debe başlıkları

banasordun2
ekşi sözlük profili

  • ekşi itiraf

    iş arayışımı bilen biri tarafından yeni kurulan bir fabrika projesi için iş yemeğine davet edildim. kendim başvurduğum bir iş için gitmiyorum, bir iş teklifi için çağırılıyorum. ne kadar heyecanlı olduğumu tahmin edebilirsiniz.

    fabrikanın sahibi şık bir restoranda garsonlara saçma sapan ve kaprisli emirler yağdırıyor. herkes etrafında pervane. şark kurnazı patronunu sürekli yağlayıp ballayan bir çalışanı var. masadan kalktığı anda beceriksizliği mevzubahis oluyor, geri gelip oturduğu anda çalışkanlığı. kötü bir dizi senaryosunun karikatürize tiplerinin içinde gibiyim. ne içmek istediğim sorulmadan masanın sultanı benim adıma bira buyuruyor. içmeyeceğimi söylüyorum. yoo içersin, içersin, diyor. bira geliyor ve içmiyorum. bu sefer de içmem konusunda ısrar görüyorum. ikinci kez yine fikrim sorulmadan, oğlum hanımefendiye şarap getir, diyor. sadece su içmek istiyorum, lütfen fikrimi sormadan artık içecek sipariş etmeyin, diyorum. karşılığında, “ooo bakın işte bu kız yırtık!” iltifatı alıyorum. iltifata gel…

    çapkınlığıyla övünen, bu tiple bu kadar kadın sana nasıl bakıyor anlamadım, diye soran, (bunu orta yaşı geçkin bir kadın henüz tanıştığı, ebeveyni olabileceği yaşta genç bir adama soruyor.) ödediği ‘paranın gömleğiyle’ gösteriş yapan, çok daha zengin olmak isteyen, ‘adil’ yoldan daha fazla kâr etme peşinde koşan, bana fikrimi sormadan beni de oraya çoktan dâhil eden, onlar gelsin benden ders alsın diyip tecrübeli şahıslardan öğrendiğim bilgileri küçümseyen, kendisini baştan çıkarmayacak sekreter arama beyanında adamlar… (adam alacağım sekreterin beni baştan çıkarmaması lazım, diyor, kendi insiyatifi yok bu konuda.) bir yanda magazin figürlerinin paralarıyla muhabbet döndüren, ben ne kadar da kırılganım, ben ne kadar da duygusalım derken bencillikten burnunun ucunu görmeyen, az parayla çok iş bekleyen ve bunu yapmak istemeyeni küçümseyen, kadın dediğin derken cinsiyetçiliğin dik alasını yapıp hakkaniyet bekleyen kadınlar.

    detaylara girmeye dilim varmıyor, leş bir muhabbetin arasında, cidden büyük bir yatırımın altında, bu masada bana kurumsallık hayallerinden bahsediliyor; kurumsallıktan enseye şaplak samimiyeti arasında savrulma hızını ölçemiyorum. bedenimden ayrılmış gibiyim; o masada oturan beni izleyen bir başka ben gibiyim. masada kalan benin sahte gülümsemesi ve kayıtsızlığı karşısında dehşete düşüyorum. biri mandalina kabuklarını önündeki bardağa tıkmakla meşgul, biri üçüncü defa önündeki çayı değiştirtiyor. bütün saçmalıkları onaylayıp, iş mevzusu içermeyen her konuda bir fikrim yok, beyanında bulunuyorum. öyle yaptıkça daha çok sıkıştırılıyorum. nasıl yok, nasıl fikrin olmaz…

    adam işi kabul ettiğimden o kadar emin ki… belli bir görev tanımı tabi ki yok. masadan bir an önce kalkıp kaçmak için bahane arıyorum. teşekkür ederim teklifiniz için ama şartlarınız bana uygun değil diyorum. pişman olurmuşum, iyi anlatıldığım için, hatır için çağrılmışım, yoksa bu işi almak için can atanlar varmış. çok bilmişmişim ama işi bilmişler değil onun gibiler götürüyormuş. benim onun gibilere ihtiyacım varmış. işte yeni nesil böyle bıdıbıdısının ardından hayatımın teklifini reddetmişim bakışları altında, bak bir daha düşün, tembihleriyle herkesten önce çıktım.

    dil dökmemin hiçbir anlam ifade etmeyeceğini anladığımda dil dökmüyor, gerizekalı gibi görünmeye razı oluyorum. boş bakışlarla aptalca sırıtıp dinler görünüyorum. o kadar nafile bir çaba ki bazen dil dökmek ve öyle sahteyim ki ben... bu hiç fikri yok aptalı rolüyle ne kadar yol alacağım bilmiyorum.

    eve gelip kustum.

  • dibe vurmuş insanlara tavsiyeler

    geçen hafta, patronum, 4 yıldır çalıştığım, manevi emeğimin ve duygusal bağımın büyük olduğu iş yerimden en geç ekim ayında ayrılmam için ekonomik krizi gerekçe sunarak ihtar verdi. ertesi gün 2 yıl çıkıp, 5 yıl görüşmeyip, toplamda 7 yıl aptalca bir umutla sevdiğim adamdan geri dönüşümsüz red yedim. onun ertesi günü de en iyi arkadaşımı hiç hoşlanmadığım bir adamla evlendirdim ki o gün doğum günümdü.

    hayatımda hiç bu kadar çaresiz, bir o kadar da umutvar hissetmemiştim.

    kimsenin derdi küçük değil ama bazen bir dert görüp kendininkine imreniyorsun. o yüzden anlattım.