debe başlıkları

sarmasik gozlu kiz3
profili

  • ufak tefek cinayetler

    bu mila'ya passiflora mı dayıyorlar nedir, kız kendisine ne denirse kabulleniyor, bi de her daim sırıtarak geziyor. öyle çocuk mu olur yaw?

    -milacım sen birkaç gün babaannede kalacaksın, tamam mı?

    normal çocuk:
    -ne?? banane banane kalmam ben babaannede! anneeeaaaaaa eve gideliiiiiimmm, böhüüüüwwww!

    mila:
    -tamam, olur. hadi ben kimseyi rahatsız etmeden kendi kendime oynamaya gideyim. öptüm annecim, bay.

    ütopya gibi çocuk lan.

  • vatanım sensin

    son beş dakikaya kadar kaçak prenses anastasya'sıydı, vitaminsiz kerim'iydi derken sabrımın sınırlarına dayanmıştım ama son anda toparladılar sanki. o yüzden az önceki kadar hevesle gömemiyciğim, tüh :p

    --- spoiler ---

    son sahnede azize'nin tam bir badass edasıyla kızını, damadını ve kocasını kurtarması nasıl efsoydu be! anan da mı hitgirl'dü azize sultan? aferin kız, bu sezon göze girenler kadrosundaki yerini kimselere kaptırmıyorsun. ayrıca bi zahmet artık kızın ve kocanla gözyaşları içinde kavuşunuz; gereksiz yere ayrı kalmanızdan fenalık geldi.

    kadronun geri kalanına ise epey laflar hazırladım. yakup'la başlayayım: eeeyyyy yakup, sen ki kelebek gibi uçar arı gibi sokarsın, ingilizleri ingiliz olduğuna inandırmış adamsın; bir ufak rus kızı seni alt etti öyle mi? bir de karına sarkan aleksi herifiyle ortak olacak, hem de ali kemal'in mirası olan meyhaneyi açacaksın ha? ay üstüme iyilik sağlık. biz seni yıldız'ı adam edersin zannettik ama kötü kararlar alma konusunda körle yatan şaşı kalkıyor...

    tevfik ya sana ne demeli? iyi adam olmuşsun diyorlar, ama charles'ın dönekliği ne kadar inandırıcı ise seninki de ancak o kadar inandırıcı, kusura bakmayasın... aslında tevfik ilk sezonda biraz daha gri bir karakter olsaydı bu hikâye daha tutarlı olabilirdi; ama zavallı eftelya'ya yapmadığını bırakmayan, hatta onu kurtaran yaşlı çifti bile gözünü kırpmadan öldüren bir sosyopattan bahsediyoruz. bu adamda empatinin zerresi bile yok ki kendisine bakıp iyilrştiren halkı sırf minnet duygusundan koruyup yunan'la savaşsın... ayrıca şeytani zekâsıyla tanıdığımız tevfik'in sehersu'ya "gel de vur" dercesine arkasını dönmesi ona hiç yakışmadı...

    sonra anastasya hikâyesi... vay arkadaş yav, milletin yıllardır hakkında efsane üstüne efsane ürettiği son prenses anastasya bizim izmir ellerinde cevo'yla filipos'un elinde oyuncak olmuş meğer... bir an bu kızı da cevo'nun evindeki çocukların arasına katacaklar, "ha bir boğaz eksik ha bir boğaz fazla..." diye hikâyeye yamayacaklar, hatta aleksi'ye falan yapıp "vatanımsan evlenelim" isimli çiftleştirme programımıza yeni bir halka ekleyecekler diye fena tırstım! neyse ki en temizinden hakkın rahmetine kavuştu da, biz de "ay şekerim kayıp prenses anastasya meğer izmir'e yerleşip türkleşmiş, bi türk'le evlenip evinin kadını, çocuklarının anası olmuş, nihayet seksen yaşında sekte-i kalpten vefat etmiş" gibi bir efsane dinlemekten kurtulduk :) hareme düşen yabancı prenses masallarını muhteşem yüzyıl'da yedibinbeşyüz kere izlemiştik cnm, hiç almiyim sağol...

    nişantaşı bacısı sehersu ve onun beyinsiz kardeşi kerim sahnelerini sürekli gözlerimi devirerek izliyorum. allahım nolur azize şu müptezel kerim'i öldürmüş olsun, valla bu "ablaaa ben karı istirem!" modunda gezen ergenden fenalık geldi! ayrıca bu kerim vitaminsizi kossskoca izmir'de leon'la hilal'i nasıl şıp diye buldu da üzerlerine silahını doğrulttu? kızın üstüne gps mi taktın, eşarbını köpeğe mi koklattın, naptın oğlum? yalnız hilal'le leon nebiçim ifşa oldular, hem cevdet'e hem azize'ye nasıl yakalandılar ama, askjaskfkaskl :))) oğlum leon, bi de gidip ev falan tutmuşsun ama sen o işi unut yavrum, azize'yle cevdet hilal'i bir daha senin yüz metre yakınına bile yaklaştırmazlar :)) ha gerçi kızımız gebe falan kaldıysa işler değişebilir... yalnız leon, az çakal değilsin ha. o ıssız kulübede romantik bir şömine ışığı eşliğinde kızla artık ne planların vardı ki hemen öncesinde evlilik teklifini yapıp her şeyi meşrulaştırıverdin :)) bir de uzun bir aradan sonra sokrates'ten alıntı yaparak eski entel günlerine selam çakman pek hoştu, kıps. yalnız sevgili hilalcim, kendi aranızda ayın şahitliğinde kıydığınız o nikah dini ve hukuki olarak geçerli olmuyo yavrucum. hayır ben söyleyeyim de, sen yine "ay benim güzel perçemli kocacım <3 <3" diye kendini kandırmaya devam et ;)

    dağıstanlı konusunda hâlâ kafam karışık olduğu için orayı gömemiyciğim. hayır karakteri sevmiyorum; ama kendi içinde tutarlı olduğunu düşünüyorum. cevdet'e ve subay olan diğer askere "biz sizin gibi hesap kitap adamı değiliz! koduk mu oturturuz!" modunda konuşması falan çok yerinde olmuş; böyle dağlı, kaba-saba bir adam olduğu güzel yansıtılmış. yani senaristler burada eğitimli kesimi aşağılayan, her şeyi kaba kuvvetle çözebileceğini zanneden, belki yiğit ama son tahlilde kafasız, cahil insanlara çok güzel dokunduruyorlar. hatta "işte milli mücadele bunların eline kalsaydı yunan hepimizin ağzına sıçardı. atatürk'ün düzenli ordu ısrarı bu yüzden önemliydi" demek istiyor bile olabilirler. yani umarım öyledir, ben diziyi öyle okumak istiyorum. fakat senaristler ankara'nın savaştaki zekice hamlelerini biraz daha aktarmazsa artık sinirlenmeye başlayacağım.

    --- spoiler ---

  • vatanım sensin

    şerefli bir mağlubiyetin ardından merhaba. şu anda şeker misali eriyip yapışmış olduğum koltuktan bildiriyorum, birazdan kazımak üzere spatulayla gelecekler. bu ne güzel bölümdü yahu?

    --- spoiler ---

    demet evgar: sen ne şahane kara fatma olmuşsun böyle! çakmak çakmak gözlerine kurban! dizi ekibine bu şanlı kahramanımızı senaryoya dahil ettikleri için kocaman bir alkış! bu vatan sadece yiğitlerin değil, hatun kısmının da kahramanlıkları ile kazanıldı. genç nesillere kadınların her davaya en az erkekler kadar başarı ve tutkuyla hizmet edebileceğini bir defa daha hatırlattığınız için her birinize çok teşekkürler...

    azize bu bölümde aniden bir zeka patlaması yaşadı. geçen bölüm stavro'dan elektriği yemiş olsa aha o yüzden diyecektim, ama şu anda zekasındaki bu ani yükselişi yalnızca tevfik'in lokumlarına bağlayabiliyorum (b vitamini şart :)) karisik kuruyemisin antep fistigina selam olsun) rıza bey kurtuluşu adına azize'ye çok şey borçlu. ayrıca azize ilk defa "içerde" olmanın zevkini/azabını tadacak ve zavallı cevo'nun halinden bir nebze de olsa anlayacak diye umuyoruz artık... bu arada miralayın da suyu yavaş yavaş ısınıyoooorr... her cepheden foyaları ortaya çıkmaya başladı. oh bee, asın bayrakları, asınnn!

    cevdetciğim ise yine akıllıca hamlelerle rıza beyi kurtardı, üst rütbeli yunan komutanları toplantısında vasiliciğime çok mantıklı nedenler sunarak türk halkı arasında çıkan kardeş kavgasını engelletmeye çalıştı. ancak vasili nedense bu defa yemedi. cevdet'e olan sonsuz güveni buraya kadarmış... vasilicim, hep o stavro kötü etkiliyo seni. bakma sen ona, ee çocuk, kaka çocuk o.

    veronika, ah veronika, seni ilkokula geri gönderip "okuduğumuzu anladık mı?" derslerine sokacağım. leon'un mektubunu sen kendin okudun, çocuk açık açık ihanet ettim diyor, hala vasili'den duymadan olayı kavrayamıyorsun. ayrıca hala "benim oğlan bi türk kızına sevdalı ama yıldız değilmiş, acaba kimmm?" diye düşünüyorsun. bir say bakalım oğlun kaç türk kızı tanıyor :)) ama hastanedeki sahnede çok iyi oynadın, emeğine sağlık. hilal bile kıyamadı da sana malumat (evet malumat :)) verdi oğlun iyi diye.

    hüseyin avni danyal çok babacan bir rıza bey olmuş. faytondaki genç askerle muhabbetleri yürekleri dağladı. bence o da "içerde"ki karakterlerden biri. mustafa kemal'in itimat ettiği bir insan hain değildir. muhtemelen kaçarken yakalanmış, mecburen ağız değiştirmiştir. meclisi mebusan'da hayır oyu vericem dediğine bakmayın, bariz bir evet'çi kendisi (günümüz şartlarına hayır'ı evet evet'i hayır olarak uyarlıyoruz).

    yıldız??? yatacak yerin yok yıldız. bu kadar bedduayı sanırım skyler white ya da piç joeffrey bile almadı. stavro'yla evlen ve yunanistan'a yerleş yıldız, bizden uzak stavro'ya yakın ol yıldız, nolursun bak.

    ve sevgili minnoşlarım hilal'le leon: sizinle ilgili en güzide entry'leri yazmak üzere sözü filler dunyanin en masum hayvanlaridir hemşireme bırakıyorum. sadece şunu söyleyeceğim, mağlup olmadan önceki muhteşem sahnenize bittim, öldüm, vefad ettim. o ne tatlış muhabbetlerdi, o ne samimi, ne masum bir aşktı! çıtayı öyle bir yükselttiniz ki, bir daha herhangi bir türk dizisindeki gençlerin aşkından aynı randımanı alabileceğimi zannetmiyorum. "beni bekler misin?" "ya sen? seneler sürse bile geri döner misin izmir'e?" "ben mektup yazamam ama andreas akis yazabilir" "gökyüzünde hilal çıktığında ona bakıp seni düşünüyor olacağımı bil..." ya allahım bunlar nedir, nedir yaa?? siz ne şekersiniz yahu?? leon'un "sen de gel, birlikte gidelim" diyip onun elini öpmesi, hilal'in leon'un önüne siper olup memo'ya "seviyorum onu!" diye haykırması... yani resmen 20 küsür bölümdür bizi kanser eden bütün yanlış anlaşılmalar, kendini geri çekmeler, kırgınlıklar, hepsi bir hamlede çözüldü ve biz gerçekten harika bir aşkı izledik. oh beee!!! gidip iki rekat şükür namazı mı kılsam ne yapsam, hele şükür be! şöyle iki gram mutlu olsun bebelerimiz be yaw... şimdiyse leon büyük bir müşkülle karşı karşıya (evet müşkül :))), o ipten nasıl kurtulacak bakalım... bu konuda sevgili zeka küpü arkadaşım cay posedinin hazin sonu 2'nin şahane bir teorisi var, onu kendisi dillendirir. ancak nasıl olursa olsun, ben leonida'mızın bir şekilde paçayı kurtarıp izmir'de kalmaya devam edeceğini ümit ediyorum, hadi bakalım. ayrıca boran, lütfen birazcık yemek ye tatlım, bütün kıyafetler üstünden düşüyor :((
    --- spoiler ---

    şimdilik benden bu kadar. bize bu keyifli seyri yaşattıkları için tüm ekibe tekrar teşekkürler.