debe başlıkları

sevan nişanyan

  • kendisini savunalım derken, akp öncesi devlet ve iktidarları kemalist ilan etmeden durup düşünmek lazım. türkiye'nin akp öncesindeki gladyocu, emperyalizm mahsülü, haydut, yozlaşmış iktidarlarının ve bunların bürokratlarının atatürk ve kemalizmle ne ilgisi var lan? atatürk'ün arzusu, hayali türkiye cumhuriyeti'nin geleceğinde mit'in maaşları abd'den alınan hibeyle ödenirken, memleketin abd'nin ileri karakolu, uçak gemisi haline gelmesi miydi, bu mu kemalizm, atatürkçülük? daha garibi karşı taraf da bu suçlamayı üstlenip savunmaya geçiyor. refahyol mu kemalistti, kenan evren mi, tahsin şahinkaya mı, veli küçük mü? t.c. tarihini kemalist elitlerle, müslüman halkın mücadelesi olarak görmek kadar denyo bir tarih okuması olabilir mi, fetöcü müsünüz kuzum siz? her şeyi çorba yapıyorsunuz.

    diğer yandan şunu da açıkça ifade etmek lazım ki, babaerenler ve bir kaç yazar daha artık yazmadıklarına göre, sevan nişanyan'ın entelektüelliği sanırım toplasan bütün sözlüğü donunda sallar. sorgulanması bile abes olur. bu demek değildir ki, nişanyan'n söylediği her şey ve aldığı her tutum doğrudur ya da doğru olmak zorundadır. evet yetmez ama evet rezilliğinde yer almak o tarihte de saçmalıktı, bugün de öyle. üç kuruş aklı olan herkes de zaten bunu teslim ediyor. sevan etmiyorsa yanılmayı sindiremediği için etmiyordur, ama bu konudaki tutumun entelektüelliğiyle ne ilgisi olabilir? sanıyorsunuz ki, entelektüel deyince, her söylediğiyle aydınlatıp yol gösterecek birisi olması lazım. yok öyle birisi, bu beklenti de biatçılıktan, hocacılıktan geliyor. manevi otorite, şeyh arıyorsunuz. herkesin kendine göre aklı var, bir zahmet herkes kendisi için düşünecek. hele ki liboş/dönek vs. sıfatları kullanan birisi olsam, birilerini entelektüel olup olmamakla itham etmeden dönüp kendimden utanırım. biz okurken utanıyoruz, bilin diye söylüyorum.

    neyse bu vesileyle kodeste geçen yılları için geçmiş olsun. fakat sisam'da takılı kalmasını garipsedim, eli değmişken dünyanın herhangi bir ülkesinden iltica alıp daha vizyoner işlere kalkışabilir. biraz da batı sahra yaz, haiti anlat aga. bu kadar şikayet edip, türkiye'den osursan duyulacak yerde takılıp kalmak neden?

  • en iyisini yapmış olan düşünür.

    bu adam mühür kırma gibi tck içindeki en kıytırık suçlardan biri yüzünden onlarca yıl hapis cezası ve 9 ayrı dosya ile uğraşıyordu yıllardır. dava sebebi o kadar saçmaydı ki adam yastığını yanına alıp gidip kendi teslim oldu.

    hukuk guguk olunca bu adamı salmamak için tck'yı esnete esnete bir beden büyüttüler. içeride kitap dahi yazdı adam. adli kontrol şartıyla arada bir çıkıp tekrar girdi. böyle böyle yıllar geçti.

    en sonunda böyle aşkın ızdırabını deyip çekip gitmiş. darısı da başınıza demiş.

    sevan bey, karınıza yaptığınız hareketi affedemesem de, geri kalan bütün hatalarınızı hayli hayli ödediğinizi düşünüyorum. selametle.

  • 25 aralık 2016'da blogunda yayımlanan yazıdan:

    --- spoiler ---
    nuray mert

    devran değişti, nuray mert’i takdirle, hatta yer yer alkışla okuyacak hallere geldik. ne demiş atalarımız? tempora mutantur, nos et mutamur in illis.
    değiştik mi sahiden? emin olamıyorum. perspektif ve bağlam değişti şüphesiz. ama mesela kemal ve kemalizm hakkında söylemiş olduğum her sözün arkasında dururum. 2007’ye dek süren askeri vesayet hakkındaki görüşüm de, beterini görünce nüans kazandı belki, ama özünde değişmedi.
    belki üslubumuza daha dikkat etmeliydik. belki heyecanımızı gemlemeliydik. belki siyah-beyaz çözümlere itibar etmemek gerektiğini kendimize daha sık hatırlatmalıydık. belki nuray’ın da bir dediği var diye kulak kabartmalıydık.
    --- spoiler ---

    türkiye'deki liberal güruh -ki geneli karl popper'ın her türlü totalitarizm ve otokrasi kötüdür açık toplum olmalı ütopyasının peşine takılmışlardan oluşur- islamcılar 2013 yılında mutlak anlamda otokratlaşana dek ve hatta bazıları daha sonrasında bile türkiye'nin bir seküler despotluk ülkesi olması gerektiğini algılayamadılar. memlekette elinde resmi yetkiler olan birilerinin topluma seküler ahlak dayatmasını antidemokratik buldular. nişanyan da bunlardan biridir. böyle olmasının sebebi elbette bu arkadaşların islamcılık ideolojisini hafife almış olmalarından kaynaklanıyor ve hatta islamcılık ideolojisinin tanımından bihaber olmalarından... batılı kaynaklardan okudukları islamcılık tanımları islamcılığın sünni selefi itikadının ideolojik bir uygulaması olduğunu öğretti bunlara çünkü batının derdi hep müslüman kardeşlerdi, el kaide idi ve bin ladindi. oysa sünni sufi temelli islamcılık selefi olanından çok az noktada ayrışır. ve bütün gayesi tıpkı selefilerde olduğu gibi cihat yapabilmektir. bu ideolojinin resmi kaynakları cihatın tarifini şu şekilde yapar:

    *devletler ikiye ayrılır: darül islam (hukuk sistemi şeriat olan) ve darül harp (hukuk sistemi şeriat olmayan)
    *eğer darül islam'da yaşıyorsan sana farz olan darül islam sınırları dışında kalanları islama davet etmektir kabul etmezlerse gücün yettiği ana kadar bekleyip yettiği anda onlarla savaşmaktır. (bkz: bütün islam tarihi, mekke isimli köyden hint denizi ve atlantik arası bölgeye savaşlarla ve "kahramanlık destanları" ile yayılma hikayesi)
    *eğer darül harp'te yaşıyorsan (mesela laik türkiye cumhuriyeti) sana farz olan darül harp olan ülkeni darül islama dönüştürmek için fikrinle, zikrinle, bedeninle mücadele etmektir.

    bu tanımdan habersiz olan liberaller "islamcılar da bu toplumun bir parçası ve onların fikirleri de değerlidir" tavrı takındılar. "onların fikirleri nedir?" sorusu sorulduğunda cevap verme zahmetinden kaçındılar çünkü onların fikirlerinin "mevzu hukuk yerine tarihi hukuk kaynaklarından imam-ı azam temelli islam hukukunun tesis edilmesi ve insan hakları evrensel bildirgesinin hukuk normları hiyerarşisinden çıkarılması; yani herhangi bir mecliste oylama yapmadan şu yasaları değişmez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez olarak ceza hukuku ve medeni hukuk normlarına eklemek: bir erkeğe iki kadın şahit, mürted öldürülmeli, hırsızlığın cezası el kesme, kadının had cezası davalarında şahitliği kabul edilmez, gayrimüslüm iki kat fazla vergi öder, namaz kılmayana devlet eliyle sopa, köle hukuku, savaş esirinden köle almanın meşruluğu, cami minberlerinin aynı zamanda siyaset arenası olması" vs. vs." olduğunu bilmiyorlardı. bunların tümünü "yok canım bunları 20. ve 21. yüzyılda hangi aklı başında insan isteyebilir, islamcılara haksızlık ediyorsunuz, bu kadar irrasyonel değiller onlar" şeklinde bir fikirle savuşturma gayreti içinde idiler ve hatta bugün hala o kafada olanları çoğunlukta.

    dünyada medeni ülkelerin hepsinde tüm hukuk normlarının tepesinde "insan hakları evrensel bildirgesi" bulunur. bu bildirge de varoluşunu ilk maddesinden alır: herkes eşittir ve hür doğar. bu madde geçmişteki ilkellikten kopan ve adaleti eskiye göre daha iyi uygulayabilen (mesela önceden seni köyünde biri gelip öldürse kimsenin umrunda olmazdın, olay yeri inceleme mi vardı? parmak izinden suçluyu mu bulacaklardı?) modern dünya toplumlarının en temel hukuki doktrinidir. oysa sünni islam hukuku mesela hanefi mezhebi fıkhı bu bildirgenin kökü ve özü olan ilk maddesine bile muhalefet etmektedir:

    *bütün insanlar değil bütün sünni erkekler (köle olanları hariç) eşittir ve hür doğarlar
    *kadınlar erkeklerle eşit değildir çünkü şahitlikleri bazı davalarda kabul edilmez bazılarında bir erkek şahit yerine iki kadın şahit gerekir.
    *gayrimüslümler müslümanlarla eşit değildir çünkü daha fazla vergi öderler.
    *gayri müslümler müslümanlarla eşit değildir çünkü yeni ibadethane (kilise, havra) açma (ve hatta mevcut metruk olanı tamir etme) hakları yoktur.
    *dinden dönenler vatan hainidir dolayısıyla öldürülmeleri islam devleti üzerine farzdır.
    vs. vs.

    yani sizler liberaller olarak bu fikirleri sahiplenen insanların söz hakkı ve hatta iktidar hakkı olduğunu savundunuz. bunlarla mücadele edenleri gerici, statükocu, otokrat, totaliter olarak yaftaladınız. bugün hala biraz pişmanım ama çok da pişman değilim diyorsunuz.

    gerçekten hala daha türkiye'deki totaliter islamcıların "insan haklarına, insanların eşitliğine ve hürlüğüne" inanmadıkları türkiye'deki totaliter sekülerizmcilerin ise "insan haklarına, insanların hürlüğüne ve eşitliğine" inandıkları ama "islamcılığın bitmek bilmez cihat anlayışı"yüzünden bunu uygulamada başarısız oldukları tezine ikna olamıyor musunuz? eğer modern hukuk normunun tepesindeki doktrine bağlılığa ve eşitliğe olan inanca göre sınıflandıramayacaksak insanları neye göre sınıflandıracağız? popper'a göre mi? totaliter islamcılığın karşısına "totaliter başka birşeycilik" gelmeden bu mücadele kazanılabilir mi? totaliter islamcılık'ın hukuk kaynakları sabit ve değişmezken onu devirecek, yerine geçecek ve bu sayede topluma nüfuz edecek, toplumu totaliter islamcılıktan soğutacak bu sayede totaliter islamcılık tehlikesini tarihin tozlu raflarına kaldıracak diğer "totaliter başkabişeycilik" , bu kutsal emeline ulaştıktan sonra hala totaliter mi kalacak/kalabilecek sandınız?

    yaptıklarınızın ve söylemlerinizin iran'da "devrimi" destekleyen sosyalistlere ve örneğin ruhullah humeyni hayranı fransız filozof michel foucault'a ne çok benzediğinin farkında mısınız? iran'da 100 yıl önce kaçar hanedanı zamanında "sosyalister" diye bir güruh yoktu. türkiye'de de 100 yıl önce osmanlı döneminde "laikliği savunanlar" diye bir güruh yoktu. bu güruhlar her iki ülkede de 20. yüzyılın ürünüdür. 20. yüzyıldaki medyanın, iletişimin, şehirleşmenin ve sistemli eğitimin ürünleridirler. iranlı solcular ve sosyalistler "daha iyi bir iran uğruna" şah ile savaşmayı göze alırken aynı sizin burada yaptığınız gibi iran'ın iç dinamiklerinin islamcılık olduğunu, şah'ın islamcılığın mutlak nicelik üstünlüğüne rağmen iran'a hükmettiğini, iran islamcılarının kaleyi yıkabilmek için surda sadece ufak bir gedik beklediklerini, islamcılığın "cihat" diye bir farzı olduğunu ve bu farzın hukuk sistemini mevzu hukuktan tarihin çöpüne gönderilmiş bir hukuka çevireceğini tıpkı sizler gibi ya bilmiyor ya da bilmezden gelerek umursamıyorlardı. şah, devrildikten sonra her biri kaçacak delik aradılar. bir kısmı tecavüzden kaçamadığı için keyfini çıkardı. bugün onların çocukları azılı islamcı milislere dönüşmüş durumdalar. inanır mısınız 1978'de tahran'da "20. yüzyılda kadın erkek eşitliğine aykırı ideoloji mi olurmuş, şah gitsin de islamcılar o kadar irrasyonel olamazlar ya demokratik bir orta yol bulunur" diyenlerin hemen hepsi 40 yıldır yaşadıkları ile bugün şahı ve onun islamcı ideolojisini alkışlıyorlar, beğeniyorlar; şahlarına bağlılar. evet ısırılmış bir zombi gibi dönüştüler.

    michel foucault'nun humeyni yorumu:

    --- spoiler ---
    “kuşkusuz, bu bağ (15 yıldır sürgünde olan humeyni ile onun şeriatçı halkı arasındaki bağ) üç şeye bağlıdır: humeyni orada değildir. on beş yıldır, kendisinin gelip şah’ın gitmesini istemekten başka bir şey yapmadığı bir sürgünde yaşar; humeyni hiçbir şey söylemez, hayır demekten başka hiçbir şey. şah’a, rejime, bağımlılığa hayır! nihayet humeyni bir politikacı değildir: bir partisi olmayacaktır, bir humeyni hükümeti olmayacaktır. humeyni kolektif bir iradenin bağlantı noktasıdır."
    --- spoiler ---

    evet bu satırları 1979'dan önce yazdı foucault ve şah gittikten sonra humeyni'nin bir partisi olmayacak dedi. humeyni'nin "mutlak dini lider" titri ile devlete ve onun tüm organlarına, tüm sendikalara, mahkemelere, orduya ve sivil toplum kuruluşlarına tek başına sahip olduğunu da gördü elbete küçük michel 1984 yılındaki ölümünden önce. 1989 yılında humeyni öldükten sonra yerine geçen ali hamaney ise bugün hala tüm bu güçlerin mutlak ve tek sahibi. iran'ın cumhuriyet ordusundan bağımsız sadece kendi kontrolünde 120 bin kişilik bir orduya sahip: devrim muhafızları ordusu. humeyni'nin iktidarı eline alır almaz yaptığı ilk şeylerden biri şeriatı geri kalan herkesten ve hatta cumhuriyetin kendisinden ve ordusundan bile koruyacak bir "şeriat devriminin muhafızları ordusu" kurmak oldu. bu ordu sadece ve sadece dini liderden emir alır. islamcılar bir çok konuda yetersiz ve eğitimsizler ancak mesele eldeki şeriatı koruma dürtüsü olunca arkalarında bin yıllık bir gelenek var.

    en son geleceğiniz yer bu mu olacak? foucault gibi rezil rüsva mı edeceksiniz kendinizi?
    sizde geçmişten ders alma bilinci yok mudur? islamcılardan insan haklarına saygı gösteren ve inanan ortalama normallikte bir insan, farklı görüşlere saygı duyan bir demokrat olmayacağını anlayamadınız mı hala? ne zaman anlayacaksınız? nişanyan'ın beğenmediği nuray mert'in evveliyatını da biliyoruz ya neyse, değinmeye değmez.

    sevan nişanyan'ın fikirlerinin bir çoğundan tiksinirim ancak ağır kemalist biri olarak itiraf etmeliyim ki kendisi benim hocamdır. ondan öğrendiğim çok şey var ne yazdıysa okumuşumdur yazdığı hiç bir cümleyi kaçırmam, takip ederim. mesela "hakikat" kelimesinin ne anlama geldiğini ilk ondan öğrendim. bir an önce özgürlüğüne kavuşması dileğiyle.

    edit: gelen sorular eşliğinde ekleyeceğim üç beş fikir daha var yazıya.

    1- islamcılığın bir kez mutlak hakim olduğu iktidarlar değişir ve başka siyasal görüşlerin eline geçebilir mi?

    mutlak gücü ele geçiren ve karşı devrim muhafızları örgütünü oluşturabilen islamcı iktidarların (mesela mısır'da mursi henüz oluşturamamıştı) dış müdahale haricinde kendi iradesi ya da kendi iç dinamikleri ile değiştiğini görmedim ben hiç (atatürk devrimi hariç). bu teze karşı gelebilmek için iran'da ya da suudi arabistan'da islamcı iktidarın nasıl değişebileceğini açıklamanız gerekir. islamcılık klasik libarel tezlerle açıklanamaz görüşündeyim çünkü en despot ideolojilerden biri olan komünizm bile insanların eşitliğine inanırken islamcılık buna inanmıyor: yani islamcılık mevcut politik düzlemin dışında kalan aykırı bir ideolojidir.

    2- despotluk ile seküler bir baskı karşı tarafta kin üretir ve bu kin bir kan davasına dönüşür.

    baskının kin ürettiği tezi 70 yıllık sovyetler tarihi ile yerle bir olmuştur. sovyetlerin türki halkları 100 yıl önce bugünkü islamcı türkiye türklerinden daha az islamcı değillerdi bugün hemen hepsi islamcılıktan nefret ediyor. seküler despotluğun "rasyonel bir siyasi düzlemin" elemanı olması mümkün olmayan islamcılık ideolojisine karşı liberalinden, solcusuna; milliyetçisinden komünistine tüm kesimlerin birleşmesi gereken müşterek bir amaç olması gerektiği görüşündeyim.

    3- islamcılar geçmişteki bir takım mağduriyetlerden beslenerek iktidarı ellerine aldılar ve safları güçlendirdiler gelecekte farklı iktidarların farklı mağduriyetlerden beslenerek saflarını sıklaştırabileceğini bunun böyle bir çıkmaz içinde sürüp gideceğini göremiyor musun?

    türkiye'de demografi konuşur: mezhepsel, inanç ve inanacın tanımındaki farklılıklar odaklı, etnik köken ve yaşam tarzları arasında ayrışmış ve bu yüzden demokrasiyi "en iyi genel çıkarı sağlayacak olana oy ver" ideali ile uygulaması mümkün olmayan bir siyasi çatışma ortamı var. islamcıların yaptığının rövanşının alınması bu saatten sonra mümkün değil. bu yüzden liberal aydınların en baştan bu demografi mücadelesini öngörmeleri gerekirdi diye düşünüyorum sadece. yani yarın chp iktidar olsa bile islamcılara hesap sorulmasına toplumun "muayyen" kimlikteki kesimleri dışında kimse destek olmayacak. çünkü hemen herkesin bakış açısı kimliksel.

    4- seküler muktedirin eline geçirdiği gücü istismar etmeyeceğinden emin misin?

    kesinkes bu gücü istismar edeceğini düşünüyorum. muktedir gücü olan demektir, gücün olduğu yerde onun karşısında en az onun kadar güçlü rakip bir güç yoksa şiddet ve adaletsizlik kaçınılmazdır. gelişmiş toplumlarda muktedirlerin gücü islam ülkelerindeki gibi istismar edemeyişlerinin tek açıklaması toplumun kamuoyu oluşturabilme kabiliyetidir. türkiye son islamcı otokrasi tecrübesi ile gelişmekte olan kamuoyu becerisini toptan kaybetti. susurluk aydınlatılsın diye "sürekli aydınlık için bir dakika karanlık" eylemleri yapılabilen bir ülkeydi burası. onu da kaybettik. bu nedenle seküler ahlak topluma nüfuz edene kadar (muhtemelen 50-60 yıl daha) bu gücün yapacağı istismarlara istemeye istemeye fitim, aklı başında herkesin de fit olması gerektiğini düşünüyorum. alternatifi çok daha beter bir şey ve bu toplum ile bu demografi ile üçüncü bir alternatifi mümkün değil. mümkünse nasıl mümkün olabileceğini tarif ediniz.
    eğer türkiye'deki islamcı otokrasi gerçekten demokrasi yolu ile iktidarı farklı bir gruba teslim ederse tezlerimin tümünün yanlış olduğunu kabul ederim, tükürdüğümü yalarım o noktadan sonra kimsede mağduriyet yaratmayacak bir idare kurulsun ben geçmişteki hataların muhasebesini yapıyorum burada; 50-60 yıllık seküler bir despotluğun gerekli olduğu eğer islamcılar gerçekten iktidarı hakkı olana teslim ederse, seçimlere şaibe karıştırmazsa, temel hak ve özgürlüklere yapılan tacizlerde geri adım atarsa geleceğe dair bir temenni değil , böyle yapmayacaklarını düşündüğüm için geçmişe dönük bir nedamet. başkanlık referandumu da geçerse demokratik yolla iktidar değişiminin artık belki 10-15 yıl içinde muhtemel lider değişiminden sonra bile mümkün olmayacağına ikna olmaya başladım sadece.