debe başlıkları

türkçe ezanın kötü bir şey olduğunu sanan insan

  • kendisi çok ilginç bir insan ve bu türden milyonlarca var güzel ülkemizde.

    bir kere ezanın kendisi "duyuru, kulak verme" anlamına geliyor. peki nedir bir şeye kulak vermek? insan neye kulak verir? tabii ki anlamak istediği şeye. şimdi pek belediye anonsu kalmadıysa da, bir anons olduğu zaman ne yapıyoruz? kulak kabartıyoruz. peki bizimle ilgisi olmayan bir şeyse ne oluyor? anonsu duymaya devam etsek bile anlamıyoruz. sorsalar geri kalanında ne dediğini bilmeyiz bile. yani esas amaç onu anlamaya çalışmaktır. anlamadığın şeyi duysan ne olur duymasan ne olur, öyle değil mi?

    gelelim ezanın kendisine. aşağıda ezanın arapça ve türkçe yazımları var.kaynak

    allahu ekber - allah en büyüktür
    eşhedû en lâ ilâhe illallah - allah'tan başka ilah olmadığına tanıklık ederim
    eşhedû enne muhammeden resulullah - muhammed'in allah'ın elçisi olduğuna tanıklık ederim
    hayya ale-salah - haydi namaza
    hayya alel-felah - haydi kurtuluşa
    es-salatu hayrun mine'n nevm - namaz uykudan hayırlıdır
    allahu ekber - allah en büyüktür
    lâ ilahe illallah - allah'tan başka ilah yoktur

    şimdi bu çeviriye baktığımızda neyden rahatsız oluyoruz? ciddi soruyorum rahatsız olduğumuz şey nedir? zamanında şöyle okunan ezanın neresi yanlıştır?

    "tanrı uludur!
    şüphesiz bilirim bildiririm,
    tanrı'dan başka yoktur tapacak.
    şüphesiz bilirim bildiririm,
    tanrı'nın elçisidir muhammed.
    haydi namaza,
    haydi kurtuluşa.
    namaz uykudan hayırlıdır
    tanrı uludur,
    tanrı'dan başka yoktur tapacak."

    bu sözlerde yanlış olan ne var yahu? dine aykırı olan bir şey mi var? yok. ahlâka aykırı bir şey var mı? yok. kültüre aykırı var mı? yok. o zaman derdiniz ne?

    işte burada hemen "tanrı" sözcüğü devreye giriyor, biliyorum. tanrı dedi ya, eyvah eyvah. tanrı neymiş! nasıl tanrı dersin! "allah, tanrı'nın belasını versin!" *

    oysa "tanrı" sözcüğünde bir sorun mu vardır? tabii ki yoktur! gerekli açıklama şurada; (bkz: #69629646)

    zahmet edip bakmayacaklar için de şuraya ekleyeyim, önemli zira;

    --- spoiler ---

    manası şudur; var eden, yaratan, yaşatan, öldürüp tekrar hayat veren.

    öyle ki türklerin ip eğirmede kullandığı tengirek diye bir araç vardır. (tengirmek eylemiyle aynı kökten) tengirek denen ip eğirme aleti ve tengri isimleri de buradan türer. yün eğirmeye yarayan tahta araçtır ve tengri kelimesiyle ortak köktendir.)

    bu alete yün bağlar, tutar ve döndürürsünüz. yünleri ip hâline getirir. peki neden bu aletin adı "tengirek"tir? dönerek iş yaptığı için.

    peki neden yaratıcıya "tengri" denmiştir. "döndüren" olduğu için. http://www.sonsuz.us/files/tengri.jpg dünyayı döndürür, güneşi döndürür, yıldızları döndürür. yaratır, doğdurur, yaşatır, öldürür. bu döngüyü bilinmeyen devirlerden beri devam ettirdiği için o "tengri"dir. döngünün sahibi odur.

    not: fij dostum da çok güzel bir hatırlatma yaptı, ekleyelim. "tıngır mıngır" olarak kullandığımız "döndürme" ifade eden ikilemede de aynı sözcüğü görebiliriz.

    --- spoiler ---

    "tanrı" sözcüğünün hristiyanlar tarafından kullanıldığını sanan eblehler, "ama filmlerde tanrı diyorlar" diye ağlayan arkadaşlar; üzgünüm ama o duyduğunuz şey sadece dublaj. yani sesli çeviri. :) biliyorum bu sizin için öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeylerden biri oldu ama olsun, en azından bir şey öğrendiniz.

    gerçekten hristiyanlar ya da başka dinden olanlar vs (yani türkçe konuşmayanlar) "tanrı" demiyor. kendi taptıkları yaratıcı ya da onun bir parçası olduğuna inandıkları isa peygamber için god, lord, master gibi sözcükleri kullanıyorlar ama bizim iyi niyetli dublajcılarımız akşam yengenin uzattığı meyveyi alırken bile yerinden bir santim oynayamayan sizleri düşünerek kısa yoldan "tanrı" diyor. hatta allah seni inandırsın, eski filmlerde denk gelebilirsin, direkt "allah" diye çevirmişler zamanında. sonra fark etmişler ki beyin kıvrımları az arkadaşlar, "yau hıristiyanlar da allah'a mı inanıyormuş?" diye düşünmeye başlamışlar, o yüzden tanrı diye çevirmeye başlamışlar.*

    bir de şu iddiaları var bu arkadaşların. ezan, sadece arapçaya yakışıyormuş çünkü arapça müzikaliteye, makamlara daha uygunmuş da o yüzden güzel makamla okunması için arapça olması gerekiyormuş. bu arkadaşlar bilal-i habeşinin saba makamında ezan okuduğunu falan zannediyor. çağrı'yı* da mı izlemediniz, bilmiyorum ki.

    bu arkadaşlar türk sanat müziğini geçtim, türk halk müziği de hiç dinlememişler ki türkçenin müziğe uygun olmadığını iddia edebilecek kadar cahiller mi desem, genişler mi...

    oysa ezan türklerin dilinde bu derece süslü, makamlı hâle gelmiştir. meşhur bir söz vardır; kur'an mekke'de indi kahire'de okundu istanbul'da yazıldı diye. oysa kur'an'ın kahire'de okunduğu dönemlerde yine önemli türk devletlerini görürsünüz tarih sahnesinde, tabii az da olsa tarih bilginiz varsa. (bkz: tolunoğulları) (bkz: ihşidiler) (bkz: eyyübiler) ve en etkilisi (bkz: memlükler)

    o ed-devletü't-türkiye olmasaydı sen okunacak ezan bile bulamazdın ya, onu zaten hiç bilmezsin.

    son olarak da bir örnekle taçlandıralım, bak bakalım büyük sanatçımız merhum hafız sadettin kaynak'a göre ezan türkçe okunabiliyor muymuş, okunamıyor muymuş?

    https://www.youtube.com/watch?v=-lt2uooookc

    hepi topu on senelik bir zaman diliminde böyle okunabildiyse acaba şöyle 40-50 yıl içinde nasıl gelişir, nasıl güzelleşirdi, onu da sen hesaba kat.(hani bilal-i habeşi'nin okumasıyla birkaç yüzyıl sonra kahire'de okunan ezanın gelişimi babında söylüyorum, onu da açıklayayım)

    tam yeri gelmişken ziya gökalp üstadın o meşhur şiirini de buraya ekleyelim;

    "bir ülke ki camiinde türkçe ezan okunur,
    köylü anlar manasını namazdaki duânın...
    bir ülke ki mektebinde türkçe kur'ân okunur.
    küçük büyük herkes bilir buyruğunu hüdâ'nın.
    ey türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!"

    tamamı için; (bkz: #7028455)

    işte gerçek sorun tam olarak burada. gökalp, durumu bu güzel şiiriyle tam olarak ortaya koyuyor. aslında bütün işin özeti burada.

    eğer müslüman türk, dinini bir anlarsa, bir öğrenirse vay hâlinize. çünkü o zaman ne nal-i şerif satabilirsiniz ne yanmaz ya da giyeni ateşten sorgudan koruyan kefen. ne de peygamberimizin sakalını suya batırıp şişeleyip satabilirsiniz. vahiy gelmiş gibi haber veren mehdilere de inanmazsınız.

    işte bunu bildikleri için asla dininizin anlayacağınız dilde olmasına müsaade etmezler. yoksa insanları nasıl kandıracaklar? kandıramazlar. aynı orta çağ'da vatikan'ın latinceyi şart koşmasından farksız. maksat din adamlarından başka kimse anlayamasın, işlerine karışmasın, ekmeğinden etmesin. bunun islam'daki kilit noktaları da kur'an-ı kerim, ezan ve namaz. o yüzden bunların türkçe olmasına asla tahammül edemezler.

    bunları türkçeleştirmeye ve halkın anlayabileceği duruma getirmeye çalışan, bu sayede din tüccarlarının ne olduğunu da ortaya koyan mustafa kemal atatürk ve dava arkadaşlarından allah razı olsun. bu kesimlerin atatürk düşmanlığının sebebi de işte budur zaten.