debe başlıkları

yerim destanınızı

  • yazının içeriğinden kısmen bağımsız olarak şu soruyu soralım.

    türkiye'de muhalif kesim 15 temmuz konusunda neden coşkulu değil?

    bunu anlamak için üç dinamiğe bakmak lazım
    1. akp - gülenciler ilişkisi

    1.1 akp ile gülenciler arasında ideolojik olarak çok da bir fark yok. iki harekette siyasal islamcılık ideolojisine bağlı. yani demokratik sistemi kendisine karşı kullanarak aşama aşama otokratik bir dini rejim kurmak istiyor. aradaki fark akp bunu sandık üzerinden yani seçilmişler üzerinden yaparken gülenciler bunu bürokrasiye sızarak yani atanmışlar üzerinden yapmak istiyordu.

    1.2 akp'nin gülenciler konusunda günah çıkarmamış olması
    akp'li siyasilere ve yazarlara baktığımızda çelişkili bir hikaye var. bir taraftan deniyor ki gülenciler fi tarihinden bu yana aynı amacı ve yöntemi güdüyorlardı ama bir taraftandan da deniyor ki 17-25 aralık'a ya da hakan fidan olayına kadar bunı farketmedik. bu çelişki.
    laik kesim haklı bir biçimde yıllardır gülencilerin ne mal olduğunu biliyordu. yani gülen'in meşhur "devletin sinir merkezlerini ele geçirinceye kadar sessiz takılacağız" muhabbetini akp'liler bilmiyor muydu? eşek gibi biliyorlardı. ama ortak düşman olan "laik establishment" ortadan kalkıncaya kadar işlerine geldi. bugün dhkp-c'den ya da pkk'ya üyelikten ya da yardım yataklıktan mahkemeye çıksanız ve hakime "ben 2014'e kadar bunu yaptım, sonra tövbe ettim" desen kaç hakim sikler.

    ergenekon-balyoz davaları bugün düşmüş olsa da amaçlarına ulaştı. bu davalarla ordunun kurumsal olarak bir aktör olması muhabbeti bitti artı gülenciler ordu içerisinde yükselebildiler.

    dolayısıyla gülencilerle mücadele konusunda "bu işi sen çıkardın tabi ki sen temizleyeceksin zaten aynı yolun yolcususunuz" bakışı var

    2. akp'nin 15 temmuz'u abartması

    sanırım en belirgin olanı bu. her ne kadar 15 temmuz ilk başarısız darbe girişimi olmasa da (bkz: talat aydemir) şu anda 15 temmuz türk tarihindeki en büyük hadise olarak gösteriliyor. kurtuluş savaşı falan hep faso fiso. üzerine o gece yaşananların abartılması (erdoğan'ın neredeyse keramet sahibi olarak gösterilmesi vs) eklenince insanlarda biraz baygınlık yaratıyor.

    ki akp'nin bunu yapması da kendisi açıdan oldukça rasyonel, bunu da ekleyeyim
    (bkz: 15 temmuz afişleri/@madonnanin yagli zencisi 2)

    3. 15 temmuz öncesi ve sonrası akp-muhalif kesim ilişkisi

    ismet inönü'nün thomas paine'e belki bilerek belki de bilmeyerek selam çaktığı meşhur bir lafı vardır. şartlar tamam olduğunda ihtilal meşru bir haktır.

    akp bir süredir kendi eliyle şartları tamam hale getiriyor. muhalefete demokratik alanda yer tanımazsan, seçimlerde katakülli yapmaya başlarsan ve alenen kriminalize edersen (bizim kadar reisçi olmayan herkes ajan, hain, terörist vs) insanlar demokrasi dışı yöntemlere katılmasalar da "greater good" adına yol vermeye başlar.

    türkiye'nin bugün suriye gibi üçlü bir iç savaş yaşamamasının tek değilse de en büyük sebebi laik kesimin gerek sandığa güvenin az da olsa kalması gerek de konformizm sebebiyle henüz o yola girmemesi. bugün "ekonomik kriz çıksın, ben işsiz kalmaya razıyım yeter ki şu herifler gitsin" diyen insanlar 10 sene sonra "paramı geçtim canım bile gitsin, yeter ki şu herifler gitsin" demeye başlar. bunun bir adım ötesi de geçmişte ingiltere örneğinde (bkz: glorious revolution) daha yakın tarihte ırak örneğinde olduğu gibi dış müdahalelere cevaz vermektir.

    millet olmanın kriteri aynı dile, aynı etnik arkaplana vs sahip olmak gibi statik ya da geçmişe bağlı şeyler değildir. beraber yaşama arzusudur yani geleceğe bağlı şeylerdir. türkiye özellikle son beş senede bunu kaybetmeye başladı ve bu kaybediş giderek hızlanıyor.

  • kocaeli koz gazetesinde yeliz koray'in 15 temmuz destanina ithafen yazdigi yürekli yazi .
    yazinin linki : http://www.kocaelikoz.com/…rim-destaninizi/449.html

    --- spoiler ---
    1.dünya savaşı
    4 yıl sürdü
    tekrar ediyorum 4 yıl
    yani 16 mevsim,
    208 hafta,
    bin 460 gün…
    kafkas, kanal, filistin-suriye, çanakkale, hicaz-yemen,
    makedonya, galiçya, romanya cepheleri açıldı.
    itilaf devletlerinin 42 milyon askerine karşı 2 milyon 850 bin kadardık.

    kafkas cephesi’nde sarıkamış’ı rus ordusundan almak için savaştık.
    90 bin asker donarak öldü.
    dok-san-bin asker…
    lojistik destek gelememişti çünkü.
    zaten açlardı, üşüyerek, uykuya dalarak öldüler.
    kimi anasını, kimi sevdiğini hayal ederek uykuya daldı.
    bir daha uyanmadılar…

    çanakkale cephesi…
    zafer kazanıldı ama bedeli 500 bin insanın ölümü oldu.
    253 bini asker, gerisi sivildi.
    tarihçiler, hastalıktan ölenlerin bu sayının iki katı olduğunu söyler.
    bir de o dönem üç lisenin mezun veremediğini.
    galatasaray, konya ve izmir liseleri…
    çünkü elleri silah tutuyordu, çocuklardı, dönmeyi düşünmemişlerdi…
    dönemediler, tarihe “meçhul çocuk asker” olarak geçtiler.
    çoğunun ismi de mezarı da yok, çanakkale’de yatıyorlar!

    kurtuluş savaşı..
    doğu cephesi’nde ermenilerle
    güney cephesi’nde fransızlarla savaştık.
    doğu anadolu tamamen kurtarıldı, tbmm resmen tanındı.
    maraş, urfa, adana ve sakarya’da zafer kazandık.
    fransızları yurttan temizledik.
    şehirlerimize; gazi, kahraman, şanlı isimleri verdik.

    batı cephesi daha kanlıydı.
    1. ve 2. inönü, kütahya-eskişehir, sakarya savaşı yaşandı.
    sakarya savaşı, tarihe en çok subayın şehit olduğu savaş olarak girdi.
    italyanlar muğla ve antalya’dan çekildi.
    mustafa kemal atatürk, büyük taarruzu başlattı!.
    dumlupınar meydan muharebesi’nden sonra
    “ilk hedefiniz akdeniz ileri” dedi.

    yunan ordusu izmir’e kadar kovalandı, izmir düşman işgalinden kurtarıldı!
    batı anadolu düşmandan tamamen temizlendi.
    konferanslar, kongreler, ateşkesler, anlaşmalar…
    kurtuluş savaşı da 4 yıl sürdü.
    16 mevsim,
    208 hafta,
    bin 460 gün…
    binlerce şehit verdik.
    o binlercenin yine iki katından fazlası bulaşıcı hastalıktan öldü.

    yıllardır pkk’ya verilen şehitleri saymıyorum bile…

    ve 15 temmuz…
    1 gün bile sürmedi.
    tekrar ediyorum 24 saat bile değildi; 15 saat sürdü!
    limana yanaşan düşman gemilerinden değil,
    sağ olsun erdoğan’ın ‘eniştesi’nden öğrendik.
    ama hazırlıksız değildik.
    lojistik destek tamdı mesela.
    nedense 4 farklı noktada bekletilen uçaklar-helikopterler,
    3g bağlantıları, televizyonlar, radyolar…

    düşman bu kez ne ingiliz, ne fransız, ne de almandı…
    bir zamanlar yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen,
    istedikleri her şey verilen “muhterem hoca efendileri”ydi.
    amaç devleti ele geçirmekti ama nedense birkaç tankla darbe yapmaya çıkmışlardı.
    her şeyden habersiz masum erlerle polisi ve vatandaşı karşı karşıya getirdiler.
    kardeşi kardeşe kırdırdılar!
    kurtuluş yine bizimkilerden; fetö’nun kumpas kurduğu kemalist askerlerden geldi.
    ve milletin direnişiyle birlikte darbe püskürtüldü.
    sonuç 248 şehit, yüzlerce yaralı…

    ***

    kısaca…
    evladını beşikte bırakan nene hatunlar
    kocasını toprağa verip cepheye koşan kara fatmalar…
    çocuk, yaşlı, kadın demeden..
    atamızın önderliğinde bizlere
    19 mayıs’ı,
    23 nisan’ı,
    30 ağustos’u,
    29 ekim’i bıraktılar!

    amma…geriye sarıkamış’ta ölenler için ‘halay’ çektiğimiz anmalar…
    “yağmur yağıyor çocuklar üşümesin” diye yasaklanan 23 nisan’lar…
    her sene hastalık bahanesiyle iptal edilen 19 mayıs’lar
    ve güvenlik gerekçesiyle yasaklanan 30 ağustos’lar kaldı!

    ***
    velhasıl
    “elin tokadını yemeyen kendi tokadını yumruk sanırmış!”

    tarihe altın harflerle yazılan onca zafer,
    binlerce şehit ve ders alınacak yüzlerce hikaye kalmışken…;

    darbenin araştırılmasını istemediğiniz meclis önergeleri,
    muhterem hoca efendinizi değil de masum askeri karşınıza alarak bastırdığınız afişler,
    bir türlü temizleyemediğiniz,
    kovalayamadığınız ve
    düşmandan kurtaramadığınız vatan varken
    size de hiçbir güvenlik gerekçesi göstermeden 1 hafta bayram yapmak komik gelmiyor mu?
    gelmiyorsa yukarıdaki satırları tekrar okuyun beyler, bayanlar…
    destan 3g ile yazılmaz.

    --- spoiler ---