sokak lambasindan gelen ses2
profili

  • oğuz atay

    lise hayatım boktan geçti. bir seksen boyunda elli beş kilo, sivilceli, koca burunlu olmam yetmezmiş gibi okulun en güzel kızına aşıktım. çilekeş, dorian, manga, vega, kargo vb. guruplar dinler küçük karadeniz şehrinin sahilinde ellerim ceplerimde dolanıp dururdum. çok çok iyi bir okula çok çok kötü bir okuldan babamın tayini sebebiyle nakil gelmiştim ve hoca anlamayan var mı dediğinde parmağımı kaldırmaya hep çekinmiştim. çünkü sınıfta tek anlamayan olmak utanç vericiydi. sonra bu anlamama durumu sınıfın sınırlarını aştı tabi. girdiğim her ortamda tek anlamayan oldum. anlamak için en çok uğraşan bendim ama anlar gibi bakanlar, anlayanlar hep başkalarıydı. geri zekalı değildim oysa.(kompoziyonum iyiydi ve bence kompozisyonu iyi olanlar geri zekalı olamazlardı). sonra anadolunun ortalarında kötü bir üniversitenin daha da kötü bir bölümünü okumaya gittiğimde sanki dinlediğim bir kaseti başa sarmıştım. bu sefer daha acımasızdı hayat. anlamamak artık başıma bela olmaya başlamıştı. güzel kadınlar, yakışıklı adamlar, kurlar, ders notları, vizeler... bu sefer anlamadığım dersler değildi, daha büyük bir şeyi anlamadığımı fark ettim. yıldızlardan alçak, ağaçlardan yüksek bir şeydi kafamı kurcalayan.

    sonra soğuk bir yurt odasında elimde kırmızı bir kitap anladığımı sanmaya başladım. üstelik kimse bunu oku dememişti. kütüphanede dolaşırken niye o kitabı elime almıştım, o güne dek roman okumak nedir bilmeyen zihnim o koca kitabı niye raftan tutup çıkarmıştı, neyine güvenmişti bilmiyorum. sadece ranzanın üst katında kahkahalarla güldüğümü ve lapa lapa kar yağarken dolaştığım denizsiz olduğu kadar soğuk bozkırda gözlerimin dolduğunu hatırlıyorum.

    sonra diğer kitaplarını, sonra oğuz atay hakkındaki her şeyi toplamaya başladım. onun açtığı yolda gösterdiği hedefe durmadan yürüyeceğime and içtim. açtığı yol, ahmet hamdilere, herman hesselere, borgeslere, kafkalara, vüsat benerlere, dostoyevskilere çıktı. oradan girdiğim patikalar barış bıçakçı'ya kadar getirdi beni.

    kabul başlardaki heyecanım bir rock yıldızına duyulan hayranlığa benziyordu. ama bir şeydi işte, anlayın. hayatın başladığı yerde durmuş ve yaşamın ne kadar boktan olduğunu görmeye başlamışken, üstelik zaman hızla akarken ve ben bir bok anlamazken tutunacak bir şeye ihtiyacım vardı. değil mi ki "herkesin inandığı bir şey vardı bu amına koduğumun hayatında". benim ki de buydu işte.

    bugün kadehlerimiz oğuz atay'a kaldıralım, mendilci çocuklardan aldığımız mendillerle silelim gözyaşlarımızı.

  • iyi insan olmak

    sitemizin kapıcısı çok hızlı konuşuyor ve ne dediğini anlamıyorum. ne zaman karşılaşsak bir şeyler anlatıyor, eğer yüzü gülüyorsa ben de gülümseyerek dinliyorum, kaşları çatıksa da çatıyorum kaşlarımı ve düşünceli bir ifadeyle dinliyorum. zaten zamanımın büyük çoğunluğu bir şeyleri anlamamakla geçiyor ve ben anlarmış gibi yaparak ölmeyi bekliyorum. ölüm de pek anlaşılır sayılmaz ya, zihnimin yok olacağı düşüncesi rahatlatıyor beni.

    servisteki ufak bir aksaklıktan dolayı garsona kaba davranan arkadaşımla artık görüşmek istemiyor, trafikte ilerlerken küçücük bir dalgınlık sonucu direksiyonu önümüze kıran kadına yarım saat boyunca küfür eden arkadaşımın vicdanlı biri olduğunu düşünmüyorum.

    babamın aslında özünde kötü bir adam olduğunu görüyor ve onun oğlu olduğum için aynada gözlerime uzunca bakıyorum. kalıtsal kötülük diye bir şey olduğuna inanıyorum. (ivan karamazov geldi geçenlerde, oturup ne kadar haklı olduğunu anlattı bana, çay demledim içtik. giderken bana sarılıp ağladı)

    sen de halen adam olamadın bakışlarına maruz kalmaktan korktuğum için bayramlarda dedemleri ziyaret etmiyorum. kimin nesi olduğumdan önce ne kadar maaş aldığımı soran akrabalarımın açlıktan ölmelerini istiyorum.

    kırk yıllık sosyal demokrat dayımın bir anda çarşafa giren hukuk mezunu kızını zengin bir gençle nişanlarken namaza başlamasını ve nişan atıldıktan sonra namazı bırakmasını anlıyorum ama anlamazlıktan geliyorum. (insan bir yandan bunu anlayıp diğer yandan nasıl yaşayabilir)

    metroda yer verdiğim kişi teşekkür etmeden oturunca yol boyu yer verip iyilik yaptığım kişiye bileniyorum. (ilginçtir, iyilik yaptığımı düşündüğüm zaman kibirli bir zırhla kuşandığımı hissediyorum)