debe başlıkları

mustafa kemal atatürk

  • ezeli ve ebedi başkomutan.
    30 ağustosumuz kutlu olsun atam.

  • çocukken sevmezdim, ben çocukken babam da sevmezdi ama allah var bir gün küfür ettiğini, kötü bir şey dediğini duymadım.

    babamın çocukluğu köyde geçmiş, gençliğinde ankara'da, istanbul'da inşaatlarda çalışmış, imam hatipten atılmış yine inşaatta çalışmış. hoca astı, bir gecede cahil kaldık mottosunu benimsemiş yıllarca. istanbul'a geldik mutassıp bir çevre, atatürk'ten nefret eden insanlar gırla. böyle bir ortamda çocuktum.

    ortaokul birde nutuk aldım, iki de atsız kitapları okumaya başladım, üçte marx okudum. babam iyi bir siyasetçi sayılabilir en azından marx'ı, atsız'ı bilir. hiç bir kitabıma bir şey demedi, dahası harçlığımı artırdı kitap alabileyim diye.

    liseye geçtiğimde atatürk hakkındaki kitapları, tarih kitapları almaya başladım. sağlam temellere oturmuş bir fikrim oluşmaya başlamıştı. atatürk araştırmaları yapıp, yakın tarih'e baktım. sonra kendimden utandım bir insana ne kadar haksızlık yapıldıysa o kadar haksızlık yaptığımı düşündüm. babamın bir bakkalı vardı battı, başka yerde 24 saat çalışıp, 24 saat dinleneceği bir iş buldu.

    üniversiteye geçtim, babam evdeki kitaplarımı okumaya başlamış ve okumaya nutuktan başlamış, daha sonra diğer kitapları okudukça onunda fikri değişti. üniversiteyi bitirdim, babamın kıytırıkta olsa bir akıllı telefonu var, e kitap indirtiyor. okuyor, okudukça atatürk hakkındaki eski düşüncelerinden dolayı utanıyor.

    kıymetini bilemiyoruz paşam, fikirlerini, görüşlerini anlayamıyoruz. affet bizi.
    yaşa, yaşa var ol mustafa kemal paşa!

  • bazen tereddüte düşerim acaba yeterince kavrayamadım mı onu diye. sonra içimi iki şey rahatlatır.

    1. "eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse, bilimi seçin." sözü. ne zaman o olsa ne yapardı acaba diye merak etsem cevap basit: aklın gösterdiğini yapardı.

    2. eskiden harp okulu öğrencisiydim fetöcü subaylar tarafından okuldan ayrılmak zorunda bırakıldım. beni atanlar şu anda hapiste. ne zaman aklıma gelse demek ki mustafa kemal'in askeri olduğumu alenen göstermişim ki adamlar beni atma ihtiyacı duymuş derim, içim gururla dolar.

  • eğer içen biri olsaydım bu gece şu fotoğrafına bakıp bakıp içer, çılgınlar gibi ağlardım.

    ülke sikimde değil. hepsi bokunda boğulsun. ben bu ülkeyi kuran adamın vatan haini ilan edilmesini kendime yediremiyorum. ben bu ülkede doğmadım, bu ülkenin vatandaşı da değilim. sadece yıllarca bu ülkede yaşıyorum ve şu adam için hıçkırarak ağlayabilirim.

    daha da koyanı bu adamı başka bir ülkeden yad edecek olmak. kendi ülkesinde insanlar onu artık sevmezken ben ve benim gibi bir sürü insan başka ülkelerden kendisini çok sevecek.

    üzgünüm ata'm. gerçekten çok üzgünüm.

  • evet dermiş. yaşasaydı ananızı sikerdi orospu çocukları.

  • yedi düvelin birleşip başkentinde padişahını esir ettiği osmanlının yerine bağımsız laik cumhuriyeti kurmuş lider. osmanlının son padişahı ise ülkesini işgal eden yedi düvelin zırhlısına binip malta'ya kaçtı.

  • yolunda ölmeye and içtiğim başkomutan.

    bilim insanı.

    kültür insanı.

    büyük türk.

    son başbuğ.

  • kendi partisi de dahil olmak üzere kurduğu mecliste ve temelini attığı laik demokratik cumhuriyetin ülkesinde her gün yeni bir saçmalıkla kemikleri sızlatılan eşsiz lider, mumla aradığımız...

  • mustafa kemal atatürk'ü kendimi bilmeye başladığım yaşlarımdan beri çok seviyorum, onu sevmek için daima bir sebep buluyorum, kah kadınlık onurum, kah insanlık onurum, kah zekası, kah kültürü ve vizyonu, kah çocuklara yaklaşımı, kah giyimi kuşamı, kah bir ağacın altında sadece oturması. hep bir sebep var, fakat en önemli sebebini yaşım büyüdükçe anlıyorum, o sebep türk insanına haysiyetini geri vermesi.

    nasıl ileri görüşlü bir adamsa, her zaman yüzyüze olduğumuz ve bugünlerde yakamıza en hırslı haliyle yapışan en büyük tehlikenin farkındaydı: ortadoğululaşmak, daha spesifik haliyle suudlaşmak. bir ulusun sonunun başlangıcı, dini inancın gereği zannederek kendine yapabileceği en büyük kötülük, acizliğin, bitmişliğin, şamar oğlanı bir zavallı devlet olmanın kısa yolu.

    oysa biz onlar değiliz, onlardan hiç kimse değiliz. ne kadınımızın var oluş amacı sadece giyinip süslenip erkeğin gönlünü hoş etmek, ne erkeğimizin amacı sürekli kadınları nasıl cinsel olarak kullanabileceğini ve nasıl hırpalayabileceğini düşünmek, ne çocuğumuzun amacı daha küçücük yaşta cinsiyet rolünü sırtına almak, kadınlığından utanıp erkekliğinden gurur duymak. bizim insanımızın amacı bütün gün birbirlerinin cinsel organları ve ten parçaları hakkında kafa yorup hiçbir şey üretmeden, şu dünyada bir işin ucundan tutmadan, hiçbir halta yaramadan geberip gitmek değil, hayır değil.

    her kesimden türk kadını tanıdım, her kılıktan, her inançtan ve yaştan. en bağnazlar içinde bile ne "erkeğin çok kadınla evlenmesinde sakınca yok" diyecek kadar haysiyetsiz, ne yabancı bir ülkede kocasına doğumgünü diye bir gecelik başka bir kadın ayarlamaya çalışan hem sapık hem haysiyetsiz türk kadını görmedim, kocasının ona bakmakla, kendisininse dansöz kostümü gibi şeyler giyerek onun gönlünü hoş etmekle ve çocuk doğurmakla görevli olduğunu düşünen türk kadın görmedim, ama bizi dönüştürmek istedikleri şeyde bunun örneğini gördüm. biz kesinlikle onlar değiliz.

    bizim çocuğumuz kız erkek diye ayrılmadan evlat diye sevilen, cinsel ilişkinin ihtimali bile düşünülmeden çocuk, kadınımız ezerek üzerek üstünlük kurulacak bir zevk nesnesi ve damızlık değil önce birey olarak, sonra dost, eş, iş arkadaşı, yoldaş olarak kadın, erkeğimiz bütün gün cinsel organıyla oynayarak dünyanın nasıl da o organın etrafında döndüğünü düşünerek kadın demeden, çocuk demeden saldıracak, öldükten sonra cinsellikle ödüllendirilme vaadine hayatını ve onurunu kaptıracak kadar aşağılık bir oksijen israfı değil, abi, baba, öğretmen, öğrenci, dost, yoldaş.
    bizim insanımız daha küçücük yaşında keskin cinsiyet ayrımlarıyla birbirinden uzaklaştırılmış, birbirini delik ve uzantıdan ibaret görüp konuşmaktan, paylaşmaktan, birlikte üretmekten ölümüne kaçan, birinin vajinası diğerinin penisi var diye oturacakları odaları bile ayıran, şu tek ve kıymetli ömrü cinsel kimliğe ve vücudun hangi parçasının görünebileceğine indirgeyip bayağılaştıran, böyle yapa yapa 5 yaşındaki çocuktan tahrik olacak kadar manyaklaşıp iğrençleşen, seküler bir ülkede yayınlanan yerli dizilerin oyuncuları üzerinden cinsel tatmin yaşamaya çalışan zavallılar değil, kadından erkekten önce insan. dedim ya, biz kesinlikle onlar değiliz.

    hiçbir zaman onlar olmadık ki, osmanlı zamanında bile değildik, kadınımızla erkeğimiz hiçbir zaman birbirinden bıçakla ayrılmış gibi ayrılmadı, her devletten önce bunca yıllık milletiz, hakkımızda bir kez bile "kız çocuklarını toprağa gömüyorlardı" söylentisi çıkmadı. osmanlı'ya hiçbir zaman hayranlık veya düşmanlık beslemedim, yaptırdıkları okullarda okuduğum için ama en çok da şu milleti imparatorluk, halifelik zamanlarında bile ortadoğululuk, suudluk karanlığına sürüklemedikleri için hep iyi andım. ama öyle bir padişah ve hilafet algısı yaratıldı, cahil kesime öyle bir yedirildi ki adam padişahı ilçede 3 mobilya mağazası olan ilkokul mezunu tüccar hacı, kadir mısıroğlu ve kral selman karışımı bir şey sanıyor, meziyetsiz, mizojin, bağnaz, bütün gün elinde kılıçla gezip müslüman olmayan gebersin diye tükürükler saçan, kavgacı ve cehaletiyle övünen bir meczup zannediyor. herhangi bir padişahın hobilerini, zanaatlerini, davetlere icabet ettiğinde yiyip içtiklerini, gayrimüslimler ve kadınlarla olan sohbetlerini bilse aklı çıkar.
    atatürk halifeliği kaldırdı diye ağlayanlar daha beter, aklındaki halife gençlik kolları ilçe başkanıyla said nursi arası korkunç bir canlı, halife sabah akşam allah muhammed cihad diye bağırıyor, tüm ümmet peşinde, yahudiler, hıristiyanlar, budistler halife karşısında tir tir titriyor ama atatürk gelip bu halifeyi puf diye ortadan kaldırıyor. inanılmaz bir mantık, ahah, bak bunlar da son halifenin kızı torunları, halifenin kızının düğünü.

    hilafet mi kalmıştı ortada, halifenin lafını dert eden mi kalmıştı. biz iyi ama cahil bir milletiz, öyle 1 gecede değil, 600 küsür yılda cahil bırakıldık. belirttiğim gibi düşmanlığım hiç yok ama bugün osmanlı torunuyum diye gezinen kamilin gözlerini yerinden uğratacak kültürü, hobileri, hatta kadınları yine o kamilin dedelerini nesilden nesile sömürerek elde eden bir hanedanın sonu zaten gelmişti, dünya değişmiş, tebaalık kulluk yerle bir olurken bireylik, kendi değerinin farkındalık yükselişe geçmiş, sadece osmanlı'nın değil bir iki istisna hariç tüm monarkların yavaş yavaş solarak kaybolma zamanı gelmişti.
    mustafa kemal ne zannedildiği ve lanse edildiği gibi ümmeti parçaladı, ne dininize düşman oldu, ne de örfünüzü adetinizi yok etmeye çalıştı. o, kul olmanın hiç yakışmadığı bir ulusa kendi özünü, kendi gücünü, bunlardan gelen haysiyetini geri verdi. demiştim ya biz iyi hoş lakin cahil bir milletiz, çoğu ailesinin son nesli üniversite yüzü görmüş bir milletiz. o yüzden manipulasyona, oraya buraya çekilmeye, kafasının karışmasına da çok müsait, kulluktan çıkıp öz türk kimliğini kabullenmede hala bocalama yaşadığımız için farklı ve çok yanlış kimlikleri benimsemeye de meyilli bir milletiz.

    yapmayalım. çünkü biz onlar değiliz.
    çok şükür ki şu vatanın her metrekaresinde her kız çocuğu, zengininki de fakirinki de uygulamada problem yaşansa da aynı haklara sahip, bir yanımız suudi arabistan prensesi deena abdulaziz moda haftasını salladı gibi haberlere konu olup hayatın kaymağını sıyırırken bir yanımız o prensesin kıyafetlerinden birini giyip sokağa çıksak kırbaçlanarak öldürülmüyoruz, farkhunda gibi bir mollanın lafıyla kafamıza taşlar atıla atıla canımız alınmıyor, okulumuz yansa gelen itfaiye erleri din polisi tarafından "içerideki kızların giyimi islama uygun değil" denerek engellendiği için diri diri yanarak ölmüyoruz, savaş pilotundan balerine istediğimiz her mesleğe okulunu okuyup sahip olabiliyoruz çünkü kadınlar şu bölümlerde okuyamaz diye ayrılmıyoruz, seyahat özgürlüğümüz, araba kullanma hakkımız engellenmiyor, kaderimiz erkin iki dudağı arası ve pis zihninde belirlenmiyor. kadınız diye taşlanmıyor, erkeğiz diye hayatın normallerinden ve karşı cinsimizden uzaklaştırılmıyor yalnızlaştırılmıyor, gayiz diye binaların çatısından aşağı atılmıyoruz.
    cebinde 2 lira varsa bir lirasına simit, bir lirasına çay alıp denize nazır bir bankta, cinsiyetin, inancın, inançsızlığın, kılığın fark etmeksizin oturabilme özgürlüğünü, biraz insan gibi hissetmek için haftasonları bahreyn'e kaçıp harcanacak tomar tomar paraya değişmem.

    burada zaman zaman esip gürlesem de ben çok kıyımsız bir insanımdır, kimse yanıma sokulmaktan, konuşmaktan, derdini fikrini paylaşmaktan çekinmez, kimseyi birbirinden ayırmam, şartlarından bağımsız yargılamam, ben bunu hem ailemden, hem atam'dan öğrendim. o kadar şanslıyız ki, kim olursanız olun, ister müslüman, ister ateist, ister hıristiyan; ister türbanlı, ister kadın, ister erkek, ister transseksüel; kürt, türk, çerkes, balkan, laz, azınlık, atatürk'ün bizi nasıl acı bir kaderden, nasıl bir karanlıktan, haysiyetsizlikten, şamar oğlanlığından kurtardığını hiç unutmayın, kim olduğunuzu, hangi vatanın evladı olduğunuzu, o'na borçlu olduklarınızı hiç unutmayın. hayatınızı aptal snapler izleyip hiç üretmeyip hep tüketmekle geçirip her 10 kasım'da "affet bizi atam :(" diye ağlamayın. layık olun.
    daima dik duruşlu kalın, umudunuzu hiç söndürmeyin.
    bazen bunalıyorum, öfkeleniyorum, neden dünyaya bir alman, bir ingiliz, bir x olarak gelmedim ki diyorum, sonra bakıyorum, sadece atatürk'ü tanımak için bile burada doğmaya değerdi. bugün yine kendisini tanımış olduğum için çok mutluyum.

  • birinci dünya savaşı, o günleri yaşayanların deyimiyle cihan harbi başlayınca dedemin dedesini askere almışlar. kastamonu'daki hemen her erkek gibi, uğruna türküler ağıtlar yakılan çanakkale'ye göndermişler. büyük dedem o ayrılık gününü anlatmıştı bir kere; babasını uğurlarken sadece helva yapabilmişler yolda yesin diye. kendi yememiş, dört yaşındaki oğluna, büyük dedeme vermiş. köyün tozlu yolunda yürüye yürüye uzaklaşmış. "bubamdan kalan tek hatıra bu" derdi büyük dedem. zaten ilk başlarda bir iki mektup gelmiş, sonra mektuplar kesilmiş. bu arada dayısını da çağırmışlar askere. yaklaşık iki sene sonra da, sadece künyeleri geri gelmiş gelibolu'dan, ikisi de şehit olmuşlar.

    gelibolu'dan gelen o mektupların birinde duymuş dedem ilk mustafa kemal'i. hep merak etmiş o büyük adamı. işgal olmuş, isyan başlamış, savaşlar bitmiş, kurtuluş gelmiş. herkesin dilinde yine kemal paşa. derken "cumhuriyet" ilan edilmiş. bir gün, duymuş ki inebolu'ya gelecek mustafa kemal paşa. çok istemiş, evin tek erkeği olarak anasıyla ninesini bırakıp gidememiş, gidenleri dinlemiş. sonra işte, tesadüf ki yaşı gelince onun da askerliği ankara'ya çıkmış. çankaya'daki o eski köşkün bahçesinde çok nöbet tutmuş. yemin ederek anlatırdı "atatürk geceleri hiç uyumaz, ışığı hiç sönmezdi" diye. öyle bir sevmiş ki o günleri, askerliği bitince memleketinden bile vazgeçmiş. kocasıyla kardeşini savaşta kaybetmiş elif anasını da almış, yeni ülkenin başkentine, umutla ankara'ya gelmiş.

    mustafa kemal bu toprağın insanına özgürlük, medeniyet, barış vermedi sadece. o, belki de en çok, yüzyıllarca bitmeyecek umut ve inanç verdi. dünyanın en çorak coğrafyasına cumhuriyet ağacını dikti. her şeye rağmen içimizdeki bu bitmeyen umut ve susmayan direniş, o koca ağacın dallarıdır, şehit dedelerimizin mirasıdır.

    nur içinde yatsınlar.