debe başlıkları

liberal demokrat parti'li hamit

  • normalde yazdığım şeylere gelen çeşitli olumsuz yorumları ayrı bir entry ile cevaplamak adetim değildir. hele ki bu kadar sevilmiş bir hikayede bunu yapmak istemezdim ancak sanırım konu hamit olduğu için biraz hassas davranıyor olabilirim. bir arkadaş hamit'i aşağıladığımı söyleyerek bazı örnekler vermiş. belki başkaları da bu doğrultuda düşünmüş olabilir diye kısa bir açıklama yapmak isterim.

    örneğin "hamit'in "çakma" deri ceketi, 8. el cep telefonu" falan demişim yazıda. önce bunu açıklayayım;

    bunlar aşağılama tanımlamaları değildir. 5 senede tanıdığın insanı 5 dakikada karşı tarafa anlatabilmek için bazı betimlemelere, detaylara ihtiyaç duyarsın. bir karakteri anlatırken değinilen detaylar sayesinde onu hiç tanımayan okuyucular belleklerinde karakteri ince ince yaratırlar. hatta mesela orada ilgili cümlenin devamında "onun ekranı çatlak 8. el telefonlar kullanan ama hayattan muazzam zevk alan hali, kafaya çok şey takmayışı..." ve hemen ardından yazdığım "..hamit'in sıradan bir günde yaptığı şeylerin yüzde 10'unu yapabilmek için hafta sonunun gelmesini bekleyenlerdendik, hamit ise vakti bol bir ücretsiz yaşam rehberiydi." cümleleriyle kendi maddiyatla örülü modern dünyamın(mızın) eleştirisini yapmaya çalışıyorum ancak bu cümlelerden hareketle basitçe hamit'i aşağıladığımı düşünen arkadaş ne yazık ki bunu fark edebilecek inceliğe sahip değil. bu gerçekten dokundu bana ve açıklamak istedim. bunun yanında benim abim de halen akıllı telefon almamakta ısrar etmekte. ben bunu da ortamlarda "adam hala tuşlu nokia kullanıyo mk" şeklinde anlatıyorum. bu ifade herhangi bir aşağılama içermez. ancak eğer hikayenin içinde; "8. el cep telefonu kullanıyor gerizekalı yaaa :))" deseydim, bak bu aşağılama olabilirdi işte. aradaki farkı umarım anlatabilmişimdir.

    bunun dışında aynı arkadaşa göre; hamit'e bey'liği layık görmemişim ve onu yine aşağılamışım. yazıdan örnek verdiği yer şu;

    "hamit bey (dikkat edin bey) bizim mahallenin imamıydı" dedi ve kesinlikle espri falan yapmıyordu"

    hikayeyi bir bütün olarak ele aldığınız zaman orada parantez içindeki (dikkat edin bey) ifadesi, hamit ile ilgili kişi arasında bizim ilk kez şahitlik ettiğimiz farklı düzeyde bir ilişkiye karşı olağanüstü şaşkınlığımızı ifade eder. bunu bu doğrultuda okuyan 100 kişiden 99'unun da böyle anladığına eminim. ne layık bulmaması yahu? sinema filmi olmadığı için o anlık şaşkınlığı klavyeden kısaca nasıl anlatabilirim bilemiyorum. bir şeye şaşırmanız için ille de onu layık bulmamanız falan gerekmez.

    aynı eleştirileri sıralayan arkadaşa göre hamit'i yalancı buluyormuşum. bir insanı 'yalancı' olarak tanımlamak ile aynı insanın çoğu zaman zararsız konularda kendini biraz fazla abartmasını komik bulmam ve buna biraz takılmam arasında oldukça fark olduğunu düşünüyorum. hamit ikinci kategorideydi ve bunu kısmen anlatmaya çalıştım yazıda. hamit mutlaka makinelerden anlıyordu ki yazıda "iş çıktığı zaman gerçekten de gider hallederdi. becerikliydi hamit" diye bir bölüm de var. ama mesela hiç teknik liseye falan gitmedi. fakat ortamlarda teknik okul mezunu olduğunu öylesine ciddi bir şekilde (kendine o konuda güvendiğinden) söylerdi ki biz bu ciddiyete gülerdik işte biraz. kuran'ı da biliyordu ama biraz işte. kesinlikle imamlık yapabilecek düzeyde bilmezdi..hatta bilgisini ispat etmek isterken herkesin bildiği bir sureyi yanlış okuyunca çok güldürmüştü bizi.

    son olarak; hiçbir insan dosdoğru değildir. hiçbir insan melek değildir. hiçbir insan sadece iyiliklerden oluşmaz. kötülükler, iyilikler, 'düzenbazlıklar' ve 'salaklıklar' her insanda vardır. aynı zamanda hiçbir insan saf kötü değildir. hiçbir insan sadece sinsi veya içten pazarlıklı olmaz. gerçek dünyadaki insanlar filmlerdeki insanlara benzemezler ve filmlerdeki karakterleri en çok bundan dolayı sevmem. hamit de bu dünyada yaşayan bizler gibi iyilikleri-kötülükleri birbirine karışmış birisiydi. ama şunu net olarak ifade edebilirim ki; hamit genelde iyi bir insandı. bunu, onu yakından tanıyan çoğu kişi böyle söyleyecektir.

    bunlar dışında, bana bu eleştirileri yapan arkadaşa katıldığım bir nokta var; yıllar geçtikçe artan bir pişmanlık. evet belki de daha çok ciddiye almalıydık o günler (hastalık günleri) hamit'i. yalnız şunu söyleyeyim o ciddiye çok almadığımız süreç 1 haftayı geçmez. sonra işin ciddiyetini anlayıp maddi manevi yanında olduk. ancak o aynı ciddiyeti kendine göstermemişti ve kendini iyi hissedince ilaçları bırakmıştı. yine de belki daha da ilgilenebilirdim, belki daha çok kontrol edebilirdim diye bir pişmanlık hissi var evet ve bunun önüne geçemiyorum. o ise bence şu anda cennetten bana bakıp "ulan hadi bırak şimdi beni, kaç kız düştü onu söyle" diyordur. cennette olduğundan nasıl emin olduğuma gelince..bu başlığın altında başka bir arkadaşın yazdığı gibi; "o bi yolunu bulmuştur".

  • --- spoiler ---

    postaci: bunu alamayiz
    hamit: yazılı emrinizi görelim neden alamıyorsunuz

    postaci: 1 mt ye kadar alabiliyloruz
    hamit: o zaman keselim,balta getirin
    --- spoiler ---

    varsan da yoksan da huzur içi de uyu hamit abi.

  • iyi hatırlamam tarihleri ama sanırım ya 1998 ya da 99'du. o zamanlar lisede okuyor, siyasete ilgi duyuyordum. henüz hamit’le tanışmamıştık. şimdilerde olmayan, o zamanlar olmasa da olan kanal e diye abuk bir kanalda, besim tibuk diye biri konuşuyor, konuştukça ekrana kilitleniyordum. evde babam falan varsa “adam güzel konuşuyor” deyip, onunla beraber izliyorduk. besim tibuk liberal demokrat parti’nin başkanıydı.

    adamı sürekli takip etmem babamın da dikkatini çekmiş olacak ki, “istersen seni tanıştırayım, tanıyorum” dedi. hamit’le ise hala tanışmamıştık…

    besim bey bizi odasında ağırladı, “ne içersin?” dedi. ben de heyecandan “hiç..” dedim. “iç..iç bişey iç, çay iç” dedi. “olur” dedim. babam “bizim çocuk da yazıyor bir şeyler, yanında getirdi” dedi. siyasetle ilgili yazılarımın olduğu sayfaların çıktılarını besim bey'e verdim. besim bey yazılara baktı, okudu mu, okur gibi mi yaptı, tam anlamadım ama inceledi yani epey…

    3 kötü yazı, 1 iyi yazıyı götürmemiş olacak ki, sohbetin sonlarına doğru “gel sen bizim gençlik kolunda çalış” dedi. uçtum, uçtummmm havalara uçtummm..gören nasa'da terfi etti sanar. hamit ise o yıllarda işsizdi.

    bu ziyaretin ardından ben deliler gibi ldp gençlik kolları’nda çalışmaya başladım. pazartesi il başkanlığı'na, diğer günler okuldan çıkıp ilçe başkanlıklarına gidiyordum. o kadar çok çalıştım ki hemen 2-3 hafta sonra bi ilçenin gençlik kolu başkanı yaptılar beni. özellikle 35 yaş altı kim varsa herkesle ben ilgilenirdim. hamit o zamanlar dyp’deydi ve biz hala tanışmamıştık.

    bir gün boş boş ilçe başkanlığında oturuyordum. kapı çaldı. hamit geldi. üzerinde bir takım elbise vardı, kibar konuşuyordu. partiye kayıt olmak istiyordu. ben hemen formları çıkarttım. “ne iş yapıyorsunuz?” dedim, hamit hiçbir iş yapmamasına ve okul okumamasına rağmen hafif tebessüm ederek, “makine teknikeriyim” dedi. ve hamit, neredeyse onu tanıdığım seneler boyunca, işini soran herkese hafif tebessüm ederek, “makine teknikeriyim” diyecekti. çok sallardı hamit.

    hamit bizim toplantılara gelmeye başladı, ilginç bir tipti. mail adresi : hamit@yahoo.com’du (yemin ederim) ama bilgisayarı yoktu. bir gün merakımdan o mail adresine mail attım. cevap verdi. gerçekten de mail adresi onunmuş, anladım.

    hamit’in evi de yoktu. arabayla milleti her zaman aynı adrese bırakırken, hamit’i her zaman farklı bir adreste bırakırdık. bazen “beni internet kafeye bırakın” derdi, bazen hiç para ödemediği bir meyhanenin önünde inerdi.

    hamit’i çok kişi sevmezdi ama biz 3-4 arkadaş ve hamit hep beraberdik. bağımlılık yapardı hamit.

    onun parasız, işsiz güçsüz gezen, sürekli aynı elbiseleri giyen, ekranı çatlak 8. el telefonlar kullanan ama hayattan muazzam zevk alan hali, kafaya çok şey takmayışı ve tüm bunlara rağmen kendine olan anlamsız özgüveni bizi bizden alıyordu. eğer buluşuyorsak, hamit olmadan buluşmanın anlamı yoktu artık bizim için. şahsına münhasırdı hamit.

    pastaneye giderdik. herkes menüden tatlısını seçerken, o tüm tatlılardan karışık bir tabak isterdi. garson da biliyordu artık, hamit oturur oturmaz garsona “asorti” derdi, garson hamit’e özel tatlı tabağını getirirdi. kebapçıya gitsek mutfağa girer, etleri inceler, ustayla sohbet ettikten sonra kararını verirdi ve hiç hesap ödemezdi hamit.

    dedim ya işsizdi hamit, çalışmazdı. ama süper 'çalışıyormuş' taklidi yapardı. cebinde hep kartvizitleri vardı. kocaman yazardı; 'makine teknikeri' diye. gerçekten de bazen iş gelirdi, arayan olurdu, koşa koşa giderdi..nasıl yapıyorsa yapardı. becerikliydi hamit.

    bir gün de hiç unutmam partide yaptığımız toplantılardan birine bi çocuk geldi. hamit'i bilmem nereden tanıyormuş. biz ilk kez hayatımızda hamit'i tanıyan birini görüyorduk. "nereden tanışıyorsunuz?" demiştim. "hamit bey (dikkat edin bey) bizim mahallenin imamıydı" dedi ve kesinlikle espri falan yapmıyordu. gayet ciddiydi. hamit muhtemelen bir şekilde bir yerde kısa bir süre (foyası ortaya çıkana kadar) imamlık da yapmıştı, nasıl yapmıştı bilmiyoruz ama buna hepimiz kanaat getirmiştik. çocuğu da bir daha görmedik (bak arkadaşım bu yazıyı okuyorsan neredeyse 15 senedir bu olayı çözebilmiş değiliz, ulaş bana). sizi her şey olduğuna inandırabilirdi hamit.

    saraçhane'de bir çay bahçesi vardı her zaman gittiğimiz. çay bahçesinin de kocaman bir kangal köpeği. köpek beni ne zaman görse yerinde duramıyor ve çok afedersiniz şeyi kalkıyordu (olm köpeklerle iyi anlaşıyorum ben, hayvan beni görünce seviniyor normal!). ama hamit bu işte, herkesin içinde (evet müşteriler falan varken) bağıra bağıra "soner hadi karabaş sana bi kaysın" derdi ve en az 2-3 dakika gülerdi bunu dedikten sonra. ama gözü falan yaşarırdı gülmekten. yani allah korusun karabaş gerçekten bana 'kaysa', muhtemelen bu hamit'in acayip hoşuna gidecek ve beni kurtarmayacaktı. arsızdı hamit.

    halı saha maçlarına giderdik, manyak kaleciydi. küçükkuyuspor’da mı ne oynuyormuş eskiden ama bence atıyordu. bir gün yine kaleci olacak..her şey hazırdı. ama hamit “ben kaleden sıkıldım” dedi. “ulan şimdi mi söylenir?” dedik, “geç” desek de dinletemedik. geçmedi kaleye. inatçıydı hamit. 8'e 7 maç yaptık. bizim takımdan 10'ar dakika herkes kaleye geçti. hamit dışarıdan bizi seyrediyordu. maç bitti, fark yedik. fark yemekten çok, hiç zevk almadık arkadaş. hepsi hamit yüzünden. o gün ilk kez sinirlendik hamit’e. yolda eve dönerken “in lan!” dedik. “param yok dönemem” dedi. “sktir git” dedik, indi. ertesi gün “naaptın?” dedik, “durakta yattım” dedi. bize bozulmazdı ve dışarıda kolaylıkla uyurdu hamit.

    bir gün ldp istanbul il başkanıyla önemli bir konu hakkında görüşecektik. konuyu hatırlamıyorum, çok da önemli değilmiş demek. randevu aldık. odaya girmeden önce birbirimize söz verdik. çok sert konuşacağız ve istediğimizi alacağız. hamit de bizimle. herkes "tamam" dedi. yaşımızın çok ilerisinde çatık kaşlarla odaya girdik masaya oturduk. sert sert bakıyoruz etrafa. çok artistiz. adam “buyrun?” dedi ve sigaraya uzandı. hamit önünü ilikledi, aniden ayağa fırladı ve “ben yakayım boşkanımm!” dedi, gitti adamın sigarasını yaktı..bütün büyüyü bozdu. o dakikadan itibaren artık girdiğimiz tribin hiçbir anlamı kalmadı. adam da 45dk. kesintisiz süleyman demirel gibi konuşa konuşa bizi uyuttu, salladı gitti. yalakaydı hamit.

    bir gece karar verdik, süleyman demirel’i ziyaret edeceğiz. “nasıl gideceğiz?” dedik. bir arkadaşımızın minibüsü vardı, “ben götürürüm” dedi. kar-kış kıyamet..gece biz minibüse bindik, hiçbir randevu almadan süleyman demirel’le konuşmak için ankara’ya gittik. yoldan geçenlere “süleyman demirel nerede oturuyor?” diye sorduk, “güniz sokak” dediler. bazıları “ne yapacaksınız?” diye sordu, hamit de onlara “iade-i ziyarette bulunacağız” dedi. halbuki süleyman demirel bizi hiç ziyaret etmemişti. hiç de tanımıyordu. gururluydu hamit, kendini ezdirmezdi.

    partide ne zaman bir başkanlık için seçim olsa, hamit muhakkak aday olurdu. neye aday olduğu önemli değildi. bazen gençlik kolları başkanlığı’na, bazen istanbul il başkanlığı’na, bazen de haddini aşarak genel başkanlığa aday olurdu. biz de hep gülmek için hamit’in konuşmasını dinlemeye giderdik. bir gün yine bir başkanlık için adaydı bu. adaylar ve tabii ki hamit “kim ulan bu?”lar eşliğinde konuşmasını yaptı. yerine oturdu. konuşmasının ardından oylar açıklandı. iki aday eşit, diğer adaylar da çok az oy almıştı. hamit ise sadece 1 oy almıştı. hamit’e oy veren tek kişi kendisiydi. iki eşit oy alan aday tekrar kapışacaktı. yani herkes 2 aday için tekrar oy verecekti. bu durumda, hamit’in oyu da önem kazandı. hamit söz istedi, mikrofona geldi. herkes ne diyecek diye gözünün içine bakıyordu hamit’in..ve hamit oldukça ciddi bir surat ifadesiyle “bana oy verenler serbesttir” dedi. yerlere yattık gülmekten. başkan olmasa da başkanmış gibi, arkasında kitleler varmış gibi davranırdı hamit.

    biz hamit’i çok severdik. bir gün burun etimi aldırmak için ameliyat oldum. narkozun etkisi yavaş yavaş geçiyordu. herkes başımda, abim “ne istersin?” dedi. ben “hamit” dedim. annem “hamit kim ya?” dedi, abim “arkadaşı” dedi. hamit’in numarasını bulup aradılar, hemen taksiyle geldi hamit. o gelene kadar biraz ayılmıştım. başladık hamit’le gülmeye. ne annem, ne babam hiç ısınmadılar hamit’e ama kötü gün dostuydu hamit.

    ahmet altan aşk romanları, mehmet ali erbil özlem yıldız’a, hamit ise ldp’deki tüm kızlara yazardı. ama sorsan kimseyi beğenmezdi. sevdiğini söylemezdi hamit. ldp’nin popüler olduğu yıllardı. biz gençlik kolları olarak neredeyse her hafta protesto gösterileri düzenliyorduk ve devlet yine doğalgaza zam yapmıştı. biz de dedik ki, “doğalgazık eylemi yapalım”. yalnız kocaman bir kazık bulmamız lazım. en az 1 metre. o hafta çok kar yağıyor, okullar, iş yerleri her yer tatil. hamit “ben bulurum.” dedi.

    “tamam” dedik. hiçbirimiz inanmadık hamit’e. arabası yok, parası yok, her yer tatil, kar-çamur, nereden kazık yaptıracak? “gene atıyor” dedik. beni aradı, “nereye geleyim?” dedi..öyle sorunca verdik adresi. ancak saat çok geç oldu, hamit yok. arıyoruz, cebi kapalı. “ulan yine salladı” dedik. çıkmaya yakın pencereden baktım. biri elinde kocaman bir şey ile karların içinden ağır ağır yürüyor. geldi, çaldı kapıyı, neredeyse 1,5 metrelik devasa bir kazık elinde. keresteci bi tanıdığında yaptırmış. “sen nasıl geldin olm bu karda bununla?” dedik.. 3 durak önceye kadar parası yetmiş, oradan yürümüş! şarjı da bitmiş. hiçbir şey söylemeden, elektrikli sobanın önüne gitti. ayaklarını sobanın önüne uzattı ve uyudu. vefalıydı hamit.

    yıllar çok ilerledi…biz hamit’le hiç kopmadık. besim tibuk’un partiyi bırakmasından sonra biz de soğuduk. çok gitmez olduk partiye ama 4-5 arkadaş hep buluşurduk. hamit ise her buluşmada olurdu. 3 kişi bile buluşsak birisi muhakkak hamit’ti. hamit bir telefoncuda çalışmaya başladı. o gün de yılbaşı. "ne yapacaksın yılbaşında hamit?" diye sordum, “dükkandayım” dedi. ben de “ulan yılbaşı dediğin nedir ki?” dedim, hamit’in çalıştığı dükkana gittik. bir de ne görelim? hamit saçlarına garip kimyasal bir boya sürüyor. balyajmış. “ne bu olm?” dedik, “2 saat duracak, sonra tüm kızlar bana hasta olacak” dedi. o sırada bir kız girdi dükkana, kontör alacakmış. hamit kafasında abuk subuk sardığı parlak balyajlarla kıza kontörü uzattı, parayı aldı, para üstünü verdi. yalnız bu hareketleri yaparken inanılmaz normal davranıyor. kız korku dolu bakışlar eşliğinde para üstünü alır almaz hayvan gibi kaçtı dükkandan. “hamit iğrençsin” dedim..”saçlarım harika oldu” şeklinde cevap verdi. çok rahat adamdı hamit, hiçbir şeyden çekinmezdi. o gece yılbaşını telefoncuda kutladık. hayatımın en güzel gecelerinden biriydi.

    yıllar ilerledi, bir gün yine buluşacaktık. hamit geldi ve "hastayım, doktora görünmem lazım” falan dedi. çok üstünde durmadık, hatta dalga geçtik para koparmaya çalışıyor diye… belli bir süre sonra hamit bize ameliyat olması gerektiğini söyledi.

    artık hamit’i ciddiye almaya başladığımız zamanlardı. doktoru ameliyatın iyi geçtiğini, çok kötü bir durum olmadığını ancak ilaçları kullanması gerektiğini söylemiş hamit’e. bizim hamit, kendini iyi hissedince ilaçları kullanmayı kesmiş. haberimiz yok..pek üstünde de değiliz bu konunun. basit bir şey sanıyor, eski günlerdeki gibi takılıyoruz. hamit tekrar fenalaştı. babası falan geldi memleketten. o güne kadar ilk kez hamit’in kan bağı olduğu birini gördük. akrabaları falan çıktı…o zamana kadar hamit hep tek adamdı.

    önce ankara’ya gitti, ameliyat oldu. oradan ambulansla istanbul’a naklettiler. arada sırada konuşabiliyorduk hamit’le. konuştuğumuz zamanlarda da ne dediğini anlamakta güçlük çekiyordum. yoğundu hamit’e verilen ilaçlar, konuşmakta zorlanıyordu. en son telefon görüşmemizde beni aramak istemiş. aradı, hemen açtım. birçok cümle söyledi, birçoğunu anlamadım ama bir ara “oğul ben gidiyorum…hakkını helal et” dedi. “hamit dalga geçme, doktorlarınla konuştuk, iyi konuşuyorlar, düzeleceksin” dedim. bu sefer ben atmıştım, çünkü doktorları iyi konuşmuyordu. en son öylece kapattık telefonu. öldü hamit. bu günlerde, 10 sene önce.

    o zamanlar hiçbir şey hissetmedim. hani başta çok acır ya için, sonraları geçer, azalır. bende tam tersi oluyor galiba. her geçen sene, hamit’in yokluğu daha çok acıtıyor içimi. çok ilginç bir adamdı hamit. çok enteresandı. ondan sonra hayattan çok soğudum. biz 5 arkadaştık. hamit öldükten sonra neredeyse bir daha hiç toplanmadık, toplanınca da hiç zevk almadık ettiğimiz muhabbetten..sonra birimiz evlendi, bir diğerimiz başka şehre gitti vs…telefonda bile çok konuşmadık. hamit olmadan bir anlamı yoktu artık o 4 kişinin, zira tüm muhabbet hamit üzerinden dönmekteydi.

    bilmediği şey yoktu hamit’in. bilmediği bir soru sorunca da, kesinlikle “bilmiyorum” demezdi, muhakkak bir cevabı vardı. ama sorunun cevabını düşündüğünü anlamamamız için, soruyu sorduğumuz anda “eyk?” dye bir ses çıkarır, soruyu anlamamış gibi yapar, tekrar sordurtur, zaman kazanırdı. kurnazdı hamit.

    o öldükten sonra bana o “eyk..” kaldı bu hayatta. öldüğünü öğrendiğim zaman da çıktı ağzımdan, çünkü çok anlamsız ve zamansız gitti. ve şimdi bu hayatta anlam veremediğim ne varsa ben hep “eyk..” derim. rahmetliden bana yadigar.

    not: ilgili doğalgazık eylemimizin videosunu uzun uğraşlar sonucu bulabildim. hamit şu en önde kazığı taşıyan çakma deri montlu arkadaş. ptt memuru kazığı almayınca tartışan da o. düşünüyorum da bugün bırakın enerji bakanlığı'na, sıradan bir akp milletvekiline zamları protesto etmek için kazık göndermeye kalksak muhtemelen eylem esnasında o kazığı bizim gtümüze sokarlar ve itiraz olarak sadece "eyk" diyebiliriz.

    not2: başka bir sitede yaklaşık 4-5 yıl önce de anlatmıştım hamit'i arkadaşlar, yani evet o yazıyı da yazan benim. 10. yıl dönümü olduğu için hikayeyi biraz daha derleyip toparlayarak, yeni bir şeyler ekleyip ona dair bir ekşi başlığı açmak istedim. hediye gibi bir şey. hamit'e özel, spesifik bir başlığın bu kadar çok okunacağını da hiç tahmin etmemiştim aslında, inanılmaz şaşkınım. bu kadar kişinin hamit'i öğrendiğine inanamıyorum. yüzüm şu an gerçekten şöyle :'// demek ki yerel sandığımız şeyler evrensel bir bütünlük hissi yaratabiliyormuş. bunun için aklıma gelen birkaç hatırayı daha ekledim. belki uyursam -ki oldukça uykum var- yarın uyanınca yeni bir şeyler daha gelir aklıma.

    not3: demirel ile görüşmeyi soran arkadaşlar oldu özelden. evet arkadaşlar görüştük demirel ile. hamit'in demirel'in evindeki hareketleri falan görmeniz lazımdı. onun da kaydı var ayrıca..yalnız o apayrı bir hikaye gerçekten. onu ayrı bir başlık altında anlatmak gerek:)