debe başlıkları

smokinle kopruden atlayan adam19
profili

  • 14 mayıs 2018 gazze olayları

    yazmayayım diyordum da papağan misali "iki yüzlülük" ve "müslümanlar katlediliyor" diyenleri görünce dayanamadım:

    1- "kimse yazmıyor, bu iki yüzlülük" dediğiniz her konu sayfalarca dolup taşıyor. biraz daha sabredip yazsanız daha isabetli olabilirsiniz.

    2- "iki yüzlülük" deyip paris örneğini verenler islamcıların yediği haltlarda neredeler? darfur katliamı olurken veya güney sudan'da müslümanlar hristiyan katlederken neredelerdi?
    veya 2.dünya savaşından sonraki en büyük kayıpların yaşandığı kongo iç savaşları 'nda 5 milyon insan ölürken neredelerdi? (2003'e dek.) müslüman olmadıkları için sallanmadılar herhalde...

    3- israil'in yediği haltları batı medyası da çatır çatır eleştiriyor. ezbere "batı israil'in yanında" demeden önce iyi düşünmek lazım. çünkü olayın başından beri israil'in yanında sadece abd (trump) var, avrupa, rusya vs. değil. yarın öbür gün saflar değişebilecek olsa da şu anki durum bu.

    4- "`israil kurulurken milyonlarca filistinli katledildi`...
    israilliler o topraklara gelmeye başladığında ilk katliamları, en katlı katliamları bizzat müslümanlar yapmıştır. 1947'de taksim planı yapıldıktan sonra araplar iki uluslu devlet istememiştir ve problem çıkarmaya başlamışlardır. olayları 1948 filistin iç savaşıına taşıyan yegane vaka ise 30 kasım 1947'de sfar kirkin'de yaşanmış ve yahudilerle dolu iki otobüs arka arkaya taranmıştır. ardından dişe diş, kana kan olarak devam etmiştir. (olayların irili ufaklı birkaç on yıllık geçmişi daha olsa da yahudiler daha da az ve güçsüzlerken ingilizlerden dahi destek koparamamışlardır; ingilizler tabiri caize topu ortaya atmışlardır.)

    5- "biz neden bu prostestoyu yapıyoruz?"
    israil'in yönetim biçiminde, yönetildiği şehirde (zaten hep kudüs'tü), yönetildiği mekanizmalarda bir değişiklik yok. sadece abd tanıdı. bu. peki neden protesto yapılıyor?

    abd kudüs'ü başkent olarak tanıyorsa:
    *bunda müslümanları rahatsız eden mevzu nedir? abd kutsal mıdır, nedir? (duygusal soru)
    *bizim için uygulamada neler değişecek? (mantık içeren soru)
    *sonucu belli olan (katliam) bir şekilde protesto etmek yerine, neden uzun vadede gerçekleşecek akılcı yöntemlerle bu kudüs'ün tarafsızlığı sorunu çözülmeye çalışılmıyor?

    gelişme : işte müslümanların bu sorulara verebilecekleri mantıklı cevapları olmadığı için küçücük israil tarafından on yıllardır oyuncak edilmiş durumdalar.

    sonuç: radikalliğe, her türlü fanatizme karşı olmakla beraber; yine fanatik bir devlet olan israil de en hoşnut olmadığım ülkelerden biridir. ancak karşılarında hem fanatik, hem de fanatizm nedenli körlük nedeniyle kendini azıcık bile gelişteremeyen bir topluluk olan müslümanların olması ve kendilerinin de modern dünya nimetlerini (kapitalizm ve arge) oldukça kuvvetli kavramaları neticesinde bulundukları coğrafyada emellerine ulaşamamaları imkansız.

    israil'in fanatizmi, "dini yaşam biçimi" gibi dar bir alana sıkışmış olmadığından müslüman fanatizmine üstünlük sağlayabiliyor.

    israil'deki fanatizm; "yurttaşların birbirlerini kollaması" temelli bir felsefeye dönüştüğü için tutkuları bireylerdeki potansiyeli baskılamıyor. elbette askerlik yapmayı reddedecek kadar ibadet düşkünü vatandaşları olsa da neticede herkes özgür ve dini/kültürel bağları -namaz, ramazan, başörtüsü- gibi kişisel potansiyeli /üretkenliği aşağı çeken unsurlara bağlı değil. bu nedenle bireyler, şirketler ve ülke hep birlikte gelişebiliyor. saydığım unsurlardan ibaret yaşayan müslümanların payına ise mütemadiyen dayak yemek düşüyor.

    velhasıl kelam; karşınızda çok güçlü ve amansız bir düşman olabilir. her zaman olacaktır. asıl sorulması gereken ise şu: "sen neden bu kadar vasıfsız, güçsüz ve acizken böyle kalmakta ısrar ediyorsun?"

  • evlendikten sonra hayatının kadınına rastlamak

    çok kolay bir düşünce testiyle defedilebilecek bir kuruntu:

    dünyada şu an 7 milyar insan var ve senin bulunduğun ülke bunun sadece 1%’i, şehrin ise 0,2%’si, tanıdığın insan nüfusu da dünyadaki insanların 0,0000001'i falan. (bu arada basamakları saydım, sallamadım.)
    yani hiç kimse “en iyi”yi bulmuyor ve bulamayacak da, herkes sadece “çevresindeki en iyi”yi buluyor.

    yarın elindekinden daha x’i venezuela’da veya mozambik’te karşına çıkabilir, bilemezsin. bunun sonu yok. (muhtemelen de herkes “daha x” diye içinden geçirebileceği birine sonradan rastlayacak.)

    ancak eş seçiminde de bir süre yaşamadan “en iyi” nedir bilemezsiniz; yani bir insan ömrü 7 milyarlık bir dünyada “en iyi”yi bulmak için çok kısa.

    sadece eş seçimi değil; hayatta “daha” dediğiniz hiçbir şey size yetmeyecek. o yüzden her konuda “yeterli” diyebileceğiniz asgari standartlarınızı yaratıp bu standartlara kendinizi alıştırın derim.

  • ölüm fikrinin insanları çıldırtmıyor oluşu

    çıldırtmaz olur mu?

    gecenin bu saatinde 29 sayfa (28x25+20 adet) entry okuttu, "acaba insanlar ne düşünüyor, ne kadar çıldırıyor?" diye.

    sorgulamadan inançlı olduğumda hiç korkum olmamıştı; "ölsem şu an hediye olur, iyi olur." derdim. islam, hıristiyanlık, makro felsefe hiç fark etmez. inanıyorsan çıldırmazsın.

    son günlerde tarihle (göçüp giden insanlarla ve eserleriyle) çok iç içe geçtim, yetmedi çok ölüm içeren görüntüler vs. izledim, uyumadan önce "ne için yaşıyoruz?" sorusuyla şu an canlı kanlı kırmızı olan elimin bir gün the walking dead'deki renklere bürüneceğini hatırladım.

    1- öbür dünya varsa sorun yok (tabii cehenneme gitmiyorsan)
    2- ancak olmadığına inanıyorsan ego insanı çok yaralıyor. "ben nasıl kayda değer bir şey yapmadan ölürüm!" hissiyatı geliyor.

    bu kayda değerlik çok keyifli bir hayat yaşamış olman veya zengin olman ile olmaz. elon musk ya da ali ağaoğlu olman çözüm değil.

    bir marcus aurelius olabilir misin, jiddu krishnamurti gibi insanları doğruya yönlendirip öldükten sonra bile dünyaya katkı sağlayabilecek hale gelebilir misin? veya bir tek başına dünyaya unicef kadar katkı verip "yeterince iyilik yaptım" deyip huzurla ölebilir misin? (maalesef 3-5 ya da 13-15 kişiye yardım etmek tatmin etmiyor insanı.)

    bunlardan tatmin olsan bile sonra "daha sonra ne var?" sorusu akla geliyor, gene deliriyorsun. belki bundan 150 sene sonra çoktan mort olmuş olan benim bu entry'mi okuyup (öeeh) aynı hissiyatına çözüm bulmaya çalışan insanlar olacak. aslında bu bile beni rahatsız ediyor, "yok olmam" ne demek? peki beni kim ne hakla dünyaya getirdi?

    ölümün çıldırtmasından daha çok çıldırtan bir şey de şu:

    hepimizin yaptığı; hormonları tavan yapmış iki tane geri zekalının ya istemeden, ya da isteyerek "hadi çocuk yapalım." diye karar verip dünyaya kendilerinin kopyalarından getirmeleri... bu kadar basit mi ya? belki çocuk namaz kılmadı oruç tutmadı diye sonsuza dek cehennemde yanacak (dini inanca göre) ama sen bu ihtimali görmezden gelip "çocuk yapıyorsun". ne hakla ölecek, öncesinde ve sonrasında ızdırap çekebilecek bir canlıyı dünyaya getirmeye kendinde hak görüyorsun ki? bu çok sığ bir hareket, içgüdü gibi ilkel temelli olduğundan tabiatıyla sığ geliyor insana, çok iptidai.

    eğer her sorgulamanın çözümü "din"i es geçersek; antik dönem, roma dönemi filozoflarını okuyunca insan rahatlıyor aslında. o barışıklık, "doğru insan" olabilme çabası ölümü önemsizleştiriyor ama bunları her zaman hatırlayamıyor insan. (bir de onların genelde anlattığı "insanlığa katkı"nın iyi olmak ile yetebileceği fikri yetersiz gelebiliyor.) keşke dinlerin bazı yönleri saçma gelmeseydi de sorgusuz sualsiz inanabilseydim diyorum, ama kitapları okuduktan sonra artık geri dönüşü yok.

    çevremde biri öldüğünde çok etkilenmiyorum, ama aniden, sebepsiz bastıran bu irdeleme hissiyatı beni çok rahatsız ediyor. burada yazdığım gibi var edilişimden itibaren en sonuna kadar bu saçma döngüyü kabul etmekte zorlanıyor, zihnimizin bu farkındalığı yaşamasına da lanet ediyorum. "neden kedi gibi ne olup bittiğini anlamadan göçüp gitmiyoruz ki" diyorum, sonra keşfetmenin, öğrenmenin, yardım edebilmenin verdiği hazzı da kaçırmak istemezdim diyorum; bu da paradoks oluyor çünkü o merak ve öğrenebilme kabiliyeti nedeniyle çıldırıyoruz.

    kendimizi çok özel görüp önemsediğimiz için yediremiyoruz. özet bu aslında. (bu nedenle dünyada bir iz bırakma vs. ile anlamlandırmaya çalışıyoruz, ya da bu çaba dahil her şeyi komple anlamsız bulup çıldırıyoruz.) aslında doğa döngüsünde bir element/bileşik deposundan başka bir şey değilsin. içgüdülerinle yaşa ve öl devam et işte. ama bu kadar derin düşünebilen bir varlığın da kendini özel görmemesini beklemek doğru olur muydu? sanmıyorum. zihin çok ileri gitmiş, vücut alt basamaklarda kalmış (kısa sürede -kime göre neye göre- ölüyor falan), problem buradan başlıyor. insan beyni bu kadar gelişmemeliydi.

  • lionel messi

    bugün hiçbir şey yapmasaydı bile, hatta bundan sonra hiçbir şey yapmayıp futbolu bıraksa bile gelmiş geçmiş en iyi 2-3 futbolcudan biri olarak kalacak, muhtemelen de en iyisi olacaktır. bugünkü (bkz: 12 eylül 2017 barcelona juventus maçı) yaptığı şaşırtmadı ancak gerek de yoktu. ne gerek vardı ki?

    birçok futbolcuda öne çıkan özellikleri tek bir bünyede toplamış:
    - çeviklik, esneklikle birleşmiş dripling kabiliyeti (ronaldinho),
    - bitiricilik (r9),
    - pas kabiliyeti ve oyun görüşü (zidane),
    - oyun kurucu olabilmesi -uzun topla dahi- (pirlo ),
    - iyi bir frikikçi (beckham, pirlo),
    - istikrar (buna denk bir istikrar göstergesi futbolda bir c.ronaldo var; ya da roger federer mi desek?)

    bunların hiçbirinde saydığım isimlerden aşağı kalır yanı yok. forvet olduğundan fark edilmiyor pek, ancak pas özelliği inanılmaz. uzun, kısa vs. fark etmez. muazzam. bu nedenle en iyisi. futbol efsanesi çoğu isim bu konuyu tartışmıyor bile; fikir birliği var, çokluğu değil.

    yeter ya hu. her seferinde götü bezli bebelere neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlatmaktan bıktık. tartışacak bir şey yok.

    dünyadaki her oyuncunun kendini göstermesi için iyi takım arkadaşlarına ihtiyacı vardır. bu herkes için geçerli, hiçbir oyuncu takım arkadaşları iyi olmazsa asla tam potansiyele ulaşamaz. ronaldo'yu, messi'yi alan takımlar neden yanlarına milyonluk bir sürü adam alıyorlar, geri zekalı mı bunlar? ancak messi'nin takım arkadaşları kötüyken bile oyun kurup takımı canlandırması özelliği karşılaştırıldığı futbolcularda yok, yarısı bile yok.
    (bazen 2014 dünya kupasında olduğu gibi orta sahaya gelip oyun kurmak zorunda kalıyor, mesela aynısını pirlo yapsa "pirlo çok iyi oynadı ama olmadı" denecekti, ancak messi'den goller atması da beklendiği için "kupa aldırmadı" denebiliyor zaman zaman, fark bu. kıstasa bak, "kupa aldırmıyor", aslında adamdan bunu bekleyerek büyüklüğünü tescil ettiriyorsunuz, aynısını başka hiçbir futbolcuya söyleyemezsiniz, bu bir futbolcunun sorumluluğu değil, hiçbir zaman da olmadı, bu takım işidir.) takım meselesinde; barcelona son zamanlarda transfer hataları yaptığından messi eski haline göre daha başarısız olmak zorunda kaldı.

    messi'nin takımı iyi olduğu zamanlarda da ceza sahası içinde beleşçi gibi bekleyip takım arkadaşlarının ekmeğini yemiyordu, ya da şampiyonlar ligi finalinde maç 3 olmuşken 4'ü atıp istatistik kasmıyordu. ronaldo'lu real madrid'e şampiyonlar ligi yarı finalinde deplasmanda orta sahadan alıp götürüp gol atıyordu (son aldığı pas orta yuvarlaktaydı), bayern'e yarı finalde kazanılması gereken maçta ikisi de jeneriklik tamamen kendi çabasından gol atıyordu, şampiyonlar ligi finallerinde manchester united'a (hani premier lig takımı) goller atıyordu vs. buradan say say uzaya yol olur.

    eğer tartışıyorsan, ya futbolu bilmiyorsun (bu kötü bir şey değil, ama bilmiyorsan konuşmamalısın), ya da fanatiksin (bu hayatın her alanında kötü bir özellik, tavsiye edilmez).

  • 20 haziran 2017 çocuklara musallat olan cübbeliler

    uzun zamandır gözüme çarpıyor; bu gibi konularda tehditler savuran tipler var ve cevap verilmedikçe (muhtemelen sözlük genelinde engelli oldukları için cevap veren yok) tehditleri arttırarak devam ettiriyorlar:
    --- spoiler ---
    "burası müslüman toprağı, tabii ki böyle olacak, buralar x yıldır bizim, biz senelerdir buralardayız, siz yenisiniz; sizi istemezsek öldürürüz/keseriz."
    --- spoiler ---
    diyen bir güruh türedi.
    hakaret etmeyeceğim, sadece "el yumruğu yemeyen kendi yumruğunu balyoz sanırmış" da demeyeceğim, zavallılıklarını sakince ve açık şekilde izah edeceğim:

    1*** öncelikle bu topraklar kimsenin değil. kimsenin olmadı da. zira dünyadaki hiçbir toprak kimsenin değil. zamanında bu topraklarda gotlar da vardı, etrüskler de vardı. hiçbir toprak hiçbir topluma ebediyen kalmaz, kalmadı. kültürler daimi değil; geldiler geçtiler. şimdikiler de gelip geçecekler yine ve yeniden... diyeceğim o ki; her zaman şüpheci olmak lazım ("benim üstünde durduğum taban doğru mu acaba?" demek yararlıdır, tavsiye ederim.) , ne sen ilk uzun süredir buralarda barınansın, ne de sonsun, ne de kültürün sonsuz.

    2*** kimse şu an geldiği karakterden dolayı suçlu değil, sizi bu bakımdan eleştiremiyorum. (ışid'li de, pkk'lı da, herhangi başkası da...) kuvvetle muhtemel aynı hayat şartlarına sahip olsam hepimiz öyle olacaktık.

    tersi durumda siz de bizim gibi olabilirdiniz. sizin hayat şartlarınızdan dolayı agresif büyümeniz, inandığınız/inandırıldığınız değerler dolayısıyla olan acizliğinizin farkındayız. bu sebeple karşınızda sizin verdiğiniz aşırı tepkilere benzer tepki vermiyoruz. son raddeye kadar da vermeyeceğiz. bu anlayışı sürdürmemiz görünen o ki "bunlar pısırık, vurduk mu deviririz" gibi asılsız bir düşünce yapısına mahal vermiş. hayatta kalmak için gereken öfke değildir. tarihte de görüldüğü üzere öfkeli ve sayısı çok olan topluluklar üstünlük sağlar diye bir kaide yok. aksine hayatta kalmak için gereken şey soğukkanlılık ve ölçüp biçme kabiliyetidir. özetlemek gerekirse akıllı olmaktır. bu da ampirik olarak çok açık ki muhafazakarlarda eksik, kusura bakmasın kimse.

    "asarız keseriz" muhabbeti yapabilmenizin sebebi "fasulye" olarak görülmeniz ve karşınızdaki güruhun şiddet yanlısı olmaması, şiddeti son çare görmesi. aksi takdirde şu anki vaziyetinizden çok emin olmayın, eşit şartlarda (silahlanmada) olacak bir karşılaşmada sayınız çok olsa bile kazanamayacaksınız. çünkü zeka ve akıl kazanır, öfkeli inanç değil. tarihte bunu çok defa tecrübe ettik, öyle değil mi?

    3 *** sayı önemsiz demiştik; gene de ifade etmekte fayda var:
    siz 15 senedir olan yanılsamalar ile sayınızın çok değiştiğini düşünseniz de demokrat parti döneminden bile daha kötü vaziyettesiniz. nüfus gittikçe arttığından her iki güruhun da sayısı daha çok, ancak etki olarak akp'nin yaptıkları, şeyh kıçı yalatılan, imamların "allah muhalefeti kahretsin" diye dua ettiği demokrat parti döneminden bile çok aşağıda. (demokrat parti dönemi almanların nazi dönemiyle yarışır.)

    neden şimdi bu kadar olamıyor?
    çünkü artık güçlü bir karşıt direnç var, bilinç var. oranınız eskisi kadar çok değil. aynı zamanda istemeseniz de o "ithal kültür" dediklerinize içten içe daha çok özeniyor, eskisine göre daha çok benziyorsunuz (hakaret ettiklerinize :swh). ve en önemlisi... kitleler çok değişkendir, bugün çıkarsın yola bunlar "inançlı" diye, yarın ilgi çekici bir fikir ve başarılı bir temsilcisi çıkar; yarın arkanda kimse bulamazsın. (bak bunun da tarihte örnekleri boldur.- demokrat parti demiştik, o bile böyle olmadı mı? o kadar sağ eğilimden sonra bu halk sola eğilmedi mi zamanla? kitleler cıva gibidir, ve değişimler kaçınılamazdır; o yüzden anlık esen rüzgara çok güvenip fazla şov yapmayın derim. )

    4*** tarihe karşı yürüyemezsiniz. ne hakaret ettiğiniz kültürler "yeni" , "ithal", "bozuk"; ne de sizinki "ulvi" ve "daimi doğru". (bkz: madde 1)

    dünya değişir, kültürler değişir. adaptasyonlar olur, reformlar olur. bazıları yok olur gider, bazıları değişim geçirir. ancak hiçbiri daimi kalmaz. (tabii ki sağa sola salça olmayan ufak toplulukları, kabileleri saymıyoruz.)

    insanlık, tarihi boyunca hep değişim geçirmiştir. geçirecektir. hayatta kalmanın, ilerlemenin, düşmana karşı koymanın yolu budur çünkü. adaptasyondur. insan var oldukça elbet bir topluluk önde olacak ve o topluluk taklit edilecektir, o toplumun o toplumu öne çıkardığı düşünülen fikirleri, davranışları adapte edilecektir.

    ardından başka topluluklar değişerek yeni kültürler geliştirince onlar öne çıkacaktır ve onlar da adapte edilecektir, reform edilecektir. bu böyle gider... dün çıkış yaptıracak fikir veya kültür batıdaydı, alındı ve ilerlendi. yarın kamçatka'da olursa o zaman orası benimsenir ve kamçatka usulü ilerlenir. adapte olamayanlar, eskiye amansız bir özlem duyanlar da elenir giderler. "değişim" ve onun sayesinde olacak gelişim kaçınılmazdır. isterseniz hindu olun, isterseniz totemci aborjin olun; inanç ve tutuculuktan doğan, karşı tarafa benzememek için direnmek, değişimi reddetmek eğilimi ya sonunuzu getirir, ya da sizi oldukça geri (iptidai) bırakır.

    ---------------------------------------------------------------------------------------

    sonuç: yapamazsınız güzel kardeşim. asıp kesemezsiniz, öyle kolay değil. "tahammül etmezsek..." diye bir durum yok; zaten etmiyorsunuz, hiç etmediniz. hep biz tahammül ettik, senelerce. ancak bardak son zamanlarda biraz taştı ki duymuşsunuzdur mutlaka; son yıllarda haberlerde (çevrenizde de mutlaka habere çıkmayanları duyuyorsunuzdur ) birçok olay çıktı çiftleri ayırmaya çalışan vs. neredeyse hepsinde uyaranlar dayak yedi. (bıçaklama durumu dahi yaşandı.) siz cevap vermeyenleri bastırıyorsunuz ancak sert cevap geldiğinde susup kalıyorsunuz, susmasanız da yeniliyorsunuz. yenileceksiniz. işte hep böyle olacak. kudursanız da özgürlüklere saygı duymayı öğreneceksiniz, seve seve tahammül edeceksiniz. insanlar özgür yaşamaya devam edecek ve bunu değiştirmek için yapabileceğiniz hiçbir şey yok. tarihin tersine yürüyemezsiniz ve akıl kazanacak, çoğalacak. bunu engellemek için yapabileceğiniz hiçbir şey yok.

    ben olmuş ve olacakları söyledim. ettiğiniz hakaretler asılsız ve mantıksız. varlıklarınız (aktifleriniz diyelim) düşündüğünüz kadar ağır basmıyor. genel olarak "aciz" olarak görüldüğünüz için cevap verilmiyor; korkulduğu için değil.
    böyle agresif yazılarınız sizi olduça aciz ve zavallı gösteriyor; daha fazla rezil olmamak adına durdurmanızı tavsiye ederim. tabii gene size kalmış :)

    sevgiler.

    muhataplarına not: bu entry'ye yazılan karşılıklara hiçbir şekilde bir daha zaman ayırıp cevap yazmayacağım canım kardeşlerim, bu entry hakkında yazılan mesajlara da cevap vermeyeceğim. bu doğrultuda boşuna değerli zamanınızı harcamayın, düşüncelerinizi kendinize saklayın.

  • aziz sancar'ın evrim yorumu

    --- spoiler ---

    konuya yazan herkes aziz sancar'i dinlemeden yorum yapmis.

    --- spoiler---

    adam aynen sunu diyor:
    "ben allah'a inaniyorum, evrim olmus olmamis fark etmez; isteyen inanir."

    evrim var ya da yok demiyor. evrimle inancin bir arada olabilecegini senelerdir soyluyoruz. kendisi de bu minvalde konusmus.

    once dinleyin.

    cok acik "bazilarinin beyni yetmez, anlatmakla ugrasacaginiza is yapin, onlar da curutmekle ugrasmasin, is yapin." demis.

    tabii bu entry en basta gozukmedigi icin kimse gormeyecek ve herkes aziz sancar "evrim yok" dedi zannedecek.

    aq sozlugu.

  • ramazanın özürlü bebek sayısına olan etkisi

    yeteri kadar kitap okursaniz zaten her kitap hakkinda bir suru elestiriler yazildigini gorebilirsiniz. hicbir kitaba tum dunya istisnasiz alkis tutmaz.

    yine konuyu baska yerlere cekerek; bir fikri degil, bir veriyi elestirmeniz ne kadar dogru bilmiyorum. adamlar arastirma yapip veri vermis. (bkz: korelasyon) oruc ve engelli cocuk iliskisi fikir degil, veri. (bkz: fact)

    ayrica kitaptaki o bolum (kuresel isinmayi engellemek icin atmosfere gunes isinlarini geri yansitacak partikuller birakmak); bloomberg, the economist, popular sciencegibi unlu dergilerde bile "acaba olabilir mi?" mantigi ile konu edinilmisti. kitap bir yargiya varmiyor, "boyle bir sey var; mantikli mi degil mi bilemeyiz, hep dedigimiz gibi biz ekonomistiz vs. sadece onerileni sunuyoruz." minvalinde konusuyorlar.

    konuyu degistirmenin manasi yok. mevzubahis bolum veridir, fikir degil. korelasyonlar her zaman mantikli olacak diye bir sey yok, elestiri yapacaksaniz mantikli argumanlar sunun; mesela "engelli cocuklar o donem hem uganda'da, hem michigan'da gorulen yuksek radyasyon sebebiyle oldu." vs. gibi seyler bulun.

    almanya'ya laf atarken "bunlar nazi, bunlar neler yapti." suclamalari gibi alakasiz girisler (bkz: whataboutism) yapmamizin bize yarari yok.

  • domatese itibar kazandırdık zam şampiyonu oldu

    boyle aciklamalar gorunce ulke adina seviniyorum.

    bu halkin hak ettigi bu. tam olarak bu.

    turk halki zeki degil, sefildir. namaz kiliyor kriteri ile oy verirler, sonra bu namaz kilan tayfa defalarca boyle dalga gecer, sefil turk halki da bir sey diyemez.

    tesekkurler nihat bey; bol bol dalga gecin bu sefiller ile.

  • a haber

    --- spoiler ---
    vatansever kanal
    --- spoiler ---

    esegin bir yerine su kacirdiniz artik.

    valla sizi okudukca pompali alip kafama sikasim geliyor; dunyanin en sacma ideolojisine, onun en akil almaz yalanlarina senelerdir koru korune baglisiniz ve size laf anlatmak imkansiz, bu sebeple "bu insanlarla nasil ayni dunyada yasiyor olabilirim?" deyip bam! diye beynimi ucurasim geliyor.

    cildirttiniz yahu, kabus mudur nedir bu anlamadim :(

  • erkeklerden erkeklere tavsiyeler

    seks soytarılıktır; yapmayın.

    bir insan bir insana uzvunu sokar mı yahu? manyak mısınız lan?

    medeni olun.

  • izlanda'daki ananaslı pizza tartışması

    "başkan bize ne yiyeceğimizi söyleyemez, özgürlüğümüze karışamaz"

    yok ya?

    bize;
    - kaç çocuk yapacağımızı,
    - ne içmemiz gerektiğini,
    - ölümün hangilerimizin fıtratında olduğunu,
    - paramızı nasıl kullanmamız gerektiğini,
    - birilerini kesmemiz veya ölmemiz için sokağa çıkıp çıkmayacağımızı,
    - çocuğumuzun ne tür bir nesil olarak yetişmesi gerektiğini

    söyleyen bir liderimiz var.

    siz; "pizzayı deniz ürünleri ile donatın afiyetle yiyin" diyen lidere dua edin, şükür namazı kılın.

  • 2016 ekonomik krizi

    öyle bir durumdayız ki; muhalefet liderlerinden biri olsam ve bana "buyrun, hükümeti size devrediyoruz." deseler almam. çünkü tam bir saatli bomba durumunda.

    şimdi bir hane düşünün; dört çocuk ile anne ve baba. bunların da apartmanın altında bir marketleri var. ev ile market kendilerinin, kira vermiyorlar. ancak market çok ufak ve aileyi geçindirmeye yetmiyor. çünkü aile bir şey üretmiyor, eve yeteri kadar para girmiyor. çocuklar sağa sola özenip aileye isyan ediyorlar. anne ve baba da çareyi borçlanıp çocukları zengin yaşatmakta buluyor.

    ailemiz birkaç komşudan topladıkları borçlar ile (faiziyle geri vermek suretiyle) bir mercedes, oyuncaklar ve ev alıyor. kendi evleri ve marketlerini kiraya veriyorlar ama hiçbir surette bu kiralar bu evin artık giderlerini karşılamaya yetmiyor; üstelik bir sürü ödenmesi gereken borç içindeler. bu borçları ödeyecek bir gelirleri yok, çünkü üretmiyorlar; ne baba ve anne markette çalışıyor, ne de başka bir iş yapıp para kazanıyorlar....
    ailemiz bir süre boyunca bu ödemeler dengesini iyi kuruyor; çocuklar mutlu olsun diye aldıkları oyuncaklar, mercedes ve evin borcunu veren komşuları fatma hanım'a ödenmesi gereken borcun ilk taksidini üst kattaki şevket amca'dan yeni bir borç alarak ödüyor, sonra şevket amca'nın borcunun ilk taksidinin ödeme zamanı geldiğinde, abdülkadir dayı'ya gidip gene borçlanıyorlar ve şevket amca'nın borcunun taksitlerini ödüyorlar. bu terane böyle devam ederken çocuklar (sanırım burada çocukların artık "halk"ı temsil ettiğini anlamışsınızdır.) "hiç olmadığımız kadar zenginiz, 2000 öncesine göre daha zenginiz!" demeye başlıyorlar. ancak inanılmaz bir borç yükünün altında olduklarının farkında değiller.

    üretmeden, bu borçları ödeme dengesi, kaynaklar, hatırlar bulunmadığı takdirde bu düzen patlayacak, çocuklar hayal kırıklığına uğrayacak, eski günlerinden daha beter durumlara düşecekler. farkında değiller... çünkü çocuklar ve daha akılları ermiyor.

    aile; aldığı borçları apartmanın altındaki marketi büyütmeye (bkz: yatırım-üretim) harcasaydı, çocuklara şirin gözükmek (gerçek hayatta: oy toplamak) için bir daha asla gelir getirmeyecek araba, oyuncak gibi ürünlere (gerçek hayatta: köprü, yol) yatırmasaydı şu an daha büyük marketten daha çok para kazanıp git gide zenginleşeceklerdi.
    tek gereken çocukların biraz daha dişlerini sıkmalarını sağlamak ve bu esnada anne ve babanın da sıkı çalışmasıydı.

    çalışmadılar, üretmeyi düşünmediler. sadece ve sadece harcadılar. çocuklar mutlu olsun, aileye isyan edip evden kaçmasın diye (gerçek hayatta: oy vermemek) hiçbir getirisi olmayan, gönül eğlendiren şeylere büyük borçlar altına girerek sahip oldular.
    günümüzde, yani şu an, çocuklar akılları ermediğinden kendilerini zengin zannediyorlar ama anne-baba rahmetli olduğunda çok ciddi bir borç yükü altında olacaklar. evet, kendilerine kolay gelsin deyip gerçek hayata dönüyoruz:

    pamuk ipliğine bağlı bir ekonomimiz var, bu da akp'nin belli bir şekilde çıkar ilişkisinde olduğu araplardan vs. gayrimenkul ve arsa satmak ( hani o ecdadınızın kanıyla aldığı ve yabancıya satılan kutsal topraklarınız!) suretiyle sürekli bu borçları kapatmak için sıcak para geliyor. ya da kendi ekonomimiz için vergi artırarak ya da halktan haraç keserek bu "ödemeler dengesi" kuruluyor.

    mesela; gss primi veya zorunlu bes gibi terbiyesizlikler neden var hiç düşündünüz mü? bu gss primi ve zorunlu bes hukukun güçlü olduğu bir ülkede olsa adamı sallandırırlar. sen kimsin ki benim maaşımdan daha benim rızam olmadan para kesip kaynak yaratabiliyorsun? bunlar aslında insan haklarına saygılı bir hukuk ülkesinde bahsi bile açılamayacak şeyler, bırakın yasalaştırmayı... bizde ise ülke birilerinin çiftliği olduğu için yapılabiliyor, koyunlar da ses etmiyor zaten. öyledir, koyunlar ses etmez, güdülürler. ne yapsınlar onlar da, yapıları bu.

    akp'nin insan hakları hukukuyla dalga geçercesine yaptığı bu "terbiyesizlik"ler aslında çırpınma belirtileri. senelerdir sürekli borçlandırdıkları on beş senedir bacaklarını zayıflattıları ülkeyi tökezletmemek için ya o kutsal vatanlarının topraklarını satıyorlar, ya da zaten satın alma gücü günden güne düşen halkın cebinden zorla para alıyorlar.

    işte bu sebeple 2016 ekonomik krizi veya 2017 ekonomik krizi tamamen baştaki hükümetin cüretine, insan haklarına saygılılığına bağlıdır. insan haklarını hiçe sayar, çiftliği gibi kullanırsa kriz çıkmaz ama halkın günden güne satın alma gücü düşer, yavaş yavaş endonezya, hindistan gibi "büyük ekonomili" ama "fakir" ülkelere evrimleşiriz. (şu an o yoldayız hamd olsun, amin.) ancak gelecek hükümet insan haklarına saygı duyar, hukuka bağlı kalırsa bu ekonomi ellerinde patlar.
    "sonra da akp gitti o yüzden ekonomi patladı." denilir. (bkz: yazın yediğin hurmalar kışın kıçını tırmalar) sonra tekrar akp başa gelir ve
    dünyada gördüğünüz büyük ekonomili rezil ülkelerin yoluna gireriz. (onlar da böyle bu hale geldi zaten, tarihin tekerrürü bir nevi.)
    düşük ihtimal ama; eğer halk yukarıda anlattıklarımı idrak edip vaziyetin farkına varırsa ve "ekonomi, akp yüzünden krize girdi çünkü saatli bomba yaratmışlar, biz sabredelim ve ülkeyi kalkındıralım." derse o zaman işler değişir. bir süre biz yokluk çekeriz ama eğitilerek üretiriz, üretiriz, üretiriz. biz çok çalışırız ama olsun, gelecek nesiller kurtulur.

    "neden eziyet çekiyoruz?" diyenlere önemli not:
    hiçbir şey vardan yok edilemez, yoktan var edilemez; on beş sene boyunca - hak ederek ve çalışarak değil- borçla sefa sürdüysek (onu da tam süremedik ya, tepedeki fırça bıyıklar sürdü işte) onun bedeli verilecek bir kere. bu kaçınılmaz. hayatta yaptığınız her eylemin bir sonucu vardır, bunu görmek zorundasınız.
    ancak bedeli kim verecek, ne kadar sürede verilecek -hindistan gibi yüzyıllar boyunca rezil yaşayıp mı ödeyeceğiz, yoksa bir nesil eziyet çekecek ama gelecek nesiller mi kurtulacak federal almanya gibi- ona halk karar verecek.

    seçim türk halkının. akp'nin değil.

  • mustafa ceceli'nin beyaz ferrarisi

    dindar olduğunu iddia eden bir insanın lüks ve altın içinde yaşaması büyük çelişkidir. bu sebeple eleştirilir.

    ancak dininin ne dediğini sokaktaki yobaz amcadan, kafasız dedesinden, cahil anasından öğrenen müslümanlar şu ayeti bilmezler:
    " ve sana (allah için) neyi infâk edeceklerini (vereceklerini) soruyorlar. de ki: “afv ettiklerinizi (vazgeçtiklerinizi, ihtiyaç fazlasını) (infâk edin).”
    (bkz: bakara suresi 219. ayet)

    bir fanatik müslümanın, domuz eti yemekten, alkol içmekten, sevip sevişmekten imtina ederken (bunları kendi çapında yapıp çevresine zararı olmayabilir üstelik.); parasını kendine saklaması ve dünyaya dağıtmayıp birçok insanı etkilemesi daha büyük günah değil midir? (dini düşünce çerçevesinde)

    aslında benzer frekansta olmalarına ve birleştikleri takdirde yıkıcı bir güç oluşturacak olmalarına rağmen, yaklaşık bir asırdır sosyalizm (tavizsiz komünizmi kastetmiyorum, sadece daha adaletli bir dünya diyorum, karıştırmayın.) ile dini karşı karşıya getiren küresel güçlerin bunu neden yaptığını anlamak zor değil. ancak sol görüş karşıtı gazlara gelen dincileri anlamak zor.
    bir asırdır anti-amerikancılık postu giyip, aslında kökten-amerikancı olan dincilerin tutarsızlıklarını eleştirmemek de mümkün değil. daha savundukları ve bütün hayatlarını oturttukları değerleri bilmiyorlar. sizi nasıl eleştirmeyelim? nereden tutsanız tutarsızlık akıyor.

  • darbe gecesi tek başına 5 zırhlıya kafa tutan adam

    senelerdir darbeye taban hazirlayanlara, darbeciler ile senelerdir ayni yataga girip ulkenin her kosesine darbeci sizdiran partiye oy veren insanlardan biridir.

    sen yatacaksin tabii tankin onune, ben mi yatayim?

  • where is kravat

    bu adam (tayyip bey) yaptigi hicbir seyde ciddi olamaz. adam komik abi. 15 yildir bir ulkeyi trolluyor gibi gozukuyor. (aksi takdirde bu kadar sacmalanmaz./ where is the kravat ne abi? sultanahmet'teki her esnaf bundan daha iyisini yapabilir ve bu adam cumhurbaskani.)
    filmi bir yerde kopartip; "zaaa saka yaptim." diyebilir, sasirmam.

    "din ve devlet islerini karistirmanin ne kadar sakincali oldugunu anlatmak icin omrumu adadim." deyip surpriz yapabilir. megerse cok kulturlu, belli ilkelere bagli ve sakaci bir abimizmis.

    neden olmasin? :( hep niye kotu senaryo ciziyorsunuz arkadasim, bir kere de guzel hayal edin :(

  • öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler

    japon araştırmacılar, ideonella sakaiensis adında, en az 400 yılda yok olan pet şişe diye bildiğimiz plastikleri sadece 6 haftada yiyen bakteri türü buldular.

    bir senede ürettiğimiz 45 milyon petin sadece yarısının geri dönüşüme uğradığını ve diğer yarısının okyanuslarda toplandığını düşünürsek gelecek için güzel bir haber almış durumdayız.

    ayrıntı için: #60071699

  • g20 zirvesinde erdoğan'ın görmezden gelinmesi

    carpitilmis haberdir efendim.

    simdi, erdogan'i sevmem degil, nefret ederim. bu ulkenin basina gelmis en kotu seydir kendisi.

    fakat olay absurd degil cunku;

    1- erdogan zaten ev sahibi; herkesi ilk geldiginde tek tek karsiladi ve gelen liderler guler yuzlu sekilde tokalastilar. hatta ozellikle justin trudeau ile olan samimiyetleri bana garip geldi. 40 yillik dost gibiydiler halbuki trudeau zaten o yaslarda. bir garip.

    uluslararasi iliskilerde hicbir ulkenin birbirini es gecme luksu yok, ozellikle global ekonominin gerektirdigi gibi herkesin birbirine muhtac oldugu g20 gibi olusumlarda...

    her liderin erdogan ile yakinlasmasi bittiginden, bir daha el sikismaya gerek duymamislar; siz misafirlige gittiginizde evde gordugunuz baska bir misafirle selamlasirken onun yanindaki ev sahibinle tekrar el sikisiyor musunuz?

    2- abd baskani'nin sakiz cignedigi yer toplu bir oturum, erdogan ile birebir gorusme degil, saygisizlik varsa tum uye ulkelere var.

    yalniz soyle bir gercek de var ki abd baskani'nin isteyip sakiz cignedikten sonra zararini gorebilecegi hicbir yer yok bu dunyada. istedigini yapar ve her sey aynen devam eder.

    sonuc olarak biz erdogan'dan nefret etsek de, kimse bizim kadar etmiyor cunku kuresel duzende erdogan onlarin islerine geliyor, turkiye'den cok guzel paralar kazaniyorlar, yatirim yapip faizle geri para aliyorlar, urunlerini burada satiyorlar cunku turkiye benzerlerini uretemiyor, turkiye'nin ithalati ihracatindan fazla. kimseye rakip degiliz. neden sevmesinler ki?
    turkiye'nin potansiyeli cok yuksek ama heba oluyor senelerdir; pistte hangi pilot vitesi 2'ye atmayan bir ferrari'yi sevmez ki?

    erdogan kuresel duzenin bir kuklasi, tum liderlerin isine geliyor, hepsine para kazandiriyor. arada kitlesini costurmak icin yaptigi ummetcilik ve milliyetcilik yabancilara inanin hic koymuyor, cunku adamlar erdogan'dan dunyalari kazaniyor, turkiye rakip degil onlar icin. ne onlari tehdit eden sirketlerimiz, ne de dis politikamiz var... ekonomimiz de ithalat agirlikli oldugundan onlar icin sorun yok.

    bunun boyle gozukmemesi icin de halkina sov yapiyor, onu da hos goruyorlar tabii ki. yoksa tayyip bey iktidarda kalamaz, o sovlari yapmak zorunda. ayinesi istir kisinin lafa bakilmaz, icraate bakinca da kuresel ekonominin bas aktorlerinin kuklasi olmus bir ekonomi var, adamlar icin sorun yok ve bunu bozmazlar.

    simdi bu haberi yapanlar kendileri bile inandi mi acaba? hic sanmiyorum.

    biz boyle karalama maksatli haberler cikardigimiz muddetce de adam hep guclu kalacak halkinin gozunde, basta bizim samimi olup yaptigimiz habere once kendimizin inanmasi lazim.

  • serra yılmaz'ın türk olmaktan utanması

    ayni halkin anadolu comarlari diye tabir edilen kesimi ile ayni hissiyatta oldugunu ama yine ayni kesim tarafindan linc edilecegini gosterir.

    burada comar partisine oy veren ve "ulkemden utaniyorum" diyen kisileri linc eden kesime ab ulkelerinden birinin vatandasligini verseniz bir dakika burada durmaz. gecmise donup kendisine avrupali olarak dogmus olma sansi verilse kesinlikle turk degil avrupali olur, bir saniye dusunmez. ustune ustelik orada, burada mutemadiyen oy verdigi sag degil sol yani sosyal demokrat partilere oy verecektir. bu kadar da karaktersiz bir kitledir. sonra onlarin istedigini acikca dile getiren bu kadincagiz gibi insanlari bir dakika beklemeden gomerler.

    turk halki asagilik komplekslidir; turk halki omru boyunca avrupaliya ozenir, burada milliyetcilik kasar, elde tespih, ecdadimiz der, ama bariz turk olmayan avrupaliya benzeyen sapsari ve renkli gozlu cocuklari veya torunlari, akrabalari olunca ove ove bitiremez; ne o oyle kapkara cocuklar, sari olsun der. aslinda bu gibi olaylarda kendinden igrendigi ama kendini yuceltmekten de geri kalmadigi gercegini onumuze sunarak kendini ele verir.

    anadolu comarlari ulkesini o kadar sever ki avrupa birligi ulkelerinde yasar, asla donmeyi dusunmez, orada sosyal demokrat partilere oy verir; burada ise comar partisine oy verir. ecdad, turkluk, ummet muhabbeti yapar ama asla turkiye'ye donmeyi aklindan gecirmez. gavur diyarinin keyfini cikarip orayi methetmekten de geri kalmaz.

    burada yenilen bu gibi haltlardan, sovenist hareketlerden tiksinen kesimi (konu basliginda gecen kisi gibi) ise vatan haini ilan eder, dislamaya calisir. halbuki ikisi de ayni seyi istiyor, biri sadece durustce dile getiriyor, oburunun gotu basi oynuyor.

    tek kelimeyle igrenc bir milletiz, eskiden boyle miydik bilmiyorum da 10 yili askin suredir bu haldeyiz. tedavisi de yok gibi gozukuyor.

  • 1 kasım'a kadar zaruret dışında uyumak haramdır

    ne bok yerse yesinler beni baglamaz da; ben en cok "biz koalisyon kurmaya calistik ama rabbimiz ve milletimiz secim istedi"ye takildim.

    ulan neredeyse tek secim istemeyen o ikisiydi zaten.

    herifler surekli kafalarina gore is yapip "rabbim istedi, millet istedi" diye diye gidiyorlar. ne guzel is.