debe başlıkları

marston and son14
profili

  • aykut kocaman

    ali koç'un, kendisinin geride biraktigi ekibiyle ilgili yaptigi aciklamalar, cok sukur turk futbolunun son 30 yili hakkinda saglam bir hafizaya sahip oldugum icin, beni hic sasirtmamistir...

    aykut kocaman, fenerbahce'ye, sakaryaspor'dan, 1988 yazinda geldi... kulupten gidisiyse 1996 yazina denk geldi...

    kulupte gecirdigi sekiz sezona bakildiginda o donemde fenerbahce iki sampiyonluk gordu... biri ilk sezonu olan 1988-89 sezonunda, biri de son sezonu olan 1995-96 sezonunda...

    ilk sezonunda caylaklik donemindeydi ve takim icerisinde herhangi bir agirligi yoktu... son sezonunda da, yasinin da etkisiyle artik geri planda kalmaya baslamisti... sezon basladiginda takimin ideal forvet ikilisi elvir boliç-dalian atkinson'di, hatta bu ikilinin ilk alternatifi de feyyaz uçar'di... daha sonra feyyaz'in ara transferde ayrilmasi ve atkinson'in da sezonun ikinci yarisinda yasadigi sakatliklar, sezonun son bolumunde aykut'un tekrar forma sansi bulmasina yol acmisti... zaten meshur trabzon macindaki golu de bu esnada gelmisti...

    aykut'un takimin onde gelen isimlerinden oldugu 1989-1995 araligindaysa fenerbahce, tarihinin en uzun sampiyon olamama donemini yasadi... bu alti sezonda uc ikincilik, bir dordunculuk, iki de besincilik elde edildi... aykut kocaman ve oğuz çetin'in basini cektigi "sakaryalılar grubu" adinda bir cetelesmenin, takim icerisindeki etkinligi de sagir sultan tarafindan bile duyulmustu... ozellikle 1991 yazinda tanju çolak'in transferi sonrasında oguz ile birlikte tanju'ya karsi cephe aldiklarini gormemek icin kor olmak gerekiyordu... oguz'un pas tercihleri hep aykut'aydi, tanju'nun attigi gollerde de genelde gerson, novak ve ridvan asist yapiyordu...

    gelelim ali şen tarafindan, 1996 yazinda, oguz ile birlikte kulupten gonderilmesine...

    ali sen, bu kararin gerekcesi olarak, kritik trabzon maci oncesinde soz konusu ikilinin, kendisiyle prim pazarligi yapmaya kalkismasini, ozellikle de aykut'un bu konuda cok israrci ve negatif bir tavir takinmasini gostermisti...

    ancak aykut, trabzon maci sonrasinda oyle bir hamle yapmisti ki, ali sen'in bu aciklamalari yillar yili ciddiye bile alinmadi...

    aykut, macta galibiyet golunu atmisti ve sampiyonlugun kilidi de 2-1'lik galibiyetle acilmisti... ancak aykut, ali sen ile yaptigi son gorusmenin ardindan, baskanin kendisini gelecek sezon icin kadroda tutmayacagini da adi gibi biliyordu... hazir eli de gucluyken, macin hemen ardindan, sicagi sicagina, futbol kamuoyunun hic alisik olmadigi bir aciklama yapti mikrofonlara... trabzonlu oyuncularin da en az kendileri kadar emek sarfettigini, onlarin da sampiyonlugu en az kendileri kadar hak ettigini, ancak bugun alinan sonuctan sonra onlarin hic de hak etmedikleri bir kotu muameleyle karsi karsiya kalacaklarini bildigini, bu yuzden de attigi gole doyasiya sevinemedigini ifade ediyordu...

    sadece soylenenlere bakildiginda dunya futbol literaturune girecek cinsten bir fair-play ornegiydi belki bu... ama ardindaki niyet, sezon sonunda gonderildiginde "ali sen, aykut'u malum aciklamalari icine sindiremedigi icin gonderdi" algisini kamuoyunda yaratmakti... gercekten de bu konuda son derece basarili oldu... bugun bile insanlara sorsaniz, cogunluk "ali sen, aykut'u o aciklamalari icin gonderdi" der... e peki aykut'un yaninda oguz niye gitti, dusunmez...

    aykut kocaman fenerbahce'den futbolcu olarak ayrildiktan yaklasik dort sene sonra teknik adamliga basladi... 2005-2006 sezonundaysa, fenerbahce ust uste ucuncu sampiyonluguna giderken, 1 ekim 2005 konyaspor-fenerbahçe maçı ile birlikte fenerbahce'yle arasindaki ilk ciddi gerilimi de yasiyordu... macta fenerbahce 2-0 geriye dusmus, nicolas anelka'nin konya kalecisine eliyle yaptigi faulu hakem özgüç türkalp'in gormemesi neticesinde buldugu golle farki bire indirmis, ardindan da pes pese uc gol daha bularak sahadan 4-2'lik galibiyetle ayrilmisti... macin ardindansa aykut kocaman, acik acik fenerbahce'nin hakemi ayarladigini ima ederek "bu kirli duzen, duzelmek icin bir kurban istiyor, bu macla birlikte futbol kariyerimi sonlandiriyorum" diyordu...

    sonrasinda elbette aykut kocaman futbol kariyerini falan sonlandirmadi ama fenerbahce'nin zirve yolundaki uc rakibi birden ertesi gun sahaya "el değmemiş temiz bir lig istiyoruz" pankartlariyla cikti ve sezon boyunca da kamuyounda fenerbahce'nin masabasi oyunlarla zirve yarisina tutundugu, rakiplerininse alinteri ve emekle bu cirkinlige karsi mucadele eden birer sovalye gibi oldugu algisi olusturuldu... bunun sonu da nereye vardi? sezonun denizli'de oynanan son macinda sahaya onlarca defa tecavuz edilmesine ragmen, butun sartlar macin tatil edilmesi ve 3-0 fenerbahce lehine tescil edilmesine isaret ederken, hakem selçuk dereli, en az 30 dakika duraklamis bu maci sadece 16 dakika uzatti ve sonunda da bitirdi... skor 1-1 olunca da fenerbahce lider girdigi son haftada sampiyonlugu kaybetmis oldu... kamuoyunda kimse de, sezon icerisinde olusturuan o algidan oturu, fenerbahce'nin yasadigi magduriyeti dile getirmedi... hatta o 16 dakikalik uzatma da bir lutufmus gibi gosterildi...

    daha sonra ne olduysa, aykut kocaman'in o malum konya macindan sonraki tavri unutuldu ve kendisi 2009 yazinda kulube sportif direktor olarak getirildi...

    asil kayisin kopmasiysa bu esnada yasandi bence... zira sportif direktorlugu zamaninda yaptiklari, lafi hic egip bukmeye gerek yok, dupeduz ahlaksızlıktır...

    takimin kadrosu zaten dar... bununla ilgili problemler de 8'de 8 yapilarak baslanan sezonda sonradan kor topal gidilmesiyle kendisini az cok belli etmis... ikinci yarida yarisin daha da kizisacagi asikar... ustelik avrupa ligi'nde de eleme turlari basliyor... boylesine bir donemde devre arasinda roberto carlos ile yollar ayrilmis... keza colin kazim da gonderilmis... teknik direktor christoph daum transfer istegini defaatle dile getirmis... buna karsilik aykut kadromuz yeterli demekle yetinmis... ustune de sadece gökhan ünal transferi yapilmis...

    sonra ne mi oldu peki? o daracik kadro, ozellikle subat ayinda oylesine eksildi ki ic sahadaki lille macina 13 kisiyle cikmak zorunda kaldi... sampiyonluk da son macta tek bir golle kacti...

    sezon sonundaysa aykut, daum'un yerine teknik direktorluge getirildi ve o "yeterli" dedigi kadroya mamadou niang, miroslav stoch, joseph yobo, caner erkin ve issiar dia'yi transfer etti...

    dahasi, cicegi burnunda fenerbahce teknik direktoru, bakin sadece 10 hafta once nasil bir demec vermisti:

    --- spoiler ---

    özellikle şunu da söylemek gerekiyor: belki bu sözlerin açıklaması olabilir. şunu da ifade edebilirim. benim sayın daum'un yerine gelmek gibi bir düşüncem asla ve asla yok. çok net bir şekilde söylüyorum. bu hem kendimi inkar etmek, hem fenerbahçe spor kulübü'nü inkar etmek olur. böyle bir tasarrufum asla olmadı ve asla olmayacak. bunu çok net bir şekilde söylüyorum. ancak sezon sonunda hem pozisyonumla ilgili olarak hem de genel durumla ilgili olarak bir değerlendirme yapma hakkına sahibim
    --- spoiler ---

    inanmayanlar icin link burda... kaynak da baya baya fenerbahce resmi sitesi ustelik...

    sadece bu demecin 10 hafta sonrasinda dediklerinin tam tersi yonde hareket edip daum'un yerine teknik direktor olmasi ve dort ay evvel "yeterli" dedigi kadroya ilk 11'in yarisini degistirecek kadar transfer yapmasi bile aykut kocaman'in ne oldugunu ozetler niteliktedir!

    ancak bunu da cogu goz gormek istemedi...

    fenerbahce'de berbat baslayan ilk sezonunda kafayi alex'e takmisti... fakat devre arasina dogru lider trabzonspor'un sekiz puan gerisinde kalinmasi neticesinde, muhtemelen azizsilinin de etkisiyle, kendisi alex odakli eski duzene donmus ve alex'in de kariyer rekoru kiran performansi sayesinde sampiyonluk gelmistir...

    lakin sonradan bu sampiyonluga malum 3 temmuz camuru sicradi... aykut da basta kendisini kurtarabilmek icin hiz siniri asilmis ama radar bir takima tutulmus! gibi sacma sapan bir aciklama yapti lakin sonradan ne hikmetse yine "3 temmuz operasyonuna karsi dik durus" sergiledigi algisini yaratmayi basardi!

    bundan sonrasiysa alex gidene kadar alex ile ugrasmaya devam etti yine... 12 mayıs 2012 fenerbahçe galatasaray maçı'nda alex'i 75 dakika kulubeye hapsetmesiyse "alex sayesinde bir sampiyonluk daha gelecegine galatasaray kadikoy'de kupa kaldirsin" diyecek kadar kisisel husumetleri yuzunden gozu donebilecek biri oldugunu gosteriryordu aslinda... ertesi sezona girildikten kisa bir sure sonra da muradina erdi ve alex'i kulupten uzaklastirdi, hem de aziz babasini da gayet guzel kafalayarak, alex'i sadece gondermekle kalmadi, elinden geldigince de itibarsizlastirmaya calisti...

    aykut kocaman'in ne denli kotu bir teknik direktor olduguyla ilgili daha once burada defalarca yazdim... isteyen eski entrylerime de bakabilir (bkz: aykut kocaman/@marston and son)

    bunlari daha fazla tekrarlamaktansa son olarak kendisinin medyayi nasil kullandigina da az cok deginip, bugun ali koc'un yaptigi aciklamalar dogrultusunda perde arkasinda neler cevirmis olabilecegini biraz daha iyi anlamaya calismakta fayda var...

    oncelikle turk spor medyasinin yapisindan biraz bahsetmek lazim... (bunu da bizzat icine girip o yapiyi gormus ve fazlasiyla overqualified oldugu icin bu yapida barinamamis biri olarak soyluyorum, haricten gazel okumuyorum - ukalalik yaptigim da sanilmasin, isteyen bugune dek yazdigim entryleri inceleyip cv'mi uc asagi bes yukari gorebilir)... turk spor medyasi, uzun yillar boyunca hic ama hicbir vasfi olmayan, genellikle ortaokul-lise mezunu asalaklarin elinde kalmis... 1990'larin sonuna kadar neredeyse bu captaki adamlar 17-18 yasinda, basinin baska hicbir kosesinde bir baltaya sap olamayacaklari goruldugu icin, "sen de falanca takimin antrenmanlarina git, muhabir olarak ise basla o zaman" diye bastan savilircasina spor muhabirligine yonlendirilmis, yillarca salla basini al maasini seklinde calisinca da yavas yavas bulundugu yerde yukselmis ve yaklasik 25-30 yillik bir surec sonunda da spor servisi mudurlugu ve kose yazarligi gibi yerlere gelmisler, bunun ardindan da hak ettiklerinin ustunde kazanmaya ve hak ettiklerinin cok otesinde sohrete sahip olmaya baslamislardir...

    bu adamlarin yonetici oldugu bir medyada haliyle en son onem verilecek sey de liyakattir... zira bu adamlar, altinda calisacak kisileri cok iyi seviyede yabanci dil bilen, cok iyi okullarda okumus, futbol dunyasinda olup biten her seyi cok iyi takip eden, futbol haricinde de ciddi anlamda genel kulture sahip kisilerden secseler, kisa sure icerisinde kendi yeterlilikleri sorgulanir hale gelecektir... o yuzden bu tipler, spor basininda yukselmenin kosulu olarak, kendi sahip olduklari tek vasfi on plana cikarma yoluna gitmislerdir... nedir o? eski olmak, kidemli olmak! hicbir yabanci dili bilmeyen, cahil cuhela tipleri alip muhabirlikten yetistirmeye baslamak, bu yoneticiler icin en saglikli yoldur zira bu yeni yetistirilen isimler, kendileri daha eski, daha kidemli olduklari icin onlarin ayagini kaydiramaz...

    peki boyle yetisen muhabirler nasil habere ulasabilir? hicbir yabanci dili olmayan bir muhabir, bir yabanci hocayla muhatap olabilir mi ornegin? alin size turk medyasindaki yabanci hoca dusmanligi ve yerli hoca fetisizminin en temel sebebi...

    yabanci hocalarla muhatap olma sansi olmayan muhabir, bunun aksine yerli hocalara bir cep telefonu uzakligindadir... yerli hocalar da zaten kendilerini deli gibi savunan bu asalaklara, cikar iliskisinden dolayi cok samimi yaklasirlar... "aman sayin hocam, aman canim hocam, soyle buyuksunuz hocam, boyle muhtesemsiniz hocam" seklinde yapilan yalakalik girizgahlarinin ardindan da yalanan bu teknik direktorler, muhabirlere, ihtiyac duyduklari dedikodu malzemesinin bircogunu verirler... muhabir, haberi icin malzeme elde eder, teknik direktor de yalanma ve gazete sutunlarinda korunma ihtiyacini karsilamis olur ve bu simbiyoz iliski de yillardir bozulmadan bu sekilde devam eder...

    aykut kocaman da bu duzenin cok iyi farkina varmis bir isimdi ve gorev yaptigi sure icerisinde ahmet ercanlar ve emre bol basta olmak uzere bircok muhabiri gayet guzel beslemisti...

    alex'in gonderilmesine yakin ahmet ercanlarin "alex'in faydali kosu mesafeleri", "alex'in sprint mesafeleri" gibi bilgileri gecip haber yapmasini falan bir hatirlayin hele...

    aykut kocaman bu asalaklari sonraki donemlerde de hep beslemeye devam etti... onlar da her sartta aykut hocalarini savunmak, onun yararina kamuoyunda algi olusturmak icin ellerinden geleni yaptilar... bu sayede fenerbahce'nin ligde elde ettigi ikincilikler aslinda basariymis gibi gorulmeye baslandi... sezon boyunca liderin yanina yaklasamayan takim, son haftalarda coktan ununu eleyip elegini asmis takimlarla oynayip bunlara karsi bol gol atip kazaninca da "hocaya savunmaci diyordunuz ama bu takim sampiyonlugu sadece uc puan farkla kacirdi, en cok gol atan takim oldu" diye agiz birligi etmiscesine ayni seyleri soylediler... hicbiri soz konusu donemde tek ciddi macin akhisar'a karsi kaybedilen kupa finali oldugunu, galatasaray sampiyon olamasaydi onun yerini, bu durumda tt arena'dan puan cikartacak olan basaksehir veya besiktas'in alacagini soylemedi mesela...

    mevcut sezonda da, aykut kocaman artik fenerbahce'nin basinda olmamasina ragmen, bu kalemsorler bu algilara devam ettiler...

    ote yandan takim, kulup tarihinin en kotu lig baslangici performansini ortaya koyunca da kalemler iyice sivriltildi, hepsi aykut geri gelsin diye gazel okumaya basladi... tum bunlar olurken bugun ali koc'un aciklamalarindan goruyoruz ki bu yapilanma sadece medya ile de sinirli degilmis... aykut kocaman'in eski ekibinden olan ve goreve devam eden antrenorler de ciddi ciddi kulup icinde sabotaj yapmakla mesgullermis...

    bu adamlarin, agababalarindan direktif almadan boylesine bir sabotaja kalkisacaklarini dusenecek kadar da naif olmayalim tabii... hele bir de aykut kocaman'in gecmiste ozetledigim davranislarini goz onune alirsak... zaten ali koc'un konusmasi sonrasinda a spor'da konusmayi yorumlamaya calisan emre bol'un "ya ne varmis antrenman bilgilerinin disari gitmesinde, doktorlar bile hasta raporlarini yeri geldiginde baska doktorlara gostermiyor mu fikir almak icin, ehe ehe" seklinde zirvalamasi bile aykut onderligindeki bu cetenin varliginin delili niteligindeydi...

    ezcumle;

    aykut kocaman fenerbahce spor kulubunun kapisindan iceri girmis en buyuk hainlerden biridir... kulubun su an icinde bulundugu kotu durumun da bas musebbiblerindendir...

    hala daha kendisini savunanlarin bir an once o derin gaflet uykularindan uyanmalarini diliyorum...

    ozellikle bugun aciklanan rezaletlerden sonra da taraftarin oncelikli gorevi, ne olursa olsun bu zatin ve yancilarinin bir daha bu kulubun onunden bile gecmemesi icin uyanik olmalaridir... yapilacak protestolar, alinacak pozisyonlar oncesinde hep bu husus akillara getirilmelidir...

  • 7 temmuz 2018 rusya hırvatistan maçı

    kimse yazmamis hayret... iki eski dostu da kenarda gormemize neden olan mac... hirvatistan'in kaleci antrenoru marijan mrmic ve rusya'nin kaleci antrenoru gintaras stauce... ikisi de 1994-95 sezonunda ligimizdeydi... mrmic besiktas'in, stauce de galatasaray'in kalesini koruyordu...

  • kaybolmuş şampiyonlar ligi takımları

    uzun sure ara verenler ve katilma sayilarina bakacak olursak:

    rosenborg: 11 kez katilmis, en son 2007-2008 sezonunda
    sparta prag: 7 kez katilmis, en son 2005-2006 sezonunda
    fenerbahçe: 6 kez katilmis, en son 2008-2009 sezonunda
    deportivo: 5 kez katilmis, en son 2004-2005 sezonunda
    lazio: 5 kez katilmis, en son 2007-2008 sezonunda
    göteborg: 4 kez katilmis, en son 1997-1998 sezonunda
    feyenoord: 4 kez katilmis, en son 2002-2003 sezonunda
    aek: 4 kez katilmis, en son 2006-2007 sezonunda

    not: 2008-2009 sezonunu fenerbahce ligde dorduncu sirada bitirmis, sezon sonunda da aziz aga cikip "onumuzdeki yil, sampiyonlar ligi'nde olmadigimiz son sezon olacak, ondan sonra her yil sampiyonlar ligi'nde oynayacagiz" gibisinden bir seyler soylemisti... tahmin edilebilecegi gibi fenerbahce o gun bugundur sampiyonlar ligi'nde yok...

    not2: fenerbahceliyim...

    not3: azizbahceden hic haz etmiyorum...

  • 2017 ekonomik krizi

    "1950'lerden 2001'e kadar her 10 yılda paramız %1000 değer kaybına uğruyordu. " diyen gerizekalilari ortaya doken baslik...

    sozlukte ilk defa bir baska uyeye "gerizekali" diyorum sanirim ama herkesin de bir tahammul siniri var!

    bak arkadasim, madem 1950'lerden 2001'e kadar demissin tam da sana o donemi kapsayan bir hikaye anlatayim...

    babaannem ile dedem 1946'da evleniyor... biri muzik, digeri resim ogretmeni... kisa bir sure sonra eskisehir'e tayin oluyorlar ve burada bir orta dereceli okulda calismaya basliyorlar... 1948 ya da 1949 gibi dedem bankadan cok dusuk faizli kredi alarak ev sahibi oluyor... o donemki cogu ev gibi iki katli, bahceli bir ev...

    aradan birkac sene daha geciyor, 1950'lerin ikinci yarisi, bu kez ford consule marka araba aliyorlar... cevrede araba sahibi olan aile sayisi hayli az...

    1960 senesine gelindiginde de (dedem 40, babaannem 39 yasinda) bandirma'nin karsi kiyisindan bir arsa alip denize sifir (gercekten de sifir, balkondan baktiginizda kum gozukmez, direkt denize bakarsiniz) yazlik yaptiriyor...

    1970'lerin basinda bu kez kari-koca istanbul'a, maarif koleji'ne tayin oluyorlar... eskisehir'deki evi satip kadikoy'un gobeginde (caferaga spor salonu'nun tam yaninda) bir daire aliyorlar...

    1976'da ise emekli oluyorlar... emekli ikramiyeleri ile yaptiklari: iki katli yazliga bir kat daha cikmak ve ayrica yazligin yakininda 15 donum tarla almak...

    bak arkadasim bak, duz lisede, duz ogretmen okulunda okumus ve siradan memurluk yapmis bir ciftin, yaklasik 30 yil calisarak kazandiklarina bak...

    ote yandan diger dedem de teknik lise'de teknik resim ogretmeniydi... anneannem ise ev hanimiydi... onlar da 1960'larin basinda istanbul'a gelmis ve kisa sure sonra goztepe'de daire sahibi olmuslardi, bagdat caddesine yuruyerek bes dakika mesafede... 1970'lerde onlar da araba almisti... tek maasla yetindiklerinden yazliklari olmamisti sadece...

    gelelim sonraki kusaga...

    annem iktisadi ticari ilimler akademisi mezunuydu (hani su birilerinin diplomasini bulamadigi akademi)... peder de istanbul universitesi matematik... annem onceleri bankaci olarak calisti, 1985'te ise kendi isini kurup pvc dosya uretmeye basladi (ama iki kisinin calistigi bir kobiydi, annem disindaki calisan da dayimdi zaten ki malzemeyi alip dosyayi imal etme isini bile kendileri yapiyordu)... peder ise bilgisayar programcisiydi...

    ikisi 1980'de evlendiler, biz 1990'larin ortasina kadar acibadem'de kirada oturduk... ama ayni esnada bodrum yalikavak yakinindan denize 200 metre mesafede iki katli yazlik aldik... renault 12 ve sahin gibi arabalarimiz oldu... beni üsküdar amerikan lisesi'nde okuttular... 1997'de de cengelkoy nato yolu'nda uc katli mustakil bir eve tasindik... annemi 2007'de kaybettik, peder evi satip baskasiyla evlendi falan oralar ayri hikaye... ama yine anormal okullarda okumamis, anormal meslekler edinmemis bir cift var ortada ve onlar da iki adet mustakil ev sahibi olmus ve cocuklarini ozel okulda okutmus...

    simdi gelelim bana ve esime... ben uskudar amerikan lisesi'ni bitirdikten sonra bogazici sosyoloji'den mezun oldum... ustune istanbul iletisim fakultesi'nde gazetecilik yuksek lisansi yaptim... ama medyada bir turlu tam zamanli bir is bulamadim... fourfourtwo'ya bir donem yazarlik-cevirmenlik yaptim, lig radyo'da program yaptim, halen tam saha'ya yazi yaziyorum, o kadar... ve bunlardan neredeyse hic para kazanmadim... hatta gecen yaza dogru kupa avrupası adi altinda koca kitabim cikti avrupa sampiyonasi tarihi hakkinda, ondan bile bir lira telif almadim... su anda galatasaray universitesi iletisim fakultesi'nde doktora calismam devam ediyor, bir yandan da ozel sektorde 1.5 porsiyon asgari ucrete tamah ettigim oylesine bir iste calisiyorum...

    esim ise notre dame de sion mezunu... montpellier ii universitesi'nden deug sahibi, ardindan istanbul biyoloji'den mezun, sonra itu'de molekuler biyoloji ve genetik'te yuksek lisans yapti, birkac hafta sonra da bir aksilik olmazsa ayni bolumde doktorasini tamamlamis olacak... bir yandan da bir ilac firmasinda calisiyor... en azindan onun maasi benimkinden iyi... 2.5 porsiyon asgari ucret kadar...

    icerenkoy'de kic kadar bir dairede kirada oturuyoruz... bir arabamiz var, annemden kalan paranin bir kismiyla alindi, yazligimiz da var cok sukur de, o da annemden kaldi... kendi kazandigimiz para zaten aylik masraflarimizi cikarmaya anca yetiyor, kenara bir sey koyamiyoruz, haliyle oyle yeni ev falan almayi birakin, hayalini dahi kuramiyoruz...

    4.5 yasinda bir oglumuz var, onu gun geldiginde bizim okudugumuz ozel okullarda okutma ihtimalimiz bir hayli dusuk, ha, eger olur da oyle bir sey basarirsak o zaman omrumuzun sonuna kadar istanbul'da ev sahibi falan olamayiz o da ayri... bir sekilde denk getirirsek de bunun kadikoy'un gobeginde veya bagdat caddesi'nin dibinde daire sahibi olmak veya biraz daha uzak bir noktada olsa da uc katli mustakil ev almak gibi bir sey olmayacagi da cok acik...

    e napacaz o zaman? en kisa surede yurt disinda bir yerlere kapagi atmanin yoluna bakmaya calisacagiz... bu memleketten bir bok olacagi yok cunku... bir onceki kusaktan daha fazla okumusuz, iki onceki kusaktan cok cok daha fazla okumusuz, yine bunlardan daha fazla mesai yapip daha cok yoruldugumuz, yiprandigimiz islerde calisiyoruz fakat elimize gecen daha az!

    bu mu ulan iyiye giden ulke!?

    bu mu ulan duzelen ekonomi!?

    bu mu ulan yeni turkiye!?

    hani eskiden her 10 yilda paramiz yuzde 1000 deger kaybediyordu ulan!?

    ne kadar kolay degil mi nominal degerler uzerinden tespit kasmak!

    ben dedemin yasadigi kadar rahat calisma kosullarinda ve refah icinde yasamak istiyorum ama onun cabaladiginin 10 kati cabalamama ragmen o seviyeye gelemiyorum!

    iste memleketi 60 senede getirdiginiz hal!

    edit: ayni gerizekali 2001 yilindaki karkas et fiyati ile asgari ucreti ve bugunkuleri kiyaslayip iyiye gittigimiz sonucuna varmis ve bir de olmayan akli sira bana laf atmis "boboonnosonon olom gocono goro olko yoromloyonloro golson" diye...

    asgari ucret 122 lira iken tam altin 42 liraydi... yaklasik uc tam altin aliniyordu 122 liralik asgari ucretle... bugun asgari ucret, agi dahil 1400 lirayken bir tam altin 940 lira olmus... yani yaklasik bir tam bir yarim altin aliniyor bugunku asgari ucretle... eee, noldu beyinsiz kardesim, altin bazinda 2001'e gore yuzde 50 fakirlesmis miyiz?

  • clint eastwood'un soyadının doğu tahta olması

    (bkz: doğu ormanı)

  • 7 kasım 1973 göztepe juventus maçı

    enteresan bir trolleme iceren baslik...

    goztepe avrupa kupalarinda bir kez yari final oynadi, o da 1968-69 sezonunda fuar sehirleri kupasi'ndaydi... yari final youlunda da sirasiyla marsilya, argeş piteşti, ofk belgrad ve hamburg'u eledi...

    goztepe'nin kupa galipleri kupasi'nda en cok ilerledigi sezonsa 1969-70 sezonuydu ve burada ceyrek final oynamislardi... eledikleri takimlar union luxembourg ve cardiff city idi...

    kisacasi goztepe ne kupa galipleri kupasi'nda yari final oynadi, ne de juventus'la bir resmi macta karsilasti...

    dahasi, dino zoff'un juventus kariyeri 1973'te degil, bir sene oncesinde baslamisti...

  • ırak ve şam islam devleti

    hala "gercek islam bu degil" sloganiyla yaptiklarini islam'dan izole etmeyen calisanlarin goruldugu baslik...

    hayir su "gercek islam bu degil" anlayisindakilerin sunu da dusunmesi lazim: dostoyevski'yi ne kadar iyi rusca bilirsen o kadar iyi anlamaz misin? balzac'i ne kadar iyi fransizca bilirsen o kadar iyi anlamaz misin? kazancakis'i ne kadar iyi yunanca bilirsen o kadar iyi anlamaz misin?
    e o halde kuran'i da ne kadar iyi arapca bilirsen o kadar iyi anlaman gerekmez mi?

    peki bu isid ve turevleri hep anadili arapca olan tiplerden olusmuyor mu?

    hani hep su refleks var ya "aaa oyle deme, arapca'da o su anlama da geliyor, bu manaya da cekilebiliyor, yani kuran'da tam onu demek istememis olabilir, falan filan..." yahu, anadili arapca olan adamdan daha mi iyi bileceksiniz hangi manaya geldigini?

    gercek islam, araplarin yasadigi islam'dir arkadaslar... kimse kendini kandirmasin... isid de bu gercekligin en yalin, yontulmamis halidir...

  • josef de souza dias

    brezilyali hüseyin çimşir...

  • bahis oynayarak ayda 2 bin tl kazanmak

    --- spoiler ---

    - başka nerelere gittin almanya?da ziya amca?
    + aslan avına gittim.
    * ziyaaaaaa.
    + efendim abi?
    * ulan deminden beri çocuklara atıp tutuyorsun artık sabrım kalmadı, almanya?da aslan ne gezer be!
    + aman abi ya olmaz olur mu? ee tabi afrika?daki kadar bol değilse de üç beş tane bulunur.
    - hadi şu aslan avını anlat!
    + haa evet. bi gün arkadaşlarla ormana gittik, elimde tüfek ağır ağır ilerliyorum derken birden onu gördüm.
    - neyiii?
    + aslanııı! bir kaç metre ötemdeydi böyle şey olamaz allah allah boyu on metree!
    - aslanın boyu on metre mii?
    * ziyaaaaaaa!!!
    + on metre değilse de beş metre var.
    * ziyaaaaaa!
    + yani aslan kadar aslan. hemen doğrulttum tüfeği tıkkk tüfekte kurşun yok!
    - eyvahh sonra?
    + allah?tan üzerimde çakı var, hemen çektim çakıyı açtım.
    - sonra amca?
    + atladım aslanın üstüne! karnına tak tak tak tak!
    * ziyaaaaaa! çakıyla aslan mı öldürdün?
    + öldürdüm, öldürdüm abi ya! bacaklarını ayırdım aslanın?
    * sus ulan!!! şimdi ben seni öldürücem haaa!
    --- spoiler ---

  • mhp'li kızla yemeğe çıkacaklara tavsiyeler

    akp'li gibi davranin... size hemen teslim olacaktir...

  • ypg'nin 17 şubat ankara saldırısını üstlenmemesi

    gayet normaldir... zira yasadisi bir orgut eylem yaptiginda o eylemi direkt ustlenir! neden cekinecek adam? zaten yasadisi! yaptigi eylemi ustlenmesinin sebebi de guc gosterisidir, psikolojik savasta da one gecme cabasidir, adini/amacini duyurmadir...

    bugune kadar baader-meinhof'tan kızıl tugaylar'a, 17 kasım'dan eta'ya, ira'dan pkk'ye, dhkp-c'den el kaide'ye, boko haram'dan isid'e kadar onlarca orgut geldi gecti, hepsinin de ses getirecek bir eylem yaptiklarinda, guvenlik guclerinin tespitlerinden once cikip o eylemleri ustlendikleri gorulmustur!

    dolayisiyla bir kere pyd'nin cikip "eylemi biz yapmadik, davutoglu bize saldirmak icin bahane uretmeye calisiyor" minvalinde aciklamada bulunmasi, uzerinde ciddi ciddi dusunulmesi gereken bir mevzudur...

    ote yandan bu ulkenin istihbarat teskilatinin basinda "gerekirse suriye'ye 4 adam gönderip tr'ye 8 füze attırırım" diyecek tiynette birisinin oldugu da unutulmamalidir...

    ve son olarak da hic ama hic unutulmamasi gereken asil vecizeye gelelim: "400 vekili verin ve bu iş huzur içinde çözülsün!!!"

    simdi bunlari alt alta yazip topladiktan sonra cikan sonuc neymis bir bakin bakalim... eylemi gercekten pyd mi yapti sizce yoksa cok daha yakinlarda mi kurgulandi bu olan biten?

    edit: yahu hakkaten sadece saftiriklere yutturabilmek icin bir senaryo yazilmis gibi... devlet cephesi diyor ki "kendini patlatanin uzerinden kimlik cikti, pyd/ypg baglantisi belgelerle ortaya kondu"

    hadi diyelim ki bu dogru olsun, "saldiri ile alakamiz yok" diyen ypg, bu adami hangi akla hizmet oraya cebinde kimlikle gonderir ki?

    -militani cebinde kimlikle gonderirsen, eylemi yaptigini gizlemeye yonelik bir caban yoktur, sonrasinda da eylemi ustlenirsin...

    -yok eger bir eylem yapip sonrasinda "yapmamis ayagina yatacaksan", havaya bakip islik calmayi deneyeceksen, o zaman da oraya yolladigin militaninin cebine kimlik koymazsin!

    bu basit mantigi da kuramiyorsan su katilmamis salaksindir!

    o zaman da sunu sormak gerekmez mi? "bu basit bir mantigi bile kuramayacak kadar salak bir orgut, baskentin en merkezi noktasina kadar nasil elini kolunu sallaya sallaya gelebiliyor?"

    edit2: uyari mesaji geldi, "kimlikle degil parmak iziyle bulunmus" diye... lakin boyleyse de az onceki notta belirttigim acmaz degismiyor...

    parmak iziyle birisini bulabilmen icin onun parmak izi kaydinin elinde bulunmasi lazim... eee, yapacagi eylemi gizlemek isteyen bir orgut, emniyette bir sekilde kaydi olan bir militan mi kullanir yoksa tamamen "phantom" bir eleman mi bulup eyleme gonderir?

    neyse, "yuce devletimiz ne buyurursa o dogrudur" di mi?

    haydi hayirli traslar...

  • türk futbol tarihinin en abartılmış futbolcuları

    takiminin* 103 gol attigi sezonda 19 gol 36 asistle oynamis bir oyuncuyu* overrated ilan eden trolleri ortaya doken baslik! bir de "olumune tartisabilirim" demis vatandas... olun de tartismayin bence, sozlugu iyice sen kardesler kiraathanesine cevirdiniz!

  • sahibinden.com'da 50 bin tl istenen bisiklet

    "dunyanin en efsane bisikletinin" adana'nin "hadirli mahallesinde" bulundugunu bize gostermis ilandir...

  • james rodriguez

    #54405881 nolu entry'de de belirtildigi uzere stili hakikaten alex de souza'ya benzemektedir, hatta kendisi alex'in kosanidir...

    buraya kadar tamam ama james'in son dunya kupasi'nda japonya'ya* attigi bir gol var ya hani... alex'in turkiye kariyerindeki ilk golun (istanbulspora atmisti)* adeta karbon kopyasi! calimindan, son vurusundaki asirtmaya kadar!

    bu james'in japonya macindaki golu: https://www.youtube.com/watch?v=g6sslrvxowm

    bu da alex'in istanbulspor macindaki golu: https://www.youtube.com/watch?v=8hrbh2au-fw

    edit: alex de souza benzetmesinden dolayi krize girenler olmus... onlari da soyle alalim (bkz: alex de souza@/#54432399)