeçtiğiniz için bir anda resmen işgalci pozisyonuna düşersiniz ve uluslararası camiada en azından imzalanan anlaşmalar nedeniyle size resmen işgalci diyemeyenler bu defa rahaaaat rahat o lafı size ederler. e rusya gibi elinizde binlerce kıtalararası nükleer füze, milyonlarca asker, onbinlerce tank ve uçak da olmadığına ve bu güce dayanarak kafanıza göre kırım benzeri bir ilhak durumu oluşturamayacağınıza göre sesinizi keser ve kıbrıs'ın parçalanmasını izlemek zorunda kalırsınız.

    bir yerde yaşayan halkın sizi sevip sevmemesi bir ölçümetre ile ölçülebilecek bir durum değil. ayrıca kıbrıs benzeri stratejik çıkarların belirlendiği oyun alanlarında sevgi ile değil mantık ile konuşmak daha yararlı. dolayısıyla #76575694, #76575193 ve #76576460 numaralı entrylerde belirtilen duygusal nedenlere girmeye gerek yok.

    kıbrıs'taki türk ordusu bir işgal ordusu değildir #76576460 ve #76577095 numaralı entryleri yazan yazar arkadaş. o askerlerin oraya neden çıktığı bellidir ve uluslararası anlaşmalara göre çıkmaya da hakkı vardır. ayrıca kıbrıs türkiye için bir sömürge sayılmaz çünkü sömürgeler egemen güce maddi manevi katkı yapar ama bunun yanısıra egemen güç sömürgenin dil, din, yaşayış, sosyal yapı vs aklınıza ne gelirse köküne kadar mahvedip değiştirir. bunun yanında kendi kaderini tayin hakkı içerikli gizli-emperyalist wilson ilkesi ile misak-ı milli nasıl bir tutulur, bu birbirinden tamamen ayrı iki belge nasıl tek potaya sokulup laf salatası ile milletin kafası karıştırılır entrylerinde güzelce görüyoruz bunu ama yemezler... misak-ı milli'yi ağzına almadan önce bir besmele çek ve ondan sonra örnek ver derim sana. misak-ı milli aşağılanan ve yokedilmesi amaçlanan bir milletin yeniden ayağa kalktığını ilan ettiği ve emperyalizm canavarına karşı kutsal isyanını resmileştiren bir belgedir. gizli-emperyalist wilson ilkeleri içindeki kendi kaderini tayin zırvası ise ülkeleri bölüp uluslararası arenaya yeni bir emperyalist figür olarak çıkmaya çalışan toy bir amerikan başkanının yazdığı ve bizzat emperyalizmin babaları olan ingiltere ve fransa tarafından bile tepkiyle karşılan ve kesinlikle uygulanmasına karşı çıktıkları bir saçmalıktır. o nedenle bence sen birkaç cilt kitap okumadan pek bu meselelere kafa yorma...

    kıbrıs'ın coğrafi konumu şu şekilde. gözü kör ve kafası neredeyse hiç çalışmayan birine bile bu haritayı gösterip durumu tarif etseniz kıbrısın konumu itibariyle ne kadar stratejik bir noktada olduğunu size söyleyecektir. o nedenle kıbrıstaki türk askeri varlığını yoketme, garantörlükten çekilme vs vs kesinlikle düşünülemez. kıbrısta ayağı olan bir devlet doğu akdeniz'de söz sahibi demektir. buradaki üslerini hem süveyş bölgesini hem de doğu akdenize kıyısı olan tüm devletleri kontrol edebilir. yani bölgesel güç olmak istiyorsanız kıbrısta askeriniz olacak sevgili arkadaşlar yoksa sizi buradan silerler ve akdenizi ancak antalya'dan serinlemek için denize girdiğinizde görebilirsiniz.

    kıbrıs konusunda geçmişte ve yakın gelecekte çok siyasi, sosyal ve ekonomik hatalar yapıldı. mesela rauf denktaş bir çözümsüzlük adamı değildi, kıbrıs'ın geçmişini ve dinamiklerini çok iyi bilen bir kıbrıslıydı ve kendisini tufaya getiremeyeceklerini anladıklarında emperyalizm ve onun maşaları denktaş'ı çözümün önündeki en büyük engel olarak göstermeye başladı. buna kara propaganda derler ve standart bir istihbarat çalışmasıdır bu arada. kofi annan planına bizim taraf evet derken rum tarafı hayır dedi. bunun nedeni de belli, bizimkiler kısa vadeli düşündü ve kapağı bir an önce avrupa birliğine atmak istiyordu, siyasi liderler de kıbrıs sorununu bak nasıl çözdük demeyi amaçlamıştı ama evdeki hesap çarşıya uymadı çünkü ortada iki milleti bölen çok derin etnik çekişmeler mevcuttu ve bu bağlamda tarihsel ve sosyolojik miraslar yokedilmeden iki tarafın bir araya gelemeyeceği net bir şekilde görüldü.

    bir bölgede yaşayan iki veya daha fazla etnik gruptan biri biri diğer(ler)ine ortadan kaldırma, üzerinde egemenlik kurma amaçlı saldırmışsa iki çözüm vardır:
    a. saldıran taraf diğer taraf(lar)ı tamamen yok eder ve topraklarını alır (conquer olayı)
    b. saldıran taraf diğer(ler)ini tam olarak yok edemez ve/veya savaş sonunda bu grupların hamilerinden yenilen taraf desteklediği grubu yanına alarak çekilir ve topraklar yeni sahiplerine verilir.

    etnik grupların karıştığı savaşlara bakarsanız (mesela 2. dünya savaşında çekoslovakya'daki almanlar, polonya'da yaşayan almanlar, rusya içlerinde yaşayan almanlar) bu iki durum dışında bir gerçek çözüm olmadı, olamaz da. kıbrıs'ta 2. duruma benzer bir durum oluştu. rumlar (yunanistan himayesinde) saldırdı, sopayı yediler ve geri çekildiler. toprakları da biz aldık ve bitti. nokta...kıbrıs sorunu bilinçli olarak sündürülen ve tek kazananı ingiltere olan bir sorundur. türk tarafı ve rum tarafı bu noktadan sonra ayrı kalmak zorunda ve bu kapsamda türk tarafının adam akıllı bir plan dahilinde yolunu çizmesi lazım. turizm, tarım veya farklı bir sanayi artık ne uygunsa orası için o yönde ilerlemeliler. mesela rum tarafın feci kalkınmış filan değil. adamlar avrupa birliği içinde en avantajlı vergi kanunlarına sahip ülke ve çoğu şirket merkezini buraya taşımış durumda. yani adamlar kendi taraflarını bir kara para ve vergi cenneti haline getirdiler, haberiniz olsun...

    gerçekçi düşünmek ve adamakıllı bir plan dahilinde koordine hareket etmenin şart oldğu bir konu bu mesele. onun dışındaki her durum karşı tarafın ekmeğine yağ sürüyor.

    ekleme: kıbrıs ile ilgili kısa tarihçe, taraf olduğumuz uluslararası anlaşmalar şuradan incelenebilir.

  • hitler'in türkiye'ye saldırmamasının nedenleri

    üzerine gereğinden fazla kafa yorulan olay.

    neredeyse tüm başlığı okudum. komedyenleri, trolleri ve yanlış bilgi verenleri saymazsak konuya dış politika kabiliyeti ve/veya ekonomi temelli cevapları verenler çok olmuş. ama işin yazılmayan tarafları da var. ben de biraz onları anlatayım.

    almanya'nın daha doğrusu hitler'in 2. dünya savaşı'nda yaptığı çoğu şeyin bir plan dahilinde olduğunu düşünebilirsiniz. ama gerçek böyle değil. neden böyle olmadığını anlatmaya başlamadan önce alman siyasi ve askeri liderliğinin nasıl işlediğini bilmeniz gerekiyor.

    hitler almanya'nın fiili kontrolünü 30 ocak 1933'de aldıktan sonra devlet ile partiyi giderek artan bir hızda bütünleştirdi. ancak ordu doğrudan parti kontrolüne girmedi. hitler ile ordu generalleri arasında adı konulmayan bir mutabakat sağlandı ve hitler ülke içinde gücünü rahatça arttırıp karşılığında ordu generallerine istediklerini vermeyi sürdürdü. çoğu kişinin görmediği veya ufak bir detay diyerek atladığı bir nokta vardır hitler'in karakteriyle ilgili. hitler çok zorda kalmadıkça birisiyle veya bir kurumlar doğrudan kavgaya girişmeyen birisi ve işine yaradığı sürece hemen hemen herkesi ve her kurumu kendi yanında tutmasını bilen ve bunları kullanan bir adam. örneğin kavgam'da ve diğer birçok yazısında, konuşmasında eşcinselliğe ve cinsel konulara yönelik çok katı muhafazakar görüşleri olmasına rağmen ernst röhm (bkz: sturmabteilung), julius streicher (bkz: der stürmer) gibi tipleri sürekli yakınında tuttu ve/veya kendi adamları arasında nazi öğretisine göre rant paylaşımı, eşcinsellik vb. konularda gayrı ahlaki olarak sayılabilecek yüzkızartıcı kavgaların özellikle çıkmasına seyirci kaldı. bu bir yönetim taktiği aslında ve işine yarayan herkesi bir noktaya dek kullanma amacı güdüyor ve hitler'in karar verici tek adam olarak kalmasını sağlıyordu. ordu ile ilişkilerinde de aynısı yaşandı ve ordunun istediklerini yapıp bir noktaya kadar kendi yaptıklarına ses çıkarmamalarını sağladı ama o nokta geçilince de hem kendi isteği hem de yanındaki adamların baskısı (bkz: heinrich himmler), (bkz: rudolf hess) ile ordu üzerinde kalıcı hakimiyetini kurmaya başladı. ipleri koparak ve sonun başlangıcı olan olay da ordu içinde sözü geçen, saygı duyulan ve nazileri kontrol altında tutabileceklerini düşünen iki tutucu general üzerinden patlak verdi. hem de polonya seferinden hemen öncesine.

    blomberg–fritsch olayı olarak bilinen süreçte önce ordu başkomutanı ve savaş bakanı werner von blomberg'in yeni evlendiği karısının eski bir fahişe ve pornocu olduğulafları ortaya atıldı. hitler nikah şahidi olduğu için anında küplere bindi ve blomberg görevlerinden ayrılmak zorunda kaldı. kara kuvvetleri komutanı werner von fritsch ise reinhard heydrich tarafından hazırlanan bir dosya ile serserinin biri ile eşcinsel ilişki kurmakla suçlandı. von fritsch bunu şiddetle reddetti ama tüm aklanma çabalarına rağmen hem pozisyonunu hem de rütbesini kaybetti (buna dayanamayan von fritsch polonya seferine albay rütbesi ile katıldı ve orada resmen ölüme gitti.).

    hitler bu iki etkin ismi yolundan çektikten sonra ordunun kumandalarını tamamen eline aldı ve yerlerine kendisine sadık isimleri atadı. kukla olan bu tiplerin ardında duran aslında hitler idi ve polonya seferinden itibaren tüm askeri karar mekanizmalarına hitler girmeye başladı. bunu giderek artan bir yoğunlukta yaptığını görebiliriz, örneğin alman genelkurmayı polonya seferinden sonra yaldır yaldır fransa taarruzuna hazırlanırken bir anda hitler'in kuzey avrupa'yı yani norveç ve danimarka'yı işgal etmek için kendilerinden tamamen alakasız bir şekilde başka bir generali görevlendirmesi (lantirn161/blücher), dunkirk rezaleti, az sonra aşağıda anlatacağım barbarossa planı değişiklikleri, bırakın stratejik olanını neredeyse alay/tabur seviyesi taktik geri çekilmeleri bile yasaklayıp "son adamına ve son mermiye kadar savaşma" emri vermesi vb. olayları giderek artan bu etkinin işaretleri. ancak ne yaparsa yapsın ordu içinden hitler'e yönelik eleştirilerin gelmeye devam ettiğini ancak bunun da 20 temmuz 1944 suikastine kadar olduğunu biliyoruz. bu tarihten sonra ordu tamamen nazi partisi güdümüne girmiş, klasik asker selamı bile kaldırılıp sağ kolun kaldırılmasıyla yapılan nazi selamı resmi alman ordusu selamı olarak kabul edilmiş, bırakın subayları generallerin bile hitler'in yanına girerken kişisel tabancaları toplanmaya başlanmıştı (bu çok büyük bir hakarettir. subayın tabancası ancak subay teslim olursa elinden alınabilir).

    işte burada anlattığım gibi hitler'in alman ordusunun karar alma mekanizmasındaki etkisi çok fazlaydı. siyasi alanda da hitler'in son sözü söyleyen bir adam olma gibi bir misyonu vardı ama özellikle savaş ilerledikçe ve hitler askeri alanla daha fazla meşgul oldukça yanındaki diğer adamlar kendi çaplarında küçük birer führer olup siyasi manevraları koordine etmeye başladılar. gelgelelim son karar daima ve asla değişmez bir şekilde hitler'e aitti. dolayısıyla savaş sürecindeki siyasi olayların da bir numaralı sorumlusunun hitler olduğunu kabul edebiliriz.

    polonya seferi öncesi hem hitler'in hem de diğer alman yetkililerin en büyük korkusu işin büyüyüp fransa ve ingiltere'nin de almanya'ya karşı savaşa katılması ve almanya'nın iki cepheli bir savaşa girmesi idi. gelgelelim burada hitler hem doğru hem de yanlış yaptı. hitler fransa ve ingiltere'nin polonya'nın ortadan kaldırılmasına ses etmeyeceklerini çünkü iki savaş arasında ekonomik olarak son derece kötü bir durumda olduklarını ve bunun sonucunda bu iki ülke silahlı kuvvetlerinin almanya'nın yeni kurulan, son derce modern silah ve taktiklere sahip, iyi eğitilmiş ordusu karşısına çıkmaya cesarete edemeyeceklerini değerlendirdi. evet şurada haklıydı, hem fransa hem de ingiltere iki savaş arası periyodu ekonomik zorluklar ve siyasi çekişmelerle geçirmiş ve silahlı kuvvetlerini neredeyse ihmal seviyesinde kendi başlarına bırakmışlardı ancak avrupa üzerinde hala etkiliydiler ve kendi çıkarları konusunda emperyalist refleksleri ortadan kalkmamıştı. zaten sovyet-alman saldırmazlık paktı şok edici bir gelişme olsa da yine de almanya'ya savaş ilan ettiler.

    savaşı yalnızca ekonomik veya sadece politik olarak yorumlamak hatalı bir yaklaşımdır. savaş, siyaseten konuşacak daha fazla birşey görmeyen iki milletin sopayla haklılıklarını ispat etme yoludur.

    polonya halkı yıllardan beri (taaa prusya devleti zamanlarında ortaya çıkan bir durum bu) doğu almanya'da yerleşik olan almanlar tarafından ırksal anlamda değersiz görülen ama zengin junker'leri ucuz işgücü kaynağı olarak kullanmakta da vazgeçmediği bir insan grubudur. 1. dünya savaşı sonunda burada bağımsız bir polonya devleti kurulması ve su katılmamış bir alman şehri olduğuna inanılan danzig'in polonya içinde kalan bir şehir devleti olması almanları resmen delirtti ve yalnız hitler değil neredeyse tüm alman siyasileri ve askerleri bir gün polonya'nın yeryüzünden silineceğine inanmaya başladı.

    şunu kabul etmelisiniz ki hitler ideolojik bir liderdir. yani ekonomi, profesyonel yönetim, sanat, spor vs vs konular hitler'in iktidarı ele geçirme ve onu kullanma yönündeki emellerinde bir ideolojik faktör kadar etkili değildir. hitler ırksal ideolojisini kurmuş, bunu gerçekleştirmek için ekonomik, askeri, sanatsal vb faktörleri ateşleyici güç olarak görmüştür. burada almanya'nın lokomotifi ırksal ideolojidir. diğer herşey bu lokomotifin ilerlemesi için olması veya yanması gereken bir odundur, kömürdür.

    hitler savaş planlarını yaparken en azından görünüşte kesinlikle ekonomik faktörlere göre hareket etmedi. bunu şöyle anlatayım; aklında olayın bir avrupa ve daha sonra dünya çatışmasına gitmeyeceği düşüncesi olmadığından polonya seferi öncesi batı, kuzey avrupa, balkanlar ve afrika için bir planı olmadı. doğal müttefikleri olan italya, japonya ile asla koordineli hareket etmedi. şurasını alayım orada tarla tapan var, petrol var demedi. bunu diyenler oldu elbette ama asli karar verici olan hitler'in motivasyonu ırksaldı. neden dunkirk oldu, neden ingiltere işgal edilmedi soruları aslında hitler'in kafasındaki mantığın tezahürüdür. bunları iyi incelemek lazım. siz zannediyor musunuz ki salt bir hava savaşı (bkz: ingiltere savaşı) kaybedildi diye ya da elde gerekli teçhizat yok diye almanlar ingilteye çıkmaktan vazgeçti... almanların hiçbir zaman ingiltere'yi işgal planı olmadı çünkü hitler ingiltere'nin avrupa yönetiminde bir figür olarak olması gerektiğine inanan biriydi ve o nedenle çok da fazla ingilizlere bulaşmadı.

    gelelim barbarossa harekatına. barbarossa harekatının ilk dönemlerini ve hedeflerini incelediğinizde askeri hedeflerin ağırlıkta olduğu bir plan görürsünüz. aslında harekatın planlama sürecinde nazi partisinin ekonomik yetklilileri ile alman ordusunun planlamacıları arasında ciddi tartışmaların döndüğü, hedefler konusunda birbirlerini yedikleri biliniyor. nazi partisinin üst düzey yetkilileri ırksal politikalarının tamamlayıcısı olarak ekonomik hedefler üzerinde yoğunlaşırken (tarımsal arazilerin ele geçirilmesi, buraların alman ailelerine tahsis edilip yerleşik halkın köle statüsüne indirilmesi ve kendi kendine yetme anlamında ancak %90'lara çıkabilen anavatının %100 kendi üretimiyle beslenmesi misyonunun gerçekleştirilmesi) alman genelkurmayı sovyet ordusunun ana gövdesinin kırılması, devletin merkezi olan moskova'nın ele geçirilip ülkenin yönetimsel açıdan felç edilmesi ve bir başıbozukluğun oluşmasını sağlamaya odaklanmıştı. bu konuda ırksal kökenli ekonomik hedefler açısından himmler'in ciddi baskılar yaptığı da biliniyor çünkü ekonomi yönetiminde ss'in parti devleti içinde büyük bir etkisi vardı ve özellikle köle işçi programları için ss çok fazla adama ihtiyaç duymaktaydı. işte barbarossa tüm bu karmaşa ve mücadele içinde planlandı ve en azından başlangıçta askeri hedeflerin yokedilmesi ön plana alındı.

    gelgelelim operasyonun devamında ordu gruplarının hitler'in farklı faktörlerce etkilenmesi sonucu ekonomik hedeflere doğru çevrilmesi, karargahta bizzat hitler'in önünde cereyan eden çok sert tartışmalara neden oldu. sovyet askeri gücünün beklenenden daha fazla ve dirençli çıkması çok geçmeden barbarossa'nın askeri hedeflerine dönülmesine yolaçtı ama iş işten geçmiş ve çok değerli zaman kaybedildiğinden mockova'yı alıp rusları psikolojik olarak yıkma planı başarısızlığa mahkum olmuştu.

    işte bu noktadan sonra alman planı ekonomik hedeflere dönmeye başladı. 1942 yazında bir ordu grubunun ukrayna yönüne dönerek sonu stalingrad'da bitecek bir yola girmesi bunun bir işaretidir.

    afrikakorps'a gelelim. afrikakorps aslen bir kolordu gücünde olan bir grup. askeri terminolojiyi bilmeyenler için anlatırsak kolordu dediğimiz yapı 2 veya 3 tümenin birleşiminden oluşan bir gruptur. ordu veya alman tabiriyle ordu grubu ise birkaç kolordudan müteşekkil çok daha devasa bir yapıdır. işte italyanları afrika'da tokatlayan ingilizlere karşı almanların kuzey afrika'ya göndrmek zorunda kaldığı tümenlerdn oluşan afrikakorps aslında budur ve asıl görevi akdenizin tamamen bir ingiliz gölü haline gelmesini, müttefiklerce sicilya'ya ordan da italya'ya bir çıkarma yapılıp almanya aleyhine üçüncü bir cephe açılmasını engellemektir. rommel fransa seferinde kendini kanıtlayan bir asker olarak buraya atandı ve türlü yokluklar içinde, sırtını mısır gibi çok güçlü bir garnizona dayayan ingilizlere karşı çok iyi bir mücadele verdi. gelgelelim ne hitler'in kafasında bir kolordu ile mısır'ı alıp ordan suriye-ırak-iran üzerinden kafkasya'ya ulaşma planı vardı ne de bu kolordunun bunu yapacak gücü. rommel'in amacı ingilizleri mümkün olduğunca mısır'a doğru sürmek, akdeniz'deki italyan bölgesini rahatlatmak ve ingilizleri burada oyalayarak (süveyş üzerine bir sefer yapma riskini sürekli olarak canlı tutarak) müttefik kuvvetlerini bölmekti. hitler asla afrika cephesine çok ilgi duymadı çünkü burasının almanya'nın savaşında belirleyici bir cephe olmadığını biliyordu. onu gözünde yalnızca yanda kalan bir çatışma bölgesiydi.

    balkanlar da italya sayesinde almanların ayağına dolandı ama müttefik bulgaristan, romanya, ilhak edilen avusturya sayesinde türkiye'den almanya'ya gönderilen hammadde transferinde zaten neredeyse 1944 sonuna dek bir sorun olmadı.

    şimdi asıl soruya yavaştan gelelim.

    türkiye almanlar için 2. dünya savaşında adı konulmamış bir müttefik sayılabilir çünkü savaş süresince hammadde kaynağı olarak almanları beslemiştir. ancak almanya için türkiye neyse ingiltere için de odur. ingilizler için de müttefik sayılabilir türkiye çünkü ülkeyi almanlara açmamış, akdenizdeki ciddi bir ingiliz üssü olan kıbrıs ve süveyş kanalını strateji olarak riske sokmamıştır. denge siyaseti zaten budur. o dönemin karmaşasında savaştan uzak kalmak için uygulanabilecek en akıllıca yol da budur.

    bununla birlikte alman askerlerinin türkiye'yi işgal etmesi için pratikte geçerli bir avantaj da yoktur. diyelim ki türkiye işgal edildi ve bir şekilde boğazlar da aşıldı. bunun ne gibi bir faydası olacak? düşündüğünüz yanıtı biliyorum; kafkaslara kolayca ilerlemek, azerbaycan petrollerini ele geçirmek. ama bu hatalı bir yanıt. alman ordusunun yakıt ihtiyacı zaten romanya bölgesindeki petrol alanlarından ve alman endüstrisinin harika imkanları (kömürden ve patatesten üretilen yakıt) ile sağlanıyordu. ayrıca alman ordusu her ne kadar modern ve motorize bir ordu olsa da lojistik ikmali hala 1. dünya savaşı'ndaki gibi büyük oranda demiryolu ve at ile sağlanmaktaydı. dolayısıyla stalingrad yönüne taarruz eden ordunun bir yan görevi olan azerbaycan petrollerinin ele geçirilmesi isteğinin asıl hedefi sovyetlerin petrol ihtiyacına darbe vurmaktı.

    bununla birlikte savaşı türkiye üzerine taşıyıp türkiye'yi işgal etmek zaten aşırı uzun olan alman doğu cephesini yüzlerce kilometre daha uzatmak anlamına gelir. almanların doğu cephesinde kaybetmesinin bir nedeni de haddinden fazla uzun olan ve ince katmanlı birliklerce, doğru düzgün bir tahkimat yapılmadan savunulmaya çalışılan aşırı uzun bir cephede mücadele etmeleridir. rusya'nın sert iklimi, yetersiz ulaşım altyapısı d işin içine girince bir yerinden delinen cepheyi toparlamak kolay olmadı ve alman birlikleri sürekli yollarda oradan oraya savruldu. işin içine bir de ordularınaa geri çekilmeyi yasaklayan, neredeyse tabur ve alaylara bile bizzat "yerinizde kalın ve savaşın!" emri veren bir hitler figürü de girince çoğu durumda basit taktik geri çekilmelerle kurtarılabilecek birlikler ve bölgeler de kaybedildi. işte tüm bu tantana ışığında almanların doğu cephesine yüzlerce kilometre daha ilave etmesi, buralara birlik ayırması ve stratejik açıdan yararsız yeni çatışma bölgeleri açmasının pratikte kazançlı hiçbir tarafı yoktu.

    bunun yanında zaten istediği hemen her ürünü kendisine satan ve iyi kötü geçinilen bir ülkenin işgal edilip bir de yönetimsel zorluklara girişmenin mantığı çok tartışılır. almanlar aptal değillerdi. nazi kademelerinde osmanlı devleti zamanında türkiye'de savaşan çok insan mevcuttur ve bunlar ilk elden türk milliyetçiliğinin şahididir. bundan başka ortada ingiltere ve fransa'ya karşı verilen bir kurtuluş savaşı vardır ve işgale uzanan bir hareketin ülke içinde ne gibi bir tepkiyle karşılanacağını almanlar idrak etmişlerdir. dolayısıyla coğrafi zorlukların, kayıp-kazanç anlamında pratikte faydasız olacak bir işgal hareketine girişmenin kendilerine bir yarar sağlamayacağı almanlar tarafından görülmüştür.

    hafif destan gibi yazdım ama genele bakmak lazımdı ve durum kısaca bundan ibaret. aslında çok da fazla karmaşık bir olay değil elbette bu. sonuçta askeri her harekatın fayda-kazanç analizi yapılıyor ve neticede türkiye'nin işgal edilmesi yararsız görülmüş, hepsi bu...

  • zeytin dalı harekatı

    halen devam eden askeri operasyon.

    her çatışmadan ve verilen her kayıptan ders almak gerekir. askerliğin doğası bunu gerektiriyor. eğer bunu yapmazsanız aynı şekilde kayıplar verip durursunuz. ayrıca iğneyi kendimize batırmazsak, yanlışlarımızı görüp düzeltmezsek istenmeyen kaybımız çok olur.

    ders almak dedim. harekatın en başından beri dikkatimi bir konu çekiyor. aslında anlatmak istediğimi şeye şöyle giriş yapayım, ilk önce şu fotoğraf dikkatimi çekti. sonra biraz arama yaptım ve bu videoya ulaştım. ilk fotoğrafta ve videonun başında boş mühimmat taşıma konteynerlerini görüyorsunuz. bunların içindeki mermiler alınmış, tanka yüklenmiş. açık sarı renkli konteyner içindeki mermi apfsds-t türü bir mühimmat. üzerinde de yazdığı gibi zırh delici özelliği var ve yüksek kinetik enerjili dart şeklindeki iç çekirdeği ile tank gibi delinmesi zor hedeflere atılıyor. nasıl çalıştığı şu videoda detaylı anlatılmış isterseniz göz atın.

    yeşil renkli konteyner içindeki mermi ise güney kore'li poongsan şirketinin ürettiği 120 mm'lik heat-mp-t mühimmatı. konteyner üzerinde yazılı 1315-37... numarasına dodic (department of defense identification code) number denir ve nato ülkelerinin mühimmatlar için kullandığı bir işaretleme numarasıdır (merminin nasıl olduğuna şirketin ürün kataloğundan bakabilirsiniz.). heat mermi öteki apfsds-t gibi deliciliği yüksek kinetik enerjisi ile sert çekirdekli bir mermi ile sağlamıyor. zırha temas ettiğinde çok yüksek ısı üretip zırha nüfuz edecek bir delik açtıktan sonra arkasında taşıdığı patlayıcının içeri doğru patlaması esasına dayanan bir mermi türü. (ikisinin çalışma prensibi farkı şu videoda net anlatılıyor.)

    apfsds-t mermisi delinmesi zor olan tank ve nadiren de çok kalın duvarlı hedeflere atılırken heat-mp-t mermisi zırhlı personel taşıyıcı, kamyonet veya ince duvarlı binalar vs yerlere karşı sıklıkla kullanılıyor. fakat buradaki ince nokta şu apfsds-t içinde patlayıcı olmayan yani hedefe çarpınca patlamayan bir mermi. hedefe girince parçalanıp içerdekilere zarar verebilir veya yüksek kinetik enerjisi ile yangın çıkartabilir ama siz bu mermiyi bir korugan içindeki teröriste atarsanız mermi adama değmeden bir duvardan girip karşı duvardan çıkabilir. heat-mp-t ise patlayıcılı olduğundan patlayacaktır ve korugan içindeki veya bir engel gerisindeki teröriste karşı daha etkilidir. yani teröriste apfsds-t ile ateş etmek bir anlamda kenarda durup bekleyen karasineğe tabanca ile ateş etmek gibidir. eğer hedefe değerse hedef parampaça olur ama değmeyip yanından geçerse hedef canlı kalabilir.

    bu görüntülerde görülenler m60 sabra tankında kullanılan mermiler. sahadaki diğer tankımız olan leopard 2'de de aynı mantıkta fakat farklı şirketlerin ürettiği benzer mermiler kullanılmakta.

    şimdiye kadar anlattıklarımı aklınızda tutun farklı bir görüntüye bakacağız.

    trt haber'in servis ettiği drone ile çekilen bu görüntüleri mutlaka izlemişsinizdir. izlemeyen varsa da baksın. alt tarafta bir leopard 2 tankımız, arkasında biri sağda biri solda onu destekleyen 2 zma'mız ve karşılarında tahkim edilmiş bir terörist mevzisi var. it sürüsü bu hakim noktayı sanki bir kale kurar gibi betonla çevirmiş, beton kuleler dikmiş, mevzi kazmış. bu çağda böyle bir savunma anlayışı yok zaten ve burası da "gel beni imha et" diye bağıran, asıl amacı psikolojik etki olan askeri anlamda yararsız bir mevzi. fakat burada tankımızın yaptığı atışlara dikkat edin. içeride sürekli bir oraya bir buraya kaçışıp duran birkaç terörist var ve muhtemelen drone ile bu adamların yeri anlık aşağıdaki zırhlı gruba iletiliyor.

    * tankın ilk atışı 7'nci saniyede. tank burada bir apfsds-t atıyor. bunu şuradan anlıyoruz, mermi yıkılmış beton tahkimatı delip geçiyor ve neredeyse toprağı yalayıp düz bir istikamette yoluna devam ediyor.

    * tankın ikinci atışı 1.02'nci dakikada. bu atışta da benim tahminim yüksek ihtimalle apfsds-t atılıyor. atışın hedefi olan yer yıkılmış bir beton kule ve arkasından dart çekirdeğin çıkışını göremiyoruz ancak heat atılsaydı burada daha farklı bir patlama görebilirdik (heat patlaması şöyle).

    * tank üçüncü atışını 2:13'de yapıyor ve bu defa apfsds-t atıyor. merminin yıkıntıyı delip geçtiğini görebilirsiniz. bu arada teröristlerden 2 tanesi alt tarafta yıkıntılar içinde yeniden mevzilenmeye çalışıyor ve askerimizin dikkati bu bölgede dolanan bu tiplere yoğunlaşıyor.

    * tankın dördüncü atışı 2.30'da ve bu da apfsds-t. mermi yine yıkıntıyı delip geçiyor.

    * tankın beşinci atışı 3.04'te ve bu defa da apfsds-t atılıyor. yerden tek bir noktada sektiği için ayırt edilmesi çok zor ancak tam 3.04'te videoyu durdurursanız dart çekirdeğin yol alışını ve dart çekirdeğin karakteristik delip geçme şeklindeki alev uzamasını delip geçtiği beton koruganda görebilirsiniz.

    * tankın 6'ncı atışı 3.30'da ve yine apfsds-t. merminin delip geçtiğini çok net görebiliyoruz.

    * ve 4:18'incü dakikada o noktaya yapılan 6'ıncı atıştan sonra hala o noktadaki iki terörist ayağa kalkıyor yeniden mevzilenmeye çalışıyor!

    yukarıda da yazdım yine yazıyorum apfsds-t mühimmatı kalın zırhlı hedeflere atılan, içinde patlayıcı dolgusu olmayan ve çarptığında delip geçen, kinetik enerjisiyle hedefini yoketmeye ayarlı bir mermi türü. burada yapıldığı gibi ortada sürekli mevzi değiştiren 3-4 tane teröriste apfsds atıp durmak evin içinde otururken bizi rahatsız eden karasineğe tabanca ile şarjör boşaltmaktan farksız. leopard'lar için he yani doğrudan patlayıcı mühimmatın kara kuvvetleri envanterinde olmadığı açık kaynaklarda sürekli söylenen birşey, e tamam hadi he yok da burada neden heat atılmıyor?

    ikinci husus; tankın solundaki zma'dan askerler iniyor ve mevzi alıyor. sağındaki zma'dan ise kimse inmiyor gibi görünmekte. bu durumda açıktaki bir hedefe saldıran açık durumda 3 zırhlı aracımız savaş alanında. çekim açısı nedeniyle net göremiyoruz ancak o alana hakim daha yüksek bir tepe var mıdır veya atgm atılabilecek başka bir nokta mevcut mudur yorum yapamayız ancak 3 zırhlı aracı yalnızca bir kanatlarını kapatacak/gözleyecek piyade desteği ile etraflarındaki atgm tehdidine karşı başka bir önlem almadan neden bu şekilde bir taarruza gönderiyoruz? atgm tehdidi yüksek olan bölgede zırhlı unsurları neden mümkün olduğunca piyade ile destekleyerek ama piyade ile sıkı koordinede kalacak bir şekilde ileri sürmüyoruz?

    birkaç gün önce çok üzücü bir olay yaşadık ve leopard tankımız atgm ile vuruldu. o tankın tek başında, yanında en ufak bir piyade desteği olmadan o şekilde açıkta beklemesinin nedeni iyice analiz edilmeli. istihbarat eksikliği, yorgunluk, anlık bir olay veya eğitim zaafiyeti adına ne derseniz deyin o durumdaki kök neden bulunmalı. yoksa benzer atgm saldırılarını korkarım ki daha çok yaşarız. bu teröristlerin elinde yüzlerce var bu füzelerden, adamlar sıkıntıdan beton kulelere bile atgm atıyor. tehdit çok büyük ve minimum tank kaybı için piyade destekli zırhlı birlik harekatı çok önemli.

    buna benzer bir detaylı görüntü elimizde yok ancak kısa kısa haberlerde veya internette gördüğüm bazı videolarda (aradım onları ama bulamadım) benzer atışları yapan leopard'lar var. yani apfsds-t tipi mühimmat sıklıkla kullanılıyor o bölgede. peki bu mühimmatın etkinliği inceleniyor mu? daha önümüzde afrin'e girme durumu var, orada tanklar için patlayıcı veya heat tipi mühimmat ihtiyacı daha fazla olacak. bu konu umarım yakından takip ediliyordur.

    bununla birlikte harekatın ilk günlerinden beri askerlerimize gereğinden fazla maneviyat duygusu veriliyor. şehitlik, gazilik hepimiz için çok önemli kavramlar ancak askerlik bir bilim ve eğitim çok önemli. salt maneviyat ile zafer olmaz. şu an savaştayız ve kamuoyu sadece dini duygular pompalanarak, face'de orda burda arapça laflar eşliğinde kahramanlık söylemleriyle harekat hakkında eksik bir şekilde bilgilendirilmemeli. sık sık resmi açıklamalar yapılmalı ve bu açıklamalar da mümkün olduğunca tek merkezden olmalı. herkes kafasına göre birşey söylememeli.

    ve benim kesinlikle beğenmediğim, bizi çok zor durumda bırakacak bir nokta daha var; cep telefonları. askerlerin ve oradaki öso unsurlarının şu cep telefonlarını biraz olsun kenara bırakmasının vakti geldi. her türlü şey çekilip internete veriliyor bu telefonlarla. adam terörist öldürmüş hop çek fotosunu yolla twitter'a! yakalamışsın canlı teröristi adamın ağzı burnu kırılmış, kan-revan içinde veya herifi döverken videoya çekiyorsun hop yolla instagrama, face'e! bir nokta alınmış öso'cu başlıyor telefon elde allahuakbar çekmeye o arada telefonu 360 derece çeviriyor, etrafta ne kadar tank, asker varsa hepsini güzelce kaydedip paslıyor internete! ya tamam gene kır ağzını burnunu beş para etmez teröristler bunlar ama herşeyi çekme herşeyi internete verme. bu durumun önüne geçilmeli, tam bir istihbarat zaafiyeti bu telefon işi.

    son detay; afrin'e geldiği söylenen konvoy. bakın bu adamlar alan savunması yapmaya çalışıyor, kazılan tüm hendek, siper vs buna işaret ancak bu konuda deneyimleri yok ve bu bizim için avantaj. terörist kökenli oldukları için alan savunmasında başarısız oldukça eski taktiklerine dönecekler ve küçük gruplar halinde desteksiz yakaladıkları birliklerimize saldıracaklar. ben bölgede 8-10 bin terörist var goygoyuna inanmıyorum o konuda feci propaganda var. bu aldıkları takviye adam konusunda eksik olduklarının, acilen desteğe ihtiyaç duyduklarının bir belirtisi. gelgelelim bu adamların geldiği nokta suriye rejimi topraklarından geçiyor. yani suriye rejimi bu adamlara göz yummuş durumda. siyaseten çok yalnız durumdayız ve acilen bu alanda kendimize müttefik bulmamız gerekiyor. bu adamların geçişi de zaten bu ihtiyacın en önemli neticesi.

  • zeytin dalı harekatı

    başarıyla süren askeri harekat.

    başarıyla süren bu terörist avı hakkında aklı başında insanların ve bu işi bilenlerin beklediği gibi sahada kafalarına kafalarına vurulanlar artık işi iyice internet cephesine döktüler. e tabi el silahıyla kurulan ordu! ancak bu kadar olur, sahada silahını atıp geriye topuklayan haplanmış militan rahatı görünce klavyeye sarılıyor.

    bunları destekleyenlerin yeni sarıldığı argüman şu oldu; "tsk o kadar tanka, topa, bombalamaya rağmen ilerleyemiyor. bakın işte burada harita var, orada yeşil olan noktalar tsk'nın ele geçirdiği bölgeler ve hala 5-6 tane noktacık duruyor. ama sarılar ypg bölgesi ve bakın hala bütünüyle duruyor!" (bkz: #73785442)

    gel ben sana anlatayım olayı da anla sevgili arkadaşım. plaza diliyle yazıcam algılaman kolay olsun.

    - zeytin dalı harekatı bir occupation yani istila değil çok geniş bir seek and destroy yani bul ve yoket operasyonu.

    - istilalar çok geniş silahlı güçlerle yapılır. piyade, mekanize piyade, komando, özel kuvvet, hava indirme, istihkam, levazım, ikmal böyle bir ordu grubu komple ayaklanır ve tüm ağırlıklarıyla ileri gider. istila taktikleri bellidir; hızlı zırhlı grup hareketleri, taktik hücumlar/geri çekilmeler, ana hücum hattı belli olmasın diye yapılan sahte saldırılar vs vs kurmaylık akademik bilgilerinin sahaya yansıtıldığı büyük bir oyundur istila. ana amaç ise "toprak ele geçirmek ve orada kalıcı hakimiyet kurmaktır". mesela hitler'in batı seferi bir occupation harekatıdır. bunu aklında tut.

    - seek and destroy görevleri ise daha küçük alanlara yapılan ve genelde kolordu seviyesinde birliklerin yaptığı harekatlardır. mesela 2. dünya savaşında doğu cephesinde asıl ordu gruplarından kopup çeşitli ceplerde alman hatlarının gerisinde kalan ve ormanlarda, bataklıklarda saklanan bazı sovyet birliklerine almanlar bir veya birkaç tümenle bu harekatları yapmıştır. mesela vietnam savaşında cangıllarda viet cong ve nva peşinde düşen amerikan piyadesi de bunu yapmıştır. bunda ise asıl amaç ceplerde sıkışıp kalan ve ordunuzu veya egemen olduğunuz alanı bir şekilde tehdit eden potansiyel düşmanı ortadan kaldırmaktır. bunu da anladın mı sevgili dostum?

    - afrin cebinde ortaya atılan haritalar ve terörist yandaşlarının şimdi ortaya attığı bu renkli boyanmış haritalar henüz çatışmanın 2. günü sonuna gelinmişken tsk'nın afrin bölgesine girerken kullandığı köprübaşlarını gösteren haritalardır. ve tsk burada bir istila değil "bul ve yok et" görev icra etmektedir. dolayısıyla o haritadaki yeşiller sarılar bizi ilgilendirmiyor. bizi ilgilendiren tek şey tsk'nın imha ettiği hedef sayısı, imha ettiği terörist unsur sayısı sayısı ve ele geçirdiği silah/mühimmat miktarı.

    - harekat başlarken size kimse "2 haftada girer çıkarız" demedi. eskiden (90'lı yıllar) kuzey ırak bölgesine yapılan sınırötesi harekatlardan da gayet uzun sürenler oldu ama neticede binlerce terörist unsur imha edildi, ciddi miktarda silah/mühimmat imha edildi. burada da öyle olacak.

    "afrin cebindeki teröristler teslim olmazlarsa ölmeye mahkumdur."

    - sevgili arkadaşlar. özellikle genç yazarlara ve çaylaklara hitaben yazıyorum. afrin harekatı teröristin o bölgedeki belini kırmak amacıyla yapılıyor. toprak işgali için değil. harita üzerinde tsk'nın olduğu yeşil alanları umursamayın tsk orada her yere tek tek giriyor ve girecek. bizi o boyamalar ilgilendirmiyor bizi imha ettiğimiz terörist unsur sayısı ilgilendiriyor. ve şimdiden bu sayı resmi rakamlara göre 300'ü aşmış durumda. eninde sonunda da yukarıda tırnak içinde yazdığım ifade gerçekleşecek.

    - hava durumu düzeldikçe piyade ve zırhlı unsurların etkisi artacak. şurası unutulmasın lojistik ve moral etkenler tamamen yanımızda. birliklerimizin sayısının giderek arttığını biliyoruz çünkü artık köprübaşları sağlamlaştırıldı, ilerleme istikametleri güzelce temizlendi ve temizlenmeye devam ediyor. varsın 30 gün daha topçumuz atsın, havanımız vursun, uçağımız bombalasın, tankımız imha etsin. ama tek bir askerimizin burnu bile kanamasın, hepsi salimen görevlerini yapıp kışlasına dönsün eşine, dostuna, ailesine kavuşsun hayırlısıyla.

    - "harekat bataklığa saplandı" diye yazanlar var (diğer bir yeni karşı propaganda da bu). lan oğlum neyin bataklığı hayırdır? hani orada bir stalingrad bir felluce mi oluştu da haberimiz yok? hadi askerlik bilmiyorsunuz anladık ama el insaf henüz birinci haftasını tamamlayan ve gayet başarılı giden bir askeri operasyon neyin bataklığa saplanmış oluyor?! siz bul ve yoket misyonlarının call of duty oynar gibi mi ilerlediğini sanıyorsunuz?!

  • 17 ocak 2018 askeri uçak kazası

    aman allah dediğim kaza. 4 yıldan fazla bir süre o uçaklarda çalıştım. detayları almaya çalışıyorum bilgi geldikçe güncellerim.

    ilk açıklamaya göre 3 şehidimiz var. mekanları cennet olsun.

    2 pilot ve bir uçuş teknisyeni cn-235'lerin standart mürettebatıdır. o bölge eğitim alanıdır. uçağın eskişehir'den kalktığı söyleniyor.

    prensip editi: o hatalı, bu kötü, bakım şöyle pilot böyle uçak şöyle diye efsanelere girmeyin. o uçaklara nasıl bakıldığını, pilotlarının nasıl insanlar olduğunu biliyorum. havacılık maalesef hata kaldırmıyor ancak kazanın tam nedenini veya muhtemel nedenlerini şu an için bilemeyiz sadece gelen bilgilere göre ihtimalleri sıralayabiliriz. casa uçakları akrobasi performansı olmayan ve limitleri çok belli uçaklardır. eğitimlerde buna çok dikkat edilir ancak kaza işte maalesef oluyor. casa'larda fdr cihazı var bu arada.

    edit-1: uçağın eskişehir'in uçağı olduğu kesinleşti. orada 201'inci arama kurtama filo komutanlığı var ve (eğer yapı değişmediyse) uçak oraya bağlı. bu filonun asıl görevi arama kurtarma ve bünyesinde cn-235 uçakları ile as-532 cougar helikopterleri var. çok üzgünüm, çalıştığım filolardan biri orası.

    edit-2: önceki düşen casalar şunlar, malatya'da düşen casa (içinde özel kuvvetler mensuplarının olduğu, düşme nedeni buzlanma), ankara akıncı'da kalkışta düşen casa (kumanda arızası), bir casa daha düşmüştü kayseri'de (virilden çıkamama).

    edit-3: casa pilotlarının eğitimleri diğer uçak pilotlarında olduğu gibi yıl boyunca devam eder. harbe hazır kalmak için belli programları yapmak zorundalar. 201'inci filo arama kurtarma olduğundan normal casa filolarının yanısıra ekstra eğitimleri de var. 201 filo "eğer yapı değişmediyse" normalde harekat bakımından eski adıyla 1.taktik hava kuvveti yeni adıyla muharip hava kuvveti komutanlığı'na bağlı bir filo. arama-kurtarma asıl görev ama ihtiyaca göre kargo/personel nakliyesi, vip taşıma görevlerine de tahsis ediliyor. filo bünyesinde açık semalar anlaşması dahilinde uçan bir casa'da var ve bu anlaşmaya dahil ülkelere gidiyor o uçak. şu anda düşen hangisi onu bilemiyorum ama. uçakların bakımını yapan kısım (hat) ise 1'inci ana jet üssü'ne bağlı.

    edit-4: fikirlere saygım var ama terbiyesizce ve vicdansızca sadece bok atmak, çamur atmak ve içindeki kinini kusmak adına yazanlara feci uyuz oluyorum. aşağıda bu terbiyesizlerden biri var ve hemen pisliğini kusmaya gelmiş. insanlığından utan!

    edit-5: şehitlerimizin bir binbaşı, bir yüzbaşı (2006'lı olabilir) ve rütbesi henüz belli olmayan bir teknisyen astsubay olduğu belirtilmiş. kaynak.

    edit-6: düşen uçağın 98-148 (1, 2)olabileceği bilgisini edindim. kesin bilgi değildir. teyide ihtiyacım var.

    edit-7: "uçan tabut" şeklindeki düşen uçaklar için ezbere söylenen saçma tanıma hemen sarılmayın. casa uçakları motor ve aviyonik olarak iyi uçaklardır ama gövde anlamında bir c-130 veya c-160 değil. "uçan tabut" sıfatı da 1970'li yıllarda neredeyse her nato ülkesinin ülkenin elinden bir an önce çıkarıp bize hibe ettiği boktan ötesi f-104 kanatlı füzesine! (uçak diyemiyorum o kadar sevmiyorum, iniş sürati neredeyse 200 küsür knot olan ve neredeyse kanatsız bir hava aracından bahsediyoruz) verilen isimdir.

    edit-8: ilk görüntüler geldi. sanki kısıtlı görüş nedeniyle tepeye çarpma gibi bir durumu var enkazın. uçağın arka kısmı sağlam kalmış.

    edit-9: şehitlerimizin ikisinin isimleri belli oldu; binbaşı ümit karamustafa ve yüzbaşı ali şahin odabaşı. allah rahmet eylesin.

    edit-10: üçüncü şehidimizin adı hv. uçak bakım kıdemli başçavuş ömer kadir arlı. allah rahmet eylesin.

  • 13 ocak 2018 trabzon'da uçağın pistten çıkması

    peşin edit: uçak bakım mühendisiyim, olayı biliyorum. (üzerinize alınmayın bu cümle trollün biri için yazıldı.)

    büyük geçmiş olsun dediğim kırım olayı.

    havacılıkta riskler çok fazla. peşin hüküm verip pilotu, bakımcıyı, kabin ekibini doğrudan suçlamamak lazım. kazanın oluş şekli net değil. akla gelen ilk olasılıklar şunlar:

    a. aşırı süratli indi, pistte duramadı ve toprağa çıktı.
    b. sürat normaldi ama pisti ayarlayamadı ve pist başı yerine ortasına teker koydu. durmaya yetecek kadar mesafe yoktu.
    c. normal indi ama terminale dönerken taksi sırasında uçağı kaçırdı ve aşağı yuvarlandılar.(düşük ihtimal)
    d. herşey normaldi ama bir nedenden ötürü frenler yetersiz kaldı veya lastikler sorunluydu veya hidrolik arızası oldu frenlere sirayet etti. bir bilgi bu uçaklarda burun iniş takımında fren olmaz sadece ana dikmelerde fren mekanizması var. ama normal teker frenlerinden ziyade durmak için motor gücünü terse veren bir sistem var (thrust reverser) ve bu güç asıl frenlemeyi sağlıyor. belki onda bir sorun oldu ve iniş takım frenleri yetmedi. veya lastik patladı (sert iniş, aşırı frenleme nedeniyle oluşan ısı nedeniyle vs)... bilemeyiz teknik anlamda enkaza bakmak lazım.

    bu durumda sivil havacılıktan bir ekip olay yerine gidecek, bir ekip uçağın bakım kayıtlarına el koyup inceleyecek, diğer bir ekip pilotlara bakacak ve pilotlar birkaç ay boyunca aklanana dek uçuştan men edilecek. kokpit ses kayıt ve uçak datalarını kaydeden kayıtlar download edilecek falan filan iş uzar boyle.

    bu uçak bir daha da uçamaz. kanatlar pert, gövde altı pert, slidelar patlak vs vs. trabzon havalimanında bir köşeye koyarlar. orda sağlam ıvır zıvırı sökülür sonra da restoran mı olur yoksa parçalanıp satılır mı bakarız. motorlar da büyük ihtimalle yamaha almıştır ve işe yaramazlar.

    pegasus sigortadan parasını alacak. burada sigorta şirketi en az sivil havacılık kadar işi soruşturacaktır.

    bilgi aldıkça güncellerim.

    ve son bir not, allah aşkına saçma sapan "ama su paralı eki eki" diye espri kasmayın. komik değilsiniz.

    edit-1: bir yolcu ifadesi şöyle; "uçak önce yavaşladı sonra tekrar hızlandı". muhtemel anlamı şu pilot uzun oturdu yani pist başı yerine ortasına bir yere indi, duramayacağını anladı ve kalkmak için gazı kökledi ancak yeniden havalanamadılar. o anda kararsız kalıp gaz-fren derken pistten çıktılar.

    edit-2: bir iddia da şu. piste erken teker koydu, o sırada burun i/t kırıldı ve sürüklendi. (bu durumda uçak altında sürtünmeden dolayı yanık ve is izi olur. videolarda ve fotolara böyle birşey görünmüyor. ayrıca büyük bir gürültü ve sürtünme duyulur ki şu ana dek ortaya çıkan yolcu ifadelerinde böyle birşey okumadım.)

    edit-3: bir yolcu ifadesi var. inişin ilk anlarından beri uçağın kaydığından bahsediyor. i/t kırılması gibi bir konudan bahsetmiyor.

    edit-4: kokpitin yorgunluk durumuna da bakılacaktır. o günkü kaçıncı sortileri, son dönemde ne kadar uçmuşlar falan fıstık mevzu uzar gider.

    edit-5: uçak ankara'dan kalkmadan önce arızalıydı, öyle kalktı vs bir iddia var. şimdi şöyle anlatalım iniş-kalkışta kullanılan sistemler arıza yapma ağırlıklarına göre hidrolik/elektrik/mekanik sistemler. hidrolik ve elektrik sistemlerde arıza varsa pilot yerden bir teknisyen çağırır, fikrini alır müdahale edilebilecek bir durumsa müdahale edilir veya o anda yapılamayacak bir şeyse açılır mmel denilen bir dokümanı var o dokümana bakılır ve uçuşa devam edilir veya uçuş kesilir. mmel dediğimiz doküman master minimum equipment list denilen bir kitaptır ve bu kitapta uçak üzerinde hangi sistem yoksa uçulabilir mi uçulamaz mı veya ne kadar süre o sistem arızalıyken uçulur gibi bilgiler yazılıdır. mesela hidrolik sistem arızası varsa o uçak uçmaz ama landing light'lardan biri patlamışsa o uçak x sorti uçar. kitabın "uçamazsın" dediği yerde pilot "uçarım" diye artistik yapamaz ama baskı veya kişisel artistlenme ile kafasına göre "ben uçarım yeaaa" derse o işin sorumluluğunu üzerine alır ama hiçbir pilot hayat memat meselesi filan yoksa şirket baskısı vs vs etkenlerle kolay kolay o riske girmez. o bröve kolay alınmıyor sıradan bir iç hat uçuşu için riske atmazlar kendilerini.

    edit-6: birileri uçuş ekibinin isimlerini afişe etmiş. ayıptır, hedef gösterir gibi yapılan bir hareket. mesleki etiğe sığmaz o nedenle paylaşmıyorum.

    edit-7: #73486857, geçmiş olsun. olayı yorumlamaktaki amacım kazazedelerle dalga geçmek veya en iyisini ben biliyorum çok cool'um demek değil yalnızca başlık altında espri kasan trollerin veya yalan yanlış sallayanların arasında gerçek bilgi kırıntısı arayanların meraklarını gidermek. burası bir bilgi alış veriş platformu olduğu için anlayışla karşılayacağınızı düşünüyorum. şoku atlattıktan sonra eğer yapmadıysanız gidip resmi ifadenizi veriniz ki olayın aydınlanmasında bir katkınız olsun.

    edit-8: kaza çok ciddi ve kayıpsız atlatılması mucize. motor kopup denize uçmuş. kaynak. daha net olanı burada.

    edit-9: günışığındaki fotoğraflar feci. çok büyük bir kaza çok ucuz atlatılmış. fotolara bakarsak pistte tekerlek izi yok. eğer frenler kilitlenseydi ve lastik patlayıp jant doğrudan yere sürtseydi siyah bir iz olurdu kaymaya bağlı olarak. uçağın pist sonunda bu şekilde bir noktada kalması aslında çok hızlı olmadığını anlatıyor bize. gerçi yamaç çamurlu ve çamurun da belli bir yavaşlatma etkisi var ama sonuçta çok hızlı olsa çamur mamur dinlemez denize inerdi. pist sonunda taksi yaparken uçağı kaçırma tezine çok katılmıyorum, orda nal gibi sağ tarafta geriye dönme için beton alan yapılmış çok büyük dikkatsizliktir eğer yanlış tarafa dönülmüşse. gerçi zamanında onca ikaza rağmen inşa halindeki piste girip pist ortasında kaza yapan uçak bile var (singapore airlines flight 006). olmaz demiyorum yani. hydroplanning yani su birikintisi nedeniyle kayma ve pistten çıkma da ihtimal dahilinde ama pistin sonu orası, uçağı o kadar kaydıracak kadar hızlı olmak ancak piste uzun oturmakla yani pist başına teker koyulacağına pistin ortasına teker koymakla olur. neyse büyük geçmiş olsun.

    edit-10: kaza yapan uçak; tc-cpf. uçakla ilgili ufak birkaç bilgi burada.

    edit-11: bir eleştiri. fotolardan bakıyorum da maşallah pakistan gibi ilgili ilgisiz herkes orda. belediye kamyoncusu, pist görevlisi, polis memuru, özel harekatçı, itfaiye personeli, dhmi personeli.... ya orası bir kaza alanı ve shgm ekibi gelene dek kapalı kalıp korunması gereken bir alan. uçağın kapıları açık, bagaj kapağı açık sanki arkalarından ordu kovalıyor gibi dalmışlar uçağa bagaj aramışlar. uçak içine de girmişlerdir e kokpite de girilmiştir. normalde uçak içine özellikle kokpite yetkili adamların girmesi lazım, kokpitin kaza anındaki fotoğraflarının çekilmesi lazım. hangi düğme hangi pozisyonda, özellikle hangi sigorta ne durumda, kollar ne durumda vs vs tespiti lazım. uçağın içine girip de o ne bu ne diye oraya buraya dokundularsa ne olacak? nasıl ülke burası ya pakistan gibi bir tek orada yaşayan halk dalmamış uçağa o da yerleşim yerine mesafe var diye...!

    edit-12: #73489850. çok önemli bir bilgi vermiş yazar arkadaş. buradaki bilgiye göre uzun oturma+aşırı hız/yetersiz mesafe nedeniyle duramayacağını anlama+yeniden kalkmaya teşebbüs ederken kararsızlık yaşama ve sonuçta kontrol kaybına bağlı pistten çıkma teorisi daha doğru bir hale geldi. muhtemelen kokpit ses kaydı kazanın nedenini çok açık ortaya çıkartacaktır.

    edit-13: bir entryde "gayriresmi olarak" thrust reverser arizasi oldugu ve asimetrik reverse nedeniyle ucagin pistten ciktigi ve bu sirada rezonans nedeniyle sag motorun koptugundan bahsedilmis. yuh diyorum senaryoya bak, yapmayin sunu pilotlari kurtaracagiz, olayi arizaya yikacagiz mantigi bu. ucagin yerdeki fotolarina bakarsaniz sol motor ve denize ucan sag motorun uzerinde reverserlarin acik pozisyonda olmadigini gorursunuz. eger asimetrik reverser mevzusu olsaydi ucak soldan disari ciktigi icin sol reverser kapagi acik ve sag motor reverser kapali durumda olmaliydi. bununla birlikte hadi indiler ve iner inmez reverser arizasi alindi ve reverser sistemi kapatildi diyelim. bu durumda pilot ucagi rudder, lövye kullanarak ve motor guclerini ayarlayip kontrol altina alir ve belirli mesafede durdurabilirdi. reverser arizalari standart simulasyon egitimlerinde var zaten.

    motorun rezonansı konusuna girmiyorum. o zaman motor kanat baglanti civatalarindan veya motoru tutan paylon baglantilarindan tutun da motorun yamaha/damaha alip almadigina varincaya dek bakmak lazim. motor rezonanslari ciddi arizalardir ve motor kopasiya kadar zaten asiri sarsinti ikazi verir, motorun hizasindakiler yerinde duramaz titresimden. bu yönde bir ifade okumadım ben.

    reverserlar nasil calisir videosu burada.

    edit-14: bilgi kirliliği, benim adamım senin adamın, benim şirketim senin şirketin kavgası başladı her zaman olduğu gibi. bu noktadan sonra kazanın ön raporunu beklemek en mantıklısı. havacılık sitelerinde yorumlara bakın millet birbirine girmeye başlamış, küfürler, hakaretler havada uçuşmakta. pilotu, bakımcısı, yöneticisi paso sövüyor birbirine. türk sivil havacılığının kaderi bu. çok önemli birşey açıklanmadıkça edit yapmayacağım sanırım. ama bundan sonra ön raporu beklemek en mantıklı harekettir.

  • 17 kasım 2017 arjantin denizaltısının kaybolması

    sıkıntılı olay.

    denizaltı 1980'li yılların başında arjantin donanması tarafından almanya'ya ısmarlanan tr-1700 sınıfı 6 denizaltıdan biri. borda numarası s-42. kızkardeşi santa cruz (s-41) ise serinin ilk denizaltısı. üçüncü denizaltı santa fe (s-43) ve dördüncü denizaltı olan santiago del estero (s-44) kızağa konduktan bir süre sonra iptal edilmiş. isim verilmeyen serinin son iki denizaltıları ise (s-45 ve s-46) doğrudan iptal edilmiş. bu projenin böyle sonlanmasında muhtemelen falklands savaşı'nın da etkisi olmuş.

    denizaltının kaybolduğu suların ortalama derinliği 1200 metre. en derin yerine 2200 metre diyorlar. tr-1700'ün test edilmiş maksimum derinliği ise 300 metre. yani 300 metre altında denizaltı biraz daha dayanır ancak 1200 metre denizaltı için çok fazla ve konserve kutusu gibi ezilir.

    denizaltıcılık pis meslektir. denizaltıların batma nedenleri çeşitlidir. açık unutulan veya tam kapatılmayan gevşek bir kapak, taşıdıkları mühimmatın patlaması, dahili bir yangın sonucu elektrik sisteminin çökmesi, hatalı sualtı seyri nedeniyle sualtı engebelerine çarpma, yılların verdiği metal yorgunluğu sonucu su alma gibi nedenler denizaltıları batırabilir.

    denizaltılar batar. ilk defa yaşanan bir durum değil, denizin dibinde de bir gizem filan yok. soğuk savaş döneminde amerikalılar uss thresher ve uss scorpion isimli nükleer denizaltılarını kaybettiler. sovyetler ise k-27, k-8, k-219, k-278 komsomolets ve k-429 denizaltılarını kaybettiler.

    denizaltılar batma durumu yaşarsa gemiden otomatik veya manuel ayrılan bir imdat şamandrası olur. bu şamandra denizaltının yerini belli eder. ama çok derin sularda kaybolma olursa maalesef bu işe yaramaz. zaten çok derin sular denizaltıyı bir anda basınçla ezeceğinden ve denizaltı paramparça olacağından bu şamandra yüzeye çıkamaz bile. eğer batma olayı gerçekleşmişse deniz yüzeyinde yağ ve dizel yakıtı görülecektir. belki bir miktar enkaz ve naaşlarda görülebilir ama yağ/dizel yakıtı kümesi en net belirtidir. umarım batma olmamıştır ve denizaltı bulunabilir.

    denizaltının su yüzeyine çıkmadan 30 gün seyir olayı tüm sistemler faal olursa geçerli. yani elektriği olacak, hava temizleme ve üretme sistemi çalışacak, su arıtması çalışacak, ısıtması çalışacak filan. onun dışında elektrik kesilip dibe oturularsa zaten hava bitmeden önce o soğukta kısa bir sürede donmak işten bile değil. bir de oturdukları derinliğin test edilenden çok fazla olmaması lazım, yoksa sıkıntı olur illa su almaya başlar.

    denizaltıcılara yüzeye kaçma eğitimleri verilir ve kaçış teçhizatları (submarine escape and immersion equipment) vardır ama 1200 metre gibi ortalama derinlikte yüzeye çıkamadan boğulursunuz. birkaç yüz metrede bile çıkmazsınız, teçhizatlar işe yaramaz, ciğerleriniz basınç farkına dayanamaz. şu andaki teçhizat ile 180-200 metreden filan çıkılabiliyor. tabi denizaltı battığında gemi içinde uygun lokasyonda bulunmak ve giysiye erişebilir olmak da önemli.

    ve son bir not, şöyle başlıklarda salak salak espri kasanları gördükçe deli olmamak mümkün değil. çok komiksiniz, yarıldık! burada...! bilgi verecekseniz verin, yoksa komik değilsiniz.

    edit: bu bir konvansiyonel denizaltı ve 1980'lerin teknolojisi. bu tip bir denizaltının batması bir nükleer denizaltı kaybı gibi görülmemeli. nükleer denizaltılar hala çok gizli askeri sırlar içeriyor mesela yüzeylerindeki kaplama malzemeleri, reaktör tasarımları filan. ama taşıdıkları en önemli şeyler elbette (füze denizaltıları için ) füzeleri veya nükleer/konvansiyonel torpidoları.

    edit-2: denizalti ile son irtibat kurulan bolge san jorge korfeziymis. bu korfezin ortalama derinligi 85 metre. yerel medyada denizaltinin en son kiyidan 300 km acikta 70 metre derinlikte oldugunu bildirdigi bilgisi yazilmis. bu durumda asiri derin sularda gezinmediklerini ve eger bir kaza olmussa dibe oturmus olabileceklerini soyleyebiliriz. ama elbette gemide elektrik vs destek sistemler calismiyorsa her dakika bulunmalari acisindan cok onemli.

    edit-3: gemiyi anlatan video-1 ve son modernizasyonunu anlatan video-2

    edit-4: denizalti sualtinda batik vaziyette bulunursa ve icinde yasayanlar olursa amerikan donanmasinda bir ornegi bulunan submarine rescue diving and recompression system/ (srdrs) benzeri cihazla denizcilerin kurtarilmasi mumkun olabilir. mesela bu alet tek seferde 16 kisi alabiliyor ve 600 metre derinlikte kurtarma operasyonu icra edebiliyor.

  • türkiye'nin abd'den 16 adet f-35b satın alması

    kaynağı bir adet twitter adresi olan ve doğrulanmaya ihtiyaç duyulan haber.

    şimdi bu işi bayağı iyi bilen biri olarak gelin anlatayım size. hamaset yok, kahvehane goygoyu yok. basit ifadelerle anlatacağım.

    öncelikle şu yazılım muhabbetini bir kenara bırakın. eğer kendi uçağını kendin yapmıyorsan seve seve o yazılım kıstasına takılacaksın. o nedenle burayı geçelim.

    f-35b vertical take off/landing kabiliyetine sahip bir uçak. yani dikey inip kalkabiliyor. normal de inip kalkar ama harrier uçaklarındaki gibi bir iniş/kalkış sistemine sahip.

    amaaaaa

    bu uçağın en büyük dezavantajı ortasında bulunan ve dikey iniş kalkışı sağlayan fan mekanizması ile poposundaki döner nozzle (egzos) kısmı (foto). bu sistemin en büyük eksisi çok fazla karmaşık bir mekanizma olması ve doğal olarak yüksek bakım maliyeti ve arıza riski. diğer büyük eksi, sistem nedeniyle uçağın taşıdığı yakıt miktarının azalması ve harekat sığası denilen etkin alanın azalması. ayrıca uçağın taşıyabildiği mühimmat kapasitesinin azalması da diğer bir olumsuz nokta. mesela bu nedenle uçakta bir makineli top yok. harici pod takılıyor sırf bu yüzden. bu ne demek? mesela it dalaşında top podu olmayan uçakla bir f-16 karşı karşıya geldiğinde f-35b'de hava-hava füzesi yoksa f-16 pilotu takır takır sıkarken f-35b anca kaçmaya çalışacak. veya sen bir top podu takacaksın hoop yük istasyonlarından biri kayıp, yani daha az füze/bomba taşıyacaksın. yani etkinliğin azalacak falan filan. bir de bu tip bir sistem diğer jet sistemlerine göre daha fazla yabancı madde hasarına duyarlı oluyor, yani helikopter gibi oraya buraya inmek olmuyor.

    harrier benzeri bir kullanım şekli olan f-35b'nin amerikan deniz piyadeleri ve deniz kuvvetleri hava kolunda uçak gemilerinde kullanılması elbette olacak ama unutmayın amerikan konseptine göre uçak gemilerinde aslında karada konuşlu savaş uçaklarının mümkün olan en az şekilde değişikliğe uğramış uçakları kullanma eğilimi vardır. mesela f/a-18 uçağı veya bundan önce kullanılan f-4'ler gibi. yalnız amerikan donanması f-4'lerden memnun kalmayınca yerine gelen f-14'lere acayip ısındılar ve bayağı bir onlarla gittiler. ama bu uçağın hayvani bakım giderleri sonunda ipinin çekilmesine neden oldu ve sonradan f/a-18'e geçtiler.

    bu noktada ayrıca şunu söylemek gerekir ki amerikalı deniz havacıları çift motor tercih eder çünkü uçağın bir sorun yaşaması durumunda en azından tek motorlar gelip uçak gemisine inmesi istenir. çünkü bir hava platformuna şu anda milyonlarca dolar para gömüyorlar ve eskide olduğu gibi 100 kilo alüminyumla 10 tane corsair çıkartmıyorlar. o nedenle f-35b amerikan deniz havacıları tarafından çok tutulmayan bir uçak olacak. bir de uçak gemilerinde katapult sistemi olduğundan f-35b o sisteme uymaz ve zaten o nedenle c versiyonu yapılıyor uçağın.

    bazı goygoycular gelmiş burada tcg anadolu, yunanlıları sıkıştırma filan diyorlar. onu da kısaca anlatalım.

    #69212716 numaralı entrymi okuyunuz. uçak gemisi konsepti bir saldırı silahıdır. tek başına gezdiremezsin. zaten eskişehirden kalkan uçaklar 15 dakikada ege'ye çıkıyor, anadolu'nun batısı komple adamlar için tehdit, sen uçak gemisi ile yunanistan'a adamların batı kıyısından (yani italya tarafından) mı saldıracaksın ki yunan sıkıştırıyorsun?!

    ikincisi uçak gemisinde komuta kimde olacak? ahahahha işte bizim cengaverlerin hiiiiç düşünmediği şey bu, komuta kontrol sorunu? uçak gemisinin seyrüsefer işini denizcilere verip içindeki f-35b filosunu havacılara mı vereceksin, yoksa gemiyi komple denizcilere verip f-35b'lerden de daha önce deniz kuvvetlerinde hiç olmayan bir konsept oluşturup deniz avcı filosu mu kuracaksın? bizim denizcilerin hava kolu konusunu bir inceleyin bence, daha önce bu tip bir muharip filoları olmuş mu olmamış mı bir bakın. kötülemek adına söylemiyorum ama muharip hava filosu kuruluşu, işletilmesi, lojistik desteğinin sağlanması, eğitimlerinin düzenlenmesi öyle çok kolay şeyler değil ve daha önce bu işi yapmadıysanız alın uçak hadi uçun demekle olmaz o iş.

    offf daha yazarım ama canım istemiyor bugün. kısa kısa bir iki not daha yazayım. detaya inersem beton entry olur uçakla ilgili gerek yok buna.

    f-35 projesi bugün amerika'nın üretim konsorsiyumuna üye ülkelere attığı en büyük kazıklardan biridir. geçen onca yıla ve harcanan paraya rağmen uçağın combat effectiveness denilen (türkçesi harekat kabiliyeti) tarafı ciddi anlamda tartışılmakta. daha birkaç ay önce uçağın f-16'lar tarafından çoğu yönden tokatlandığı yönünde haberler ayyuka çıktı. ayrıca yüksek maliyetler, aşırı karmaşık lojistik sistemi, uçağı alacak ülkelere amerika'nın dayattığı pahalı lojistik sistem ve daha birçok sorun başta amerika ve ingiltere olmak üzere üye ülkelerin çoğunda tartışılıyor.

    askeri havacılık hakkındaki bilgisi izlediği top gun filmleri olmayan ve bu işleri az biraz takip eden herkes bu uçağın bizim gibi ekonomik durumu iyi olmayan ülkeler için çok lüks olacağının farkında. bu noktada aslında jas-39 gripen gibi fiyat/performansı daha uygun ürünlere bakmak varken zamanında birilerinin "ouuuvvvvv uçağa bak" şeklinde gaza gelmesi sonucu bu kazığı kendimize soktuk. umarım f-35b haberi de doğru değildir çünkü eğer böyle birşey olursa o benzine/mazota itelenen 10-15 kuruşluk zamlarla ancak f-35b'nin egzosunu satın alırsınız.

    edit: korkulan oluyor sanırım, jane's de dillendirilmiş mevzu. ya arkadaş red alert'te hava kuvveti basar gibi uçak mı alınır? bir ölçün biçin hesap kitap yapın ohoooo.

  • s-400

    rus imali hava savunma sistemi.

    gelin ben size işin özünü anlatayım.

    bir ülkenin hava savunma sistemi sadece füzeye veya sadece uçağa bağlı olamaz. eğer amerika gibi izole bir coğrafyada değilseniz silah olarak füze+uçak kombinasyonunu kullanmak durumundasınız.

    hava savunma sistemleri alçak irtifa ve orta-üst irtifa olarak kabaca ikiye ayrılıyor. alçak irtifada omuzdan veya kundağı motorlu bir araçtan ya da sabit bataryalardan atılan füze sistemleri ile eski model klasik uçaksavar topları kullanlıyor. orta-üst irtifa içinse s-400, nike vb sistemler var.

    bundan başka işin diğer bir boyutu ülkenin radar kaplamasının tam olması ve radarların gerektiğinde birbirilerini örtmesi. bu nedenle sabit ve hareketli radar istasyonları da kombine kullanılıyor.

    uçak ise artık en son savunma hattı. uçaklar kalkmaya başladığında düşman artık çok yakında demek.

    şimdi s-400'ün tek başına alınması bölgesel koruma anlamında çok caydırıcı bir olay. ancak bunu ülkenin geneline yaymak ve ülkeyi bir şemsiye gibi koruyan bir ağ kurmak lazım.

    radarlarımız sorunsuz gibi dursa da ülkenin ciddi bir alt irtifa korumasına da ihtiyacı var. bundan başka s-400 sistemini belki şimdi alınandan daha fazla almak lazım. uçak olayı ise şu anda çok kötü durumda. hava kuvvetlerinde çok ciddi bir yetişmiş eleman sıkıntısı var ve bu durum elbette uçakları kullanacak pilot sınıfını da kötü etkilemiş durumda.

    s-400 entegre olacak mı, kaynak kodları ne, dost-düşman tanıma (bkz: iff) yapamıyormuş falan feşmekan bunları geçiniz. bunlar kulaktan dolma duyulan kahvehane ağızları. o alım sözleşmesi imzalanırken bu tip detayların üzerinden daha en başında geçiliyor. siz sanıyor musunuz ki füze almak isteyen şekline şemaline bakıyor, aldıktan sonra "aaa dur bakalım bu bizi tanıyacak mı acaba" diye araştırıyor! o anlaşma yapılmadan önce belki 100 defa üzeriden geçiliyor, inceleme yapılıyor hem ssm'de hem kuvvette, hem genelkurmay'da. birinden kaçarsa diğeri soruyor zaten.

    iff dediğiniz sistem küçük bir kutu ve bu kutuya periyodik olarak yüklenen yazılım kodlarından ibaret. biz zaten kendi iletişim kodlarını yazıyoruz. o kutuyu alıp s-400'ün görev bilgisayarına entegre edecekler olay bu.

    nato sistemine entegre olma filan geçiniz bunları. nato eski nato değil. yıkılan sovyetler sonrası dümenden rus tehdidi çıkarıp eski mantığını ve gücünü korumaya çalışan ama netice itibariyle işlevsiz kalan bir yapıdır nato ve artık amerikanın dünya üzerindeki çıkarları için yedekte tutulan bir sopadan başka bir özelliği yoktur. dolayısıyla aldığın füze o sisteme entegre olmasa da olur. buyrunuz yunanistan'ın aldığı s-300'ler paşa paşa yatıyor adalarda. nato bünyesine eski demirperde ülkelerini doldurdular, sanki hepsi gidip amerikan silahı mı aldı? hala t-serisi tanklarla, brdm'lerle, mi'lerle, mig'lerle takılıyor adamlar. abartmayın bazı şeyleri komik oluyorsunuz, kulaktan dolma yazdığınız o kadar belli oluyor ki.

    edit: #70755365 numaralı entry'de eski büyükelçi şükrü elekdağ tarafından eleştirilmiş bu alım.

    bilemeyen genç arkadaşlar olabilir, şükrü bey büyükelçilik zamanlarında ve daha sonraki milletvekili olduğu dönemde isabetsiz analizleriyle bilinen biridir. bu sisteme karşı olma nedenini de nato uzun menzilli radar ve onun bilgi aldığı abd uydu sistemine entegre edilememesi sonucu füzelere karşı kullanılamayacağı olarakbelirtmiş ve sistemin yalnızca uçaklara karşı etkin olacağını söylemiş. bunun yerine fransa-italya konsorsiyumu imali başka bir sistemi işaret etmiş.

    şimdi bu açıklamayı (bizzat isim vererek başka bir silah şirketinin reklamını yapmadığını varsayarak) iyi niyetle değerlendirdiğimizde büyük bir yanlış yönlendirme yaptığını söyleyebiliriz. s-400'ün ürün kataloğuna bakarsanız +/-600 km menzilde füzeler de olmak üzere +/-300 hedefi izleyip neredeyse 100 küsür tanesine aynı anda kilit atabildiğini görürsünüz. nato erken uyarı sistemi dediğiniz şey nato üyesi ülkelerin radar ağlarından alınan bilgilerin online paylaşıldığı bir ağdır. yani size x lokasyondan füze atıldığında orayı görecek radarınız yoksa oraya en yakın nato radarı size bilgi verir.

    gelgelelim sizin size atılan bir füzeyi durdurmanız için +/- binlerce km'ye ihtiyacınız yoktur. günümüzdeki çatışma durumları hazırlıklı olarak beklenilen durumlardır ve bu tip erken uyarı sisteminin asıl amacı eskiden sovyetlerden bir anda atılacak olan onlarca icbm'yi erkenden tespit etmek içindi. aslında içindi diyorum çünkü hem o dönemler geçti hem de artık tehditler farklı yerlerden de gelebiliyor. mesela bizim güneyimizde nato üyesi ülke var mı? yok. peki oradan atılan füzeyi mesela ışid salladı attı 5-10 tane scud, hangi erken uyarı sistemi gösterecek? (oraya bakan bir istihbarat uydusu yoksa, olsa bile abd tüm istihbaratı anlık paylaşmıyor canlarım sizinle, yani sürekli online durumda bir flight radar benzeri bir site yok uçan her şeyi gösteren.)

    şükrü bey'in çuvalladığı nokta bu işte. balistik füzeler gibi hedefleri siz anca yakın mesafeden kilitlenip yokedebilirsiniz, 2500 km'den zaten kilit atamazsınız. yani size akdenizin ortasından atılan bir füzeyi 3 dakika erken öğrenmeniz elbette önemlidir ve hazırlıklı olmanız için fırsatınız olur ancak bu durum sistemleriniz komple kapalıyken ancak size avantaj sağlar. eğer sistemi açık tutarsanız sürekli, yani s-400'ün arama radarı sürekli arayış içinde olursa +/-600 km alan sürekli taranır ve hedef görürse kilitlenirler. dolayısıyla sizin erkenden uyarılmaya vs ihtiyacınız olmaz. işte tüm entegrasyon işinin olayı budur.

    şükrü bey'in bence hoş olmayan bir şekilde farklı bir füze sistemini işaret etmesi doğru değil. reklam mı yapılıyor o haberde ben anlamadım. ayrıca ruslar gibi hava savunma sistemleri konusunda amerika'dan bile üstün sistemler üreten ve sistemleri defalarca kanıtlanmış işler yapan (doğru/yanlış orasını tartışmıyoruz) bir ülke (rusya) ile bu alanda daha önce kanıtlanmış başarılı bir sistemi üretmeyen 2 farklı ülkenin ortak sistemini işaret etmesi (bu sistemi kullanan 4 ülke var, 2 tanesi üreticisi olanlar ki onlar zaten kullanmak zorunda yoksa satamazlar, ingiltere ve sonuncusu da avrupa'da üretilen her silah bokunu satın alan suudi arabistan) ve bizim devlet adamların o pek sevdiği bir türlü bitmek bilmeyen teknoloji transferi hikayesine bel bağlaması ne denli doğru? ruslar teknolojik sırları vermez demiş. he babam, avrupalılar veriyor değil mi o sırları?! bu teknoloji transferi muhabbetini f-35 ve a-400m içinde çok yaptılar, ama içyüzünü kimse bilmiyor elbette. adamlar bunu her istedikleri için koz olarak kullandı, bakın şunu şunu yapmazsanız alırız elinizden bu hakkı dediler. peki şimdi ne yapıyoruz bu kapsamda? al buyur a-400'de sana kaportacılık yaptırıyorlar, asıl önemli olan aviyoniklere, motorlara vs. vs. diğer elektroniğe giremiyorsun bile. teknoloji transferine bak peeeh.!!! (yapılan işi küçük görmüyorum ancak durum bu maalesef.)

    size olayı şöyle anlatayım, s-400 ve öncesi sistemler feci etkilidir. kimse bilmiyor, bundan birkaç sene evvel ırak karışmaya başladığında rusya güneyimize indirdi o sistemleri suriye'ye filan. (amerikalılar da ırak'ın kuzeyine yığdılar benzer şeyler.) bizim pilotlarımız kendileri söylüyordu, daha malatya'dan, diyarbakır'dan kalkar kalkmaz kilit yemeye başlıyoruz diye.adamlar çekinir oldular suriye sınırında keşif yaparken, ne anlatıyorsunuz siz kardeşim, s-400 gibi sistem şu anda keşke daha fazla alınsa. yunanistan s-300'leri adalara koydu, bizim ekipten kilit yemeyen kalmadı o bölgede. entegre miydi o sistem nato'ya? değil, eee ama caydırıcı oldu bizim taraf açısından...

    bir de nedir bu nato entegresi olayının kastırılıp durmasının önemi nedir yahu? entegre olursa bile amerika kalkıp bize füze atarsa bir yanda da ben size füze attım diye radar ağından bilgi mi geçecek bize? yani o ağı kapamayacak elemanlar he mi?! ya zaten olay o noktaya gelirse dünya karışmış demektir meraklanmayın biz sadece figüran durumundayızdır.

  • sadece askerde karşılaşılan olaylar

    komutani oldugum hatta cayci olarak verilen psikopat uyusturucu bagimlisi askerin bir cuma vardiya nobetindeyken kafayi kirip nobetci kd.bcvs ile oturdugumiz yere girip sacma sapan hikayeler anlatmaya baslamasi, ben durumu idare etmeye calisirken bcvs arkadasin bir anda cosup "sktr git muğa koduuum, gotune roket takarim 3 ay sicamazsin ne anlatiyon lan sen" diye adamin uzerine yurumesi, o anda tirsan askerin odadan kacip "gostercem lan ben size" diyerek karanliga karismasi, benim "yav abi naptin bu manyak, ne yapacagi belli olmaz" diye endiselenirken bcvs'un durumu sikine bile takmamasi ve bir sure sonra olayi unutmamiz, pazartesi mesaiye geldigimizde beni ayni bascavusla yanyana goren bakim komutaninin "lan senin asker napmis oyle" demesiyle bir anda gotumun tutusmasi megerse bizim yanimizdan o gece kacan askerin mutfaktan kilic benzeri bir bicagi calip ust bas parcaladiktan sonra daldassak piste *kostugunu, o sirada inise gecen afganistan'dan gelen ve saatlerdir havada olan kuryenin (bkz: c-130) bu sigiri gorup bir anda pas gectigini, uzerine pilotun " lan pistinizde canli yamaha (bkz: fod) var, gozunuz sike mi bakiyo" diye kuleye firca cektigini, bunun uzerine panige kapilan deneyimsiz kuleci astsubay cavusun "usse terorist girdi, pistte inise gecen ucaga roket atacak" diye guvenlik taburunu alarma gecirdigini, o panikle piste kosan tepeden tirnaga silahli bir duzine uzmanin bizim malin pesinden yarim saat kostugunu bu arada havada daire cizerek bekleyen ve icinde ankara'ya inmesi gereken bir ton insan ve malzeme bulunan yakiti azalmis c-130'un bilimum kufurler esliginde kayseri'ye yoneldigini, durumun ayni gece us komutanina bildirildigini ve us komutaninin "kim ne yapmis lan o askere, neden delirmis pezevenk sorumlusu bulunsun" diye emir verdigini ogrenmemiz ve bascavus arkadasla iceriye dogru sicmaya baslamamiz, akabinde durumun askerin muptelaligina ve psikopatligina baglandigini, adamin gata psikiyatriye sevkedildigini ogrenerek rahatlamamiz, hemen ertesi gun yine ayni bascavusla nobetciyken gecenin bir saatinde bu amk evladinin nasil olduysa gata'dan askeri hat kullanip arayarak bir sekilde kendisine kaydiran bizim bascavusu ulasmasi ve "beni burdan kurtarın komtanım" diye bascavusa yalvarmasi, bizim bascavusun "yine mi sen amk evladi senin yuzunden hayatimizi sikeceklerdi" diyerek herife bir daha kaydirmasi, sonradan duydugumuza gore adamin ayni gece gata psikiyatride intihara kalkismasi, olaylarin sonunda bu ney amk diyerek bascavusla kis kis gulmemiz.

  • kıbrıs barış harekatı

    hakkinda rumlara karsi etnik temizlik yalanini soyleyenlerin oldugu 2 asamali askeri harekattir.

    bu harekatta rumlara karsi etnik temizik yapildigini iddia eden tiplemeler zaten "yuzyil basinda ermenilere bla bla" diyerek renklerini belli ediyor entrylerinin sonunda. ben burdan yazayim da sallamalar ortaya ciksin.

    rumlara karsi etnik temizligi nasil uygulayacaksin ulan. dunyanin gozu orda, adada baris gucu unvani ile yuzlerce ingiliz askeri var, olaylari surekli kayda alan iki tarafinda gazetecileri var. etnik temizlik gibi agir itham iceren lafi geliyorsun burada kullaniyorsun arkasina onune bakmadan. orda turk askeri etnik temizlik yapsa su ana kadar 5000 kere bunun gorusmelerde onumuze konacagini veya bunla ilgili bircok kanitin ortaya cikacagini bilmiyor musun? sallamak daha kolay tabi burda, salla gitsin.

    baska herhangi bir millet var midir acaba kendi memleketine bu kadar dusman vatandasi olan?! tarikatcisi bir yandan, soykirimcisi bir yandan, kürtcüsü bir yandan...

  • kerime kumaş

    yav biri de yazmamış arkadaş yok sabiha gökçen'den sonraki ilk kadın savaş pilotuymuş da bilmem neymiş de.

    şunlara şu payeleri vermeyin.

    bundan önce berna şen var.

    burcu şahinkaya var.

    züleyha dombay var.

    ve bir de kadın pilot şehidimiz var. ayfer gök, mekanı cennet olsun.

    kendi vatandaşına bomba atmak veya korku salmak için uçakları, helikopterleri kullanip bir de uzerine "aa ben darbe yapcaaamizi bilmiyodum, sadece emirleri uyguladim.xoxo" diyenleri yüceltmeyin artık!

    tanım: gözaltına alınan pilot.

    edit: typo

  • pkk kamplarının vurulma görüntüsü

    pkk'nın sözlükteki sempatizanlarının ortaya attığı saçmalamalardan bir tanesi. doğrusunu anlatalım da şu saçma sapan propaganda videosunun ardına 40 sayfa abuk sabuk yorum yazılmasın.

    öncelikle bu bir propaganda ve dezenformasyon videosu. o nedenle hemen atlayıp askeri ve stratejik tespit yapmayın.

    gelelim bu saçmalığı hazırlayan mallara. yavrucuğum her uçak sesinin ardına bir patlama görüntüsü var diye ötmeyin bunlar dağı taşı bombalıyor gak guk hesabı. bu işi bilen var anlatır g*t olursunuz.

    şimd bizim hava kuvvetlerimizin kullandığı bombalar belli. mk serisi bu bombalar genel maksat bombaları olarak geçer ve ağırlıklarına göre sınıflandırılır. 250 lb (yaklaşık 120 kg)'dan başlar ve 500, 1000 ve 2000 lb kadar çıkar. bu bombalar böyle 2.dünya savaşı filmlerinde gördüğünüz gibi havadan hedefin üzerine belli bir açıyla pike yapılarak salınır. eğer bunlara çeşitli hassas güdüm kitleri de takarsanız isabet oranları da artar.

    bu bombaların şekillerine bakıp "lan bu ufacık şey birşey olmaz bundan" demeyiniz. evet kendileri fazlaca büyük olmayabilir mesela 250 ve 500 lb olanlar ama içlerindeki patlayıcının gücü inanılmaz fazladır ve blast etkisini hissedecek kadar yakınınıza düşerse eğer parçalanmazsanız adamın ciğerlerinden tüm havayı söker. bu bombalarla ilgili detaylı bilgiyi isteyen gider internette okur. 80 tane versiyonu var bunların uzun uzun anlatmaya gerek yok.

    şimdi gelelim sığırların sıçtığı bu videoya.

    burada hava bombardımanı filan yok gençler. bu patlamalar klasik topçu bombardımanı görüntüsü. özellikle 0.26 ve 0.27'nci saniyelerde bu açıkça belli. eğer hava bombardımanı olsa çok daha büyük patlamalar görürsünüz ve bombanın ses hızının üstünde bir hızda indiği açıkça görülür. ayrıca bombanın farklı bir düşme sesi olur yani ses hızını geçtiği için bomba böyle havayı yırtar gibi bir ses gelir. bakınız şuradaki linkte 500 lb'lik bir bombanın düşmesi, patlaması ve etrafındaki blast etkisi açıkça görülmekte (0.53'üncü saniye):
    https://www.youtube.com/watch?v=cr34plspew0

    haydi gelin bir de 1000 lb olanına bakalım:
    https://www.youtube.com/watch?v=k42t9irpaae

    şimdi bombaların sesinin, patlamasının ve çevreye olan etkisinin nasıl olduğunu anladığımıza göre bu şerefsizlerin bir köşeye sinerek kendi kaçış istikametlerini ateş altına alan topçu unsurlardan saklandığını açıkça anlayabiliriz. o anda da bunların tepelerinden geçen uçakların gürültüsü olduğu için bu salaklar "hehehe hadi bakalım dağı taşı bombalıyorlar diye video yapalım, dezenformasyonun dibine vuralım" diye bu saçmalığı hazırlamış durumdalar. nasılsa sözlüklerde şurda burda en ufak bir fırsatta tsk'ya saldıralım, aşağılayalım diye pusuda bekleyen bir ton işsiz, bilgisiz ama fikir sahibi tip var.

    ve peşin bir not; şu ana dek yapılan hava harekatlarında elbette dağ taş da çok vuruldu. ama bu hava saldırılarının vazgeçilmez bir handikapı. neden şu anda bomba geliştirilmiyor da hassas güdüm kiti denilen mühimmatı hedefe en kesin doğrulukla götürmeye çalışan ekipman geliştiriliyor? işte yanıtı da bu. o nedenle "...ama yine hava kuvvetleri bol bol dağ taş vurdu" diye bu videoyu dolaylı da olsa destekler tarzda yazı yazmayın.

    peşin not 2: son dönemde yapılan hava harekatlarında sürekli hassas güdüm kiti takılı bombalar kullanılmakta. yani adrese teslim ölüm. o nedenle bunun gibi saçma salak videolara inanmaya gerek yok.

    göz var izan var editi: yav birader anlatamıyor muyuz? videonun olayı zaten propaganda yapmak. burada açıklıyoruz hala boş alan bombalanmış diyorsunuz. orda adamlara doğru topçu ateşi açılmış. ya kaçış istikametlerine tahmini atışlar yapılıyor ya da görüntü alınmış rastgele sallanıyor. topçu atışının klasik özelliği boş alanlara düşmesi ve şarapnel/blast etkisiyle etrafındakileri temizlemesi. zaten o amaçla atılıyor top mermisi.

    başlığı açan editi: yuh aq hala nüfuz edici bomba diyor. lan neye nüfuz edecek bomba orda mağara mı var. gözümüz kör mü sanıyorsunuz basbayağı bildiğin tepenin bir yamacına ver ha topçu mermisi ateşleniyor. hem meraklanma o kadar değerli değil kırsaldaki adam, kafasına nüfuz edici atılacak kadar. kaç para biliyor musun o bombaların tanesi?! mağara networküymüş. ha network ha, windows 10'a terfi ettirin o networkü bari! al bu da kapak olsun videosu, nüfuz edici bombanın çalışma prensibi ve patlama görüntüsü:
    https://www.youtube.com/watch?v=a1y_vplpbhi