debe başlıkları

starbucks

  • bi şey alıp gün boyu otursan kimsenin çıkıp da çay veriyim mi abi? elma nane yazıyorum sana kardeşim demediği güzide yer. bu tarz kafelerin en sevdiğim yanı bu. maç yayını yok, kulağının dibinde çıngır çıngır gezen közcü çocuk yok, azıcık samimiyet kursan bokunu çıkaran şef yok. adamlar boşuna demiyorlar eviniz ve iş yerinizden sonraki üçüncü adresiniz diye.

  • 15 liraya kahvesi olmayan kahveci. starbucks diye nerelere gidiyorsunuz, anlamıyorum ki.

    edit: evinde yaklaşık 10000 liralık la cimbali veya türevi basınçlı buhar makinesi varsa, starbucks kahvesini üç liraya yapabilirsin elbet. ha, kahve demek nescafe demekse sizin için, afiyet olsun. bak yeni modeli çıkmış bir de; nescafe çoko moko. git al, ondan iç.

  • ulan gidersin. iyi kötü yorum yaparsın. hayatımda gitmedim yada gitmem deyip yorum yapmak / entry kasmak nedir ya.

    yavrum (bkz: hayatın sırrı) nı satmıyor adamlar. kahve satıyor , soğuk içecek satıyor , dilersen efsane nane çayı satıyor * . fındıklı karamelli pastamsı satıyor ki bildiğin yasaklanmalı .

    budur.

    gidersen ekime kadar gitmezsen sikime kadar . ama kesin artık şu martaval ı.

  • ilginç bir şekilde halen kahveleri 10 tl diye eleştirilen kahveci. halbuki bin kere yazılmış 5-6 tl civarı. istemeyen yine gitmesin de 5-6 liralık bir kahve aldığın bir mekan seni nasıl popüler yapar, ne ilgisinden bahsediliyor hakkaten merak ediyorum.

    gitmeyenlerin gidenlerden daha çok anlam yüklediği kahveci

  • valla çok kahve içmeyen biri olarak 24 saat açık olmaması umrumda değil, kapitalist düzen vb de bir kenara da 24 saat açık işletmelerde 24 saat aynı insanların çalıştığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. bunun üzerinden kapitalistliğini eleştirmek yanlış. veri doğru değil

  • şaşlığına bayıldığım mekan.

  • bundan 2 yıl önce starbucks'tan beğendiğim bir kahve bardağını aldım. 34 liraydı. 2-3 hafta sonra tekrar gittim, bardağın fiyatı 50% daha düşüktü. bu arada 3 tane büyük boy portakal suyu sipariş etmiştik. siparişimizi hazırlayan arkadaş ben bardağa bakarken arkamdan seslendi, "indirim var kaçırmayın" diye. ben de "gördüm, çok da kızdım, bir süre önce 2 katı fiyatını verip aldım bardağı" dedim gülerek. ben öyle deyince o da "paranızı iade edemeyiz, ama zararınızı telafi etmek için bu portakal sularını size ücretsiz verebiliriz" dedi, o kadar ısrar kıyamet kabul edemeyeceğimizi söylesek de portakal sularının parasını almadılar.

    güler yüz, türkiye ortalamasının üstünde ürün kalitesi, müşteriyi kesinlikle rahatsız etmeme, hepsi bu adamlarda var. "sen migros'a gidersin, veresiyeyi bakkalın verir" klişesine de uymuyorlar. alıyorsun laptobunu, oturuyorsun bir masaya. 5 liralık kahveyle istersen 10 saat otur, bir allah'ın kulu da gelip "sen burada ne yapıyorsun kardeş" diye sormaz.

    kıçı kırık granül kahveyi 5 liraya satan, biraz fazla oturduğun zaman "daha kalkmıyor musun" dercesine mal mal suratına bakan yerel esnafı desteklemektense, böyle kapitaliste can kurban. nasıl o hıyar mümkün olan en fazla sayıda masaya müşteri oturtarak kar maksimizasyonu peşinde koşuyor, ben de en rahat edebileceğim mekanda takılarak faydamı maksimize ediyorum.

    ekonomiyse ekonomi anasını satayım. öyle saça böyle tarak.

  • sırf uluslararası şirketler hakkındaki kapitalizm eleştirisi nedeniyle önyargılarla gittiğim ancak kısa sürede bağımlısı olduğum mekan.

    hafta sonu kadıköy'de eşimle birlikte kurstan çıktıktan sonra, avrupa'nın en büyük şubesi olduğunu öğrendiğim kadıköy starbucks'a gidiyoruz. kahveyle pek aram olmadığı için limonlu pafra alıyorum 7 tl. eşim de orta boy latte alıyor. toplamda 15 tl veriyoruz. çıkıyoruz üst kata. yayıyoruz kendimizi. takıyoruz telefonumuzu prize. açıyoruz wi-fi'yi. sağımızda boğaz manzarası. sokaktan insanlar akıyor. bir yandan kitap okuyoruz, bir yandan sohbet. dersimizi tekrar ediyoruz. internete takılıyoruz. müzik dinliyoruz. hatta film izliyoruz. acıkınca çantamızı koltukta bırakıp dönercide yemek yiyip geri geliyoruz. kahve alıp tekrar çıkıyoruz. bazen mayışıyoruz, gözlerimiz kapanıyor. oturduğumuz yerde iyice yayılıp 5-10 dk kestiriyoruz. evimiz gibi.

    2 yudum çay içtikten sonra kafana dikilip "tazeleyim abe ehehe" diyen patates kafalı yalaka garson yok. kimse gelip bir şey sormuyor. kimse sana karışmıyor. ara sıra bi personel gelip sağda solda kalmış çöpleri topluyor. o toplamasa bile boş olan yere geçen müşteri kendisi toplayıp bi köşeye koyuyor. hani restorana girer gibi etrafına bakınıp "bi görevli gelsin, burayı toplasın" bakışı atmıyor. müşterisi belli zaten. o da rahatlık moduna giriyor.

    ikea'da da aynı rahatlık söz konusu. gidin koltuklara oturun, hatta uyuyun. kimse size karışmaz. türk mobilyacılar ne yapıyor peki? estetikten yoksun hayvan gibi yanan floresanların altına koltuk takımlarını rastgele atıyorlar. üstüne de bir kağıt: "lütfen oturmayınız."

    oldu.

    mc donalds'a karşı da sırf kapitalizm eleştirisi nedeniyle önyargım vardı. 28 yaşındayım. geçen yıla kadar 1 kez gitmişliğim yoktu. evlendikten sonra eşimle birlikte gitmeye başladık. 15 tl'ye 2 menü alıp doyuyoruz. oysa ben daha pahalı olduğunu ve daha çok zengin veletlerin tercih ettiğini sanardım. dalga geçebilirsiniz.

    "boşver fast food'u, boşver mc donalds'ı kapitalizmi. milleti soyuyorlar. kayseri mutfağı'na gidip mantı yiyelim" deyip iki tabak mantıya 30 tl vermişliğim var.

    gerçekten kim düdüklüyor belli.

    ben starbucks'da verdiğim 15 tl'nin karşılığını çok fazlasıyla alıyorum. otel gibi kullanıyorum amk daha ne yapayım. meseleye sadece ürün fiyatı olarak bakmamak gerek. kaldı ki o da çok pahalı değil.

    türk firmalarının öğrenmesi gereken çok şey var.

    bu arada kapitalizmi de bunca yıl götümden anladığımı, eşimin beni insan içine çıkarması sayesinde anlamış oldum. taksim'de taşak kokan dumanaltı mekanlarda kapitalizm öğrenilmiyor gençler. serbest piyasa ekonomisi o kadar da ööö bir şey değil.

    edit: caps

  • adam 6 liradan filtre kahve satip saatlerce ucretsiz wifi kullanip dali tasagi yayip oturmana imkan sagliyor bazi yarraklar 3 te 1 i fiyatina baska yerde icerim kahvemi diyor. 2 liraya ucu bi arada vermiyorlar nerede iciyosunuz 2 liraya filtre kahve yazin da biz de gidelim yayalim tasagi

  • bir kutu çekirdek kahvelerinden alınca beleşe verdikleri ufak boy kahve "uygulamasını" kaldırmışlar. gün sonunda lavaboya döktükleri şu bayat filtre kahveden de mi veremiyorsunuz derseniz bile "maaleseff" diye vermiyorlar.
    ama şimdi ne yapıyorum, gidiyorum cafe nero'ya, gloria'ya, carribou'ya, diyorum ki "bu çekirdek kahveden bir kutu alınca starbucks'ta yanına bir kahve hediye ediyorlar". tabi ki yanıt her zaman "ne demek efendim biz de hediye edelim" oluyor.
    yani demem o ki eyy starbucks!! senin sayende hediye kahvemizi her yerden yine alıyoruz, ama bir farkla, kahveyi senden almıyoruz. haberin olsun..