debe başlıkları

delfina33
ekşi sözlük profili

  • tolga çevik'ten eşine duygusal mesaj

    suçluluk psikolojisiyle yazılmış gibi duran mesaj. bi boklar yiyip de abartıyla götü kurtarmaya çalışıyor gibi.
    "benim kürkçü dükkanım sensin" gibi bi ana fikri var sanki yazının. son çırpınışlar gibi.

    yakında kadının adamı boşadığını duyarsam şaşırmıycam...

  • eşini ve çocuğunu toplu taşımada süründüren erkek

    toplu taşıma ağının yaygın ve fonksiyonel olması bir toplum için medeniyet göstergesidir. üstelik bazı güzergahları arabayla katetmek de milyonluk çile yasatabilir.

    bunu bi tarafa korsak, ben toplu tasimada ailesiyle seyahat eden, mütevazı görünümlü bir aile babası gördüğümde çok hoslaniyorum bu tablodan üstelik.
    herkes araba alamaz, ama her erkek aile babası olabilir. bakiniz bu adam olmuş mesela. gittikleri yer her neresi ise, ailesiyle gidiyor.

    benim de çocukluğum annemle toplu taşım araçlarında geçti ama babam bi kere bile bizimle değildi mesela. bizimle dışarı çıkmaktan hoşlanmazdı. çoğunlukla motosikleti vardı zaten... ve dışarıda "biz" den ayrı bi dünyası...

    sorumluluklarina sahip çıkan bir erkek, ailesi için şanstır.
    araba olur ya da olmaz. ama o bağ kalır.

    gercek değer meta değil, o bağdır zaten

  • özel okul vs devlet okulu

    müfredat o kadar sikik ki. okulların hepsi bombok.
    ilk kresinde, (yas 2.5-3 arası) boyama saatinde çizgi içlerini boyamiyor, onun yerine karalama yapıyor diye kağıdını yırtıp ceza sandalyesine ayirmislar kızımı (bu uygulamadan tabii ki haberimiz yoktu)

    ikinci kresinde 5 ay boyunca yalvardim resmen yöneticiye. çocukları bırakan serviste emniyet kemeri yoktu. getirin, ben taktricam sanayide bile dedim, dinletemedim.

    yukardakiler özeldi. asgari ücrete yakin bi para veriyodum bunlara. (1200 tl idi son kreşi)

    en sonunda devlet kresini deneyeyim dedim. ozelden kaçan birkaç arkadaşının ayni sınıfta olduğu bi sınıfa verdim.
    orda da yemek duası, yok bilmemne diye geldi çocuk. dua mua ettiriyolarmis 4.5 yasında bebelere.

    ciddi bunalmış durumdayım. bu sene ana sınıfına başlaması gereken çocuk (henüz 5 yasında) seneye nasıl 1. sınıfa gidecek cozemiyorum. bebek lan bu daha. 6 yasında 1. sınıf mi olur?
    hadi bekleteyim bi sene daha desem, bu sefer iri kalacak diğer 1. siniflardan

    ozel vs devlet konusu zaten muamma.

    ulan su çocuğu alıp gidemedim ya bu ülkeden. kalibima sicayim

  • ekşi itiraf

    annem delirdi. ciddiyim. gerçekten delirdi. bu konuda ne yapabileceğimi gerçekten bilmiyorum. sadece kontrolden çıktı... durmaksızın saldırıyor. herkese, her şeye saldırıyor. hayattaki tek yakını, tek evladı benim. bana da inanılmaz şeyler yaptı ve en sonunda -kendi kızımın psikolojisi için- görüşmeme kararı aldım. kesinlikle kontrolünü kaybetmiş durumda. ne yapacağımı da bilmiyorum.
    arkadaşları, komşuları beni arayıp "annenin çok ciddi sorunları var. ilgilenmelisin" diyorlar. onlara da saldırıyor, sürekli geçmişten bahsedip takıntılı bi şekilde babam ve benle ilgili kin kusuyor; en ufak bir karşıt görüş duyduğunda, - kendi arkadaşlarına dahi!- "sen de onun tarafındasın" diyerek onlara da küfür kıyamet saldırıyormuş.

    başetmek zorunda olduğum çok fazla problemin arasında, en son çıkan bu. gerçekten ne yapabileceğimi bilmiyorum sözlük.

  • bütün kariyeri bir kenara bırakıp köye yerleşmek

    doğma büyüme izmir karşıyakalı olan zatımın, eş ve gebelik durumundan ötürü 30 yaşında yapmak zorunda kaldığı eylem (yalnız köy değil, sayfiye ilçesine geldim... urla)

    kariyeri attım çöpe heralde diye düşünüyordum kara kara. zaten bebek doğdu, azcık palazlandı filan. sonra beybi 8,5 aylıkken çalışmaya başladım. hala çalışıyorum (5 yaşında şu an)
    tamam, benimki maaşlı iş değil. freelance. ama çocuktan önce yıllar boyu göçebeydim proje bazlı olarak. projeyi ayağıma çağırmak gibi bi vizyonum yoktu. çocuk olunca mecburen "o iş buraya gelecek. ya da ben yokum" demek zorunda kaldım. sonuç: o projeler artık ayağıma geliyor.

    oluyor yani. şöyle düşünelim; maaşlı iş için şehre mahkum gibiyiz. ama öte yandan online işler veya freelance şeyler için böyle bir mecburiyet yok.
    burada öğrendim; tek bir kayısı ağacı, onlarca kilo mahsul veriyor. tek bir kayısı ağacından toplanan kayısılarla, tüm yıl bir aileye yetecek reçel, kuru kayısı, kayısı konsantresi şeklinde meyve suyu elde edilebiliyor. deniz kenarı olduğu için denizden kendi tuttuğunuz deniz balıklarıyla akşam sofrasını kurabiliyorsunuz.
    ben yapıyor muyum? hayır. çünkü işten ve çocuktan dolayı vaktim yok. ama yapılır mı? kesinlikle, bahçeli bir evde çok mümkün bunlar.

    bahçeli ev ucuz mu? yerine bağlı. şu an sahil şeridi fahiş arttı, sağolsun istanbullular akın akın yerleşmeye geliyor ve fiyatları anasının nikahına sürüyor. daireler 1000 tl, müstakil evler 1500 tl den başlıyor artık burada. sahil şeridinde yani.
    ama köyler hala uygun. arazisiyle, ağacıyla, kuyusuyla birlikte bir köy evini hala 400-500 liraya tutabilirsiniz. köyden aynı şekilde bir evi 120-130 bin tl ye alabilirsiniz. ha denizin dibi olmaz belki belki ama, denize en uzak köy 15-20 dk burada arabayla.

    "şehirde yaşamış insan köye adapte olamaz" kısmına da katılmıyorum. ben kadıköy ün moda'sı sayılabilecek bi mahallede (bostanlı) doğdum ve büyüdüm. katışıksız bir şehir ve apartman çocuğuyum.
    evet şu an yaşadığım yer köy değil ama, gayet sahil kasabası havasında bir yer.

    inanın şu an beni "oturduğun yerde sana 10 bin maaş vericez, gel geri bostanlı'da yaşa" gibi bi teklif bile ikna edemez dönmeye... burası öyle güvenli, huzurlu, relax, sakin bi yer ki. kızımı burada büyütürken içimden mütemadiyen "doğru yerdeyim" diyorum. çıplak ayaklarla toprağa bastığı, dalından meyve koparıp yediği, hayvanlarla iç içe olduğu, sürekli deniz kenarında; deniz kızı modunda takılabildiği bi çeşit orman çocuğu mori gibi büyüyor. mutlu ve özgürce enerjisini atabildiği, çevreyle ve doğayla kesintisiz iletişimde kalabildiği, her şeyi doğal döngüsünde öğrendiği bir çeşit yarı şehirli olarak yetişiyor.

    köyler illa anasının nikahında olmak zorunda değil. bizim oturduğumuz yer, (köy olmamakla birlikte) şehir merkezi olan alsancak-konak bölgesine yarım saat, 40 dk mesafede. sinemaların, avmlerin olduğu bölgeye ise otobandan 15 dk.
    yani çocuk veya kendimiz için şehrin imkanlarından (kültürel faaliyetler, sağlık hizmetleri, vs) faydalanmak istediğimizde, yarım saate bakıyor ulaşım. yukarıda bahsettiğim, daha içerdeki, ekonomik köylerde de ki 1 saat.
    ula istanbul'da insanlar sırf sabah trafiğinde her gün işe gitmek için 2 saat ziyan ediyorlar...

    tabii davulun sesi uzaktan hoş gelir. hiçbir birikimi olmayan, sadece plazada bilmemne pozisyonunda çalışan bi insan gelip naapacak buralara? bilinmez.
    ama kenarda az buçuk birikimi (ya da mesela metropolde 2 bin ve üstü kira getiren bir gayrmenkulü) olan insan için filan düşünülmeye değer bir alternatif bence.... özellikle freelance, veya internetten çalışmaya müsait bir işi olanlar için biçilmiş kaftan.
    tabii gerçekten isteyenlere...

    tavsiye eder miyim? ederim ya. hayat çok kısa. istiyorsanız yapın. en fazla "denedim olmadı" dersiniz. tabii ben hayatını genel olarak bu prensiple yaşayan biri olduğum için bana kolay geliyor da olabilir. ama bence yapılmış bişeyin pişmanlığıyla başetmek ve yeniden başlamak, bişeyi yapmaya hiç cesaret edememenin ezginliğinden daha katlanılır bir fatura. kronikleşmiş soru işaretleriyle yaşamak her zaman daha ağır geliyor bana.

  • 58 tl'lik tektaş yüzükle evlenme teklif eden erkek

    komiklisi başıma gelmişti.

    gebe kaldım ben. ilk gebeliğim. adam da fuck buddy gibi bisey. hani duygular da var ama, öyle asssla evlenilecek bi profil değil o anki vizyonumla.

    nasi sebepsiz, ziril ziril ağlıyorum kürtaj gününü beklerken... hormonlar tavanlarda.

    tuttu bu 2 gün sonra bi anda bi yüzük çıkarıp diz çöktü. "ikinizi de cok istiyorum, evlen benle"

    bana bi gülme geldi. yüzük de boyle kararik mararik gumus gorunumlu, taşlı masli eski bi yüzük. herhalde eski bi manitadan kaldı diye düşündüm. disardan alinmadigi belli. ne kabi var ne biseyi...
    ama zerrrrrece onemsemedim. hayatımın en ciddi kararını vermek uzereyim zira o anda. yüzük muzuk umrum degildir zaten. o an extradan umrum değil..

    sonra düşündüm düşündüm. çocuğa kiyamayacagima kani oldum. kabul ettim, doguracam. (doğdu. kız. 5 yasında su an)

    motor kullanıyorum ben. bigun motor eldivenini çıkardım, gözüm yüzüğe takıldı.
    "aa bi tasi düşmüş galiba" dedim.

    baktı bu "aaa tuh" dedi. normalde hiiiic umrunda olmaz meta. bi tomar parasını kaybetsem "aşkım tasaklarin sağolsun" der. öyle de kalender adamdır.

    bunun uzulmesine şaşırdım. dedim "niye ki? altı ustu gümüş değil mi?"

    suratinda direkt sok. "yoo? platin ve elmaslar. 100 yıllık aile yadigarı. babannem anneme takmıştı, ben sana taktim"

    allam ben ayri şok. ben dumur. o kadar aklıma gelmiycek biseydi ki, o kadar olur..
    ikimiz de yüzüne far vurmuş tavsan gibi bakakaldik birbirimize şaşkınlıkla...

    58 liralık sanılan yüzüğün, maddi ve manevi olarak ölçülemeyecek kadar kıymetli çıkması da var yani. bunlar hep kismet filan.

  • ekşi itiraf

    ölüm de var.

    acildeyim. az önce bir genç kız ve annesi çıktı kapı önündeki banklara.

    kizin elinde bir yastık. annenin elinde turuncu bi hastane poseti. içinde muhtelif eşyalar. ikisi de ağlıyor.

    oturdular. buz kestik. kız elindeki yastığı oksuyor ağlarken. annesinin telefonu çalıyor. "açma! burada değillerdi... kimse aramasin artık" diyor.

    ölüm de var dostlar. unutuyoruz bazen bunu.
    gidin sevdiklerinize filan sarılın. ölüm bazen, çok ani geliyor.
    unutuyoruz bunu. maalesef....
    unutuyorum

  • kitap okumak için asgari şartlar

    depresyonda olmamak.

    bir ara depresyondaydım. tedavi ilaç milaç atlatınca, ne kadar uzun zamandır oku-ya-madığımı farkettim. açıp film-dizi de izleyemiyorsun. bi bok yapamıyorsun depresyondayken. canın istemiyor. başlayasın gelmiyor. heyecanlanamıyosun bişey için. gulemiyorsun. mal gibi geziyosun öyle ama onun da farkında değilsin.

    atlatınca anliyosun

  • öleceğini bilen tek canlının insan olması

    içgüdüsel olarak tüm hayvanlar, yaklaşan bir doğal ölümü hissederler.

    neyi ne kadar bildiğimizi o kadar az biliyoruz ki. bence hayvanların bizden çok daha güçlü bir dünyaları var.

    ölüm ve yaşam hakkında fikir üretebiliyor olmamiz, biz insanlarin daha iyi bildiğine değil de, ya tam olarak bilmediğine işaret ediyorsa?

    doğar dogmaz emme refleksiyle sut kokusuna giderek, anne memesini bulup hayatı emmeye baslayan hayvanlar mi daha iyi bilir yaşamı? yaşamayı?
    yoksa biz mi?

    dogarken bu kadar geride başladığımız maçta, nedir ki bizi ölüm karsisinda 1-0 galip zannettiren hayvanlara göre

    bilemiyorum altan

    ama bence hayvanlar biliyorlar

  • ekşi itiraf

    yıllar sonra ilk kez anne evindeydim kizimla. onceki aksam ilk kez burada kaldık.

    annemin evine sığınmıştım logusayken. zor günler geçiriyordum. bebeğim 2 aylikti. eşim yurt dışında çalışıyordu. kayivaldeyle papazdik ve alt katında yaşadığım için orada kalmak istemiyordum.

    annem, gebelik ve evlilik haberimi alır almaz, 2. esi sayılabilecek 10 yıllık sevgilisini evine icguveysi gibi almıştı. aslinda babamdan onceki tek sevgilisi. genclik aski.adamin esi vefat etmis biraraya gelmelerinden bikac yil once...
    adam bu arada aslinda cok koklu bir aileden gelen, ama beceriksizligi ve salakligi yuzunden koca bir sirketler grubunu batirmis, batik, bitik bi sanayici. iğrenç bi tip. hasta ruh. (ilişkileri ilk başladığı zaman, yani 15 sene önce böyle değildi. tamamen batıp annemin evine içgüveysi girince dark side a geçti adam hepten)

    neyse ben logusayken bari biraz rahat edeyim diye dar attım kendimi bu icguveysinin de yaşadığı anne evine. logusayim ya, azcik kafa dinliim. yemeğim önüme gelsin filan kafasindayim. zaten pişiyor evde yemek.

    bi rahat vermedi adam ya lan. tek istedigim, kizimla kaldığım yatak odasında huzurla geçirmek günlerimi... hayır ama, ortak alanda yakaladi mi illa sorar her şeyi, karışır, ahkam keser, abuk subuk uzatır da uzatır lafı...

    tersleniyosun, anlamıyor. neyse bigun harbi atarlastik. bebek 2 aylık...
    adam üstüme yürümeye kalktı, ben daha beter delirdim. annem araya girmese feci şeyler olurdu.

    annem beni odaya çekip sonra, o tarihi konuşmasını yaptı. tarihi birçok konuşmasından bir diğerini daha doğrusu.

    +delfina ben bu evde onunla yaşıyorum.
    -eee?
    +adam gibi davran ya da git.
    -oha anne nasi yaa? ciddi misin?
    +gayet ciddiyim
    -anne nasi ya? bi dakika sen ciddi ciddi bu insan artigina tahammul edemedim diye beni bu evden kovuyor musun? farkında değil misin? o satasiyor bana habire yaa
    +evet
    -anne, bak sabırla anlamaya çalışıyorum. ben senin tek evladinim ve ikimizin de birbirimizden başka kimsemiz yok bi manada.
    +eee?
    -simdi velev ki ben eteğimde bebeyle ciddi bi sorun yasasam evde kocamla. çıkıp nereye gelicem?
    +buraya gelmeyeceksin delfina.
    -nasi ya?
    +benim de donup gidecek bi yerim yoktu babanlayken. basımın çaresine baktım. sen de kendi başının çaresine bak ve bu konuda bana güvenme. ben bu adamla burada yeni bi hayat kurdum artık.
    -ciddi ciddi kovuyorsun yani?
    +evet.

    aramın bozuk olduğu kayinvaldemi arayıp "gel al bu gelinini, ben istemiyorum" demiş sonra.

    ....

    bebek 2 aylikti o zaman. simdi neredeyse 5 yasında... bu yaklaşık 5 yılda, biz tek bir kere gelmedik bu eve. torunu ve tek evladı yani.

    o adamla totalde 15 yılını geçirdi. gecen haftaya kadar. ruh sagligi bozuk bir adamla bu kadar yıl gecirmekten dolayı zaten son kalan birkaç sağlam tahtası da gitti yabana.
    önceki sağlam tahtalar da , babamla 20 yillik ilişkisinde gitmisti zaten. kadının hayatında hepsi topu 2 ilişkisi oldu ve hale bak lan...

    bi de güzel dolandırıldı bu adam tarafından... alması gereken emekli maaşının çeyreğini alabiliyor su an sadece. gerisini banka kesiyor. elden kaptırdığı toplu paraları saymiyorum.

    gecen hafta adam buna milyonuncu kere hakaret edince artik, polis çağırmış ve artırmış evden... baya boyle muhabbetler yani... adam gitmiyormus kendi gonluyle.
    küfür kiyamet sürekli. iğrenç bi lackalikti ilişkileri...

    neyse adami dehleyince, bi heves çok yana yakıla çağırdı. çıktık geldik iste onceki aksam beraber çocukla.

    ev değil, cop ev. ev degil, başka bisey...
    adamın şeylerini kolilemis, toplamış. ama her yer ne idugu belirsiz milyon nesneyle kaplı. her yer eski gazete, her yerde kesik kupurler.. alakasiz seyler, nebliim eski yogurt kaplari, cekirdek kabuklari, toz, pis... allahım.
    ortalama bir apartman dairesinde kaç tane sinek öldüren plastik zamazingodan olabilir mesela? 2? 3?
    8... tam 8 tane attım.

    evet ben bi de, bu evi temizledim dün.
    ben dağınık ötesi bi insan zannederdim kendimi.
    değilmişim. yani burası daginiktiysa, ben kesinlikle olağanüstü derli toplu bir insanım.
    jumbo boy 6 tane cop poseti çıkardım evden. kolileri kapının önüne yigdim. her yeri silip supurdum. halıları komple kaldırdım, yıkamaya gidecek.
    allam koltuk örtüsünü bile silkeliyorum, hali silkelemisim gibi toz çıkıyor.

    temizlikçi getirilemeyecek bi evdi burası resmen. donup kacardi kadın, net.

    ben temizlik yapmayı sevmem. kendi evimde bakici yapiyor.
    ama çok yormasina rağmen iyi geldi dün bu evi kaldırıp indirmek bana. neden bilmiyorum.
    o adamın izlerini kazımak mi, kendi gecmisimize beyaz bi sayfa açma çabası mi, yoksa sadece bu evin bu haliyle içinde bi tam gün kalamayacak olmamızdan miydi rahatlamam, bilemiyorum. ama rahatladim temizliği yapınca.

    annem de çalışan bi kadındı, öğretmendi.
    temizliği sevmiyordu o da muhtemelen. pazar günleri temizlik yaparken korkunç gergin olurdu. ayak altında hic dolanmazdim dövüp sovmesin diye.
    benim kızım habire ayak altında dolandı. ben de öpüp öpüp kokladim onu.

    ev nefes aldı sanki. başka bi yer oldu temizlenip toplanınca. safralari atınca.

    ilk kez komsular geldi ziyarete. o adamdan tüm mahalle yaka silkmis. annemin arasının iyi olduğu alt kat komsusu, kaç milyon kere "at bu adamı evden" dediğini hatırlamadığını anlattı. gayet sakin bi mahallede sürekli küfür sürekli kıyamet bir erkek sesi... balkona cikamiyorlarmis...
    sessizce dinledim. utana utana dinledim. utandirma amaçlı soylemediler ama ben annemden, annemin ölçüsüz abukluğundan çok utandım.
    kimse salak değil. o adam orada olduğu için gelemedigimizi herkes biliyordu.
    boyle iğrenç bir adamı, boyle lacka bir iliskiyi, hayattaki tek gercek yakini olan kiziyla torununa tercih ettiği icin utandım.

    neyse, artik isalla hayatin dersleri bitmiştir anne eviyle ilgili benim için.
    annem... öyle çok hata yaptın ki, valla demir olsam erirdim, taş olup direndim resmen. sana bakıp da "anne nasıl olmamalı" diye çizgiler cekiyorum anneligimin etrafına...

    bu kez ortada bırakma he? gerçi posan kaldı geriye senden.
    naapalim, olduğu kadar artik.

  • baygın kadını inşaata götürerek tecavüz etmek

    yıllar önce ilk kısmı başıma gelmiş bir olaydır.
    yıl 2002 mi ne, ankara'da, sakarya caddesinde geziyorum bi pazar günü, öğlen sularında, tek başıma. hiçbir tanıdığım yok o şehirde. şirket içi bir oryantasyon için gelmişim bikaç günlüğüne...
    aniden bi migren atağı başladı. ama nasıl korkunç. gözlerimi açamıyorum. yürüyecek halim kalmadı. "bi taksi bulup hastaneye gitmeliyim" diyorum ama bi binanın dibinde ağlamaktan kalkamıyorum. zaten gözümü açıp etrafa bakamıyorum. öyle bir ağrı... yarı baygın gibiyim...

    iki koluma iki adam girdi aniden çöktüğüm yerde. afalladım. ilk önce birileri yardım mı edecek dedim ama adamlar kara kara adamlar. hiçbişey de söylemeden beni sürüklüyorlar. hemen önüme baktığımda, kaldırımın yanında bir arabanın arka kapısının açık olduğunu, ve beni ona sürüklediklerini farkettim. bırakın beni diyorum ama duymazdan geliyorlar. allahtan son anda bağırmayı akıl ettim ve kendimi yere attım. o korkunç ağrıyla bağırmak iğrenç bir çukura düşmek gibiydi.
    sonra sanırım korktular. ilk bi kaldırmaya çalıştılar ama bağırarak debelenmeye başladım. bırakıp kaçtılar beni. birileri geldi sonra, bi taksiyle hastaneye gittim vs

    adamlar muhtemelen uyuşturucu madde tesiri altında olduğumu ya da sarhoş olduğumu sanmışlardı. bu daha çok zoruma gitmişti. ve gündüz vakti, sakarya gibi bi yerde oluyor olay da.

    bu ülke, bir kadın için kesinlikle bir 3. dünya ülkesi maalesef.

    geçmiş olsun diyorum kız kardeşe. ve umarım ibret için inanılmaz bir ceza verecek, yürekli bir hakim bakar davaya

  • otuzluk ablalarından genç sözlük kızlarına öğütler

    36 dan selamlar kızlar...

    "aslında çok seviyor beni, ama annesini karşısına alamıyor"
    "aramızda gerçek bir tutku var. ama iste naapsin, oncekinde kotu şeyler yaşamış. korkuyor"
    "bana taptığı için aşırı kıskanıyor"
    "kendini kaptırmaktan korkuyor bence sapsik"
    "benim için dünyayı yakar aslında. ama iste o bilmemkim yok mu"
    "o sirfinti sirnasiyor hep. benimki kafasını kaldırıp bakmaz normalde. anlamıyor salak"

    kızlar bunların hepsi bos muhabbet.
    evet o sirfintiyla -aslinda- seninki de gerçekten kırıştırıyor.

    senin için dünyayı yakabilecegine inandigin adam, sadece iyi gaz veriyordur. bi adim ötesini bekleme. zaten niye yaksin dünyayı amk?

    "kendini kaptırmamak" nedir? umursamiyor bebeyim, uyan da balığa gidelim.

    "aşırı sevmekten dolayi cok kıskanmak", antik roma masalidir. adam sadece ozguvensizligini senin sevilme zaafinla paketleyip bi de hediye diye önüne sürmüş...

    aranızda gerçek bi tutku olsaydı, emin ol zaten " dizginlenebilir" bisey olmazdı o.

    seninle olmak için annesini karşısına alması gerekiyor"sa durum fena. bi de alamiyorsa çok daha fena. koşarak değil, uçarak uzaklaş!

    ....

    genç kızlar, güzel kardesler,
    fitness komunitesinin basit bi sloganı vardır, "no excuses!" der ecnebiler.

    lütfen beraber olduğunuz adamlarla ilgili kendinize bahaneler üretip yalan yanlış şeylere endekslemeyin kendinizi ve hayatınızı.

    bazen çanak tutulabilir buna partneriniz tarafından. pek sever bazilari abartili masallar anlatmayi.
    lütfen kulak asmayin.
    zor, biliyorum. ama kendiniz için bunu yapın. arada durup karşıdan bakin.
    o ilişkide yipraniyor musunuz? fiziksel/psikolojik şiddet görüyor musunuz? ilişki/adam sizi çok farkli noktadarda zorluyor mu?

    bahane üretmeyi bırakın. daha fazla oyalanmadan ceketinizi alıp çıkın. ve arkanıza bile bakmayın.

    sadece zaman, hayat ve sabir israfidir bunlar size

    *herkesin yazdigi "mesleğini eline al, parani kazan, kimseye eyvallah etme, hobilerin olsun, hayatta bir amacın ve bir derdin olsun" tipi şeyleri bi daha yazmiyorum. bu kısım bizim kutsal metnimiz zaten. "ilk emir" yani bi kadın icin

  • ekşi itiraf

    kendimce hayatımın (çocukluk ve ergenlik dönemim hariç) en kötü ve en zor bikaç döneminden birini geçiyorum.
    olan biten tüm o kötü ve daha kötü şeylerin dışında, kızımda ne idüğü belirsiz bir kusma+ishal oluyor son 1 aydır ara ara. teşhis alamadık normal çocuk doktorlarından. gaita maita temiz ama. neyse.

    şimdi onu götürmek için bi üniversite hastanesinin "çocuk hastalıkları profesörlerimiz" sayfasını ve detay uzmanlık alanlarını inceliyorum kızım için...
    "pediatrik nefroloji, geç... neonatoloji, geç... pediatrik onkoloji, gulp..." (yutkundu, geçemedi)
    "pediatrik onkoloji... gulp"
    "pediatr..."
    "onko.."

    kendi küçük dünyamda, çok önemsiz görünüyor şu an "sorun" olarak; hem de "büyük sorun" olarak beni darlayan şeyler....

    tüm çocuklarımız; istisnasız hepsi sağlıklı olsun. onlara hiçbişey olmasın.
    şu an utanıyorum "büyük sorun!"larımdan

  • 30 yaşına gelip düzenli bir hayat kuramayan insan

    bendim.
    bu başlığın açıldığı tarihte, iç geçirerek baktığımı hatırlarım başlığa. 30 yaşındaydım ve yıllar kona göçe geçiyordu. sürekli bi koşturma, oraya yetişme, buraya yetişme hali... sürekli iş seyahatinde olmanın kafa skici etkisi. günlük rutinlere duyulan mütevazi özlem.

    evet sevgili 30 yaşına gelip, düzenli bi hayat kuramayan arkadaşım; şu an 36 yaşındayım ve çok üzgünüm; durum pek değişmedi. tünelin ucunda bi ışık vaadedemyorum sana.
    evlendim, çocuk doğurdum, aile kurdum, iş kurdum, yerleştim. "ha yerleştim, ahan da düzenli hayat" demeye yeltenecek olduğumda hep ezber bozdu hayat. her seferinde farklı yerinden bozdu hem de.
    hakkını yiyemem; bazıları güzelliklere dairdi bunların. ama ciddi kısmı da vurdu ve geçti deprem gibi. yıktı, dağıttı, parçaladı ve gitti.
    şimdi... biri daha gitmek üzere. yeni kurduğum bi iş. bana bol sıfırlı bir borç hanesi bırakarak hem de... gittim gidiyorum diyor cayır cayır.

    olmuyor bazen. ne yapsan o-la-mı-yor. bazen bi türlü yerleşemiyorsun. kök salamıyorsun. bir küçücük düzen belleyip, içinde sıcacık büzüşemiyorsun kedi gibi. akamıyor bazen sakin sakin.

    bir düzen içinde yürü-ye-miyor hayat. satırlarımdan control freak kokular yayılmasın; çabalamayı bırakmaksızın, oluruna bırakmayı-da- bilen ve seven de bünyeyimdir aslında.

    geçen yıllardan, tercihlerimden pişman değilim ama, yolun buraya çıkacağını da öngörmemiştim. yıllar hızla geçiyor.
    yıllar çok hızlı geçiyor. ve ben mevsimler boyunca bekliyorum işte hala. düzenli, küçük, sakin, huzurlı, güvenli bir yaşam modunu. çabalıyorum da.

    ama olmuyor. olmuyor bazen. olamıyor.
    bazen -hala- çabalıyor olmak, aptal gibi hissettiriyor

  • baba olamamak

    biyolojik anlamda bişey ifade etmez.
    biyolojik babam bana, 7 kat ellerin atmayacağı nice kazık atmıştır. kendisi sevgisizliğin, menfaatçiliğin, aşağılık kompleksinin, aile içi şiddetin filan vücuda gelmiş; iki ayak üzerinde yürüyen halidir.

    biyolojik olarak baba olmaya elverişsiz bi durumdaysanız bile takmayın bunu yani.
    kalbinizde karşılıksız verebileceğiniz yeterince sevgi, şevkat; minik bir başı göğsünüze sıkıca bastırıp kokusunu alabildiğinizce içinize çekebilecek kadar evlat hasretiniz varsa, gidip koruyucu aile olun...

    dölleyerek baba olunmuyor.
    emek vererek, sevgi vererek oluyor...

    çocukken ailemin evinden kaçıp çocuk esirgeme kurumuna sığınma hayalleri kurardım bazen... sevgisizlikten ölecek gibi hissederdim o küçücük yaşta. orada severler beni gibi gelirdi...
    eminim o kurumdaki çocuklar da, dışarıdaki ailelerin hepsini birer sevgi yumağı sanıyor...

    en azından biri için bu hayali gerçekleştirebilir, onun sıcacık yuvası, sevgi dolu-müşfik ebeveyni; vazgeçilmez ailesi, canı kadar sevdiği babası olabilirsiniz.
    benim babam gibilerin asla "baba" olamadığı bu dünyada...
    **

  • aldatmayan erkek

    ustama sordum bigün damdan düşer gibi, "abi aldatmadın hiç di mi yengeyi?"
    haza efendiden bi adamdır. evine barkına düşkün, çocuklarına tapan modeldir. dükkan-ev yaşar.

    "yok" dedi.
    "neden" dedim.

    "delfi, şimdi ben 38 yaşındayım, hanım 34. şimdi tabi bakıyosun etrafta gencecik kızlar dolanıyo. çok da güzeller. canı çekmiyo mu bi erkeğin? valla çekiyo bazen. inkar edemem.
    ama sonra düşünüyorum, hanımım da öyleydi eskiden. 16 yaşındaydı bana geldiğinde. bıcır bıcırdı, çok güzeldi. ben onu aldığımda, o da etrafta dolananlar gibiydi.
    şimdi bakıyorum , tabii 2 çocuk doğurdu, vücudu filan deforme oldu haliyle.
    ama bu çocukları bana doğurdu hanımım. biz beraber bi yola çıktık, o bana güzel çocuklar, sıcak bi yuva verdi. sevgisini, ilgisini, ömrünü verdi.
    ben de o 20 yaşındaki delikanlı değilim. bak benim de saçlarım ağardı, ben de kilo aldım. ben de artık geçtim o yaşları.

    yapmadım. bi tarafa eşimi koydum, onun verdiği yılları, feda ettiği şeyleri, emeğini, sadakatini, ona duyduğum sevgiyi.
    öbür tarafa 3 dakkalık zevki koydum.
    'değmez' dedim sonra."

    ...

    çirkin de bi adam değildir bu arada. ama "adam" işte zaten. çirkin olsa noolur.
    yuvaları daim olsun.

  • mutsuzluktan ölmek

    bunu yasayanlara bir onerim var.
    herhangi bir üniversite hastanesinin acil servisine gidip bikac saat oturun.
    amacsizca. oylesine.
    etrafiniza bakin. ınsanlari izleyin.

    ara ara kan anonslari yapilir. kan grubunuz anons edilirse, usenmeyin kalkin kan merkezine gidin ve kan/trombosit verin.

    ben bugun yaptim. kucuk kizim depo penisilin yedikten sonra gozlem altinda tutuluyorken, cocuk hematolojideki bir hasta icin yapilan bir kan anonsunu duyup kalktim ve kan merkezine gittim...

    benim kizimdan birkac yas buyuk, akdeniz anemili bir yavrucak icin kan verdim.

    nasil anlatayim bilmiyorum babasinin gozlerindeki minneti. ben utandim o minnetten bugun.

    mutsuzluktan ölünmüyor. baska seylerden ölünüyor.
    lutfen bigun onkoloji servisinde turlayin ve ölmenin neye benzedigini koklayin azcik.
    yogun bakim'in kapisinda beklesen hasta yakinlarinin yuzlerine bakin gecerken..

    ve o kan anonsuna mutlaka gidin.
    iyi gelecek o kani vermek.

  • sevgiliye eski sevgiliyi anlatmak

    usturuplu yapilmasi gereken seydir. bi kadin olarak, eski sevgili-ler-inden bahsederken suclayici ifadeler kullanan adamlardan imtina ederim.
    eski sevgililerimden kanli bicakli ayrildigim kimse yok. sevgiyle hatirlarim hepsini. biraz da bu yuzden imtina ediyorum o tip adamlardan. demek sen ne cesit bi boksun ki, boka donusmus bi iliskinin tarafi olmussun gecmisinde.

    benim kayinvalde ayri esinden. cok sahsina munhasir, deli manyak, dunya iyisi ama ayni zamanda cok da zor bi karidir. onu cok sevdigimden dolayi basini baglayasim vardi ne zamandir. mutlu olsun istiyorum. yalnizlik koyuyor artik ona normal olarak. anlattigi bisey yok, ama anlariz biz.

    bi adamla bagladim bunun isini ben. super bi herif. bicilmis kaftan...

    daha baslarda, disarda oturuyoruz. benim taze ask acisi ceken bi arkadasim (erkek), ben, kaynana ve mustakbel beyefendi... eskilerden acildi laf... benim arkadasta 2 eski evlilik var. kaynanada 1, beyefendide 3.

    arkadasim saydirdi biraz tabii. ask acisinin da etkisiyle...
    beyefendi donup babacan bi ifadeyle "olsun, sen gene de deme oyle seyler" dedi...
    arkadasim ona sordu. "peki abi senin eskiler ne ayakti" gibi...

    "tabii yasadik biseyler ama, kadinlar bize gore daha duzgun, daha incelikli varliklardir. ortada bi kusur varsa, benim esekligimdir. helali hos olsun, hepsini sever, hala saygiyla anarim"

    adam o anda ilahlasti gozumde ya. ayni konusma icinde soyledigi bikac seyden daha cok etkilendim. uzun zamandir kimselerde gor-e-medigim bir omurgayi cikarip direk gibi dikti masanin ortasina. kalkarken bi sarildim, bi sarildim buna hicbise soylemeden...
    "sen saol kizim" dedi...

    budur!

  • sevgilimin yüzüne boşaldılar diye başlık açmak

    yaşananın bir cinsel fantezi değil, bir şiddet suçu ve cinsel saldırı olduğunun idrakinde olan adamın yapacağı iştir.
    aklınız ermez. erecek olsaydı zaten ilk entry'si olmayan başlık açmazdınız.

  • boşanmış aile çocuğu olmak

    boşanamamış aile çocuğu olmaktansa, yüz bin kat tercih edebileceğim şeydi.

    bazen boşanmak daha hayırlıdır. kesin bilgi.