debe başlıkları

tanriya allah diyen cocuk113
profili

  • yaş 25 bedel 15 ve 25 gün askerlik

    küfür edecek birilerini arıyorsanız, açık adres verebilirim.

    sene milattan önce 2334. tüm insanlık rahat rahat yaşarken; sargon isminde bir ruh hastası tarihin en büyük trollüğüne imza atar ve yaşadığı bölgeyi çitlerle çevirip "bundan sonra çitlerle çevrili bu alanın adı akkadlar devleti, ben de artık bu devletin kralıyım. işinize gelirse amuğa koduklarım" der ve tarihte bilinen ilk devleti kurmuş olur.

    eğer o gün bir babayiğit çıkıp; "siktir git şuradan mal mısın amk" deseydi ve bu sargon salağının ağzını burnunu kırsaydı, dünya çok daha farklı bir yer olabilirdi inanın buna.

    ama bu mallar ne yapmış?
    - kralımız çok yaşaaaa heeeeyy.

    sargon tabi akıllı adam. bana vergi vereceksiniz diyor, kimseden ses yok. akşam 10'dan sonra bira satışı yasak diyor, bir allahın kulu itiraz etmiyor. ne dese tamam, ne dese kralımız çok yaşaaaaa.
    "iyi yere kapak attık amk" diye düşünmüş olacak ki; yeni bir trollük daha ortaya atıyor ve ilk askeri birliği kuruyor lavuk.

    hayır amk anlamıyorum yaaa valla anlamıyorum. henüz barut bile bulunmamış lan. yıl milattan önce zibilyon. silah desen zaten yok. o kadar askere mıntıka temizliği yaptırıp izmarit toplatayım desen, henüz sigara icat edilmemiş. philipp morris daha portakalda vitamin bile değil düşünsene.

    adam 40 dönüm tarlayı çitlerle çevirip devlet kurdum dedi, ses etmedin.
    ben sizin kralınızım dedi, ağzını açmadın.
    vergi verin dedi, gıkını bile çıkartmadan koşa koşa gittin verdin, bak bunların hepsini anlarım.

    ama "iki bacağının önünde çük olan herkes askerlik diye bir şey yapacak. hatta bunu yapmayana kız bile verilmeyecek." dediğinde şu adamı nasıl oldu da s*kmediniz yemin ederim aklım almıyor.

    sene milattan sonra 2018.
    4320 sene önce, bir avuç salağın her şeyi kabul etmesinden ötürü; ben şu an asker kaçağıyım. toplamadığım her izmarit, soymadığım her patates için kabuslar görüyor, vicdan azabı çekiyorum.

    sırf daha kalabalık oldukları için; benim gibi düşünmeyen bıyıklı amcaların verdiği oylarla beni yönetme hakkına sahip olduğunu iddia eden bıyıklı amcalar, 12 ay boyunca duvar boyamam ve izmarit toplamam gerektiğini dikte ediyorlar.

    ben doğmadan yıllar önce ve benim fikrim sorulmadan konulmuş kuralllar yüzünden; hayatımın en verimli yıllarından 1 tanesini hediye etmem ve bunu coşkuyla kabul etmem isteniyor. sırf iki bacağımın arasında çük adında bir şey taşıdığım için.

    sonra da "ama kredi çekip bize 15 bin lira verirsen, senin çükünü görmezden gelebiliriz." diyor ve aklımla alay ediyorlar.

    ve ben de buna çocuklar gibi seviniyorum.

    senin ben amk sargon!!

  • muharrem ince

    seçimi, kıskanç recep'in baskıları sayesinde kazanacak olan cumhurbaşkanı adayı. çünkü hep öyle olur. aynısını yaşadım, oradan biliyorum.

    üniversitenin ilk senesinde ayşegül adında bir kıza aşıktım sınıftan. üstelik kızın recep adında da bir sevgilisi vardı. ayşegül'ü her fırsatta aldatan, kandıran, sorumsuz ve şerefsiz bir herifti recep. ama lavuk ne yaparsa yapsın, hatunun gözü ondan başkasını görmüyordu. ya da ben öyle sanıyordum.

    haftanın 2-3 günü mekanlarda müzik yapıp, harçlığımızı çıkarıyoruz ev arkadaşımla. birçok insan tarafından tanınmaya ve sevilmeye başladığımız dönemler.
    bu popülerlik durumu arttıkça, ayşegül'ü göremez oluyorum. ben ne kadar tanınıyorsam, ayşegül benden o kadar uzaklaşıyor. çıldırıcam.

    insanlar bizden bahsettikçe, recep beni kötülüyormuş meğerse kıza. sırf hatunun dikkatini çekmeyeyim diye; insanlar beni anlattıkça benim hakkımda yalan yanlış ithamlarda bulunmuş durmuş aylarca. belki de aşık olduğum kızın gözünde; uyuşturucusu bağımlısı, beyaz kadın kaçakçısı bir homoseksüeldim amk. ve benim dünyadan haberim yoktu.

    bir gün recep'in tüm engellemelerine ve yalanlarına rağmen; dünyanın en güzel tesadüfü meydana geliyor ve otobüste aynı koltuğa düşüyoruz bir okul gezisinde. sil baştan yeniden tanışıyoruz. recepsiz ve gerçek!!

    ''sen hiç de recep'in bahsettiği gibi biri değilsin'' diye başlayan diyaloğumuz, ''yaa sen çok tatlısın'' diye devam ediyor ve dünya tersine dönse bana dönüp bakmayacak olan ayşegül, dönüş yolunda beni ilk kez öpüyor kafası karışık bir şekilde. sonrası, iyilik güzellik..

    sanırım bu bütün receplerin ortak sorunu.
    koyu akp'li bir arkadaşım, muharrem ince'nin star tv'deki programına denk gelmiş geçen akşam kanalları gezerken.

    'ne diyor lan bu cehapeli vatan haini' diye izlemeye başladığı adam, bütün ezberini bozmuş resmen. mesaj atıp, daha önce katıldığı televizyon programlarının video linkini istedi benden. okuduğu şiirden çok etkilenmiş.

    ''aslında adam hiç de recep tayyip erdoğan'ın bahsettiği gibi biri değil lan'' diye başladığı bu çekingen serüven, ''adam doğru söylüyor amk'' olarak devam etti ve sanırım aydın mitinginde oynanan zeybekle de bu iş tamamen bitti.

    şu an birlikte muharrem ince mitinglerinin videolarını izliyor ve sabırsızlıkla 24 haziranı bekliyoruz. sonrası, iyilik güzellik..

  • ekşi itiraf

    kendisini polis veya savcı olarak tanıtıp, insanlardan para ve kontör talep eden uyanık şerefsizler var ya; işte o şerefsizlerin atası bizzat ben olabilirim. sanırım ülkedeki ilk telefon ve kontör dolandırıcısıyım.

    aslında olayın çok masum ve salakça bir başlangıcı var.

    ortaokul yılları. büyük ihtimal doksanların sonu, bir ihtimal yeni bin yılın başı.
    cep telefonlarının yeni yeni yaygınlaşmaya başladığı, telsim'in vodafone, aria'nın henüz avea olmadığı yıllar.

    hatırlayanlar mutlaka olacaktır. aria şirketi gsm pazarına yeni girmiş, kampanya üstüne kampanya yapmakta. son ve en uçuk kampanyasının adı; arandıkça kazan.
    diğer operatörlerden ve sabit hatlardan arandığınız her 1 dakika için, 1 kontör kazanıyorsunuz.

    bu kampanyayı, arkadaşım emrah sayesinde öğrenmiştim. gece herkes uyuduktan sonra ev telefonundan kendini arayıp; sabaha kadar dakika kasıyor ve kontör biriktiriyormuş gerizekalı. üstelik bir kere falan da değil. haftalarca, her gece, sabahlara kadar.

    eve gelen telefon faturası, babasının maaşının 6 katına eşit olunca; okuldan alıp sanayiye çırak verdiler salağı.

    bu arandıkça kontör kazanma işi çok hoşuma gidiyor ilk duyduğumda. emrah kadar salak olmadığım için de; farklı ve daha eğlenceli bir yol buluyorum.

    0532'li, 0533'lü numaralara rastgele çağrılar yapıp, siz kimsiniz diye arayanları dakikalarca işletiyorum.

    rastgele bir numara çaldırıp, şarkılarla şiirlerle öğretmenler gününü kutluyorum örneğin telefonun diğer ucundaki adamın. karşımdaki öğretmen değil, ben onun öğrencisi değilim, üstelik öğretmenler günü geçeli nerden baksan 3 ay olmuş. ama ne farkeder. duygusal öğretmenler günü şiirimin bitmesi ve adamın nihayet söze girip "yanlış aradınız" diyebilmesi, minimum 3 dakika. bu da eşittir 3 kontör demek.

    tam bir profesyonelim ve çok eğleniyorum. sabah erzincanda bir okul servisine kaydımı yaptırıyor, öğlen edirnede bir restoranda yer ayırtıyorum.

    biriken kontörleri de sınıftaki zengin çocuklarına uygun fiyattan gönderip; çok büyük paralar kazanıyorum.

    kandırmaya çalıştığım bir bankacı nasıl başardıysa babamın telefonunu buluyor ve bu eğlenceli macera eşeğin sudan gelmesiyle son buluyor.

    ama asıl eğlence de şimdi başlıyor. hem de ne eğlence.
    kontör ticaretinden zaten yeterince zengin olmuşum, nakit sıkıntım yok. günümün çoğunu da internet cafede geçiriyorum. fake bir kız msn'i açmış, yepyeni avlar peşindeyim. msn adresimi ekleyen ekleyene. aynı anda 60 kekoyla mesajlaşıyor, aynı anda 15 apaçiyle büyük aşk yaşıyorum.

    bir erkek numarasını bile bilmediği bir kıza neden 500 kontör gönderir amk?

    - bugün kontör yüklemezsem, hattım kapanacak. ve hattım kapanırsa bu numarayı abim kullanacak. bu yüzden kontör yüklemeden numaramı asla veremem, üzgünüm aşkım.

    + kontör kartının arkasındaki şifre 72728828282727372. yükle hemen ara beni. seni seviyorum.

    yalan değil, 10 günde 6 salağa kontör aldırmıştım. çok büyük oynayıp, çok büyük kazandım.

    o yaşta bunları planlayabildiğim halde; çiftlikbank gibi muhteşem bir projeyi tosuncuğa nasıl kaptırmışım, anlamak güç.

  • ekşi itiraf

    aşk konusunda lanetlenmiş olabilirim. otuzuma merdiven dayadım ama şu uzak mesafe ilişkisi lanetinden bir türlü kurtulamıyorum.
    işimi garantiye alıp tekirdağ emniyet müdürünün kızıyla sevgili oldum, adamın bayburta tayini çıktı amk. elli tane kadını yanyana dizip; bir tanesini seçmemi isteseler, ne yapar eder ertesi sabah ankaraya otobüsü olan hatunu seçerim. öyle boktan bir lanet.

    üstelik bu ilişki türü için en uygunsuz adam da ben olabilirim. kelimenin tam anlamıyla telefonla konuşma özürlüyüm örneğin. ne konu açmayı ve saatlerce bu konu hakkında sevgili sohbeti yapmayı becerebilirim, ne de romantik iltifatlar edebilirim.

    çiçekçiye işe giren sevgilime; "insan hiç kendini satar mı" diye iltifat etmişliğim var lan benim. çiçek gibisin demeye çalışıyordum kendi aklımca, nasıl bir öküz olduğumu siz düşünün.

    her seferinde ülkenin en geveze hatunlarına aşık olmam da cabası. uyurken bari kapatalım arkadaş şu telefonu. ama yoook!

    elalemin sevgilisi "önce sen kapat" muhabbeti yapar, bana da hep ruh hastaları denk gelir.

    - aşkım kapatalım mı artık?
    + noldu? sıkıldın mı yoksa benden?
    - 4 saattir konuşuyoruz kızım, yeter.
    + yok yok sen kesin sıkıldın benden.

    kapatmasan daha da büyük dert.

    - yaaa aşkım. nolur biraz daha konuşalım.
    + peki peki tamam.
    -
    +
    - eee??
    + eee derken!!
    - ee anlat hadi bir şeyler.
    + manyak mısın kızım sen? konuşalım diyen sen değil miydin?
    - sen artık beni sevmiyorsun!!

    aga siz hiç sevgilinizi aramadan önce; bir kağıda "konu başlıkları" not ettiniz mi? yemin ederim ben yaptım. "ee anlat" cümlesini her duyduğumda; prompter'dan miting yapan reis gibi kopya çekiyor ve muhabbete devam ediyorum.

  • 10 nisan 2018 roma barcelona maçı

    allah insana fakir şansı versin aga. ben böyle şey görmedim.

    tivibu faturasını ödemem için evdekilerden aldığım parayı, manitayla yedim dün akşam. üstelik evdekilerin bu durumdan haberi yok. city-liverpool maçı başlamadan 5 dakika önce yayını kesti ipneler. saatlerdir babamı roma maçını izlemesi için ikna etmeye çalışıyorum.

    - lan açsana tivibu'yu. city çevirebilecek mi bakalım.
    + ya baba boşver şimdi city'i. roma tarih yazacak bu akşam. hem bak cengiz de kulübede.
    - senin futbol bilgine sıçayım ben. lan açsana diğer maçı.
    + ya bi dur. tarihin futbol mucizesi yaşanacak bu akşam.
    - valla mal bu çocuk.

    3. golden sonra babamın bana öyle bir bakışı vardı ki, anlatamam. sırf parasızlıktan tarihe tanıklık ettik amk.

  • e-devlet alt-üst soy bilgisi sorgulama

    babaannemin babaannesi sayesinde bütün tekirdağ ile akraba olduğumu öğrenmeme vesile olmuş devlet hizmeti.

    2 ihtimal var. hatun ya 7 hocalı hürmüz, ya da afedersiniz .....

    kadının 5 çocuğu var. beşinin de baba ismi farklı amk. kadının heykelini kent meydanına diksek yeridir.

  • rtük'e internet yayını denetleme yetkisi verilmesi

    youtube'u ya da ergenlere yönelik youtube kanallarını bilmem ama internet üzerinden yayın yapan dizileri de kapsayacaksa; büyük rezalet çıkarır.

    can manay içi su dolu bardağı bir dikişte bitirir ve ekler.

    - elhamdülillah.

  • ekşi itiraf

    ne zaman bir ilişkim bitse ve ne zaman bir ayrılık yaşasam; aynı şeyler oluyor.

    "içip içip kesin mesaj atarım" diye düşünüp numarasını sileyim diyorum. numarayı silerken; her seferinde yanlışlıkla ezberliyorum.

    hayır bir de hiçbir şekilde unutamıyorum amk. kısa mesajın 4 kontör olduğu dönemlerdeki lise aşkım yeşim'in de numarası ezberimde, üniversite aşkım pınar'ın da.
    geçen yaz bodrum'da tanıştığım o sarışın kasiyer. adını unuttum ama numarasını hâla biliyorum.

    bu lanet olası obsesif kompülsif bozukluk yüzünden; bilinçaltım 11880 çöplüğüne döndü. numarayı bir kere görmem ve "ezberlememeliyim" diye düşünmem yeterli.

  • sokakta röveşata çeken adam

    2014 yılının yaz dönemi. çanakkale'de bir barda garsonluk yapıyorum. biraların, votkaların havada uçuştuğu hareketli bir cumartesi gecesi. mekan tıklım tıklım dolu.

    bir eleman geldi, tek başına. kendi halinde zararsız bir tip. hepiniz bilirsiniz; tek başına gelen erkekler pek hoş karşılanmazlar böyle mekanlarda. bu yüzden mekanın arka taraflarında bir masaya oturmasını rica ettik. adam hiç ikiletmedi, 'masa masadır' dedi, gitti oturdu. tamamen kendi halinde. söyledi birasını, içmeye başladı. ne yan masasında kimin oturduğu umrunda, ne de mekanda çalan müzikler. kulaklığını takmış, kendi kendine müzik dinliyor.

    3. biranın ortalarındayken; elemana bir şeyler oldu. oturur vaziyette dans etmeye başladı. hepimiz işi gücü bıraktık, lavuğu izliyoruz. gerdan kırmalar, omuz silkmeler, neler neler. sonra oturduğu sandalyeden ayağa kalktı, başladı moonwalk yapmaya. güzel de oynuyor piç.
    ama hiç kimseye bir zararı yok. tamamen kendi halinde.

    bizim patron rahatsız oldu.
    ''kaç kere söylemem gerekiyor evladım. şöyle kekoları mekana almayın bir daha'' diye söylenmeye başladı. ama adamın gerçekten hiç kimseye bir zararı yoktu. kendi halinde eğleniyordu, canı dans etmek istemişti ve kimseyi rahatsız etmeden canının istediği şeyi yapıyordu. ben asla yapamazdım örneğin onun yaptığını. yanlış olduğunu düşündüğümden falan da değil üstelik. utandığımdan, sadece utandığımdan. yan masadaki kız güler mi diye çekindiğimden veya elalem ne der diye düşündüğümden. ama hayatta yapamazdım. eleman dans etmeye devam ediyordu ve müthiş eğleniyordu.

    atın şu kekoyu mekandan dedi bizim yavşak patron. ''burası düğün salonu mu?''

    güvenlikler masaya gittiler ve adamı dışarı davet ettiler. adam hiç istifini bozmadı amk. yerine oturdu, kulaklığını toplayıp cebine koydu ve ''rahatsız etmek istememiştim, kusura bakmayın. hesabı alabilir miyim'' dedi.
    sakince çıkıp gitti mekandan.

    ''yavşaklar ölmez, sadece şekil değiştirir'' der ünlü bir yazar. ve o akşam kendi halinde dans eden o adama 'keko' diyen zihniyetle, dün akşam bu güzel abimize 'sığır' diyen zihniyet aynı yavşak zihniyet.

  • aykut kocaman

    2 sene önce ramazan ayıydı. hatta sanırım ramazanın da son günü falan.
    ertesi gün 9 günlük tatile girecektik ve çok heyecanlıydık.

    mesainin bitmesine dakikalar kala patronla tartıştık. sebebini hatırlamıyorum ama ciddi anlamda birbirimize girdik.
    kafaya koydum, işi bırakıyorum.

    istifa dilekçemi yazdım, mesai arkadaşlarımla falan vedalaştım. ciddi ciddi gidiyorum.

    bir arkadaşım vardı, oktay. tam bir donanım haber ölücüsü.

    “aga sen mal mısın amk” dedi ve gülmeye başladı.
    - niye lan?
    + aga bence yarın istifa et.
    - yarın tatil.
    + o zaman ertesi gün istifa et amk.
    - aga o gün de tatil.
    + olsun lan. sen de 3 gün sonra istifa edersin.
    - 9 gün tatil oğlum.
    + nihayet kafan çalışmaya başladı amk. 1 saat daha bekle. zaten 9 gün tatil, hiç çalışmadan para alacaksın. tatil bitince de gelir, istifanı verirsin.
    - oğlum ayıp lan, hiç etik değil.
    + sen mi kurtarıcan şirketi, sanane amk?

    oktay’ın tavsiyesini dinledim ve istifa etmek için bayram tatilinin bitmesini bekledim. 9 gün boyunca çalışmadan para aldım. ben mi kurtarıcam şirketi banane amk?

    bunu bizim oktay bile düşünebiliyorsa; aykut her türlü düşünmüştür.
    milli maç arası var bu hafta. nerden baksanız 15 gün resmi maç yok. aykut mal mı amk istifa etsin. adam ayda zilyon tl para kazanıyor. 15 gün boyunca çalışmadan para almayı kim istemez?

    aykut mu kurtaracak kulübü, ona ne amk?

  • hayatınızda bir türlü sırrını çözemediğiniz olay

    bunu daha önce yazmıştım diye hatırlıyorum. aradım ama bulamadım.

    16 yaşındaydım, belki de 15.
    s*ke sopa, ekmeğe mama dediğim yıllar. küçüğüm, bildiğiniz çocuğum..

    müşerref diye bir kızla mesajlaşıyoruz o zamanlar.
    ben kıza ilan-ı aşk ediyorum, kız beni arkadaş olarak görüyor.
    ben yarın buluşalım mı diyorum, kızın yarın işi çıkıyor..
    o kaçıyor, ben kovalıyorum.

    bir de yalan yok; çok çirkinim. öyle evladım olsa; fem dersanesine yazdırır, fetö'den ihbar ederim.. öyle bir tipim var.
    bu kız bana bakar mı demeden, allah ne verdiyse yürüyorum. yapmadığım şebeklik kalmıyor. uzuun günaydın mesajları, süslü aşk mektupları, şiirler, şiirler, şiirler..
    cemal süreya görse; şiire ve aşka küser, o derece kötüler.

    bir hakan abimiz var mahallede. kızların efendilere tercih ettiği piç erkek. idolüm..

    bir gün elimden telefonu alıp, soruyor.

    - kimle mesajlaşıyon lan sen?
    + müşerrefle abi. sınıftan.
    - çıkıyor musunuz?
    + yok be abi, ne çıkması. beni arkadaş olarak görüyor.

    mesajları açıp, okuyor. süslü cümlelerimi, komik şiirlerimi, hepsini, tek tek..

    - tek bir mesaj atıcam. ama mesajı sen görmiyceksin.
    + ne yazıcan ki abi?
    - sanane lan yarrak.
    - peki abi..

    bir mesaj atıyor ve gönderdiği mesajı silip; telefonumu geri veriyor. ne yazdığını bilmiyorum.
    çok geçmeden de cevap geliyor.

    - yaaa gerçekten mi şapşaaaaal :)

    "aynen" falan deyip konuşmayı sürdürüyorum ama konuyu bile bilmiyorum amk. büyük sıçmak üzereyim..

    derken bir mesaj daha geliyor..
    - yarın buluşalım mı?

    - abi buluşalım falan diyor bu. sen ne yazdın ki? nolur söyle.
    + lan sus! git buluş işte. o kız sende.
    - peki abi.

    yarın buluşuyoruz. müşerref benden hoşlandığını söylüyor. sevgili oluyoruz ve ben o mesajda ne yazdığını hâla bilmiyorum..

    hakan abi!! buraları okuyor musun bilmiyorum. ama büyüksün abi. harbiden çok büyüksün..

  • merhaba ben yılmaz vural sorularınızı cevaplıyorum

    yılmaz hocam selamlar. özür dileyerek söylemem gereken bir şey var.
    sizden nefret ediyorum..

    yanlış hatırlıyor olabilirim ama 1998 ya da 1999 yıllarıydı. 10 yaşlarında falanım. o zamanki ismini hatırlamıyorum ama şimdiki adıyla çanakkale dardanelspor'u çalıştırdığınız dönem.

    8-12 yaş altyapı futbolcu seçmeleri yapılacak. babamları güç bela ikna edip; çanakkale'ye geldim. yol bilmem, iz bilmem. nasıl heyecanlıyım bir görseniz. laf aramızda kendime de çok güveniyorum.
    o zamanlar; şimdiki gibi saat başı otobüs yok tekirdağ'dan çanakkale'ye. sabahın köründe çanakkale'de olmuştum çok iyi hatırlıyorum. tam 6 saat tek başıma bekledim.

    ismini hatırlamıyorum ama sarı uzun saçları olan bir altyapı hocası vardı. siz sanırım o dönem a takımı çalıştırdığınız için; futbolcu seçmelerinde o görevliydi. belki de futbolcuydu, emin değilim. nejat mı, necdet mi öyle tuhaf bir ismi vardı. (necdet diyelim.)

    önce 12 yaş grubunun maçı oynandı. hocam görseniz; nasıl da yeteneksiz çocuklar. bir çoğu top sürmekten aciz. taş çatlasın 1 ya da 2 çocuk vardı dikkat çeken. onlar da zaten hemen kenara çağrılıyor ve iletişim bilgileri isteniyordu.

    sonra 11 yaş grubunun seçmeleri yapıldı. ülke futbolunun şu anki halinin tek sorumlusu bu yaş grubu olabilir hocam. ben bu kadar yeteneksiz bir topluluğu bir arada hiç görmedim. izledikçe heyecanım artıyor, izledikçe kendime daha çok güveniyordum. hepsi rezalet. o sarı saçlı altyapı hocası bile sıkıldı izlerken, o derece kötüler.

    ve nihayet sıra bize geldi. 1988 doğumlular. siz bilmezsiniz; bu nesil insanlık tarihinin en şanssız neslidir hocam.
    dünya kupası oynanır mesela. 7'den 70'e herkes ekran başındadır, sadece bizim nesil izleyemez. biz o saatlerde liselere giriş sınavı için ter döküyor oluruz. kosta rika maçının ikinci yarısına yetişmek için; geleceğini feda eden şanssız bir nesiliz biz.
    sınav sistemi değişir örneğin, yine bizi vurur. bedelli çıkar, sadece bizi kapsamaz. işte öyle tuhaf bir nesiliz.

    neyse hocam.
    turuncu formalı takımın orta sahasındaydım. maça başlayalı daha 1 dakika olmamıştı ki; tesislerin kapısından içeri girdiniz ve necdet hocayı yanınıza çağırdınız. necdet hoca da maçı bırakıp; hemen yanınıza koştu. tam bir yalakaydı.

    ''boyron hocom.''

    ve ben o gün hayatımın topunu oynadım yılmaz hocam. 4 tane gol attım, çalımlamadığımın da hatrı kaldı. ama izleyen yoktu be hocam. sahaya dönüp bir kere olsun bakmadınız. bakmadığınız gibi; bakanı da engellediniz. hayatımı mahvettiniz hocam, futboldan soğuttunuz. eğer o gün yarım saat daha sabretseydiniz; belki de bugün milan'da oynuyordum hocam. ama şimdi? milan maçında 2.5 gol üstü olsun diye bekliyorum.

    sahi hocam!! neydi o kadar önemli olan?

  • 6 ekim 2017 türkiye izlanda maçı

  • furkan bölükbaşı

    yarın sabah uyanır uyanmaz marmara üniversitesi'ne gidip rektörlüğe adaylığımı koymayı düşünüyorum. bu kör cahilin araştırma görevlisi olduğu kurumda; ben en kötü ihtimalle dekanlık yaparım.

    dün girdiğim bir entry üzerinden kendisiyle mesajlaşma fırsatı bulduk. özel mesajların görselini paylaşmak sözlük kurallarına aykırı olduğu için bunu yapamıyorum. eğlenmek isteyen olursa mesajla gönderebilirim.

    kendisi ''eğer bir gün benim söylediklerim bilimle ters düşerse; bilimi seçin'' sözünü atatürk'ün değil de freud'un söylediğini iddia etti. kahkahalar atarak ekranı yumrukluyordum ki; hatasını farkedip ikinci bir mesaj attı.

    ''ama tam emin değilim. nazım hikmet ya da can yücel de olabilir..''

    yok nejat işler amk..

  • atatürk'ü sevmeme hakkı

    rahman adında bir çocukluk arkadaşım var benim. babası imam, annesi kuran kursu hocası. böyle bir ailede doğup büyüdüğü için; o da muhafazakar bir kafa yapısına sahip. düşüncelerine ve hayat görüşüne katılmasam da, kendisini severim. fikri de, zikri de birdir.

    atatürk'ü sevmez rahman. ilkokuldan sonra okumadığı için tarihini pek bilmez. babasının anlattığı hikayelerle büyüdüğü için; bir yağmur bulutunun bütün anzak askerlerini içine alıp telef ettiğine inanır. balıklı göl'deki balıkların kurtuluş savaşında savaştığını ve yunan askerlerini evliyaların denize döktüğünü sanacak kadar da cahildir.

    küpe takmaz rahman. ona göre küpe bir kadın takısıdır ve erkeğe haramdır. bilgisayar başına asla oturmaz çünkü internet kıyametin habercisidir ve şüphesiz ki şeytanın bir oyunudur. bilime asla inanmaz. bilim dış güçlerin islam düşmanlığı yapmak için ortaya attığı çirkin bir yalandır. 9 yaşındaki dünyalar tatlısı kızı rabia'yı okutmayı asla düşünmez ama eşi rahatsızlığında kadın doktora muayene ettirebilmek için hastane koridorlarında olay çıkartır.

    atatürk'ü sevmez rahman ve siz ona bunun için asla kızamazsınız. çünkü okumaz, çünkü öğrenmez, çünkü bilmez. atatürk sayesinde kazandığı özgürlükleri asla kullanmaz ve ona göre bir hayatı vardır.

    atatürk'ü sevmez ama atatürk hakkında hiç konuşmaz rahman. çünkü tanımaz. tanımadığı ve bilmediği insanlar hakkında yorum yapmamayı iyi bilir ve siz ona asla kızamazsınız.

    bir arkadaşım daha var. ismi lazım değil ama o da sevmez atatürk'ü. mustafa kemal'in kurduğu cumhuriyetin bütün nimetlerinden sonuna kadar faydalanır ama atatürk'e etmediği hakaret kalmaz. bu topraklardan atatürk gibi bir değer çıkmamış olsaydı; en iyi ihtimalle çorap kokan medreselerde din eğitimi göreceğini bilecek kadar eğitimli, kızlı erkekli sınıflarda özgürce eğitimini alacak kadar şanslı ve tüm bunlara rağmen utanmadan atatürk'e dil uzatacak kadar ikiyüzlü bir arkadaş.

    sözlerim bilime ters düşerse bilimi seçin diyen bir önderin kurduğu cumhuriyette genetik mühendisliği okuyan ama bilim şeytan icadıdır diyen zihniyeti savunmak adına her fırsatta atatürk'e iftira atan bir arkadaş.

    evet atatürk'ü sevmeme hakkı kesinlikle vardır. bu anayasal bir suç ya da büyük bir günah değildir ve siz rahman'a asla kızamazsınız.
    ama küpeli ve kovboy şapkalı fotoğrafını bile mustafa kemal'in kılık kıyafet ve şapka devrimi'ne borçlu olan, ama her fırsatta atatürk'ün ilke ve inkilaplarına dil uzatan arkadaşa ne deseniz haklısınız. çünkü onunkisi hak değil şerefsizliktir.

  • 2 ağustos 2017 başakşehir club brugge maçı

  • fetullah gülen'e küfür etme özgürlüğü

    muhteşem bir şey lan. yemin ederim mevcut hükümetin en büyük başarısıdır bu.

    çok değil bundan 3 sene önce; fetullah piçine "çete" demeye bile korkardın. ülkenin yüzde 50'lik kesimi hemen homurdanmaya başlardı.

    " son mohtorom hoco ofondo hozrotlorono hokorot odomozson."

    sonra bir şey oldu ve devran döndü. ben artık o muhterem hoca efendi hazretlerine rahat rahat yavşak diyebiliyorum mesela, ağzımı yaya yaya "orrrrrrrrospu çocuğu" diyebiliyorum ve sırf bu şerefsize küfür edip, göte göt dediğim için; sabah saatlerinde evime şafak baskını yapılmayacağını da biliyorum.

    çok eğlenceli amk. hepinize tavsiye ederim. bakın şimdi.

    " senin ben olmayan şerefini sikeyim türk düşmanı şerefsiz. kötü emellerine dini âlet edip insanları kandıran orospu çocuğu. 15 temmuz gecesi şehit olan yüzlerce masum ve günahsız vatan evladının hesabını elbet soracağız senden yalancı katil. yavşak hırsız. amerikanın köpeği, terörist sevici yavşak. "

    bakın hiçbir şey olmuyor. valla çok eğlenceli. oluk oluk sövüyorum ve vakti zamanında bu orospu çocuğuna "hoca efendi" diyen %50'lik kesim bile ayakta alkışlıyor.
    çok enteresan.

  • ruhi çenet'in ıssız bir adada ölmesi

    (bkz: ruhi çenet kim amk)
    sözlükte de var bunlardan. ilgi çekmek için itiraf başlıklarına intihar notu yazan boş tipler.
    ruhi de bir şekilde amacına ulaşmış ve sözlükte gündem olmuş.

    edit: mesaj kutum şenlendi amk.
    "ruhi çenet'i nasıl tanımazsın" diyen de var, "ruhi'nin ilgi çekmeye ihtiyacı mı var gerizekalı" diyen de.
    ikna oldum lan tamam. adam ölmüş. hatta şöyle olmuş bak.

    - ben gidiyorum anam. olur da ölürsem bu videoyu youtube'a yükle.
    + aman oğul. ne ölmesi? ne videosu?
    - ölürsem 5 milyon izlenmesi var bu videonun. paraya para demezsiniz.
    +aslan oğlum benim.

    ulan ne boş adamlarsınız ya?

  • fi

    kitabı okumadım. sezon finalini de az önce izledim.

    --- spoiler ---
    dizi başladığından beri, içten içe avucunu yalamasını istediğim can manay karakterinin; sonunda duru'yu yaladığı bir final oldu.
    --- spoiler ---

    içten içe hep "benim sevgilim var amk abazası" diyen bir duru hayal ettim. öyle olsun istedim. çünkü bu olayın bir benzerini yaşamışlığım var.

    öğrencilik yıllarım. sahibinden kiralık ev arıyoruz, ama nafile. kiralık evler ya öğrenciye verilmiyor, ya da emlakçıdan.

    öğrencilere yaptığı kolaylıklarla tanınan bir emlakçıdan bahsediyor arkadaşlar. soluğu ofisinde alıyoruz.
    emlakçı şehir dışında olduğu için, yerine elemanı bakıyor.
    adı gizem. dünyalar güzeli bir hatun.

    kendisinin de oturduğu apartmanın en üst katında boş bir daire olduğundan ve düşünürsek seve seve kolaylık yapabileceklerinden bahsediyor.
    hep beraber bahsettiği daireyi görmeye gidiyoruz.

    "sen buna kiralık daire demişsin ama, bu bildiğin uçan daire."

    deniz manzaralı, geniş teraslı, bütün eşyaları henüz alınmış, eşyalı kiralık lüx daire.
    kirası 900 tl. o yıl öğrenim kredisi aylık 240 lira yatıyordu, gerisini siz hesaplayın.
    öğrencilik şartlarında o evi tutmamız mümkün değil.

    ben o dönem yerel bir radyoda program sunuyorum. öğleden sonra başlayan ve akşama kadar süren bir program. şehirdeki aktivitelerden falan bahsediyor, hediyeler dağıtıyoruz. fırsatlar şehri adında sıkıcı ve reklam kokan bir program.
    ama inkar edemem, iyi para kazanıyorum.
    ben kazanıyorum kazanmasına da; arkadaşlarımın durumu pek parlak değil. bu evi tutarsak; kirayı ödemeleri imkansız.

    - ev bu. öğrenci için ne kadar uygun olur bilmiyorum ama; daha güzelini bulamazsınız bunu iyi biliyorum. alt katta da ben oturuyorum.
    + tamam tutuyoruz.

    kız öyle güzel ki; radyodan aldığım bütün parayı evin kirasına gömmeye razıyım.

    - lan oğlum mal mısın? kişi başı 300 tl kira yapar. ne tutması, ne kiralaması.
    + aynen lan. ben maksimum 150 lira verebilirim.
    "tamam oğlum ya, sikicem para muhabbetinizi. üstünü ben karşılarım, ev çok güzel."

    şaka değil, evi cidden tutuyoruz. harunla orhanın payına düşen toplam kira 300.
    geri kalan 600 lirayı kendi cebimden karşılıyorum.

    tek hayalim var, alt kattaki gizemle yakınlaşabilmek. tamam belki can manay gibi evini dikizlemiyorum ama; sebepli sebepsiz zilini çalıyor, tuz istiyor, sürekli bir şeyler soruyorum. kendimi eve davet ettirmek tek amacım. ama bir türlü pas vermiyor.

    + internet şifreni alabilir miyim gizem? radyoya bir mail göndermem gerek. çok önemli.
    - ne radyosu ya?
    + aaa ben sana söylemedim mi? ben radyoda program sunuyorum.
    - sen ciddi misin?
    + aynen. truva fm. haftaiçi hergün öğlen 2'de başlıyor.
    - ne programı bu?
    + şiir ve sanat üzerine bir sohbet programı. * konuklarım falan oluyor, istersen dinle yarın.
    + dinliycem mutlaka.

    kafama sıçayım. senin neyine şiir ve sanat üzerine radyo programı. kaybedenler kulübü müsün sen? altı üstü kardeşler kundura'nın bir alana bir bedava kampanyasını tanıtıp; ilk arayan dinleyene çakma converse hediye edeceksin. şiir ve sanatmış. mal!

    ertesi gün radyoya gidip; reklam metinlerini ve yayın akışını alıyorum. iki kadın giyim mağazası, bir de mobilyacı reklam vermiş. bir tane de kitabevi açılmış. 10 kişiye kitap hediye edip, reklam yapacaklar.

    heyecanlı bir şekilde yayına başlıyorum.

    kitap evinden konuya girip, şiirden çıkıyorum. cemal süreya'dan bir şiir okuyup, bir şarkı molası veriyorum.
    kadın giyim mağazasından konuya girip, kadınlardan ve aşktan bahsediyorum.
    sesime de böyle boğuk boğuk, bohem bir hava katmaya çalışıyorum ki daha çekici olsun.
    programın ismini diyaframdan reklamlar olarak değiştirsek; yemin ederim sırıtmaz.
    saçmalıyorum, saçmalıyorum, saçmalıyorum..

    - merhaba. yaa kusura bakma bu saatte rahatsız ettim ama; sıcak şarap yapıyordum. bizde karanfil kalmamış, sende varsa biraz alabilir miyim?
    + wooouuuwww. sıcak şarap mı?
    - aynen. bu arada dinledin mi bugün programı?
    + dinleyemedim canım yaa. erkek arkadaşım geldi bugün, film falan izledik. fırsatım olmadı.

    beynimden vurulmuşa dönüyor, karanfili alıp eve gidiyorum.
    yarım saat geçmeden kapı çalıyor ve o geliyor.
    elinde 2 tane şarap kadehi, yüzünde mahçup bi gülümseme, tüm güzelliğiyle karşımda.
    tıpkı bu bölümde can'ın kapısını çalan duru gibi. istekli, kararlı ve çok güzel.

    - yaa sen öyle sıcak şarap falan deyince canımız çekti. erkek arkadaşımla biz de içmek istiyoruz. fazla yaptıysan 2 kadeh alabilir miyim?
    + yapmadım yaaa ben sıcak şarap. vazgeçtim, içesim yok pek.

    hayallerim yıkılıyor, kahroluyorum. bu da yetmezmiş gibi; yayın akışının dışına çıktığım için ertesi gün işimden oluyorum.
    hayatım sikiliyor.

    neden ulan neden?
    karizmatik ses tonuysa; aynısını ben de yapıyorum.
    program sunuculuğuysa, bende de var.
    ulan telefonum bile samsung be vicdansız.

    ne eksiğim var benim manaydan. su mu? su içmiyorum diye mi söyle.

    su demişken sayın dinleyenler. ilk arayan 3 şanslı dinleyicimize; kalabak su'dan 19 litre damacana hediye.

    hayır hayır delirmedim, gözüme şanslı psikolog kaçtı.

  • hayır diyenlerin korkmamasının nedeni

    damarlarındaki asil kan sayesindedir.