debe başlıkları

skocax77
ekşi sözlük profili

  • 21 mart 2018 doğan medya grubunun satılması

    türkiye'de muhalefet öleli 2 yıl oluyor. 15 temmuz olayından beri herkes korktu, sindi ve köşesine çekildi. eskiden bir yerlerde tanıştığınız kişiler akp'ye saydırmak için ufacık bir kıvılcım beklerdi, siyaset konuşmaya başladın mı içini dökerdi. artık en fazla fetönün islamcılığına saydırabiliyorlar. "fetöcü" veya "şehitleri küçümseyen vatan haini" şeklinde yaftalanma korkusu ile akp hakkında belli belirsiz homurtudan başka ses çıkaramıyorlar. atilla taş'a bile fetöden 3 yıl hapis verdiler. cumhurbaşkanına hakaret davası açılmış tanıdığı olmayan muhalif yoktur ülkede herhalde.

    doğan medyanın demirörene satılması basit bir şekilde "ikisi de yandaş" diye geçiştirilebilecek bir olay değil. bir zamanlar ülkede başbakanların amerikadaki villalarını araştıran medya bugün komple iktidarın mutlak kontrolündeki bir tekelde toplanmış durumda. bu ciddi bir vakadır. medya; yasama, yürütme, yargıdan sonra gelen dördüncü erktir. cahil yığınları manipüle edip seçmen davranışlarını belirlemeye yarar.

    akp türkiye'yi son 15 yılda 100 yıl geriye götürdü. bu satış bir 10 yıl daha geriye götürmüştür muhtemelen. islamcıların medya ile ilgili bir ajandaları var. bu satış ajandadaki önemli bir kilometretaşıdır. medya ile ilgili nihai hedef bugün trt 1'de 24 saat oynuyor. trt 1 eski stv ve kanal7'ye döndü bugün. bütün diğer kanallar da trt 1 olacak. arap ülkelerinde hep bu şekilde... diğer orta doğu ülkeleri de aynı. buna aykırı bir lübnan ve mısır hıristiyanları vardı bir de "laik" türkiye. sen istediğin kadar tv izlemeyi bırak.. 79 milyon kişi hala izliyor ve izleyecek. akp televizyonda ne gösterirse onu izleyecek hem de. bu coğrafyanın insanı 1000 yıllık arap kültür emperyalizminden kaynaklı biatçıdır, muktedire baş kaldırmaz ve kendi istikbali ile ilgili konularda güçlüden yanadır. akp medya, eğitim, diyanet ve parti teşkilatı eliyle yaptığı toplum mühendisliğini bu şekilde bi 15-20 yıl daha devam ettirirse buranın muhtemelen arabistandan pek bir farkı kalmaz.

    son 15 yılda olup bitenin çağdaş vatandaşa verdiği çok önemli bir mesaj var. sen davasız kalırsan, davanı terk edersen ya da davanı küçümsersen, davana gereken önemi vermezsen; davası olan birileri gelir ve sana bunları yapar.

  • rte'nin dine güncelleme çağrısı

    sünni islam 1000 yıldır sabittir, değiştirilmesi ya da değiştirilmesinin teklif edilmesi de mümkün değildir. nurettin yıldız'ın asansörde birbirine yabancı kadın ve erkeğin halvet olacağına dair fantezisi sünni islamın kaidelerine uygundur, halvetin şartları bir çok ehli sünnet otoritesinin kitabında, hadislerde ve fıkıh kitaplarında sayılmıştır. elbette sünni islam aralarında nikah olmayan kadın ve erkeğin asansörde yalnız kalmasına müsaade etmez. buna karşı geliyorsanız muhtemelen sünni bir müslüman değil deistsinizdir. yine yumuşak battaniye ve yorganın erkekte şehvet duygusuna neden olabileceği iddiası ehli sünnet islamın ruhuna uygun bir yorumdur. çünkü sünni islamın 1000 yıldır istisnasız bütün otoriteleri bu yönde, bekar erkeğin şehvetinin kabarmasını engellemesi gerektiği ve zinadan uzak durmak için buna dair bütün önlemleri alması gerektiği yönünde yazılı kaynak bırakmışlardır. ayrıca 6 yaşındaki çocuk ile (halvetsiz, gerdeksiz) "nikah akdi" yapılabileceği, 9-12-15 yaşlarında ne zaman olursa regl başlayınca cinsel münasebetin başlayabileceği de sünni islama uygundur. nurettin yıldız'a kızacak adamın "neden böyle saçmalıyorsun" diyeceğine "neden bu kadar saçma olan bu dine inanıyorsun" diye sorması daha mantıklı olacaktır. çünkü sünni islamın doktrinine ve tarihsel kaynaklarına dair binlerce sayfa yazı okumuş biri olarak çok açık söylüyorum, turan dursun'un da söylediği gibi din budur arkadaşlar.

    bak şimdi bugün 8 mart kadınlar günüydü değil mi? tükçe'de "kadının aklı kısa olur" diye bir deyim var. bu sizce türkçe'ye nereden girdi?

    hemen açıyorsunuz gazali'nin ihya'sının 2. kitabının "muaşeret" başlıklı 5. babını, ilk sayfada yazan şey şudur:

    --- spoiler ---
    kadınlarla iyi geçinmeli ve onlara karşı güzel ahlâklı olmalıdır. kadınların aklı kısa olduğundan dolayı kocaları böyle yapmakla onlara merhamet etmiş olur.
    --- spoiler ---

    boşuna bangır bangır bağırmıyoruz bugünkü "müslüman türklük" aslında tam olarak araplıktır diye.

    ayrıca esas mesele tayyip'in islamı yeterli derinlikte bilmiyor oluşudur. imam hatip lisesinden hadis-arapça derslerinden ortalama not ile mezun olmuş, sonrasında bir eğitim görmemiş, hayatı particilikle geçmiş, 4 çocuk büyütmüş, eğitime ingilizce öğrenecek kadar bile vakit ayıramamış. "ben hayatı filmlerden öğrendim" diye beyanı var. okumamış, yazmamış bir adamdan bahsediyoruz. bu tip çıkışların sonunda varacağı yer türkiye'deki yeni imam hatip sisteminin omurgasını şahsen emanet ettiği kişi olan hayrettin karaman ile görüşüp aslında nurettin yıldız'ın sünni islama uygun beyanlarda bulunduğunu fark etmek olacaktır. o yüzden heyecanlanlanacak bir durum yok.

    ortada reformluk falan bir durum da yok, hatta cemaatleri ve cemaat peşinde koşan vatandaşı ürkütmemek için yakın bir zamanda bir konuşmanın içinde sağlam bir ehli sünnete bağlılık vurgusu mutlaka ama mutlaka gelir.

  • semavi dinler mitoloji kopyasıdır safsatası

    muhammed'in din uydururken yararlanabileceği kaynak opsiyonu çok, o civarda yahudisi var hıristiyanı var, zerdüştü var, mısırlısı var.

    bilindiği üzere bu iddia hakkında kuranda ayet de var:

    nahl suresi 103. ayet

    "andolsun ki biz onların, “kur’an’ı ona bir insan öğretiyor” dediklerini biliyoruz. ima ettikleri kimsenin dili yabancıdır. bu kur’an ise gayet açık bir arapça’dır."

    (nasıl bir tanrı gönderdiği peygambere "bunları sana hep o yabancı öğretiyor" diyen bir kureyşli pagana "hayır biz öğretiyooozz, hem sanki o yabancının dili arapça mı? farslı/rum bikeremmm ooo zaaaax:ddd" şeklinde enteresan bir cevap verir ? bu ayeti okuyan normal birinin muhammedin ona laf atan kureyşli biri ile kuran üzerinden polemiğe girdiğini anlaması lazım, hem kuranda böyle polemiksel ayetler boldur)

    eğer sünni islam aleminde kabul gören eski tefsirleri incelerseniz bu ayet ile ilgili çeşitli iddialar mevcut, örneğin:

    "ubeydullah ibn müslim der ki: bizim iki rûm kölemiz vardı. kendilerine ait bir
    kitabı kendi dillerinde okurlardı. hz. peygamber (s.a.) onlara uğrar, onlann başında
    durur ve dinlerdi. müşrikler: o ikisinden öğreniyor, dediler de, allah teâlâ bu âyeti
    indirdi"

    bir diğeri:

    "allah rasûlü (s.a.) mekke'de bir köle tanıyordu. bu kölenin ismi bel'âm olup dili yabancıydı. müşrikler, allah rasûlü (s.a.) nün onun yanına girip çıktığını görürler ve : muhakkak ona bel'âm öğretiyor, derlerdi."

    bir diğeri:

    dahhak îbn müzâhim.: o, selmân el-fârisî'dir, demişse de bu görüş zayıftır. zirâ bu âyet mekke'de nazil olmuştur. selmân ise ancak medîne'de müslüman olmuştur. (selman'ın mekkede değil de medine de müslüman olduğu bilgisinin kesinliğine nasıl emin oluyoruz? bu konuda ayet mi var?)

    suudi arabistan arkeolojik kazılara pek müsaade etmiyor ancak suudi arabistan sınırları içinde muhammed öncesi devirlerden kalma antik kilise kalıntıları mevcut. suudi arabistan'da muhtemelen bir çok sinagog kalıntısı da var zira islamda yahudi köyü basma ve yahudi kellesi kesme sünneti diye bir ritüel var. bir ton hadis var mekke civarındaki yahudi köyleri ile ilgili.

    sonuç olarak geleceğim yer şurası:

    islamdaki "hadis ilmi" denilen şeyin bilimsel hiç bir kıymeti yok. çünkü hadis kitaplarının (kütüb-i sitte) orijinal el yazmaları ortada yok, somut olarak mevcut değil. farklı coğrafyalardan elde edilmiş şerhlerin birbirini doğrulaması hiçbir şeyi ispat etmez zira ortada bir de zaman parametresi var. yani buhari'nin derlemesinin 12. yüzyıla ait bir nüshası ile 15. yüzyıla ait bir şerhi uyuşuyor diye "bu iki kitap da buhari'nin 9. yüzyılda yazdığı derlemedir" ya da "buhari gerçekten de 9. yüzyılda bir derleme yazmıştır" diyemeyiz bir ikincisi hadislerin muhammed'den buhari'ye sıhhatli bir şekilde ulaştığı iddiası da absürddür. çünkü bu iddia önce buharinin sözüne "iman" gerektirir ancak buharinin orijinal el yazması ortada olmadığı için bu sefer onu şerh ettiğini iddia eden kaç kişi varsa tümünün sözüne "iman" gerektirir. bu durumda imanın şartlarına "buhariye iman", "tirmiziye iman", müslim'e iman" ve "onları şerh edenlerin tümüne iman" noktasına getirir ki absürdlük de bu noktada başlar zaten.

    dolayısıyla muhammed'in hayat hikayesine dair bütün bilgiler havadadır. yukarıda başlığı açan muhtemelen ruhsal açıdan sıkıntılı (bütün islamcılarda ruh hastalığı mevcuttur) şahsın 7. yüzyıl arap yarımadasına dair gözü ile görmüş gibi anlattığı hikayelerin doğru olma ihtimali oldukça zayıftır.

    elimizde paganist arap mitolojisinin tanrısı el-ilah tarafından kureyşte yaşadığı iddia edilen (gerçekten yaşadığını da ispatlayamayız) muhammed isimli bir araba indirildiğine inanılan bir kitap mevcuttur. aslında o kitap da mevcut değildir zira eldeki en eski tam metin kuranın hangisi olduğu bile belli değildir. zannımca en eski "eksiksiz" kuran 10-11. yy tefsir şerhlerinden birinde mevcuttur (8-9-10. yy'a tarihlenen topkapı nüshası/taşkent nüshası vs. sayfa olarak eksiktir). en eski tam kuranın nerede olduğuna dair ingilizce ve türkçe literatürde bir yayına da rastlamadım. velhasıl elimizde kendini müslüman olarak tanımlayanların tamamına yakınının doğru ve tam kabul ettiği (kimi nusayriler kuranı kutsal kitap olarak kabul etmezler ancak onlar da islam mitolojisi şemsiyesi altındadırlar) bir kitap var. bu kitapta anlatılanların bir bölümü, tek tanrı fikri, ana mesaj yahudi ve hıristiyanların kitaplarından alıntı. yukarıda değindiğimiz gibi muhammed'in yaşadığı topraklarda somut kilise kalıntıları mevcut. yani muhammed eğer gerçekten yaşadı ve kuranı yazdı ise nuh tufanı ya da bakire meryem gibi yahudi ve hıristiyan hikayelerine ulaşması pek zor olmasa gerek. ayrıca yahudi ve hıristiyanların kitaplarında anlatılanlar da kısmen sümer ve babil hikayelerinden alıntı. bunu da sümer yazı dili çözüldükten sonra 20. yüzyılda fark ettik.

    tüm dinler ve tanrılar mitolojilerden gelmedir. henüz avcı toplayıcı iken akşamları kalabalık halde ateş başında oturan ve birbirine korkunçlu hikayeler anlatarak sosyalleşen, zamanla konuşma becerisi ve kelime haznesi gelişen insanoğlu özellikle tarım devriminden sonra daha kalabalık gruplar halinde yaşamaya başlayınca ortaya doğal olarak "politika" diye bir kavram çıktı. evler ve tarlaları sabit olan ve dışarıdan başka gruplardan gelecek saldırılara karşı korunması gereken bir yapı oluştu. bu da gruptan birilerinin diğerlerinden daha önemli konumlarda olmasına sebep oldu. zamanla kabileler, boylar, site devletleri, ağalar, lordlar, krallar oluştu. bunlar oluştukça doğadan korkan, her sene bereketli mahsülü olsun isteyen, şimşekten ödü kopan, fırtınadan sakınan, güneşten çekinen birileri çeşitli hikayeler uydurdular. bunların torunları "ulan benim kos koca dedem bana bunları anlatmıştı bunlar kesin çok değerli bilgiler" düşüncesi ile her jenerasyonda atalarının uydurmalarına ve saçmalıklarına daha fazla kıymet vermeye başladı: thor şimşek tanrısıdır, gök tanrı yukarıdadır, priapos bereket verir vs. bu şekilde mitolojiler oluştu. orta doğu buğdayın ilk ekildiği yer, yani tarım devriminin gerçekleştiği yer olarak görülüyor. dolayısıyla din ve mitoloji uydurmaları orta doğuda epeyce ilerleme kaydetti. sümer, babil, pers, filistin, süryani, arap, hint falan hep birbirleri ile etkileşim halinde oldular ve geçen yüzlerce binlerce yılda jenerasyonlar üzerine ekleye ekleye mitolojileri oluşturdular. sonunda birileri olayı daha da profesyonelleşti tanrı ile kontak kurduğunu iddia etti ve bugünkü semavi dinler ortaya çıktı. tabi bu semavi dinlerin komple uydurma olduğu 17. yüzyıldan itibaren kutsal metin eleştirileri ile büyük beyinler ve çalışkan araştırmacılar tarafından rasyonel anlamda ispatlandı aslında ama çoğunluğu okuma yazma bile bilmeyen yığınlar tarafından 20. yüzyıla kadar falan pek kabul görmedi. mesela bir zamanlar %100'ü hıristiyan olan isveç'te bugün bir tanrıya inanma oranı %18, geriye kalan %82 dinlere inanmıyor ve bildiğiniz üzere isveç dünyanın en eğitimli ve en müreffeh ülkelerinden biri. norveç'te de aynı durum, orada da %78 hiç bir dinin doğruluğuna inanmıyor. almanya biraz daha geride %56'sı hiç bir dine inanmıyor * ve bu eğitim oranlarında ve gelişmişlikte dünyanın lokomotifi olan kuzey avrupalı milletler dostlarım hiç de öyle aptal insanlar değiller. bizim buralarda ise bugün ruhsal anlamda sıkıntısı olanlar dinlerin kutsal kitaplarında yazan akıl ile bağdaşmayacak metinleri sabah akşam savunmaya uğraşıyorlar.

  • ateizmden agnostisizme geçme süreci

    1- ateizmin zıttı adı üstünde teizmdir ve teizme göre evren insanoğlu için yaratılmıştır. eğer evren sonunu keşfedebileceğimiz kadar küçük olsaydı, bu kadar küçük bir örneklemden dünya gibi içinde hayat olan bir gezegen tesadüfi şekilde oluşamaz (yuh amk artık) derdik ancak evren çok büyük ve istatistik bilimine göre ihmal edilebilecek küçüklükte olayların bile gerçekleşmesi mümkündür. yani dünyanın trilyon dünya içinden rastgele oluşmuş ve hayatın tesadüfi bir biçimde başlamış olması mümkün. eğer evrenin, maddenin ve hayatın tesadüfi bir biçimde başlayabileceği ihtimalini kabul ediyorsak bu durumda teizmin tezine odaklanacağız: bütün evren insanoğlu için yaratıldı. bu tez ne kadar rasyonel? insanoğlunun bugüne kadar keşfedebilidği kadarı ile dünya, güneş ve ay dışında insanoğlunun işine yarayan bir uzay elemanı bulunamadı ya da evrende insanoğlunun işine yaramayan kıyamet kadar şey var. yani eldeki bulgulara göre teizmin tezi yanlıştır. evren insan için yaratılmamıştır. dolayısıyla teizmin tanrısı diye biri yoktur.

    2- eğer mutlak güçte, mutlak ahlakta ve mutlak bilgelikte bir tanrı olsaydı mutlak zekası sayesinde kötülük probleminin olmadığı bir dünya tasarlardı bizim gibi "tanrıdan daha az zekalı aciz insanlar" tanrının yarattığı ve içinde bebeklerin bile tecavüze uğradığı dandirik dünyaya küfür etmek zorunda kalmazdı. demek ki deizmin tanrısı da yoktur.

    3- tanrı virüsü agnostisizme deizmden bulaşmıştır. deizm de varoluşunu teizmden alır. yani orijinalinde tanrı teizmin iddiasıdır, bugüne kadar dünyada hiçbir din uydurulmamış olsaydı deizm diye birşey de var olmazdı. agnostisizm teizmin iddiası üzerinden teizme muhtaç olarak yapay şekilde oluşturulmuş felsefi bir akımdır dolayısıyla teizm olmasaydı deizmin var olmaması gibi agnostisizm de var olmazdı. çünkü tanrı gerçeklik çemberine dahil olmayan dışarda kalan bir fazlalıktır. teizme dayanan inançların mantıksız olduğu bilimsel olarak net olduğu için ve tanrının varlığına dair bir tek kanıt ortada değilken tanrı diye bir kelimeyi bir tartışmanın içinde kullanmak bile absürddür. dolayısıyla agnostisizm de absürddür.

    4- sonuç olarak net bir şekilde tanrı yoktur.

    ateizmden agnostisizme geçilmez agnostisizmden ateizme geçilir.

    izlenecek hak yol/ bilişsel evrim şu şekildedir:

    gazalici nihilizm- teizm-deizm-agnostisizm-ateizm-ignostisizm.

    her aşama insan şuurunu ikiye katlar, absürdün ve saçmanın bünyede oluşturduğu zararı hafifletir, ilerletir ve medenileştirir. ısrarla takip ediniz.

    son olarak diss'imi atıp gidiyorum.

    evlat fazla bıdı bıdı yapma baba yorgun
    hatalıysam yeşillendir kısmetse dönerim
    gönlünde yer yoksa ayakta da giderim
    dünya dikenli bir hayat ateist doğduysak bizde mi kabahat?
    doktor değiliz ama hastamız çok
    rahat bırak gözlerini istediği gibi baksın.

  • 29 aralık 2017 iran olayları

    iran islam cumhuriyeti, 1979 yılında aşağılık bir yalanın üzerine kuruldu. şah muhammed rıza pehlevi indirilidikten sonra ayetullah humeyni tarafından organize edilen referandumun sonuçlarına göre güya iran'ın %98.2'si 1979 martında iran'ın bir "islam cumhuriyeti" olmasını onayladılar. iran anayasasının birinci maddesinde de yazar bu referandum sonucu: %98.2 evet.

    iran anayasasının birinci maddesi:

    madde 1
    --- spoiler ---
    iran devletinin yönetim şekli, ayetullah humeyni liderliğindeki muzaffer islam devrimi sonrası gerçekleşen 29-30 mart 1979 tarihli referandumda, iran halkının hak ve egemenlik konusundaki uzun süredir var olan inançlarına dayanarak seçmenlerin % 98,2'sinin olumlu oyu ile onayladığı islam cumhuriyetidir.
    --- spoiler ---

    bu sonuç yetmedi güya iran'ın %99.5'i aralık 1979' da yukarıdaki anayasayı onayladılar.

    bu da yetmedi humeyni öldükten sonra 1989 yılında iran'ın güya %97.6'sı anayasa değişikliği ile şeriat anayasasını tekrar onayladılar.

    bu referandum sonuçlarının sahteliği köre bile zahir cühelaya bile malumdur. tümünün şeriatçıların aşağılık komploları olduğu, şeriatçı ahlakının ve namussuzluğunun bir tezahürü olduğu apaçık ortadadır. iran devleti aşağılık bir yalanın üzerine kurulmuştur zira o dönem iran'da şeriattan nefret eden milyonlarca seküler/solcu/dinsiz/sosyalist vs. insan yaşamaktadır. hatta milyonlarca şeriat karşıtı insan iran'da hala mevcuttur. geçen 38 yılda bir çoğunun şeriata olan nefreti katlanarak artmıştır.

    1979 yılında iran'ın siyasal çatışma ortamında üç ana grup vardı:

    1-sosyalistler
    2-milliyetçiler
    3-islamcılar

    üçünün de ortak noktası amerikan karşıtlığıydı. çünkü şah pehlevi döneminde amerikalı ve diğer batılı ekspatlar enerji şirketleri aracılığı ile iran'a yerleşiyor ve burada üst sınıf toplum olarak yaşıyorlardı. sayıları da çoktu. kendilerine ait güvenlikli siteleri ve mahalleleri vardı, alışveriş alanları ayrıydı toplu taşıma sistemi bile amerikalıya özel lüks otobüsler ile avam iranlıların tıklım tıklım kalabalık araçlarının farklı oluşu üzerine kuruluydu. bu tip manzaralar sonucu iran 60'lı ve 70'li yıllarda bilhassa petrol krizlerinde fiyatı artan petrolün etkisi ile ekonomik olarak ciddi bir gelişme göstermesine rağmen toplumun her kesminde şahın iran'ın zenginliklerini batıya peşkeş çektiği düşüncesi hakimdi. bu üç gruptan en güçlü, sesi en fazla çıkan, en eğitimli, devlet bürokrasisinde örgütlü, medyaya hakim grup sosyalistlerdi. devrim öncesi iran fotoğraflarında bolca görürsünüz bu güruhu. devrime kadar kimse kimseye bulaşmadı. ancak humeyni, devrim sonrası sosyalistlerin "yerli ve milli" olmadığı iddiası ile milliyetçilerle ittifak kurdu. sosyalistlerin global anlamda ezeli ve ebedi düşmanı milliyetçiler bu ittifaka dünden hazırdı zaten. sonrasında milliyetçiler de pişman oldular muhtemelen ancak iş işten geçmişti. tüm islam yoğun ülkelerde klasik milliyetçinin vasfı islamcılar tarafından manipüle edilmektir, kullanılmaktır. çünkü müslüman yoğun ülkelerde milliyetçi, milliyeti ve kimliği arap dininde aramaktadır. mesela 1986 yılında iran'ın bir köyünün ilk recim hadisesi gerçekleşti. köylüler tahran'dan gönderilen mollanın fetvası ile kendi köylerinden komşuları, akrabaları bir kadını kuma gömüp taşlayarak öldürdüler. oysa belki yüzlerce yıldır o köyde daha önce hiç recm olmuyordu. bu gerçek hikayenin filmini izleyebilirsiniz: (bkz: soraya'yı taşlamak). recm iran'da hala uygulanıyor. dünyada recm cezası veren 6 ülke var: tahmin edin.... evet altısı da müslüman!

    iran islam devletini kuran (ayetullah) ruhullah humeyni 10 yıllık mutlak diktatörlükten sonra 1989 yılında öldü. yerine mollalar meclisinin seçimi ile (ayetullah) ali hamaney geldi. 1989'dan beri 29 yıldır iran'ın değişmez mutlak lideri ali hamaney'dir. bunu türkçe'ye "dini lider" diye çeviriyorlar da aslında ingilizcede verilen sıfat doğrudur: supreme leader, yani "iran'da ne var ne yok her bokun lideri/mutlak diktatör. iran'ın mutlak diktatörlük makamına gelecek kişi "uzmanlar meclisi" (meclis-i habregane rehberi) isimli 88 üyeli bir meclis tarafından seçilir. bu meclisteki "din bilgini, molla" denilen şahıslar için her 8 yılda bir genel seçim yapılır. son seçim 2016 yılında yapıldı. bu meclis bir dini lider seçer ve o dini lider ölene kadar iran'ın mutlak lideri olur. aslında buna seçim demek doğru olmaz çünkü bir önceki dini lider ölmeden önce kimi işaret etmişse o kişi dini lider seçilir. çünkü meclisteki mollalar ona oy verirler. mesela iran'ın ilk dini lideri ayetullah humeyni 1989'da ölmeden önce bugünkü dini lider olan ali hamaney'i işaret etmiştir. ve bu meclisin aslında dini lideri görevden alma yetkisi de vardır ancak dini lider bir kez seçildi mi diğer üyeler bir daha onu görevden almaya falan cesaret edemezler. yani her halükarda seçilen kişi ölene kadar mutlak diktatördür. bunun dışında iran'da bir de mebusluk ve başkanlık seçimleri vs. vardır ama tümü formalitedir. çünkü esas güç mollaların ve askerlerin elindedir. zira iran'da kimin başkanlık seçimine katılacağı "muhafızlar konseyi" isimli bir yapı tarafından denetlenir. yani "ben solcu ateyist bir lezbiyenim başkan olmak istiyorum" diye seçime katılamazsın. iran anayasasına yani şii şeriatına sadakat yemini edeceksin ve referansla falan onaylanacaksın ancak öyle seçime katılabilirsin. yani iran'daki başkanlık hiç bir halta yaramaz. iran'da sistem budur.

    iran ordularının başkomutanı dini lider/supreme leader (rehber, rehber-i inkılap, rehber-i muazzamı ingılabı islami) ali hamaneydir. iran ordusu iki bölümdür:

    1-iran islam cumhuriyet ordusu
    2-iran devrim muhafızları ordusu

    iran anayasasının başlangıç hükümlerinde "ideolojik ordu" başlığı altında iran devrim muhafızları ordusunun tanımı yapılır. enfal suresi 60. ayetteki "sizler de onlara karşı cihat için atlarınızı hazırlayın..." şeklinde geçen ifadeye referans verilir ve anayasanın 143-151 maddeleri arasında bu ordunun misyonu detaylandırılır; islam cumhuriyetini ve islam anayasasını korumak dışında uluslararası cihat görevi olduğu da vurgulanır.

    devrim muhafızları ordusu ( kısaca sepah ya da pasdaran denir) vahşi köpeklerden oluşur. gezi direnişinde istiklaldeki kadıncağıza palayla saldıran o şerefsizlerden mamul bir ordu düşünün. işte o ordu devrim muhafızları ordusudur. bu orduya her asker anayasa gereği seçmece alınır. camilerden mollaların referansı ile güvenilir vatandaşlardan seçilir ve 125 bin askerin ve ek olarak her an olası bir iç savaşta isyancıları ezmeye hazır organize ve maaşlı en aşağı 90 bin paramiliter gücün tümü "rehber" ali hamaneye ölümüne sadıktır. bu ordunun ekonomik gücü muazzamdır. iran ekonomisinin üçte birinin devrim muhafızları ordusu tarafından yönetildiği iddia ediliyor. gayrimenkulleri, menkulleri ve şirketleri var; mesela khatam adında (devlet ihalelerini silip süpüren) büyük bir müteahhitlik firması var bu ordunun. yani bu ordunun kendisi ve özellikle üst düzey mensupları iran'ın neyi var neyi yok halihazırda sömürmektedir. iran halkının parazitidir.

    iran, dünyada en fazla petrolü olan 4. ülke. doğalgaz rezervlerinde ise dünyada 2. sırada. yani iran'ın aslında dünyanın en zengin ve müreffeh ülkelerinden biri olması lazım. buna rağmen milli gelir sıralamasında 81 milyon nüfusu ile iran türkiye'nin çok gerisinde. türkiye 735 milyar dolar ile 18. sırada iken iran islam cumhuriyeti 412 milyar dolar ile 27. sırada.

    şeriat vesayeti nedeniyle iran'da halka hesap vermeli ve siyasi sorumluluk üstlenmeli asgari seviyede açık bir yönetim yoktur. bu nedenle iran yönetimi siyasi sorumluluk üstlenmeden nükleer silah üretmeye çalışır ve başta abd olmak üzere uluslararası kamuoyundan 40 yıldır ambargo yer. dünyanın en zangin halklarından biri olması gereken iran halkı da sefalet içinde yaşar. iran'da hayat pahalılığı türkiye'nin çok daha ötesindedir. araba ve ev fiyatları türkiyedekinden fazladır mesela. maaşlar da ortalamada türkiye'den daha düşüktür. molla rejimi "şahı gönderdik artık iran'ın zenginliklerini halka dağıtıyoruz" adı altında herkese türk parası ile 40-50 tl'ye denk gelecek bir aylık bağlamıştır. bunları bir kaç ay önce muhabbet ettiğimiz iranlı farisi bir arkadaşım söylemişti bana, ha bir de "keşke iran'da hiç petrol ve doğalgaz olmasaydı, petrol ve doğal gaz olduğu sürece bu şerefsizler tepemizden inmeyecek" demişti.

    29 aralık 2017 iran olayları hakkında şahsi düşüncem dışardan bir müdahele olmadan iç dinamiklerle; toplumsal hareketlerle, protestolarla, valilik ele geçirmelerle falan iran'ın ensesine yapışmış, kanlanmış ve semirmiş bu arap efsanesine efsunlu kenelerden kurtulması mümkün değildir. mollalar, devrim muhafızları ve onların beslediği paramiliter kitleler büyük bir iç savaş ile iran ovaları kan gölüne dönmeden ve o savaşı kaybettiklerine emin olmadan iktidarı asla başka bir vesayete teslim etmezler. doğu toplumları için en azından önümüzdeki 100 yıl daha liberal ya da sosyal demokrasi bir hedeftir. toplumu demokrasiye en hızlı şekilde taşıyacak vesayetler ise iyi tercihtir. bu anlamda iran'ın şah sonrası şah hanedanı vesayetinden demokrasiye geçmesi beklenemezdi. doğu toplumlarında vesayet boşluk kabul etmez. devlet sahipsiz kaldığı zaman o devletin sahibi/vasisi boşluğu illaki bir şekilde doldurulur. kimse dolduramazsa batı gelir kendi doldurur. batıda ise işler farklıdır, batı dünyası 60'lı yıllarda toplumsal başkaldırılarla ve kamuoyu oluşturma kabiliyetini elde etmekle devleti 10 bin yıldır süregelen vesayetlerden kurtarmışlardır. almanya'da gördük: koskoca cumhurbaşkanı bir kol saati yüzünden yargılandı. içinde islam olan toplumlarda bu olmaz. çünkü islamcılar eğer iktidarda değillerse devlete hesap sormak için değil iktidarı ele almak için ayaklanırlar. eğer iktidarda iseler de devlete hesap soranları ezmek için sokağa çıkar ve ayaklanırlar. yani islamcılık demokrasiye asla müsaade etmez. iran zaten 40 yıldır ekonomik potansiyelinin belki onda biri ile bir islam cumhuriyeti olarak varlığını sürdürüyor. ekonomi istediği kadar kötüye gitsin yine de pek bir şey değişmez. mesele temelde şeriat meselesidir, sonra şeriatı ayakta tutacak finansman meselesidir, sonra da allaha bu kadar hizmet eden adamın dünyada elde ettiği mükafat meselesidir.

    iran'daki şeriatçılar, 81 milyonluk bir ülkenin anayasasına (5. madde) mehdi diye birinin var olduğunu ve kıyamete yakın elbet bir gün zuhur edeceğini, o şartlar altında iktidarın fıkıhçı mollalara geçmesi gerektiğini yazacak kadar kafası bulanmış ruh hastalarıdır.

    4000 yıllık meşhur şiraz şarabı bu asalaklar yüzünden 40 yıldır üretilemiyor. şiraz'da bağları talan ettiler, şarap imalathanelerini yıktılar. çok cüzi bir kesim hala yapabiliyor bu şarabı. devlet kanallarında yayınlanan kliplerde kadın oynaması yasakmış. özel kanallarda çıkan kadınlı danslı kliplerdeki şarkıcıların da iran'a girmesi yasakmış. zaten muazzam bir beyin göç var. genelde türkiye üzerinden kanada'ya gidiyorlar. avrupa'da ezan ve islam karşıtı bir ton iranlı yaşıyor, bir çoğu türkiye'de yaşayabiliyor. sanatçısı aydını hep ülke dışında. adamlar iran'ın sanat, müzik, şiir, edebiyat, bilim, sosyal bilim ekonomi alanında tarihsel çizgisine yaraşır şekilde ilerleme potansiyelini resmen yok ettiler. iran'da 20-30 milyon civarı türki insan yaşıyor. bunların içinde örneğin 1-2 milyon civarı kaşkay türkü var. bunlar anadolunun yörük alevileri gibidir aynı. çarşaf burka vs. giymezler. hala göçebe yaşıyorlar. 1979'dan sonra onların kadınlarına bile şehirde çarşaf/çador giyme mecburiyeti getirildi.

    içinde islam olan ülkelerde islamcı iktidarında devrim muhafızları ordusu bir kez kuruldu mu oyun bitmiştir: game over. ondan sonra ne kadar çabalarsan çabala bir daha medeniyetin zerresini göremezsin. iran için şeriatçının şeriatı kaim kılmada finansal kaynağı petrol ve doğalgaz ise türkiye'deki şeriatçı çete için bu kaynak yeşil sermayedir.

    sosyalistler, milliyetçiler ve islamcılar... üçü de hem iran'da hem de türkiye'de mevcut. dün de mevcuttu bugün de mevcut. ancak iran 1979'da karanlığa gömüldü çünkü iran'da kemalizm ve kemalistler yoktu. kemalizm ve türevi bir ideolojinin olmadığı islam toplumlarının devletleri milliyetçi-sosyalist kavgasını fırsat bilen islamcıların bütün coğrafyaya hükmetmesi ile sonuçlanır. islamcılar bizim ülkemize de bunca zarar verdiler, moderate ve seküler vatandaşlara hayatı dar ettiler ancak türkiye bir gün iran olmayacaksa bu sadece ve sadece osmanlı tarafından 400 senede sistemli olarak araplaştırılmış türk toplumunu 90 yıllık hakimiyetinde bir nebze olsun normal insana çevirmeyi başaran kemalizmin sayesindedir.

  • kızını soyup üniversite amfisine atan baba

    kemalizm güneşi anadoluyu aydınlatmaya başlayana kadar kadın denilen yaratığın bok kadar kıymeti yoktu bu topraklarda. namus cinayetleri ile tavuk gibi kesilirdi, aşık olması ve sevmesi yasaktı, güzelliğini kimseye gösteremez canı ne istiyorsa onu giyemezdi, sevdiği ile evlenemezdi, başlık parasına satılırdı, cariyeyse her gün tecavüze uğrardı ve bu islama göre sahibinin hakkıydı, sokakta yürürken ferace giymesi mecburiydi. hatta, köylerde değil ama istanbul gibi islam devletinin ve şeriatın varlığının hissedildiği yerlerde bir dönem öyle abarttılar ki bir sokakta karşıdan erkek geliyorsa feraceli kadın bir köşeye geçer arkasını dönüp çömelir ve o erkeğin geçip gitmesini bekler; ardından yoluna devam ederdi. kemalizme kadar 1300 yıl boyunca devlet eliyle uygulanan arap dini kadını her dönem "denetlenmesi, baskı altında tutulması, dayak ile ehlileştirilmesi, başka erkeklerce skilmesi aile efradından erkekler tarafından sürekli engellenmesi gereken; zekası, kişiliği ve şahsiyeti olmayan etrafı etle çevrili tombul bir vulva parçası" olarak görmüştür.

    bu sakallı meczupun anlattıkları kemalizm ortaya çıkana kadar bu topraklarda uygulanan, uygulatılan; zamanla örf ve adete dönüşen ve kültürün özüne işleyen ve en son insanlara kimlik olan arap dininin en temel esaslarıdır. bunu gazali " kadın zaruri olmadıkça çarşı pazara bile çıkmamalı evinin derinliğinde herkesten saklanıp her gün akşama kadar erkeğini beklemeli" şeklinde ifade etmiştir. mezhep imamları kadınlara boşanma hakkı tanımamış; kuran onlara mirastan daha az pay ayırmış, gerekirse dövülmelerini ve şiddete maruz kalmalarını tasdiklemiş; öyle veya böyle üzerlerine üç kadın daha alınması cevazını vermiştir. bu din yüzyıllardır ancak ve ancak kadının köleleştirilmesi ve gerektiğinde dayak ile kadının arzularından, kişiliğinden ve haysiyetinden arındırılması işlemi sonunda yani namus tabusu ile ayakta kalabilmiştir. namus takıntısı bu dinin motor gücüdür. bu din bütün kadınları zombilere çevirmiştir. erkekten izin almadan bir yere gidemeyen , onun müsaadesi olmadan çalışamayan, erkeğe muhtaç kalsın diye eğitim bile verilmeyen bir varlığın haysiyetinden bahsedemeyiz. ben şahsen bir erkek olarak böyle bir baskı ortamında her denilene itaat ederek ve sırf onlar öyle istiyorlar diye tüm duygularımı dizginleyerek yaşamak zorunda kalsaydım "bir onurum ve haysiyetim var" diyemezdim.

    türkan saylan' ın dediği gibi: " eğitim almış her kadının bu cumhuriyete borcu var"

    ve bu borç sevgili dostlarım türk kültürünü kirleten ilkel arap adetleri ile mücadeleden ibarettir.

  • bikini ile namaza duran kadın

    kıvırcık gri sakallı hacı murtaza'nın kıldığı namazın şekli de quranda yok bu bikinili hacı ablanınki de. tesettür ve kapalılık desen quran bu meseleye sadece 3 ayet ayırmış onların da tümü muallak.

    o yüzden bikinili hacı abla eğer billur geçmiyorsa inancında hacı murtazadan daha az samimi değil.

    namaz bitiminde mojitolar ve sangrialar eşliğinde müzik ve dans ile yapılacak kızlı erkekli bir after namaz party de qurana ve islama gayet uygundur.

    (bkz: islam/@skocax)

  • ateizmin inanç olduğu gerçeği

    toriçelli'nin barometresi ortaya çıkana kadar dünyada havadan arınmış bir boşluğu hiç gözlemleyemedik. suya batmış barometre tüpünün tepesinde civa ile tüpün kapalı ucu arasında hiç hava yok; peki ne var orada? orası mutlak bir yokluk mudur?

    orada fotonlar, elektrik ve manyetik alanlar var. ve ayrıca sonradan keşfedildi ki kütle çekime olanak veren tanecikler var. bu yüzden mutlak yokluk ve boşluk arayışı atom altı dünyaya yani kuantum alanına geçti. "kuantum dalgalanma" denilen fenomen ile yoktan ve hiçten bir maddenin rastgele kendi kendine var olabildiği kanıtlandı. bu maddelere "virtual particles" diyorlar.

    necip fazıl'ın zehir isimli şiirinde geçer: sonum yokluk olsa bu varlık niye?

    necip fazılın materyalizme karşı yazdığı bu iddia henüz o yaşarken yerle bir olmuştu zaten. sabit fikirli ve yobaz bir müslüman olduğu için bu konularda kendini cahil bırakmıştı sadece.

    çünkü sen kendi varlığına anlam yüklüyorsun da herhangi bir virtual particle ın sonu hep yokluk oluyor ama o hiçten var olduğu kısacık an niye var o halde?

    demek ki fiziken yoktan rastgele var olmak ve yine rastgele yok olmak mümkün ve bunun için bir tanrıya ihtiyaç yok.

    kuantum üzerinden dini, islamı ve hatta ehli sünnet islamı ispatlamaya çalışan gerzekleri kale almayın. kuantumda bir gram din ispatı olsaydı kuantumcuların %80-90 ı dinsiz olmazdı. bu iddia argumentum ad populum değildir. zira kuantum fiziğinde profesör olmak her babayiğidin harcı değildir, müslümanın anlayacağı dille: kuantum alimleri dinsizlikte kuvvetle ittifak etmişlerdir. evrenin başlangıçtan itibaren tarihini biraz araştırırsanız karşınıza hep şu görsel çıkar:https://encrypted-tbn1.gstatic.com/…h5uz7_hwhlioogu

    işte bu görsel big bang öncesini de anlatan elimizde bulunan en tutarlı tezdir. yaşayan en büyük fizikçi stephen hawking bu görseli savunur: big bang öncesini açıklamak için tanrıya ihtiyaç yok, her şeyin rastgele bir quantum fluctuation ( kuantum dalgalanma) ile başlamış olması mümkün zira maddenin pozitif kütlesi ve enerjisi ile kütle çekimin negatif enerjisi toplamda hiçliği verebilir, herşey hiçlikten kendiliğinden başladı ve sonunda yine hiçliğe karışacak.

    insanların tanrı sandığı şey ve binlerce yıldır tartışılan kozmolojik argüman ın cevabı çok büyük ihtimalle kuantum dalgalanmadır.

    evreni tanrı yarattı ise tanrıyı kim yarattı?

    teist cevabı: tanrı yaratılmadan kendi kendine ve rastgele var oldu.
    ateist: demek ki bazı şeyler yaratılmadan kendi kendine ve rastgele de var olabiliyormuş. o halde kuantum dalgalanmanın zincirleme reaksiyonlarla hiçten ve yoktan bir evren ortaya çıkarması da mümkün.

    peki evrenin dışında ne var?

    toriçelli vakumundan fotonları, diğer tüm parçacıkları, elektrik ve manyetik alanları ve en son karanlık maddeyi de çıkarın, geriye ne kaldıysa o var: void, mutlak yokluk, quantum void. ( hayal edilip görselleştirilebilecek bir şey değil)

    tanrılar yok ve dinler uydurma. eğer tek bir tanrı olsaydı bütün dünyada tek bir din olmalıydı. oysa yazının 5000 yıllık tarihini inceliyoruz ve birbirinden muazzam farkta binlerce din var. hadi bunları sonradan nankör insanlar bozdu, başlangıçta hepsi aynıydı desen o da mümkün değil. aborjin, eskimo, türk, çin ve arap dinleri aynı kaynaktan gelen tek bir dinin zamanla bozulmuş hali olamaz. bunu gerçekten iddia edebilen kişi kimse kusura bakmasın da cahil bir ruh hastası falandır. her insan topluluğu varoluşunu anlamlandırmak için kendi efsanesini uydurmuş. her birinin kendine ait dini olmuş. kiminde kral tanrıdır kiminde öte dünya yok kiminde insanlar ağaçlardan türedi. bütün dinler insan üretimidir arkadaşlar, net bilgi, yayalım ve insanlığa faydamız dokunsun. yoksa çocuk gelinler, erkek ve kadın sünneti mezalimi, din adına savaş ve yağma, din yüzünden uluslararası düşmanlık, dört kadınla evlilik, deve sidiği ve hırsızın elini kesme, mirasta kadına daha az pay gibi saçmalıklar gelecek nesillerin de başına bela olacak.

    çocuklara dini inanç aşılamak suçtur ve din çocuk istismarıdır.

  • atatürk'ün inançlı biri olduğunu iddia etmek

    çomar kelimesi bundan daha iyi tanımlanamaz:

    atatürk'ün ille de müslüman olmasını bekleyen; eğer atatürk müslüman değilse ondan nefret etmeye hazır veyahut sırf atatürk'ün müslüman olmadığına inandığı için halihazırda ondan hazzetmeyen istisnasız herkes katıksız, safkan, arı, pure çomardır.

    çünkü bir çomar yaşadığı süre boyunca laiklik kelimesinin anlamını bir gram bile anlayamamıştır ve muhtemelen ölene kadar da hiç anlayamayacaktır. beyinlerinde "laiklik" kelimesini anlamlandıran nöronların eksikliği ile doğan ve tıp dilinde "kronik çomaris psikoz" şeklinde geçen hastalığa sahip bireylere halk arasında çomar denir.

  • maymun gibi soyunup adına medeniyet demek

    insan olmanın gereği olan kıyafet özgürlüğü ve cinsel serbestiyi özkültüründen edinmiş moğolistan mı batı medeniyetidir yoksa öte dünya hülyasına sahip olmayan 1.5 milyar ateist barındıran çin mi? ya da içinde ibrahimi dinlere ait en ufak bir emare barındırmayan; dal daşak meme göt gulu gulu dansı yapan sahra altı afrikası mı?

    muhammedin, musanın ve isanın hikayeleri ile en ufak bir alakası olmayan güney asya mı batı medeniyetidir yoksa kurana incile ve tevrata inat insanların ağaçlardan türediğine inanan mezoamerika mı ya da onları katledip asimile eden batıya düşman aborjin avustralyası ile eskimo alaskası mı?

    siz bir insanın komple kıyafet ile kapanıp diğer insanlardan saklanması gerektiğini araplardan öğrendiniz. arapların bu hastalıklı kültürünü kendinize kimlik edindiniz. siz arap oldunuz. siz arapsınız diye geriye kalan herkes batı özentisi olmak zorunda değil. zaten kendi kültürü batı ile alakasız şekilde arap türü kıyafetlerden uzak olan moğolistanı bile batı özentisi sanan sizler mankafasınız çünkü kıyafet kültürü dünyanın %90'ı ile aynı olan insanları "özenti" olmakla suçlarken kıyafet kültürü sadece araplarla ve araplaşmış asyalılarla birebir aynı olanları, kıyafet kültürünü dünya nüfusunun çok cüzi bir kesminden kopyalayanları; yani kendinizi normal insan sanıyorsunuz. şunu anlayın artık: siz gelenek, kültür ve zihniyet bakımından safkan arapsınız oğlum. siz bu dünyaya çıkıntısınız normal olan biziz.

    batının mersedesine ve bmw sine gözünüz düşüyor ve sırf müslüman olduğunuz için bin yıl bile uğraşsanız bir mersedes üretemeyeceksiniz diye batıya; ingiltere, almanya, fransa ve abd'ye aşağılık kompleksi ile karışık bir haset duyup böyle başlıklar açıyorsunuz. oysa problemin çözümü çok basit: arapoğlunun dinini terkettiğiniz an gelişme ve kalkınma otomatikman başlar. belki mersedes bile yaparsınız zamanla.

  • 15 temmuz'da bira içen insan

    4 tane kırmızı tuborgun etanölleri en asil damarlarımda dolaşıyor şu anda. o yüzden oldukça kısa, dobra ve dürüst bir beyanda bulunacağım:

    sanıyorum ki türkiye'de feto ve müritlerinin müslüman olmadığına gerçekten inanan milyonlarca cahil insan var. gerçek islam (gerçek arap dini) darbe yapma pahasına iktidarı ele almaktır dostlarım. islama göre samimiyetle "ben demokratım" diyen kişi küfürdedir, islam ile demokrasi "adeta ters mıknatıslanma" yapar. takiyedir o demokrasi olsa duramazdın. feto 15 temmuz 2016'da islama ters en ufak bir hareket bile yapmamıştır: islam tarihinde hiç bir sünni halife iktidarı demokrasi yolu ile eline geçirmemiştir. fetullah gülen'in iktidara oynama anlamında abbasi halifesi harun reşit'ten çok bir farkı yoktur hatta feto harun reşitten daha hoşgörülü biridir, harun'un paşa keyfi öyle istediğinde tecavüz ettiği ve ırzına geçtiği bir ton sabi sıbyan masum ve mazlum kölesi vardı.

    tayyip'in yaptığı da fetullah'ın yaptığı da arap dinine sonuna kadar uygundur. arap dini demokrasi ile ilgilenmez, tarihte hiç ilgilenmemiştir. arap dininin derdi dört imamın ve hiyerarşik olarak onların altında kalan diğer müçtehitlerin içtihatlarının hukuk sisteminin omurgası olup olmadığıdır. dört imamı hak ve mutlak otorite kabul ettikten sonra ister darbe ile al iktidarı ister en demokratik seçimle. eğer demokrat ve hoşgörülü iseniz gerçek bir müslüman olma şansınız yok, islam bunlara asla müsaade etmez.

    bugün "tekbiiiiiiiir, allaaaaaahu ekbeeeeer" diye bağırarak demokrasiyi ve cumhuriyeti kurtardığını iddia eden herkes ya apaçık aptaldır ya da aptal rolü yapan sahtekardır, üçüncü bir ihtimal yok.

    arap dini işte en fazla bu yüzden bu ülkeye ve halkına zararlıdır.

  • ebubekir sifil caner taslaman tartışması

    takip edebildiğim kadarıyla türkiye'deki islam reformcuları iki genel kategoride toplanabilirler:

    1- islam reformcuları :bahriye üçok, yaşar nuri öztürk, zekeriya beyaz, ali akın, edip yüksel, ihsan eliaçık gibiler. bu gruba son yıllarda bir çok ilahiyat hocası da katıldı. özellikle ankara ve konya selçuk ilahiyattan fikirlerini okuduğum kişiler vardı ancak çok medyatik olmadıkları için şu anda isimlerini hatırlamıyorum.

    2-ehli sünnet reformcuları : mustafa islamoğlu, abdulaziz bayındır, mehmet okuyan, caner taslaman, emre dorman gibiler. bu grup biraz birbirine kenetlenmiş gibi. bunların grubunda meşhur başka kim var pek bilmiyorum.

    iki grubun arasında derin bir fark var.

    1-ilk gruptakilerin genelde iddiası: kuran dışı hiç bir metin dine kaynaklık edemez.

    2- ikinci gruptakilerin iddiası: kuran dışı metinler kuran süzgecinden geçirilerek ancak dine kaynaklık edebilir. mesela bir hadis kurana uygunsa o hadis dine kaynak olabilir. (o uygunluğu belirlemede otoritenin kim olduğu sorunsalı ayrı bir tartışma tabi)

    ve son olarak memleketin esas meselesi:

    3-geleneksel ehli sünnet fikri: dinin kaynakları kuran, sünnet, icma-i ümmet ve kıyas-ı fukahadır. din aynı zamanda bir hukuk sistemi (şeriat) ile birlikte uygulanmalıdır. şeriatın kaynağı hanefi mezhebi için hanefi fıkhı külliyatıdır. (hanefi fıkhı külliyatı için (bkz: #65909140))

    gördüğünüz üzere üç numara zaten türkiye'deki geri kalmışlığın, yobazlığın ve gazalici nihilizmin ana kaynağıdır.

    iki numaralı grubun derdi türkiye'nin yobazlığı, geri kalmışlığı ve gazalici nihilizmi ile mücadele etmekten ziyade moderniteye toslayan ehli sünnet islamı kurtarma girişimidir. yani kuran ile uyumsuz külliyatı ayıklama, akla uygun olmayan külliyatı çöpe atma, akla uymayıp da kurana uyuyorsa ona da birr kılıf uydurma ve islamı 21. yüzyıl insanının aklına ve ahlakına uyumlu hale getirme çabasıdır. bunlar genelde sünnilikle mücadeleden ziyade ateizm, agnostisizm ve deizm ile mücadele ederler. örneğin caner taslaman'ın kitaplarını inceler ya da youtube videolarını izlerseniz eğer esas mücadeleyi gayrimüslümlüğe ve inançsızlığa karşı verdiğini görürsünüz. daha önce mesela cübbeli ile ufak bir polemiği olmuştu. yine ehlü sünnetçilerden ali rıza demircan ile habertürk'te bir polemiği vardı. yine emre dorman'ın fikirsel olarak bir islamcıdan hemen hiç bir farkı yoktur ((bkz: #554475892)). bu gruptakiler ehli sünnetçiler gibi gazaliyi tanrı seviyesine yüceltmese de islamın en büyük filozofu gibi bir tavırla sahiplenirler.

    bir numaralı grubun temelde motivasyonu türkiye'nin geri kalmışlığı, türk insanının yobazlığı ve türk insanının içindeki gazali nihilizmi ile olan mücadeleden gelir, yani bizim en büyük derdimizden. bu gruptakilerin tümü gazali ile kavgalıdır. açın youtube'da yaşar nuri'nin, edip yüksel'in ya da ali akın'ın gazali hakkında söylediklerini dinleyin mesela. bu grup biraz daha ali şeriatı ya da fazlurrahman yolundadır. islamda daha tutarlı bir reform yapma amacı içindedirler/içindeydiler. elbette islam reformcularının tümünün yöntemi birbirinden farklıdır. kimi dinde ibadet var der, kimi olmasa da olur der. edip yükselin "19 muhabbeti" ve sünnilerin falan kabul ettiği kuranda ayet fazlası olduğu iddiası var. keza yaşar nuri'nin imam-ı azamı işin içine dahil eden bir reform anlayışı var. ali akın'ınki temelde gazalinin reddi üzerinden gibi. her biri farklı bir reform önerisinde bulunur.

    ebubekir sifil azılı bir ehli sünnetçidir. taslaman bir islam reformcusu değil ehli sünnet reformcusudur

    anladığım kadarıyla taslaman, islamın şartı beştir'i kabul eder. namazdır, abdesttir vs. kuranda tanımı yapılmamış şeyleri de islamın içeriğinde kabul eder. yani sünnilerden farkı vardır ancak bu fark sünniliği akıl yolu ile 21. yüzyıl şartlarına dönüştürme amacını içerir. mesela şafi fıkhında var olan kadın sünnetinin islamda olmadığını iddia eder. çünkü kadın sünnetinin kötü bir şey olduğu son yüzyılda ortaya çıkmıştır.

    yine de ehli sünnet karşısında taslamanı desteklemek gerekir. en azından şu ebubekirler, cübbeliler, demircanlar, ehli sünnet tarikatlar cemaatler falan silinsin şu memleketten. ya da müritlerinden dönenler, şüpheye düşenler, sorgulama kapısına yanaşanlar falan artsın.

    ehli sünnet reformcusu ile ehli sünnetçi arasındaki tartışmalarda ehli sünnetçi taraf bir çok argümanı hep aynı iki mesajla ortaya sürer:

    1- 1400 yıldır yazılmış çizilmiş sen kim oluyorsun da 1400 yıllık dini değiştireceksin?
    2- sen şimdi kütüb-i sitte'nin 5 kitabında da geçen deve sidiği içmek sağlığa faydalıdır hadisi akla uymuyor diyorsun da kuran'da da aynı mantıkla akla uymayan ayetler var mesela kamer suresinde geçen "ay yarıldı" cümlesi gibi. kuranda senin aklına uymayanı neden doğru kabul ediyorsun da hadiste aklına uymayanı yanlış kabul ediyorsun?

    ilk argümanla mücadele etmenin yolu 4 mezhebin fıkıh kitapları ile bu kitapların şerhlerini ve fıkıh külliyatını açıp yüzlerce saçmalık bulmak ve tartışma esnasında bir makineli silah edasıyla bunları teker teker saymaktır. "kadının klitorisini mi keseceksin lan hayvanoğlu hayvan" tavrı da epeyce işe yarar, tribünlerden alkış alır.

    ikinci argüman ise caner taslaman gibi ehli sünnet reformcularının yıkabileceği bir şey değil. bunu yıkabilmenin yoluehli sünnet reformculuğundan ziyade islam reformcusu olmaktır. bunun yolu islamın bütün tarihi kişiliklerini baştan sona reddetmektir:

    "evet 1400 yıldır birileri bu dini belli yöntemlerle bir şekilde anlamaya çabaladılar, aralarında ehli sünnet mezhebi gibi sistematik ve yoğun takipçisi olan yorumlar da ortaya çıktı (siyaset sayesinde). bunların tümünün her konuda yanıldığını iddia etmiyorum. bilakis kuranı kim nasıl anlamak isterse kuran odur görüşü savunulmalı. her müslüman mezhep imamı olarak doğar fikri ana plan olmalı. (bkz: #60194282). insanların kuranı kendi tarzlarında anlayabilmeleri için de mezheplerin özellikle devlet ve siyaset üzerindeki baskısının kalkması gerekiyor. ortada bir islam tarihi ve islam külliyatı olmazsa kurandaki o cümlenin "ay yarıldı" anlamına gelmek zorunda olduğu sorunu da olmaz. kimse kuranı anlamak için okuma yazmadan başka bir tür yeterliliğe sahip olmak zorunda değildir. köylü memonun kuranı anlayış kapasitesi ile imam-ı azamın kuranı anlayış kapasitesi eşittir. isteyen istediği gibi anlar. bu tavır gayet tutarlıdır.

    tüm bunlardan bağımsız dünyanın bir numaralı ve en tutarlı, en mantıklı islam reformcusu olarak bendeniz skocax'ın reform anlayışı ise şudur:

    kurana bakarak

    isteyen çarşaf giyer isteyen mini etek isteyen nüdist olur
    isteyen her akşam rakı içer isteyen alkolü ağzına bile sürmez
    isteyen günde 100 rekat namaz kılar isteyen kılını kıpırdatmaz
    isteyen seks özgürlüğünü istediği gibi kullanır isteyen bekareti kendine dert eder.
    isteyen mekkeye gider isteyen rio karnavalına

    ahlakın kaynağı vicdandır. hukukun kaynağı insan aklıdır. imtihan dünyası diye bir şey yok. insanoğlu adam olup bu dünyada kötülük yapanın cezasını kendisi bu dünyada verecek. bu sayede hukukunu adam gibi çalıştırabilecek. dünyayı cennete çevirebilecek. çeviremiyorsa ne kaybediyorsa bu dünyada kaybedecek.

    bir tane amacın var: hayatı mutlu ve huzurlu yaşamak.

    inansın inanmasın herkes öte dünyada aynı muameleyi görecek. japonyada doğan bir çocuğun müslüman olma ihtimali sıfır. 1000 yıl önce de sıfırdı hala da sıfır. o yüzden sadece inananlar cennete gidecek argümanı saçmalıktır. hatta cennet ve cehennemin kendisi saçmalıktır.

    ve bunların hepsi kurana uygundur. çünkü kurandaki kelimeler o kadar yuvarlaktır ki isteyen istediği anlamı çıkarabilir. namazın tanımı kuranın neresinde yapılmış? haccın nasıl yapılacağı nerede anlatılmış? abdestin içeriği hangi ayette yazılmış? 1 milyar insan kurandan bunları çıkarabiliyorsa ben de yukarıdaki islamı çıkarabilirim gayet tabi.

    ha benim reform anlayışımın bir tane tutarsızlığı var o da kuranın insan yapısı olduğu hakikati. onun dışında iddia ediyorum bundan daha tutarlı bir reform bulamazsınız.

  • nuriye ve semih'in açlığına ses ver

    nuriye gülmen'in milli folklor dergisinde yayımlanmış bir makalesini buldum: http://www.millifolklor.com/….aspx?sayi=79&sayfa=11

    2008 yılında henüz yüksek lisans öğrencisi iken yazmış. 2008 yılında bilkent türk edebiyatı yüksek lisans programında aynı isimli başka birinin olması gibi çok büyük bir tesadüf yoksa ortada ilgili makale onundur. buradaki ak troller, onların yardakçısı bir takım "vatana millete beş kuruş fayda sağlamayıp en fazla vatan millet edebiyatçılığı" yapan cahil tayfa "türk düşmanı, vatan düşmanı, millet düşmanı" olarak yaftalıyorlar kadıncağızı. halbuki kadının yazdığı makaleninin konusu dede korkut hikayeleri yani oğuzların, türklerin en eski anlatılarından, türk dilinin en eski örneklerinden biri hakkında.

    yüksek lisans tezinde nazım hikmet'in oyunlarından ferhad ile şirin gibi yine bu toprakları anlatan, bu toprakları var eden kıymetli metinleri konu edinmiş kendine. nazım hikmet gibi bu ülkenin çıkardığı en büyük insanlardan birini incelemiş. nuriye bu ülke için çabalamış, bu ülke halkı için kendi alanında çalışmış. buradaki gerzekler de akşamları elde kılıç yalan yanlış, hiç bir müspet kaynağa dayanmayan, senaristinin kıçından uydurduğu ve faşistçe bir parti propagandası aracı olarak kullandığı diriliş denen berbat bir diziyi izlemekten başka bir halta yaramazlar. işleri güçleri götlerini devirip yatarak bu ülke neden gelişmiyor muhabbeti yapmaktır. hiç bir katkıları yoktur, liyakatları yetmediği halde kimliksel kadrodan işgal ettikleri makamlarla memlekete en büyük zararı verirler bir de.

    nuriye gülmen 2012 yılında 103 gün hapis yatmış. kendisi sağlam bir solcu, eylemci, düzenli protestocu olabilir, en tabi hakkıdır. esas böyleyse "bin yıl dursa bile devletten tek bir hak talebinde bulunmayacak milyonlarca koyun" barındıran bu ülkeye en faydalı insanlardan biridir nuriye gülmen. defalarca soruşturma geçirmiş, işinden okulundan olmuş dava açıp geri dönmüş. çok vakit kaybetmiş, yüksek lisans diplomasını ancak 2016 yılında alabilmiş. akepe döneminde sosyalist arkadaşlarımın neler çektiğine kendi gözlerimle şahit oldum. sosyalist adam mimlenmiş adamdır, bu net bir bilgi. okuldan beraber proje yaptığım adam o kadar haksız yere 2 yıl hapis yattı ki bunları gören aklı başında birinin çıldırmaması elde değil, başlarına bu saçma sapan haksızlıklar hem de bu basiretsiz islamcı iktidar eliyle gelenler nasıl dayanabiliyor anlayabilmek mümkün değil. akepe nuriye gülmen'i hem dhkp-c'li diye suçluyor hem de fetöcü diye işten atıyor. bu durumda gülmen'in bir terörist olup olmadığı konusunda akepeye mi inanacaksınız yoksa kendi zekanıza mı? sözlükteki gerzek trollerin tutarsız "vatan millet edebiyatı"na aldırmayın. bu çomarlar konuşur konuşur gider akşama kadar kahvede göt büyütürler sonra da utanmadan pişmiş kelle gibi sırıtarak memleketin aydınına hesap sorarlar 90 yıldır ne yaptınız diye. eziktirler çünkü, ezikliklerini tenlerine yayılmış halde derinden hissederler.

    nuriye gülmen'in ufak bir röportaj içeren videosunu izledim youtube'dan. "bir gecede bir listeye insanların ismini yazarak işten kimseyi işten çıkaramazsınız, ohal'i de khk'yı da tanımıyoruz" diyor. cesaretine, meydan okumasına hayran kaldım sadece. keşke bende de onun çeyreği kadar cesaret olsaydı.

  • caner taslaman

    akademik sicili celal şengör ile kıyaslanınca adeta bir çöplüktür. hatta akademik sicili türkiye'deki ortalamanın epeyce altındaki bir profesöre göre bile çöplüktür. klasik akp dönemi profesörüdür kendisi.

    papazlar suallerimize cevab veremedi geleneğinin 21. yüzyıl bayisi. intihallerle dolu pdf kitaplarla profesörcülük oynuyor. adam gibi bir dergide bir tane makalen var mı ? sitesinde yayınladığı ve sicilinde çıkan "kitaplar" ekşisözlük entry'lerini worde doldurup pdf kitaba çevirmekten farksız, hem de kafir taraftaki rasyonel yazılar değil ha islamcı troll entrilerini... böyle biri kendisi, sosyoloji okumuş higgs bozonu hakkında konuşuyor utanmadan.

    kitaplarını sitesinde bedava dağıtan sosyolog "evrimi, kuantumu, big bang'i falan anlattığı" yüksek lisans ve doktora tezlerinin ulusal tez merkezinden dışarıya yayımlanmasını yasaklamış: https://tez.yok.gov.tr/…rkezi/tezsorgusonucyeni.jsp

    neyi saklamaya çalışıyor acaba?

    bir de insan web sitesindeki öz geçmişine şu "kitap" bile denmeyecek pdf çöplüğünün ve youtube videolarının dışında akademik camiaya uygun bir yayın listesi koyar. 2005'te doktorayı aldıktan sonra 10 yıl bile geçmeden jet hızıyla hemen profesör olmuşsun, yayınların nerede?

  • ateizm ve ensestlik

    bu konuya dair daha önce yazdığım ancak sözlük müslimlerinden utanmadan kendini rezil edecek kadar küçülerek açık seçik saçmalamak dışında bir cevap alamadığım yazım:

    ensest'in ahlaksallığı konusu hristiyan yaratılışçıların "ahlakın temelinde din olmazsa ahlak çöker" önermelerinde kullandıkları başlıca argümanıdır ki müslümanlar okuma yazma öğrenmeye başlayınca onlara da geçmiş.

    kitaplarında "ensest serbesttir" yazsa burada gelip ensest savunması yapacak arkadaşlar ensestin ahlaksallığı sorununun tanrının varlığına büyük bir delil olduğunu iddia ediyorlar. oysa biz ensestin ahlaksallığında yetkinin doğada ve doğanın oluşturduğu insan güdülerinde olduğunu düşünüyoruz. çünkü insan ahlakını oluşturan doğadır. çünkü insanlar sosyal canlılardır ve sosyal canlılar varoluşları gereği belirli normlar oluştururlar. mesela aslanlar da sosyal canlılardır ve onların sosyal normları insanlarınkinden bambaşkadır. ya da filler de sosyal canlılardır ve onların sosyal normları da apayrıdır. bu sosyal normlar doğanın -yani doğanın ardındaki iradenin- (ki buna şopenhaur "kör irade" derdi) eseridir. o kör iradenin tanrı olduğu iddiası sadece bir tezdir: doğrulanamaz, yanlışlanamaz çünkü bilimsel değildir. doğada bazı hayvanlar arasında ensest mevcutken ve hatta kendi kendini dölleyen hayvanlar bile varken bazılarında da ensest hiç yoktur. mesela lemurlar ve sırtlanlar ensestten şiddetle kaçınırken hamamböceklerinde ensest mevcuttur. ensestin fenalığı eğer mutlak bir tanrının en ahlaklı kurallarından biri olsaydı bu farazi tanrı muhtemelen bazı canlıları ensestçi yaratmazdı. islam ve muhammed sağolsun türk insanı da yarı-ensest (kuzenle evlenme) ahlakını edinmişlerdir mesela. türkiye'nin yüzde 22'si hala akrabası ile evleniyor. muhammed yarı-ensesti helal kıldı diye bunu uygulayanlar tam ensesti helal kılsa uygulmazdık diyorlar. kazakistan'da kazak toplumunda 7 tane klan var mesela ve hiçbir klan kendi klanından bir karşıcins ile evlenmez (modernitenin getirdiği istisnalar olabilir). hatta kazaklar arasında kendi klanından biri ile evlenenlerin çocuklarının kuyruklu doğacağına dair anlatılar mevcuttur. türk insanına kuzenle yarı-ensesti islam bulaştırmıştır. bir de ensest üzerinden islamcılık yapıyor bu suçu hala savunanlar.

    ensestin dinler sayesinde toplumda kötü bir fiil olarak görüldüğü ve insanlığın bu yüzden dinlere şükretmesi gerektiğini ve hatta dinsizlerin, ateistlerin bile dinlere mesela muhammed'e şükretmesi gerektiğini düşünüyor arkadaş. kısmen olabilir, mümkündür. ancak bunun hakikat olduğunu göstermek için: dinlerden önce insanın enseste bakış açısı neydi? insan doğası zaten dinler olsa da olmasa da ensesti içgüdüsel olarak "kötü fiil", "ayıp", "fenalık", "sapıklık" kılmış mıydı? sorularını cevaplamak gerekir.

    bugün dünyada hakim olan ibrahimi dinlerden önce insanlar gerçekten ensesti ahlaksal olarak sorunsuz mu görüyorlardı?

    eğer öyleyse ensestin bu dinlerden önce insanlarda zaten var olan bir tür kötü fiil olduğunu; ve hatta dinlerin insanın doğasından kaynaklanan bu sistemi yazıya döken bir takım insan ürünü metinler olduğunu düşünebiliriz.

    ancak burada şöyle bir sorun ortaya çıkıyor:

    *müslüman diyor ki: dinlerden önce diye bir tarih yok, ilk insan adem ve ademden beri gelen tek din islamdır.
    *hristiyan diyor ki: dinlerden önce diye bir tarih yok, ilk insan adem ve ademden beri gelen tek din iseviliktir.
    *yahudi diyor ki: dinlerden önce diye bir tarih yok ve bütün tarihin tek dini yahudiliktir.
    *budiste göre dünyanın bir başlangıcı mevcut değil sonu da yok, her şeyi yaratan biri olmadığı gibi herkes tanrı olabilir ve budizmde de ensest yasak.
    *hindu'ya göre evrenin varoluşunda hiçlikten ve yokluktan gelen yılanlı kobralı mitolojik hikayeler var. ensest bunda da yasak.

    bu bilgilerden sonra eğer bir müslümanın kafa yapısı ile bakacaksak bu kez şöyle bir soru çıkıyor ortaya ve bu soruyu aşmadan ensestin -tıpkı sırtlanın tabiatı gereği ensestten kaçınması gibi insan'ın da kendi doğası gereği kaçındığı- anaolojisini oturtamıyoruz:

    ademden beri tek gerçek din müslümanlık ise tarihin en dibinden elimize ulaşan en eski metinlerin islamı belli açılardan doğrulaması, antik kalıntıların islam teorisinin en azından bir kısmına uygun olması gerekir. elbette arkadaş sünni islam teorisine inandığı için burada sünni islam paradigmasını referans alacağız. yani camii benzeri mabed, namaz, alkol yasağı, çıplaklık yasağı, tesettür, her kavme peygamber (124 bin veya 224 bin civarı), şeriat, fıkıh, tek tanrı, allah kelimesi, peygamberlik makamı, ahiret inancı, kutsal kitap, cennet anlatısı gibi kavramların tarih boyunca tüm toplumlarda var olması gerekir. isterse bu toplumların bir çoğu "tarih boyunca var olmuş o tek din olan islamı" hep reddetmiş, değiştirmiş ya da bozmuş olsun bir şeyler tanıdık olmalı. mesela aborjin dini ile islam arasında bir bağlantı olmalı ya da hinduizm ile islam arasında olmalı. ki bu sayede hinduizm aslında islamın bozulmuş bir versiyonuna benzesin. gerçekten böyle midir?

    mesela aborjinlerin mitolojisine bakarız: kutsal bir kitabın varlığına dair tek bir emare yok. sözlü yolla nesilden nesile anlatım var. çıplaklık serbest. atalarının göç hikayelerini falan anlatıyorlar. insan merkezli bir inanç yerine doğa merkezli bir inanç var. islamla uzaktan yakından ilişkisi yok. avustralya'da keşfedilmiş bir tane bile mabed yok, namaza, oruca dair hiçbir belirti yok, peygamber geldiğine dair hiç bir belirti yok, zina sebest, dans serbest. muhammed ile hiç bir alakaları yok. buraya muhammed'in allahının peygamberler gönderdiği ama aborjinlerin sapkınlık yaparak gelen peygamberlerin dinlerini değiştirdiği gibi iddialar komiğin de ötesinde sadece.

    mesela eskimolara bakıyoruz: islamın bel kemiği olan "namus" o kadar yok ki eskimolar hristiyanlığa geçirtilene kadar yabancılarla karılarının yatmalarından hoşnutluk duymaları gibi adetleri vardı. eskimo dininde öte dünya inancı yok, cennet yok cehennem yok, mabed yok, tek tanrı yok, dans var seks var; kurana, allaha, muhammede muhalif ne kadar kavram varsa tümü mevcut eskimolarda. acaba sünni islamın "her kavme peygamber gönderildi" iddiası eskimoları kapsamıyor mu? kapsıyorsa hani nerede? bir din bu kadar mı tahrif edilebilir? bir cuma namazı kılsaydılar bari!

    mesela hristiyanlara bakıyoruz: alkol serbest. hatta efkaristiya ile alkol içmek ibadet. zaten sünni islama göre muhammed'in alkolü kademeli olarak yasakladığı iddiası da kendi içinde tutarsız. madem tek bir din var ve bütün insanlık tarihi bu dine inanmakla mükellefti, muhammed yasaklayana kadar neden dünyanın hiçbir yerinde alkol yasak değildi? haydi diyelim ki hristiyanlar isanın orijinal dinini tahrif ettiler, tam o tahrif edilen güne gidiyoruz: alkol bir gün yasak bir gün serbest. böyle bir tarih anlatısı mı olur? bu değişikliğe neden birileri tarafından itirazlar edilmemiş, külliyatlar düzülmemiş? kimse umursamadı mı "islamın gerçek hristiyanlıkta haram olması gereken şarabın bir gecede serbest bırakılmasını?" müslimlerde de kaynak sadece taberi ve tabakat bu arada: bu kitaplardaki metinlerin yarısı zaten insan aklıyla dalga geçer. sünni islamın kendi dar tarih anlayışı bu. oysa hristiyanlık tarihi bambaşka şeyler anlatıyor. elbette alkolün zararlarına ve içilmemesi gerektiğine dair fikir beyan eden isevi azizler olmuş ancak hiç bir zamanda 2. yüzyıl, 3. yüzyıl, 4. yüzyıl vs. alkol toplumsal bazda yasaklanmamış. romalılar hristiyanlığa geçerken alkolün yasak olduğuna dair tartışmalar yapmamış. neden? çünkü sünni islamın hristiyanlık tarih anlatısının "hristiyanlık tahrif oldu" nassından başka dayanağı yok. sünni islam bir kez olsun açıp roma kroniklerini incelemeden bu hükme varıyor ve bunu en mutlak gerçek bilgi sayarak bütün görüşlerini bu çürük temel üzerine inşaa ediyorlar.

    kore şamanizminde tanrılara meyve sunma ayini var, yine dans ve müzik var. konfüçyüsçülükte öte dünya diye bir yer yok. çok tanrı var. orta asya şamanizminde de tek tanrı diye bir şey yok, onlarcası var. afrika inançları apayrı bir hikaye: dans, çıplaklık, seks islama ters düşen ne ararsan mevcut. haiti mitolojisi yine aynı islamla uzaktan yakından ilgili değil: şarkı, müzik, dans ve çıplaklık. mezoamerika dinleri daha beter insanların ağaç insanlardan geldiğini düşünüyorlar. dünyada binlerce tür inanç var. afrikada, amerikada, asyada, okyanus adalarında her kabile farklı ruhların farklı ayinlerin farklı hikayelerin tesirinde.

    arkadaş madem senin allahın bütün dünyaya binlerce peygamber gönderdi ve bütün bir tarih boyunca tek bir din gönderdi: o dinde mahrem var, içki yasak, mabed var, secde var, kitap var...

    hani nerede? neden emarelerini göremiyoruz orta doğu hariç hiçbir yerde?

    işte bu soruya sallamasyonlardan başka cevaplar verilemediği için biz islamın muhammedle ve hatta muhtemelen sistemli olarak muhammedden çok daha sonra başladığını ve islamdan önce yaşayan insanların enseste doğa temelli güdüleri gereği karşı olduğunu düşünüyoruz. çünkü "doğada her hayvanda ensest var" diye genel bir kaide yok hatta ensest doğada yaygın bile değil ve insanın da enseste güdüsel olarak karşı olan o hayvanlardan sadece bir tanesi olduğu iddiası, bir arap köyünde ümmi bir adamın çıktığı ve bütün dünyaya ahlak öğrettiği iddiasından daha tutarlı, daha ikna edici.

    arkadaşın "hırsızın eli kesilmeli", "sevişen gençlere 100 sopa vurulmalı", "dinden çıkan öldürülmeli", "köşede kendi halinde şarap içen adamın şarap küpü kırılmalı" gibi akıl almaz derecede barbarca nizamlara iman ediyor oluşunun tek gerekçesi dünyada birilerinin çıkıp da big bang'den öncesini açıklayamamış olmasıymış.

    "hadi big bang'e kadar olup biteni abiyogenez ve evrimle açıkladınız diyelim de big bang'den önce ne vardı?" sorusundan aldığı güçle önce tanrı diye biri olduğuna, sonra o tanrının muhemmed'in tanrısı olduğuna, sonra muhammedi en iyi imam-ı azam'ın anladığına ve en son da hangi cemaatte ise imamı azamı en iyi anlatanın o cemaat olduğuna iman ediyor.

    neden?

    çünkü bu 10 yaşındayken babası bunu elinden tutup o cemaate kayıt ettirmeye götürdü, bir kaynaktan din öğrendi, bu din öğretilirken " dini terketmek yasak yoksa cehennemde yanarsın" dendi.

    başka hiçbir açıklaması yok bunun.

    bing bang'den önce ne vardı bilmiyorum, sense biliyorum deyip işkembeden bir masal uyduruyorsun: haydi biliyorsan ispatla. bilmiyorsun inanıyorsun sadece. sen bilmediğini açıklayamayacak korkakken ben bunu ifade edecek kadar dürüstüm. big bang'den sonrası için en makul teoriler abiyogenez ve evrimsel literatüre ait ama körü körüne de bağlı değilim bunlara ve evet bir insanın sırf hırsızlık yaptı diye elinin kesilmesi gerektiğine inanmak, bir insanın sırf dinden döndü diye öldürülmesi gerektiğine inanmak, bir insanın sırf alkol alıyor diye dövülmesi gerektiğine inanmak, bir insan sevişiyor diye 100 değnek vurulması gerektiğine inanmak (bu kuralın bizzat kendisi saçma hatta en hafif tabirle o. çocukluğu, sanane lan kimle sevişirsem? z*kerimin bekçisi misin? bu ilkenin uygulamasının zor olmasının ilkenin kendisi ile alakası nedir?) bana göre dünyanın en saçma sapan kuralları.

    sen hırsızlık yapanın elinin kesilmesi ve dinini değiştirenin öldürülmesi gerektiği görüşünü ahlaklı ve erdemli hareketler sayarak big bang öncesinin de bunların yazılı olduğu bir takım tarihsel kaynaklara göre belirlenmesini uygun buluyorsun, öyle inanıyorsun, 6 günde/devirde yaratıldı önce dünya yaratıldı sonra uzay ona çatı olarak yaratıldı falan (uzay direksiz duruyor işte ayetteki gibi nasıl inanmazsın?). adamın bütün hayatını uğruna adadığı ve ona göre kendini şekillendirdiği, kısıtladığı öğretilere bak. muazzam. priapos akıl fikir versin.

    tartışmanın geçtiği yer: (bkz: ateizm/@skocax)

    bu yazıya bu başlığı açan kişi tarafından verilen cevap şuydu: "hayır aborjin dini islama çok benziyor!"
    buna inanarak ve bütün hayatını bu bilgiyi kesin sayarak şekillendiren birinin yaşadığı depresyonları siz hayal edin. üzerine çok gitmeyin, yazık o da insan.

  • sevan nişanyan

    25 aralık 2016'da blogunda yayımlanan yazıdan:

    --- spoiler ---
    nuray mert

    devran değişti, nuray mert’i takdirle, hatta yer yer alkışla okuyacak hallere geldik. ne demiş atalarımız? tempora mutantur, nos et mutamur in illis.
    değiştik mi sahiden? emin olamıyorum. perspektif ve bağlam değişti şüphesiz. ama mesela kemal ve kemalizm hakkında söylemiş olduğum her sözün arkasında dururum. 2007’ye dek süren askeri vesayet hakkındaki görüşüm de, beterini görünce nüans kazandı belki, ama özünde değişmedi.
    belki üslubumuza daha dikkat etmeliydik. belki heyecanımızı gemlemeliydik. belki siyah-beyaz çözümlere itibar etmemek gerektiğini kendimize daha sık hatırlatmalıydık. belki nuray’ın da bir dediği var diye kulak kabartmalıydık.
    --- spoiler ---

    türkiye'deki liberal güruh -ki geneli karl popper'ın her türlü totalitarizm ve otokrasi kötüdür açık toplum olmalı ütopyasının peşine takılmışlardan oluşur- islamcılar 2013 yılında mutlak anlamda otokratlaşana dek ve hatta bazıları daha sonrasında bile türkiye'nin bir seküler despotluk ülkesi olması gerektiğini algılayamadılar. memlekette elinde resmi yetkiler olan birilerinin topluma seküler ahlak dayatmasını antidemokratik buldular. nişanyan da bunlardan biridir. böyle olmasının sebebi elbette bu arkadaşların islamcılık ideolojisini hafife almış olmalarından kaynaklanıyor ve hatta islamcılık ideolojisinin tanımından bihaber olmalarından... batılı kaynaklardan okudukları islamcılık tanımları islamcılığın sünni selefi itikadının ideolojik bir uygulaması olduğunu öğretti bunlara çünkü batının derdi hep müslüman kardeşlerdi, el kaide idi ve bin ladindi. oysa sünni sufi temelli islamcılık selefi olanından çok az noktada ayrışır. ve bütün gayesi tıpkı selefilerde olduğu gibi cihat yapabilmektir. bu ideolojinin resmi kaynakları cihatın tarifini şu şekilde yapar:

    *devletler ikiye ayrılır: darül islam (hukuk sistemi şeriat olan) ve darül harp (hukuk sistemi şeriat olmayan)
    *eğer darül islam'da yaşıyorsan sana farz olan darül islam sınırları dışında kalanları islama davet etmektir kabul etmezlerse gücün yettiği ana kadar bekleyip yettiği anda onlarla savaşmaktır. (bkz: bütün islam tarihi, mekke isimli köyden hint denizi ve atlantik arası bölgeye savaşlarla ve "kahramanlık destanları" ile yayılma hikayesi)
    *eğer darül harp'te yaşıyorsan (mesela laik türkiye cumhuriyeti) sana farz olan darül harp olan ülkeni darül islama dönüştürmek için fikrinle, zikrinle, bedeninle mücadele etmektir.

    bu tanımdan habersiz olan liberaller "islamcılar da bu toplumun bir parçası ve onların fikirleri de değerlidir" tavrı takındılar. "onların fikirleri nedir?" sorusu sorulduğunda cevap verme zahmetinden kaçındılar çünkü onların fikirlerinin "mevzu hukuk yerine tarihi hukuk kaynaklarından imam-ı azam temelli islam hukukunun tesis edilmesi ve insan hakları evrensel bildirgesinin hukuk normları hiyerarşisinden çıkarılması; yani herhangi bir mecliste oylama yapmadan şu yasaları değişmez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez olarak ceza hukuku ve medeni hukuk normlarına eklemek: bir erkeğe iki kadın şahit, mürted öldürülmeli, hırsızlığın cezası el kesme, kadının had cezası davalarında şahitliği kabul edilmez, gayrimüslüm iki kat fazla vergi öder, namaz kılmayana devlet eliyle sopa, köle hukuku, savaş esirinden köle almanın meşruluğu, cami minberlerinin aynı zamanda siyaset arenası olması" vs. vs." olduğunu bilmiyorlardı. bunların tümünü "yok canım bunları 20. ve 21. yüzyılda hangi aklı başında insan isteyebilir, islamcılara haksızlık ediyorsunuz, bu kadar irrasyonel değiller onlar" şeklinde bir fikirle savuşturma gayreti içinde idiler ve hatta bugün hala o kafada olanları çoğunlukta.

    dünyada medeni ülkelerin hepsinde tüm hukuk normlarının tepesinde "insan hakları evrensel bildirgesi" bulunur. bu bildirge de varoluşunu ilk maddesinden alır: herkes eşittir ve hür doğar. bu madde geçmişteki ilkellikten kopan ve adaleti eskiye göre daha iyi uygulayabilen (mesela önceden seni köyünde biri gelip öldürse kimsenin umrunda olmazdın, olay yeri inceleme mi vardı? parmak izinden suçluyu mu bulacaklardı?) modern dünya toplumlarının en temel hukuki doktrinidir. oysa sünni islam hukuku mesela hanefi mezhebi fıkhı bu bildirgenin kökü ve özü olan ilk maddesine bile muhalefet etmektedir:

    *bütün insanlar değil bütün sünni erkekler (köle olanları hariç) eşittir ve hür doğarlar
    *kadınlar erkeklerle eşit değildir çünkü şahitlikleri bazı davalarda kabul edilmez bazılarında bir erkek şahit yerine iki kadın şahit gerekir.
    *gayrimüslümler müslümanlarla eşit değildir çünkü daha fazla vergi öderler.
    *gayri müslümler müslümanlarla eşit değildir çünkü yeni ibadethane (kilise, havra) açma (ve hatta mevcut metruk olanı tamir etme) hakları yoktur.
    *dinden dönenler vatan hainidir dolayısıyla öldürülmeleri islam devleti üzerine farzdır.
    vs. vs.

    yani sizler liberaller olarak bu fikirleri sahiplenen insanların söz hakkı ve hatta iktidar hakkı olduğunu savundunuz. bunlarla mücadele edenleri gerici, statükocu, otokrat, totaliter olarak yaftaladınız. bugün hala biraz pişmanım ama çok da pişman değilim diyorsunuz.

    gerçekten hala daha türkiye'deki totaliter islamcıların "insan haklarına, insanların eşitliğine ve hürlüğüne" inanmadıkları türkiye'deki totaliter sekülerizmcilerin ise "insan haklarına, insanların hürlüğüne ve eşitliğine" inandıkları ama "islamcılığın bitmek bilmez cihat anlayışı"yüzünden bunu uygulamada başarısız oldukları tezine ikna olamıyor musunuz? eğer modern hukuk normunun tepesindeki doktrine bağlılığa ve eşitliğe olan inanca göre sınıflandıramayacaksak insanları neye göre sınıflandıracağız? popper'a göre mi? totaliter islamcılığın karşısına "totaliter başka birşeycilik" gelmeden bu mücadele kazanılabilir mi? totaliter islamcılık'ın hukuk kaynakları sabit ve değişmezken onu devirecek, yerine geçecek ve bu sayede topluma nüfuz edecek, toplumu totaliter islamcılıktan soğutacak bu sayede totaliter islamcılık tehlikesini tarihin tozlu raflarına kaldıracak diğer "totaliter başkabişeycilik" , bu kutsal emeline ulaştıktan sonra hala totaliter mi kalacak/kalabilecek sandınız?

    yaptıklarınızın ve söylemlerinizin iran'da "devrimi" destekleyen sosyalistlere ve örneğin ruhullah humeyni hayranı fransız filozof michel foucault'a ne çok benzediğinin farkında mısınız? iran'da 100 yıl önce kaçar hanedanı zamanında "sosyalister" diye bir güruh yoktu. türkiye'de de 100 yıl önce osmanlı döneminde "laikliği savunanlar" diye bir güruh yoktu. bu güruhlar her iki ülkede de 20. yüzyılın ürünüdür. 20. yüzyıldaki medyanın, iletişimin, şehirleşmenin ve sistemli eğitimin ürünleridirler. iranlı solcular ve sosyalistler "daha iyi bir iran uğruna" şah ile savaşmayı göze alırken aynı sizin burada yaptığınız gibi iran'ın iç dinamiklerinin islamcılık olduğunu, şah'ın islamcılığın mutlak nicelik üstünlüğüne rağmen iran'a hükmettiğini, iran islamcılarının kaleyi yıkabilmek için surda sadece ufak bir gedik beklediklerini, islamcılığın "cihat" diye bir farzı olduğunu ve bu farzın hukuk sistemini mevzu hukuktan tarihin çöpüne gönderilmiş bir hukuka çevireceğini tıpkı sizler gibi ya bilmiyor ya da bilmezden gelerek umursamıyorlardı. şah, devrildikten sonra her biri kaçacak delik aradılar. bir kısmı tecavüzden kaçamadığı için keyfini çıkardı. bugün onların çocukları azılı islamcı milislere dönüşmüş durumdalar. inanır mısınız 1978'de tahran'da "20. yüzyılda kadın erkek eşitliğine aykırı ideoloji mi olurmuş, şah gitsin de islamcılar o kadar irrasyonel olamazlar ya demokratik bir orta yol bulunur" diyenlerin hemen hepsi 40 yıldır yaşadıkları ile bugün şahı ve onun islamcı ideolojisini alkışlıyorlar, beğeniyorlar; şahlarına bağlılar. evet ısırılmış bir zombi gibi dönüştüler.

    michel foucault'nun humeyni yorumu:

    --- spoiler ---
    “kuşkusuz, bu bağ (15 yıldır sürgünde olan humeyni ile onun şeriatçı halkı arasındaki bağ) üç şeye bağlıdır: humeyni orada değildir. on beş yıldır, kendisinin gelip şah’ın gitmesini istemekten başka bir şey yapmadığı bir sürgünde yaşar; humeyni hiçbir şey söylemez, hayır demekten başka hiçbir şey. şah’a, rejime, bağımlılığa hayır! nihayet humeyni bir politikacı değildir: bir partisi olmayacaktır, bir humeyni hükümeti olmayacaktır. humeyni kolektif bir iradenin bağlantı noktasıdır."
    --- spoiler ---

    evet bu satırları 1979'dan önce yazdı foucault ve şah gittikten sonra humeyni'nin bir partisi olmayacak dedi. humeyni'nin "mutlak dini lider" titri ile devlete ve onun tüm organlarına, tüm sendikalara, mahkemelere, orduya ve sivil toplum kuruluşlarına tek başına sahip olduğunu da gördü elbete küçük michel 1984 yılındaki ölümünden önce. 1989 yılında humeyni öldükten sonra yerine geçen ali hamaney ise bugün hala tüm bu güçlerin mutlak ve tek sahibi. iran'ın cumhuriyet ordusundan bağımsız sadece kendi kontrolünde 120 bin kişilik bir orduya sahip: devrim muhafızları ordusu. humeyni'nin iktidarı eline alır almaz yaptığı ilk şeylerden biri şeriatı geri kalan herkesten ve hatta cumhuriyetin kendisinden ve ordusundan bile koruyacak bir "şeriat devriminin muhafızları ordusu" kurmak oldu. bu ordu sadece ve sadece dini liderden emir alır. islamcılar bir çok konuda yetersiz ve eğitimsizler ancak mesele eldeki şeriatı koruma dürtüsü olunca arkalarında bin yıllık bir gelenek var.

    en son geleceğiniz yer bu mu olacak? foucault gibi rezil rüsva mı edeceksiniz kendinizi?
    sizde geçmişten ders alma bilinci yok mudur? islamcılardan insan haklarına saygı gösteren ve inanan ortalama normallikte bir insan, farklı görüşlere saygı duyan bir demokrat olmayacağını anlayamadınız mı hala? ne zaman anlayacaksınız? nişanyan'ın beğenmediği nuray mert'in evveliyatını da biliyoruz ya neyse, değinmeye değmez.

    sevan nişanyan'ın fikirlerinin bir çoğundan tiksinirim ancak ağır kemalist biri olarak itiraf etmeliyim ki kendisi benim hocamdır. ondan öğrendiğim çok şey var ne yazdıysa okumuşumdur yazdığı hiç bir cümleyi kaçırmam, takip ederim. mesela "hakikat" kelimesinin ne anlama geldiğini ilk ondan öğrendim. bir an önce özgürlüğüne kavuşması dileğiyle.

    edit: gelen sorular eşliğinde ekleyeceğim üç beş fikir daha var yazıya.

    1- islamcılığın bir kez mutlak hakim olduğu iktidarlar değişir ve başka siyasal görüşlerin eline geçebilir mi?

    mutlak gücü ele geçiren ve karşı devrim muhafızları örgütünü oluşturabilen islamcı iktidarların (mesela mısır'da mursi henüz oluşturamamıştı) dış müdahale haricinde kendi iradesi ya da kendi iç dinamikleri ile değiştiğini görmedim ben hiç (atatürk devrimi hariç). bu teze karşı gelebilmek için iran'da ya da suudi arabistan'da islamcı iktidarın nasıl değişebileceğini açıklamanız gerekir. islamcılık klasik libarel tezlerle açıklanamaz görüşündeyim çünkü en despot ideolojilerden biri olan komünizm bile insanların eşitliğine inanırken islamcılık buna inanmıyor: yani islamcılık mevcut politik düzlemin dışında kalan aykırı bir ideolojidir.

    2- despotluk ile seküler bir baskı karşı tarafta kin üretir ve bu kin bir kan davasına dönüşür.

    baskının kin ürettiği tezi 70 yıllık sovyetler tarihi ile yerle bir olmuştur. sovyetlerin türki halkları 100 yıl önce bugünkü islamcı türkiye türklerinden daha az islamcı değillerdi bugün hemen hepsi islamcılıktan nefret ediyor. seküler despotluğun "rasyonel bir siyasi düzlemin" elemanı olması mümkün olmayan islamcılık ideolojisine karşı liberalinden, solcusuna; milliyetçisinden komünistine tüm kesimlerin birleşmesi gereken müşterek bir amaç olması gerektiği görüşündeyim.

    3- islamcılar geçmişteki bir takım mağduriyetlerden beslenerek iktidarı ellerine aldılar ve safları güçlendirdiler gelecekte farklı iktidarların farklı mağduriyetlerden beslenerek saflarını sıklaştırabileceğini bunun böyle bir çıkmaz içinde sürüp gideceğini göremiyor musun?

    türkiye'de demografi konuşur: mezhepsel, inanç ve inanacın tanımındaki farklılıklar odaklı, etnik köken ve yaşam tarzları arasında ayrışmış ve bu yüzden demokrasiyi "en iyi genel çıkarı sağlayacak olana oy ver" ideali ile uygulaması mümkün olmayan bir siyasi çatışma ortamı var. islamcıların yaptığının rövanşının alınması bu saatten sonra mümkün değil. bu yüzden liberal aydınların en baştan bu demografi mücadelesini öngörmeleri gerekirdi diye düşünüyorum sadece. yani yarın chp iktidar olsa bile islamcılara hesap sorulmasına toplumun "muayyen" kimlikteki kesimleri dışında kimse destek olmayacak. çünkü hemen herkesin bakış açısı kimliksel.

    4- seküler muktedirin eline geçirdiği gücü istismar etmeyeceğinden emin misin?

    kesinkes bu gücü istismar edeceğini düşünüyorum. muktedir gücü olan demektir, gücün olduğu yerde onun karşısında en az onun kadar güçlü rakip bir güç yoksa şiddet ve adaletsizlik kaçınılmazdır. gelişmiş toplumlarda muktedirlerin gücü islam ülkelerindeki gibi istismar edemeyişlerinin tek açıklaması toplumun kamuoyu oluşturabilme kabiliyetidir. türkiye son islamcı otokrasi tecrübesi ile gelişmekte olan kamuoyu becerisini toptan kaybetti. susurluk aydınlatılsın diye "sürekli aydınlık için bir dakika karanlık" eylemleri yapılabilen bir ülkeydi burası. onu da kaybettik. bu nedenle seküler ahlak topluma nüfuz edene kadar (muhtemelen 50-60 yıl daha) bu gücün yapacağı istismarlara istemeye istemeye fitim, aklı başında herkesin de fit olması gerektiğini düşünüyorum. alternatifi çok daha beter bir şey ve bu toplum ile bu demografi ile üçüncü bir alternatifi mümkün değil. mümkünse nasıl mümkün olabileceğini tarif ediniz.
    eğer türkiye'deki islamcı otokrasi gerçekten demokrasi yolu ile iktidarı farklı bir gruba teslim ederse tezlerimin tümünün yanlış olduğunu kabul ederim, tükürdüğümü yalarım o noktadan sonra kimsede mağduriyet yaratmayacak bir idare kurulsun ben geçmişteki hataların muhasebesini yapıyorum burada; 50-60 yıllık seküler bir despotluğun gerekli olduğu eğer islamcılar gerçekten iktidarı hakkı olana teslim ederse, seçimlere şaibe karıştırmazsa, temel hak ve özgürlüklere yapılan tacizlerde geri adım atarsa geleceğe dair bir temenni değil , böyle yapmayacaklarını düşündüğüm için geçmişe dönük bir nedamet. başkanlık referandumu da geçerse demokratik yolla iktidar değişiminin artık belki 10-15 yıl içinde muhtemel lider değişiminden sonra bile mümkün olmayacağına ikna olmaya başladım sadece.

  • ekşi itiraf

    sünni müslümanlara sünni islamın modern çağ ile, adalet ile, insan hakları ile ve modern hukuk ile çeliştiğini gösterebilmek için öncelikle sünni islamın ne olduğunu öğretmeye çabalamaktan bıkıp usanmak üzereyim.

    adama sen hanefi misin diyorum
    evet diyor
    imam-ı azam dinden döneni şeri devlet öldürmelidir demiş ne diyorsunn bu işe diyorum
    bana kalkıp kuran ayeti ile cevap vermeye çabalıyor
    sen hanefi isen kuran ayetinden hüküm çıkaramazsın
    o hükümler zaten 1300 yıl önce çıkmış
    sen çıkan hükümlere inanmakla mükellefsin bir hanefi olarak.

    dinden dönen öldürülmeli mi yoksa öldürülmemeli mi?
    gerçek adalet bu mu?

    sanırım önce türkiye bir tarikatlar evresi yaşamalı ve herkes gerçek sünni islamın ne olduğunu tam olarak öğrenmeli. ardından o bilgiye sahip insanlara "hayır bir insanın dinden çıktı diye öldürülmesi barbarlıktır" diyebileceğiz.

    islamda reform yapabilmek imkansıza yakın bir şey. cehalet her yerde kol geziyor. bilgi yok fikir var herkeste. hayattaki en büyük dertlerimden biri bu.

  • skocax

    fakih bir arkadaşın ilginç tezleri var:

    --- spoiler ---
    her kafasına esen kendini islâm devleti ilan edecek, yaptığı katliamlar da şer'i olacak öyle mi skocax efendi hazretlerimiz.
    --- spoiler ---

    zaten tarih boyunca her önüne gelen kendini islam devleti ilan etmedi mi? abbasiler emevilerin soyunu kurutup almadı mı halifeliği? şah ismail kendi safevi devletini islamın tek gerçek devleti görmedi mi? arap neden itaat etsin osmanlıya? silah zorundan başka ne yüzünden bir kahireli bir osmanoğlunun otoritesi altına girebilir? sen 1517'de kendini devletül islam ilan ederken kime sordun? kimden aldın yetkiyi? tarih kendini en gerçek devletül islam olarak ilan eden krallarla dolu değil mi? ışid kalkıp soundscharming efendiye soracak ben kendimi devletül islam ilan ediyorum müsaden var mı diye öyle mi? osmanlı kılıçla ve savaşla kahireyi alarak kendini devletül islam ilan etti ışid ise terör ile ilan etmeye çalışıyor. yani savaşla zaptetmek terörden biraz daha az barbarca bir yöntem ancak ikisinin birbirinden farkı nedir tam olarak?

    --- spoiler ---
    sanki biz bilmiyoruz mürtedin hükmü nedir, yavrum hadislerle de desteklemiş. ışid'in yaptığı dün geceki katliam da şeriatın uygulanmasıymış.
    --- spoiler ---

    biliyorsan şeri devleti kur ve uygula itiraf ediyorum işte ben mürtedim dostum. gerçekten beni öldürecek misin?

    --- spoiler ---
    bak sen, ışid ne ara şeriat ahkamını tayin etti türkiye'de de şer'i mahkemelerde yargıladığı insanların dinden çıkma hükmünü verdi. pes yemin ediyorum pes. ben bunca yıl bok yemişim fıkıh okumakla, skocax hazretlerimize sorsaydım ya!
    --- spoiler ---

    adam şeriat ahkamını sırf türkiye'de değil bütün dünyada ilan ettim diyor. amerika da benim istanbul da benim diyor. evet biliyoruz onun değil hiçbir yer. ancak mesle şu ki: islam fıkhında şeri devletin sınırlarının nereler olduğu mu belirtilmiş? ışid farklı yorumluyor: terör yapabildiğim her yer benim şeri devletimdir diyor. bunun senin "şeri devlet sınırları" üzerine fikrinden farkı ne? ikiniz de öznelsiniz. bilimsel dayanağınız yok. kafanıza göre fetva belirliyorsunuz.

    madem onca fıkıh eğitimi aldın seni kadı yapsalar devletül şeriyye de gerçekten dinden dönen insanlara ölüm hükmü verecek misin? bunu cevaplamazsan korkaksın.

    cevap gelmiş: türkiye laik değil de şeri bir devlet olsa bir kadı olarak beni öldürme hükmünü verecekmiş. işte insanım diye gezen barbarlar bunlar. bunlarla harflerle, yazılarla falan iletişim kurmaya çabalıyoruz. yazımdaki tezlerime cevap vermediği için ben de onunkine cevap vermiyorum. hatta farazi bir şeri devlette beni sırf dinden döndüm diye öldürme niyeti olan hiçbir maymuna cevap vermiyorum. allahınız kadar taş düşsün başınıza. işte bu canilerle bir arada yaşıyorsunuz ey türk halkı.

  • başkanlığa hayır

    başkanlık nedir başgan?

    başkanlık olsa başka şeyler söylerdim de bu başkanlık değil, başganlık sistemi arkadaşım.

    başganlık gıda zehirlenmesidir, denetimsiz sağlıksız besinlerdir, bozuk beyaz peynirdir, açlıktır, sefalettir, kavgadır, dövüştür, şiddettir, rezalettir, nefrettir, öfkedir, zillettir.

    ben bir tayyip karşıtıyım. tayyip'in hemen hemen tüm siyasi görüşlerine ve ideolojisine topyekün karşıyım. buna isteyen dini açıdan baksın isteyen ideolojik saplantılı biri olduğumu düşünsün. ben kendimden eminim. akıl ve vicdandan başka pencerem bilim ve sanattan başka rehberim felsefeden başka patikam yok. bu yüzden tayyipçiler, liberaller, sağcılar, orta yolcular, reisçi ülkücüler, bana bişey olmazcılar; ister dinleyin ister dinlemeyin. bu işin kitleler arasında kazananı olmayacak. başganlık gelirse eğer bugün anayasa ve temel hak ve özgürlüklerin zorbaca çiğnenmesi ile bana şöyle dilediğim gibi içime çekeceğim bir tek nefes bırakılmayan bu topraklarda "benim nefes alamamam, benim ezilmem, benim tepelenmem" yasalaşmış olacak. çoğunuzla zaten şu anda dost değiliz, belki bundan sonra düşman bile olmayacağız. ben bir tek kişi de değilim. milyonlarım. başganlık gelse bile senin başgan adayına oy vermeyecek o %50'ye yakınsayan ama geçemeyen onca adamım. ben bu ülkede varım.

    başganlık gelirse ne mi olacak?

    öncelikle yeni anayasa değişikliği paketi ile hedeflenen cumhurbaşkanı ya da başgan yetkileri için bakınız: https://pbs.twimg.com/media/c0v2tfvxuaaptrc.jpg

    satışa hazırlanmış 20 ton bozuk peynir yakalandı haberi var gazetede. 2006 yılına ait. bugün de yakalanıyordur elbet bozuk peynirler. ama başganlık gelirse artık bozuk peynirler yakalanamayacak. neden biliyor musunuz? çünkü bozuk peynirlerin yakalanması kuvvetler ayrılığı denen ilke ile alakalı. eğer kuvvetler ayrılığı olmazsa bozuk peynirler yakalanmaz. bozuk peynirleri yeniden işleyip beyaz peynire çeviriyor gıda teröristleri. marketler de satıyorlar bunları. alıp sofranıza çocuğunuzun önüne koyuyorsunuz. kim denetleyecek? gıda ve tarım kontrol müdürlüğü. peki başganlık sistemi sayesinde gıda ve tarım kontrol müdürlüğü kalıcı olarak enişte kayınço kurumuna dönüşürse? bir tek savcı çıkıp da kötü niyetli bir gıda ve tarım genel müdürünü sırf başgana yakın bir adam diye sorgulayamazsa? o zaman ne olacak? bozuk peynir yememek için gıda tarım kontrol müdürlüğünde benim de çalışmama mahkumsun sen. benim de bu devlette söz hakkı olan biri olmama mahkumsun. beni eğer dışlarsan, eğer kuvvetler ayrılığı denen ilkeyi başganlık sistemi ile ayaklar altına alırsan bozuk peynir yemeye ve zehirlenmeye mahkumsun.

    başganlık gelirse ne olacak?

    başganlık gelirse bu ülkenin hukuk sistemi değişecek, rejimi değişecek, zamanla tarih anlatısı değişecek, çevresi değişecek, eğitimi değişecek, sen değişeceksin. ve bunlar herkesin uymak zorunda olduğu, uymayanların bu vatandan defolup gitmesinin beklendiği yazılı kanunlara dönüşecek.

    bu ülkede kemal gözler diye biri var. anayasa hukuku profesörü. kitapları türkiye'nin bir çok hukuk fakültesinde ders kitabı olarak okutuluyor. anayasa hukukuna giriş, hukuka giriş vs. ve bu adam 23 aralık 2016 tarihinde bir yazı yazdı, başlığı elveda anayasa: http://www.anayasa.gen.tr/elveda-anayasa-v2.htm

    tümünü okusanız keşke... yine de ilk ve son paragraflarından bir kuple koyuyorum buraya:

    --- spoiler ---
    amacım türk anayasa hukuku doktrininin bir üyesi olarak, tarih karşısında sorumluluğumu yerine getirmekten ibarettir. istedim ki, bu değişiklik teklifine zamanında karşı çıktığım kayda geçsin. istedim ki, gelecekte, bir gün birileri çıkıp da bu değişikliği eleştirirlerse, adımı, bu değişikliğin kabul edilmesi safhasında susan anayasa hukukçularının arasında anmasınlar.

    ....

    yıllarca üniversitede anayasa hukuku dersi vermiş, anayasa hukuku alanında pek çok kitap ve makale yazmış, hayatını anayasa hukukuna adamış bir akademisyen olarak, 10 aralık 2016 tarihli anayasa değişikliği teklifini okumuş olmaktan dolayı derin bir üzüntü içindeyim. artık “elveda kuvvetler ayrılığı”, “elveda anayasa” demekten başka söyleyecek bir söz bulamıyorum.
    23 aralık 2016, k.g.
    --- spoiler ---

    sizler hukuk öğrensin, hukukçu olsun diye çocuklarınızı hukuk fakültelerine gönderiyorsunuz, göndereceksiniz. çocuklarınız da hukuk fakültelerinde kemal gözler gibi başganlık sistemine karşı olan ve hala daha bu ülke insanlarının çocuklarına hukuk öğreten bir ton hayyen ve merhum anayasa hocasından ve onların kitaplarından hukuk öğreniyorlar. elbette bunları çoğunuz tarafgir, karşıt, muhalif vs. diye göreceksiniz. ancak madem öyle çocuklarınıza neden bu adamların kitaplarından hukuk öğretmeye kalkışıyorsunuz o halde? sizin adamlarınızın yazdığı kitaplar nerede? sizin adamlarınız kimler? saysan en fazla 40-50 anayasa profesörü var bu ülkede. burhan kuzu gibi akp'den faturalanabilir resmi geliri ve çıkarı olanlar hariç neredeyse tümü karşı başganlığa. anayasa profesörü olmaya da gerek yok, tarafsız bir çocuğa sorsan bozuk peynir yemek ister misin diye o da karşı olur.

    eğer bu anayasa değişikliği referandumu geçerse:

    yasama-meclis tayyipte
    yürütme-bakanlar kurulu-tayyipte
    yargı- meclis seçecek ve komple tayyipte olacak.

    yargıdaki tayyipçi yürütmedeki tayyipçiyi denetleyecek... ve senin alnının teri ile satınaldığın beyaz peynirin kahvaltı masana bozulmamış, ter temiz, bütün kontrollerinden geçmiş şekilde ulaşmasını sağlayacaklar... babana güveniyor musun tayyipçi idarecilere güvendiğin kadar? eğer tepesinde denetleyen biri olmazsa üç kuruş rüşvete yedi sülalesini satacak insanlar yaşamıyor mu bu memlekette? senin çocuğunun sağlığına neden acısınlar? sana neden acısınlar? gebersen umurlarında mı olur sanıyorsun? ama o rüşvetin döneceği odada başka bir tayyipçi yerine ben olsam gider savcıya şikayet ederim. savcı da eğer tayyipççi değilse ve tepesindeki daha büyük tayyipçi savcılardan doğruyu ve namuslu olanı savunma konusunda çekinmiyorsa o rüşveti alanın tepesine biner. ya da benden çekindikleri için o odada rüşvet dönmez. benim gibi bir denetçiden çekindikleri için başka bir yerde de rüşvet dönmez. kuvvetler ayrılığının, cumhuriyetin, demokrasinin ve adil devlet yapılanmasının ne olduğunu daha nasıl anlatabilirim sana bilmiyorum.

    sen de biliyorsun ben de...hepimiz biliyoruz ki türkiye cumhuriyeti şu anda akp parti teşkilatının esas devlete paralel olarak oluşturduğu bir paralel devlet yapılanması tarafından yönetiliyor. sen bununlu mağrursun, ben bundan tiksiniyorum. başganlık bu paralel devletin gerçekte var olan türkiye cumhuriyetinin yerini almasıdır, bunun yasallaşmasıdır. işte bu yüzden savcı da, hakim de, denetçi de, müfettiş de, şube müdürü de aynı yapılanmanın aynı hiyerarşi içindeki aynı davaya inanmış elemanları olacaklar ve birbirlerini kollayacaklar. senin payına düşen masanda çocuğuna yedirdiğin bozuk peynir sadece. bir de seçim sabahlarındaki o saçma sapan zafer sarhoşluğu.

    bu ülkede yüzbinler hatta milyonlar sokaklara çıktı gezi direnişinde medya penguen belgeseli izletti sana. senden saklamak istediler, senden saklamayı istiyorlar, seni bu işlerden habersiz, sadece ve sadece kendilerine inanan ve güvenen bir robota dönüştürmek istiyorlar. ışid'in yaktığı türk silahlı kuvvetleri askerlerini saklıyorlar senden. maden göçüyor göçük haberini saklıyorlar, şehit haberlerini saklıyorlar, cemaat yurtlarında yanan ufacık kızları saklıyorlar... bozuk peynir haberini mi saklamayacaklar? ben bunlara karşı durmazsam, kamuoyu oluşturmazsam, sesimi çıkarmazsam sen ne olup bittiğini nereden öğrenceksin? diğer tayyipçilerden mi?

    medium.com'da helmuth von moltke üşenmemiş bizim hep görmekten kaçtığımız ama kafamızın içine de kazınmış o kara tabloyu hazırlamış. tayyip'in halihazırda sahip olduğu gücün analiz tablosu: https://cdn-images-1.medium.com/…ai8wzhu7zsxgqg.png

    siz bu adama daha ne kadar güç vermek istiyorsunuz? zaten tüm bu güce tam şu anda sahipken bunun kalıcı bir resmi norma dönüşmesini nasıl ve neden isteyebiliyorsunuz?

    eğer hedef ilkel de olsa bir devlete sahip olmaksa o devlet kuvvetler ayrılığı olmadan da olur. 1876'ya kadar osmanlı'da anayasa mı vardı? anayasa en temelde iktidarın gücünü kısıtlamak, devletin karşısında vatandaşın temel hak ve özgürlüklerini garanti altına almak için hazırlanan bir yazıt. oysa bu referandumla başganlık sistemi iktidarı tekrar padişaha çeviriyor, iktidarın sonsuz ve mutlak olarak bir tek kişide olmasını sağlıyor. ikimiz de biliyoruz bu ülkede seküler ahlak, muhafazakar sağcı görüşün karşısında hiçbir zaman yüzde elliyi geçemeyecek. başganlık seçimi de seçimi kazananı yasama yürütme ve yargının yegane sahibi bir diktatör yapıyor. yani sen bu ülkede benim tek bir söz sahibi bile olmamı istemiyorsun. oysa başkanlık sistemi sert kuvvetler ayrılığıdır. tüm dünyada gelişmiş medeni ülkelerde uygulanan başkanlık sistemlerinde yasama, yürütme ve yargı asla ve asla tek bir grubun hakimiyetine giremez, girmemiştir. mesela akp-parti teşkilatının hakimiyetine... siz burada akp-parti teşkilatını devletin resmi yasama, yürütme ve yargı organı yapmaya kalkışıyorsunuz. zaten şu anda da öyle de bu bozuk düzeni yazıya döküp türkiye'nin resmi doktrini yapmaya çabalıyorsunuz. bizim temel kaygımız bozuk peynir yemek istemiyor oluşumuz. denetleme mekanizmaları sadece farklı gruplardan, farklı davaları sahiplenmiş insanlardan, farklı siyasi görüşlerden elemanları olan idari yapılanmalarda çalışır. eğer beni bu denetleme mekanizmasının dışına itersen; eğer beni yok sayarsan önündeki zeytine her çatal batırışında, çocuğuna verdiğin o beyaz görünen sütte, tabağındaki yemekten her kaşık aldığında bu yazı aklına gelsin. sen benim seni denetlememe mahkumsun. ister evet de ister hayır referandumda. sen bilirsin arkadaş. her ne yiyorsan da afiyet olsun.
    ekşisözlük başkanlığa hayır kampanyası vatana millete hayırlı olsun.

  • türkiye'nin 4'e ayrılması gerekliliği

    akademisyenlerin, doktorların, mühendislerin, liyakatli öğretmenlerin, en iyi gazetecilerin, bilim insanlarının, beyaz yakanın dolayısı ile kaliteli mavi yakanın, burjuvazinin, hukukçuların ve kaliteli imamların bile ekseriyetinin seçeceği ülkeye seküler türkiye dersek eğer:

    (mesela sabancı, koç, odtü, boğaziçi, bilkent gibi okulların profları islamcı türkiye'yi seçer mi? onlar seküler türkiye'yi seçerse bugün muhafazakar takılan yığınlar sabahattin zaim'in proflarına mı okutmak ister çocuklarını?)

    şu anda kimin kimliğinin tam olarak ne olduğunun herhangi bir yerde kayıtlı olmaması ve bunun kayıt altına alınmasının sakıncalı bir durum oluşturacağı gerçeğinden hareketle bölünmeden hemen önce "kim kendini nasıl tanımlıyorsa o bölgeye göç etsin" aşamasında diğer üç grubun büyük kısmının seküler türkiye'ye ilticası ile sonuçlanacak hiç bir işe yaramayacakır, hatta eğer bölünme bugünkü bölgesel yoğunluklara göre olursa bütün kayserinin izmire doluştuğunu düşünün... kurtarılmış üç beş yeri de daha muhafazakar yapmaktan başka işe yaramayacaktır. bunun da ötesinde keşke gerçekten herkes istediği yaşam tarzı ve kültürel donelerle yaşayabileceği bölgelere ayrılsa ama türkiye için kavgasız dövüşsüz bölünme imkansız bir opsiyon. o yüzden dillendirmek bile gereksiz.