debe başlıkları

lebron james

  • ekşi sözlüğün çok acayip bir yere dönüştüğünün ispatı olan nba ve basketbol efsanesi.

    bu adamın başlığına giriyorsunuz ve adama loser yazıldığını görüyorsunuz. steph curry başlığına dalıyorsunuz ve durant olmasa bir hiç olduğunu iddia edenler karşınıza çıkıyor. durant başlığında da hazır takıma gelen beleşçi süperstar yazıyor. e pardon da kimi beğeneceksiniz kardeş?! cedi osman'ı mı?

  • 2016: "back to igoudala....ohh blocked by james!"

    2017: "james...blocked by igoudala"

    zevkten dört köşe izledim finallerin 3. maçını valla. yalnız yorumların çoğuna katılmıyorum. bebelerin "hater" muhabbetini zaten boşver de, maçları bireysel hikayeler üzerinden yorumlama meyili çok yaygın:

    "lebron son dakikalarda yine çöktü, çünkü winner değil, bak kobe olsa alırdı maçı. hele jordan olsa hakemler aşka gelir, bunu iki galibiyet sayarlardı..."

    <el insaf>
    adam 39 sayı atmış, 11 reb, 9 da assist eklemiş. bunu %55'le yapmış. adamın finaller ortalaması triple double, tarihte bir ilk. durant ve curry'nin istatistikleri lebron'la -kısmen- kıyaslanabilir ama kimin etkisi fazla, kim en değerli oyuncu konusunda yakın bile değiller: finaller boyunca adamın sahada olmadığı o ufacık zamanda, cavs -8 yerine -45.
    </el insaf>

    ***

    ilk 45 dakikada atılan sayılarla, son 3 dakika atılanlar eşit sayılmıyor mu? nedir bu clutch fetişi arkadaş? oyundan anlayanı da anlamayanı da son 2-3 dakikaya bakıp hikaye yazmayı becerebiliyor, sanırım o yüzden.

    bir de diyorsunuz "adam winner olsa son topu korver'a atmaz, kendi kullanırdı". yahu herif iyi savunulurken %50-60 ihtimalle iki sayı mı denesin, zinde olan ve bomboşken %50+ üçlük atan korver'a mı versin? doğru kararı verdi, olmadı. kobe mal olduğu için kendi atardı tabii, 10 kere denesin 8'inde batırırdı, ama biz kalan ikisini hatırlayıp onu kahramanlaştırırdık.

    ***

    karakter çözümlemesi yapıp hikayeler yazmak yerine, sistemleri kıyaslamalı. çok basit aslında: lebron ve irving 45 dk sahada kalmışlar. warriors'un üçlüsü ise 40'ar dakika. bu tempoda o 5 dakika fark, 20-22 ekstra posession demek. lebron ayısı da bir insan. bu bir.

    ikincisi de, dakika başına harcadığı enerji de daha fazla. irving, muhtemelen hayatımda gördüğüm en zor 50 layup'ın 5'ini tek başına bu gece atmıştır. çıldırdı resmen. ama hepsinde de dayak yedi, yoruldu. cavs'ın "sistemi" bu sonuçta, elinde iki tane mükemmel iso oyuncusu var, tepede perdeleme yapıp onlara mismatch yaratıyorlar, sırayla yükleniyorlar. boş kalanların üçlükleri girerse ne ala. kevin love kaçırdıklarından birini atmış olsaydı, şimdi lebron'a methiyeler düzülürdü.

    warriors ise kardiyo idmanı yapar gibi... toptan uzakta koştur, boyalı alanda perde üstüne perde, sonra boşa kaçana çat üçlük veya içeri kaçan adama kolay sayı. hem kendileri az dayak yiyor, hem de savunmayı koşturuyorlar. dinlenemiyorsun oyundayken.

    lebron'la irving 3.5 çeyrek boyunca insanüstü oynadılar ama warriors, bu verimli sistemi ve derin benchi sayesinde hep maça ortak kaldı. ve sonda da durant denen hile kodunu kullandı.

    tabii işin ilahi adalet kısmını anlıyorum. bu superteam furyasını başlatmasa da popülerleştiren lebron. ektiğini biçiyor. keser döner sap döner, gelir götüne girer. o yüzden aynı anda hem "beter olsun" diyorum, hem de şapkamı çıkarıyorum. adam beni çiftkişilikli yaptı.

    -kevindurantsinsiyılanspor

  • öyle bi takımda ki 5 dakika dinlenemiyor bile. ama karşı takımda oynayan kenara çekiliyor dinleniyor. kaç tane sayı, asist yaptı ama takımın genel anlamda katkısı 0.

    buna rağmen hala "çakma kral" diyen haterleri görüyoruz. bugünde başkası adına utandık.

  • 1) 3 sene daha 25 sayı civarı normal sezon ortalaması yaparsa jordan ve kobe'yi rahatlıkla geride bırakıyor.(35000 gibi) 35 yaşından sonra 20 civarı sayı ortalaması bile tuttursa emekli olana kadar çok rahat jabbar'a ulaşır ve geçer. ''burası check'' *

    2) eğer bu sezon gene şampiyon olursa 4. şampiyonluğu olacak. golden state'e çok ters gelen bir yapısı var. bence başarabilir. hatta bu finali önümüzdeki 3 yıl daha görürsek kimse şaşırmasın. michael'ın malone-stockton ikilisine kabus gibi çökmesine benzer bir manzara ile karşılaşabiliriz.

    -nba gibi istatistik manyaklığının zirvede olduğu bir organizayon için gereken tüm şaklabanlıkları daha şimdiden yerine getirdiğine inanıyorum ki bunun daha 6-7 sene sonrası var. her şey sona erdiğinde çoktan nirvanasına ulaşmış olacağı aşikar bu tarz işlerin.

    -fakat son mevzu yani şampiyonluk olayı çok garip işte. zaten bu kadar belirsiz olduğu için böylesine paha biçilmez bir gurur. fakat ben lebron james'e inanıyorum, o eski çiğ dönemlerinden eser kalmadı artık. meraklısı incelesin resmen saha dışında keşişlere bile taş çıkartacak bir yüce gönüllüğe ulaşmış durumda, eski halini düşünüyorum vay monako bir insan nasıl böyle değişir diyorum. daha fazla uzatmamak gerekirse diyeceğim o ki: kendini bilen bir adam zorlarsa dağları bile deler arkadaş. bu herif de kafalarda şüphe bırakmayacak şekilde en azından 6 şampiyonluğa ulaşacak bak görürsünüz. kutuda büyük hissediyorum.*

    tüm bunları tabii ki iflah olmaz bir hayran olarak yazmadım. zirveye meydan okuyan onurlu bir oyuncunun amacına ulaşmasını insan olan herkes görmek ister. yarın lebron bıraksın başka bir çocuk ortaya çıkıp aynı şeyi hedeflesin onun için de aynı duyguları beslerim şüphesiz. amacımız her şeyi ele geçirmek değil, doruklara kadar ihtişamla yükselip, usulca tekrar inmek...*

    (bkz: baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş)
    (bkz: bu bir sevgi olayı ercan)

  • yine çıldırtıyor birilerini. kudurun ulan.

    senin süper takımın nba finallerinde ikisi evinde olan 3 maçı üst üste kaybedecek seride 3-1 öndeyken, sen hala gelip hakem, sakatlık vb. diye zırla.

    bir de kawhi ile bilmemkimle oynamayacak demiş. ulan insan biraz utanır.

    golden state warriors hangi süper yıldıza karşı oynadı? bir kawhi leonard vardı ki oldukça zorluyordu adam, onu da sakatlayıp bertaraf ettiniz.

    daha serinin ilk maçında kolu kanadı kırılan spurs hariç 3 sezondan beri warriors'un playofflarda eşleştiği tek kaliteli takım geçen yılki oklahoma city thunder idi ve o seride ve seri sonunda neler olduğunu da hepimiz biliyoruz.

    bazı warriors taraftarının sürekli olarak ağlayıp sızlanması nasıl bir eziklik yahu. ulan takımın nba'in açık ara favorisi. rahat ol. kudurmana gerek yok ki

    boston taraftarı dik duruyor, warriors taraftarı zırıl zırıl ağlıyor. ne günlere kaldık...

  • mesela eşini hiç aldatmamıştır. adı tecavüz skandallarına karışmamıştır. takım arkadaşları sakatlandığında ki kyrie erving bundan bahsediyor, onlarla her zaman ekstradan çalışmış ve düzelmeleri için elinden geleni yapmıştır. bir çoklarının aksine tanrı vergisi yetenekleri diğer yıldızlara göre azdır. evet çok güçlü ve iridir. ama bu fizikteki bir adama göre hızı, seriliği şutları muazzamdır. oyun görüşü çok ileri seviyededir. kaybettiği her finalde neredeyse herkesi tebrik eder. kendi kazandığında da aynı şekilde. gündeme ve hayata dair demeçleri bir çok meslektaşına göre çok daha doludur. tabii ki hataları olmuştur decision vs. ama bunlar zaten olur. insan olanda olur. mj'den kobe'den çok daha insan evladı hareketleri tutum ve davranışları vardır. tüm bunların yanında kırdığı onlarca rekor ve 3 yüzüğü var. benim için saygı duymak, izlemek, takdir etmek ve en önemlisi bir şeyler öğrenmek için çokça yeterlidir. en son kendrick lamar'ı neden sevdiğini açıklarken bile, banliyölerde büyüyen ve kimsenin bir şey yapabileceğine inanmadığı siyahilerin cümlelerini aktarıyor benim için rapten daha öte gibi bir şeyler demiştir. bu bile onu takdir etmek için yeterli. bence sas a karşı finalde son üçlüğü kaçırmasına değil o üçlüğü atma cesaretine bakmak gerekli. velhasıl nba aleminde yakın tarihteki örnek ve ilham alınacak karakterden biridir. tıpkı duncan, popovic, hatta tyronn lue gibi. bir ara da tyronn lue bahsini açarım.

  • işinize gelince batı konferansı çok güçlü, şöyle iyi böyle iyi oyuncular batıda,. doğu konferansı çöp, rakip yok falan filan....

    ama yine de lebron'un takım arkadaşı 987 defa all-star olabilmiş diyebiliyorsun. utanmaz seni. bir dik durun yahu, bir çelişmeyin...

    biz de sana diyoruz ki, git lebron'un kenarda oturduğu dakikaları izle,niye bu all-starlar o yokken o kadar da müthiş değiller? niye wade ve bosh lebron'suz miami'ye playoff dahi yaptıramıyor? niye james takım 8 sayı öndeyken benche gelince kyrie irving maçı aynı düzeyde tutamıyor da, takım 8 sayı geriye düşüyor? taa ki james benchten gelene kadar?

    bu adamın en büyük yeteneği, yanındaki oyuncuları bir seviye üste taşıması zaten.

    iman shumpert'ı izliyor musun? tristan thompson'ı? matthew dellavedova kaç para kazanıyor, neden o kadar çok kazanıyor bucks'ta haberin var mı? knicks'in "ne olur alın, karşılıksız alın" diye shumpert'ın takas paketine dahil ettiği, baş belası olarak görülen j.r. smith'i izliyor musun oynarken? richard jefferson'a ne demeli? miami heat'in yerine d-league'den oyuncu almak için yollamak istediği derrick williams?

    asıl sen anlayamamışsın olayı.

    lebron mo williams'ı all-star yaparken kobe bryant lamar odom'u all-star yapamadıysa problemi lebron'da değil kobe'de arayacaksın.

  • kanımca tarihin en iyisi olamayacak ama tarihin en iyi 2. basketbolcusu olarak kariyerini bitirecek efsane. ayrıca ileride efsane olmayacaktır, şimdiden efsanedir. 73-9'luk golden state'i 3-1'den dönüp tokatlayarak da bunu tescillemiştir. hatta kendisine saygı duymayan bir çok kişiyi de lehine döndürmüştür.

    ama tarihin en iyisi olabilmek öyle böyle bir şey değil. bunun için eksiklikleri de gözle görülür bir şekilde var.

    kendisini savunmak için en çok kullanılan tezlerden biriyle başlayalım: finali kazanmak tamam da adam kaç kere finale çıkmış bu başarısızlık mı diyor bir çok kişi. öncelikle kendisinin cleveland'la o çöp kadroyla çıktığı ilk final başarının dik alasıdır bunu kabul edelim. ama gidip kendi dahil 3 all-star (kendi ve wade %100 hall of famer olacak) ile çıkıp kaybettiği finaller de net başarısızlıktır. özellikle miami ve ikinci cleveland dönemlerinde batıya (oradan bir spurs, bir clippers, bir okc, bir de golden state alayım) ve 90larda jordan'ın doğuda karşılaştıklarına oranla (oradan bir 90s knicks, belanın diğer adı pacers ve shaq'lı grant'li penny'li orlando alayım) çok daha rahat ve rakipsiz bir konferansta finallere çıktığını sayarsak.

    ayrıca final performansı ve yüzükler konusuna da değinmek istiyorum ki bence çok önemli bir konu. bu konuda devreye giren çok dinamik var o yüzden kendisini bir çok dinamiği dışarda bırakan, daha net görüntü verebilecek şu tabirle ölçmek istiyorum: kazanabileceği finaller. jordan bilindiği üzere finallerde 6/6 yapmış bir abimiz. lebron için bu rakam ise şimdilik 3/7. aslında ölçülebilir başarısı bu kadar düşük değil. ne demek istediğimi daha iyi anlatabilmek için şu finallere tek tek bi bakalım:

    ilk finalini kazanabileceği bir final olarak saymadığım için kazanabileceği finaller listesinin dışında tutuyorum. kendisinden çok daha tecrübeli ve çok daha iyi takıma sahip tarihin en iyi 4 numarası tim duncan'ın liderlik ettiği korkunç iyi bir takıma kaybetmesine bir şey diyemem. jordan'ın bi şekilde pippen'ın sakatlandığı seride bad boys pistons'ı eleyip finalde en iyi zamanlarındaki magic'li lakers'a elenmesi gibi bir şey bu. çünkü bu kazanabileceği bir final değildi. kazansa leicester'ın premier ligi alması gibi çok büyük bir şok olurdu spor dünyasında muhtemelen. ilgauskas'la duncan'ı, mo williams ile parker'ı tokatlamak her babayiğidin harcı değil çünkü.

    ayrıca 2015 finallerinde saha avantajı da olmadan kyrie irving'in 1 maç, kevin love'ın 0 maç oynadığı seriyi de saymıyorum. lebron'un 35.8 sayı 13.3 rebound 8.8 asist (pas verecek adam yok, olsa da bitiremiyor pası zaten) yaparak insan üstü oynadığını ve müthiş bir golden state takımına karşı 2 maç aldığı gerçeğini unutmamak lazım. (kyrie'nin oynadığı maçı kaybetmişler)

    bu iki final serisinin haricinde kendimce lebron'un alması gerektiğini düşündüğüm 5 final serisine bakalım.

    2011 finalleri

    jordan gibi olacağının ilk sinyallerini vermek için işte bu finali kaybetmemesi gerekiyordu öncelikle. zamanında 37'lik shaq'la falan oynadı denmiş yukarıda. doğrudur. ama bu sene lebron'un takımında tamı tamına 3 all star vardı. jordan takımlarında hiç bir zaman 3 all star beraber oynamadı. jordan haricinde sadece pippen all stardı. çoğu kişinin big 3'den biri olarak saydığı dennis rodman ile oynadığı hiç bir sezon (72-10'luk efsane sezon dahil) rodman all star olmamıştır. hatta rodman'ın 0 sayı 2 sayı falan atıp takıldığı bir çok da maç mevcuttur(finaller dahil, 97 finalinde jazz'a 3-4-5-6. maçlarda attığı sayılar sırasıyla, 0-0-2-1 , takımın skor yükünü hiç çekmeyen ama muhteşem rebound çeken bir oyuncuydu rodman). gelmiş geçmiş en iyi ribaundculardan olmasına rağmen jordan'la oynadığı 3 sezonda 34-35-36 yaşındaydı renkli saçı reyiz. neyse, hadi jordan'ı geçtim. o sene oynadıkları dallas'ta ise sadece 1 all star var. o da 32 yaşındaki nowitzki. jason kidd o sene yukarıda dendiği gibi 35 değil tamı tamına 37(!) yaşında. jason terry 33, shawn marion 32 yaşında. terry benchten geliyor, jj barea 3 maçta ilk 5 çıkıyor. lebron ve bosh 26, wade 29 yaşında. hepsi gıcır gıcır. (karşılaştırma amaçlı yazalım, jordan ilk şampiyonluğunu 27 yaşında kazanmış). miami bu seriyi (saha avantajı miami'de olmasına rağmen) 6 maçta kaybediyor.

    serideki wade ve lebron'un istatistikleri şöyle:

    wade: 39.0dk 26.5s 7.0r 5.2a 1.5tç 1.5blk
    lebron: 43.6dk 17.8s 7.2r 6.8a 1.7tç 0.5blk

    yani muhtemelen seriyi kazansalar dahi mvp wade'e gidecekti. ben jordan'ın ikinci planda kalacağı bir finali hayal bile edemiyorum. ayrıca kendisi tarihte daha önce hiç bir final serisini 6 maçta kaybetmeyi geçtim, 7 maçta kaybetmeyi de geçtim, 7 maçta kazanmamıştır. en fazla 6. maçta fişi çekmiştir jordan. bu seri insanların kafasında lebron finallerde fısıyor fikrinin oluşmasına büyük etki etmiş, lebron'un tarihin en iyisi olma yolundaki imajına büyük damga vurmuştur. üstünden 6 sene geçtiği için insanlar bu seriyi çok unutuyor.

    2012 finallerine bakalım:

    okc'yi 4-1 ile geçtiler. durant 23, westbrook 23, benchten gelen harden 22 yaşında. durant süperstar, westbrook star, harden pek süper bir şey değil o zamanlar. sakalları bile şimdikine göre baya kısa. daha kendi yüzük kazanmamışken çoluk çocuğa yüzük dağıtacak hali yoktu lebron'un. 3'ünüze 3'ümüz bayram etsin çükümüz tarifesiyle gençleri tokatladılar. bu kazanması gereken bir finaldi ve bunu kazandı.

    2013 finallerine bakalım:

    burada 6. maçta (san antonio kazansa şampiyon) 28 saniye kala 5 sayıyla önde olan san antonio'nun korkunç koç hatalarıyla (21 yaşındaki çocuğa sezonun en önemli faullerini attırma, 6 saniye kala 3 sayı öndeyken molası olmayan rakibe faul yapmayıp 3'lük atmalarına izin vermek, rebound gerekirken tim duncan'ı oyundan çıkarmak ve maçı uzatan savunma reboundunu rakibe kaptırmak gibi) maçı miami'ye verdiğini hatırlatmak lazım. şimdi burada bu seriyi lebron balla kazandı diyenler olabilir ama asıl ergen zırvaları bunlardır. çünkü psikolojik baskının hat safhada olduğu nba finallerinde her şey olur. o maçta son 1 dakikada 2 top kaybeden de lebron, ama triple double yapıp son çeyrekte çift haneli farkı eriten de lebron. lebron'un kazanması gereken bir seriydi ve kazandı. ayrıca kendisinin kazandığı ilk efsanevi finaldir bu. 7 maça giden müthiş bir seri ve müthiş bir lebron. (mj'in hiç işi 7. maça bırakmadığını burada tekrar hatırlatmak lazım yalnız, ev sahibi avantajı olmayan 93 ve 98 finalleri dahil)

    2014 finalleri

    lebron'un mj kadar büyük olamayacağını kanımca gösteren ve insanların aklında bu fikri sağlamlaştıran bir başka final serisi. saçma sapan bir cleveland takımıyla san antonio'ya finalde süpürülmek anlaşılabilir, wade ve bosh'ın ikisinin de sağlam olduğu bir takımla san antonio'ya kaybetmek de anlaşılabilir çünkü spurs de gerçekten o sene inanılmaz bir takımdı, ama seriyi de 4-1 kaybetmek nedir kardeşim. mj'i izleyenler hatırlar, o adamın bir finali 4-1 kaybetmesi için cesedini çiğnemek falan lazımdı. lakers'a şamaroğlanı olmuş hido'lu orlando musun sen arkadaş ne yapıyorsunuz siz?

    o sene san antonio'da tarihin en iyi pf'si tim duncan vardı gibi argümanlar da geçersiz kalıyor bu noktada, çünkü:

    duncan = malone (tarihin en iyi 1-2 pfsi, duncan bu seride 37, malone jordan'la kapıştığında 33-34 yaşında)
    parker = stockton (müthiş pgler, biri tarihin açık ara en çok asist yapan oyun kurucusu)
    kawhi = russell (müthiş savunmacılar)
    green = hornacek (müthiş 3lükçüler)

    ve bu ikinci takımı jordan 2 sene üst üste finallerde yenmiştir.

    ayrıca bu seri jordan'ın aksine (joe dumars iyi adamdı gerçi) lebron'u ligde durdurabilen bir adam olduğu fikrini de insanların aklına sokmuştur. bu da tarihin en iyisi olma yolundaki lebron'un imajına 4-1'lik kaybedilen serinin haricinde ekstra zarar vermiştir.

    o adam için:

    (bkz: kawhi leonard)

    bu da kawhi'nin oyuna girdiğini görüp küfürü basan lebron videosu:
    https://www.youtube.com/watch?v=zvtu-gd3t10

    2016 finalleri

    lebron'un babacım ben şu an ligin en iyisiyim, tarihin de en iyi 3-5 oyuncusundan birisiyim dediği seri. 73-9 yapıp gelmiş takıma saha avantajı olmadan 3-1'den comeback yapan, şampiyonluğu olmayan küçük pazarlı takıma şampiyonluk getiren, onları 3. kez finale çıkaran ve memleketinin takımını şampiyon yapan adama efsane demeyeni döverler hacım. yok efendim son şutu irving atmış falan gibi argümanlar da geçersizdir, lebron'un maçı getiren bloğu boş iş mi? zamanında jordan'ın paxson'ın ya da steve kerr'ün son saniyede soktuğu basketlerle geçtiği seriler kazandığı finaller de mi yalan? lebron'un o seride 5 kategoride her iki takımdaki oyuncular arasında açık ara lider olması da mı yalan? (41.7dk 29.7s 11.3r 8.9a 2.6tç 2.3blk nedir arkadaşım?)

    bu seri lebron'un top 3-5 oyuncudan biri olduğunun damgasıdır arkadaş. ama benim gözümde bir jordan değildir. tarihin en iyi 2. basketbolcusu da değildir henüz. lebron 5 tane kazanabileceği yüzüğün 3'ünü kazanmıştır (3/5 %60). ilk 2 için biraz daha kazanması gerekiyor. istatistik olarak bakarsak o konu zaten kapandı, yıllar sonra bakıldığında nba'de bir çok rekor ya jordan'ın ya da lebron'un olacak. bazı istatistiklerde jordan (maç başına sayı ki tarihin maç başına en çok sayı atan oyuncusu kendisi, top çalma, sayı krallıkları, şampiyonluklar) daha üstünken bazılarında lebron (maç başına ribaund, asist, tarihin toplamda en çok sayı atan oyuncusu olması da mümkün lebronun - bakınız maç başına değil toplam dedim) olacak. bu safhalarda eşit gidecekler kanımca. geriye sadece yüzükler kalacak. ama işte tam bu noktada işin içine winnerlık, liderlik gibi efsaneliğe direkt ve aşırı miktarda etki eden faktörler girdiğinde 6/6 (%100) yapan jordan en tepede kalacak. lebron'un önce nowitzkiyi, sonra okc'yi, sonra 2 sene üst üste san antonio'yu, sonra da sağlıklı bir takımla 2 sene üst üste gsw'yi tokatladığını ve bunların hepsini en fazla 6 maçta yaptığını düşünün, daha iyi anlayacaksınız.

    lebron james ise şu an top 5 olmasında rağmen ileride 2de2 veya 3te3 yapıp şampiyonluklar kazanırsa zamanında 5/9 (%56) yapmış magic johnson veya 6/10 (%60) yapmış kareem abdul-jabbar ile beraber jordan'ın bir tık altında belki de tarihin en iyi ikinci oyuncusu olarak anılabilir. bu hala mümkün.

    tabi bunlar benim kriterlerim ve düşüncelerim, katılmayanlar olabilir ama 6/6'da az buz efsane hareket değil hacılar. şimdi o şampiyonlukları da inceletmeyin bana.

  • sihirli bir kelime var bu nba tartışmalarında. "efsane". bazı insanlar kendi fikirlerini sanki büyük bir otoriteymiş ya da iddia ettikleri / sundukları argümanların karar mekanizması sadece kendileriymiş gibi anlatıyor ya, işte o "efsane" kelimesi o yazılarda, o söylemlerde mutlaka yerini alır. "asla efsane olamayacak, asla efsanelerle adı anılmayacak." nereden biliyorsun? nasıl buna tek başına karar verebiliyorsun?

    lebron james başarılarını sonuna kadar hakederek, o başarılar için mücadele ederek kazanmış bir sporcudur. hayatını, hayat hikayesini iyi bilen bir hayranı olarak terlemeden kazandığı tek bir şey dahi olduğunu sanmıyorum. aksine, kazandığı her şey için en büyük mücadeleyi ortaya koyan kendisidir. ait olduğu takımların tümünden, istisnasız, lise takımından 2017 cavaliers'ına kadar, lebron james'i çıkarırsanız neyin ne olduğunu, nasıl olduğunu anlar, onun bir takıma ne kadar büyük ve yeri doldurulamayan bir katkısı olduğunu görürsünüz. takımlarında yıldızlar vardır evet fakat o yıldızlar biraz da james'in yaydığı ışık yüzünden öyle parlıyordur.

    abi ben mesela anthony davis'i bir noktadan sonra new orleans pelicans'da izlemek istemiyorum. çünkü adam inanılmaz yeteneklerle donatılmış, çalışmış çabalamış kendini geliştirmiş ama hiç bir şey kazanamıyor ve bu gidişle kazanamayacak. playoff yapabileceği dahi şüpheli hatta bu sezon artık neredeyse imkansız.

    bir insan bundan nasıl zevk alabilir yahu? nasıl hoşuna gidebilir böyle bir şey?

    niye bu adam mesela houston rockets'a gidip james harden ile beraber oynamasın? niye o adamı o kadar yetenekli olduğu için cezalandırmak isteyeyim? niye bu adam çile çeksin arkadaşım?

    siz niye varsınız yahu, niye böyle içiniz çürümüş?

    hele ki bir tanesi resmen hayal dünyası yaratmış, diyalog falan üretiyor.

    yavrum sen ne içiyorsun bu sözlükte takılırken? hakkında ileri geri konuştuğun adam 7 nba finali oynamış, 3 defa şampiyon olmuş, 4 defa mvp seçilmiş, bireysel anlamda bin tane rekor kırmış, bilmem kaç defa all-star seçilmiş. sosyal anlamda dünyanın yardımını yapan, eğitim kurumlarına milyon dolarlar bağışlayan, yılda binden fazla yoksul öğrencinin eğitim masraflarını karşılayan bir adam. sen kimsin de adamın sporculuğunu sorguluyorsun? sen kimsin de adamın karakterini sorguluyorsun?

    yavrum all-star takımının koçu gidip "abi kaç dakika oynamak istersin bugün?" diye soruyor adama. rakip koçlar "tarihin en iyilerinden biri" diyor. yahu sen kimin nesisin, ne başarmışsın da kendi fikrini sanki genel kanıymış ya da kanunmuş gibi yansıtıyorsun?

    oğlum niye bu kadar nefret dolusunuz yahu? niye bu kadar tutarsız kriterlerle değerlendiriyorsunuz bu sporcuları, niye bu kadar üstün görüyorsunuz kendinizi?

    senin için her şey basit ya, gel seni bir hikayenin kahramanı yapalım mesela...

    mesela sen süper yetenekli bir genç oyuncu ol, ohio adlı amerika'nın yozgat'ı kıvamında bir yerde dünyaya gelmişsin. yokluktan gelmiş, babasını bilmeyen, anasıyla arabada, orada burada yatıp kalkan, bin türlü zorlukla okula gönderilen bir gençsin. ama okulda basketbol yeteneğin farkediliyor, allah vergisi de bir fiziğin var. maaşallah izbandut gibisin, diğer liseliler yanında şey... liseli gibi kalıyor. zamanla herkes hatta bütün dünya yeteneğini duyuyor, herkesin gözü senin üzerinde. maçların lise takımının salonu seyirci talebini karşılamadığı için şehrin nba takımı cleveland cavaliers'ın salonu quicken loans arena'ya alınıyor ve televizyonda, şifreli kanalda espn'de canlı ve ücretli olarak yayınlanıyor, başka hiç bir liseli genç için böyle bir şey yapılmamış tarihte. üstelik sosyal medya diye bir şey çıkmış. offf, tüm videoların, fotoğrafların ortalıkta dolaşıyor, hayatının her detayını kurcalıyorlar. çoğu kişinin gözünde yeni michael jordan'sın sen ama bazıları abartıldığını iddia ediyor, "her zamanki gençlerden biri işte, bir kaç seneye adı bile hatırlanmaz" diyorlar. ama kendine güvenin tam. bir gün en tepeye çıkacaksın. cabbarsın, cevvalsin. önünde kimse duramaz. ki duramıyor da. çünkü hepsinden iri, hepsinden yetenekli, hepsinden özelsin.

    liseyi büyük başarılarla bitiriyorsun, nba draftına gireceksin. ve cleveland cavaliers seni seçmek için dört gözle bekliyor. nihayet favori takımın, memleketinin takımı cleveland cavaliers oyuncusu oluyorsun. ilk sezonunda yılın çaylağısın, ne kadar özel olduğunu çoğu kişi görüyor. ama kimisi yine de uzak, "çok gördük böylelerini" diyorlar, "iyi oyuncu olur ama abartıldığı kadar değil". ikinci sezonunda takımın liderliğini alıyorsun. uçuyorsun, kaçıyorsun, zehir gibisin, kimse duramıyor önünde. fakat insanların beklentileri var. bu adam şampiyon olmalı diyorlar. maç kaybetmeyi geçtim, top kaybetsen olay oluyor. tam 7 sene o takımdasın, hatta bir ara kontrat imzalıyorsun ama değerinin oldukça altına. takım yatırım yapmalı çünkü, kadro berbat. kimseye şikayet etmeden takımı sırtında taşıyorsun. playoff yaptırıyorsun, konferans finali oynatıyorsun hatta dördüncü sezonunda nba finaline çıkartıyorsun ama o da ne? sağına bakıyorsun sasha pavlovic, soluna dönüyorsun daniel gibson. karşındaysa gregg popovich'in san antonio spurs'ü var. daha 30 yaşındaki tim duncanile en iyi dönemlerindeki manu ginobili ve tony parker üçlüsü var. yeniliyorsun ama ortalık duman altı. sevenlerin fazla takılmıyor ama sevmeyenlerinin sesi yükseliyor, verdiğin mücadeleyi alkışlamaktansa "kazanamadı, yenildi, takımı taşıyamıyor, jordan gibi olamayacak" diyorlar. "yahu" diyorsun, "yıllarca jordan'da yenildi? biraz zaman verin?" kimsenin dinlediği yok.

    gidiyorsun takım yönetimine. "bakın, ben yanımda başka hiç bir yıldız olmadan takımı bin bir zorlukla finale taşıdım ama yetmiyor, bana biraz destek olun, takımı biraz daha geliştirelim ve şampiyonluklar kazanalım." diyorsun. "tamam" diyor başkan. "takıma iyi bir kaç oyuncu alalım."

    ertesi sene takıma alınan kayda değer tek oyuncu delonte westoluyor. *yine mücadeleni veriyorsun, ligde maç başı ortalama 30 sayı üreten müthiş bir performansın var. ama konferans yarı finalinde boston celtics geliyor. allah allah, senin yanında delonte west ve anderson varejao, adamlarda kevin garnett, paul pierce, ray allen ve rajon rondo var. 7 maça taşıyorsun seriyi, 7. maçta, 45 sayı attığın maçta, takımın 92-97 yeniliyor. boston gidip şampiyon oluyor.

    sezon sonu yine yönetimin kapısında alıyorsun soluğu. yönetim memnun, kulübe resmen para yağdırıyorsun çünkü, her şey güllük gülistanlık. şampiyonluk olsa daha da iyi olurdu ama bu ufak şeylere fazla takılmayı düşünmüyorlar. cleveland bugüne kadar ne kazanmış ki? 40 küsür yıldır hiç bir spor dalında tek bir şampiyonluk gelmemiş şehre, varsın bir sene daha gelmesin, çok dert değil onlar için. hem kimsenin umrunda olmayan cleveland her gün televizyonlarda, gazetelerde, sosyal medyada en çok adı geçen takımlar arasında. arena full çekiyor. şampiyonluk gelmese de sorun yok. ama senin için yeterli mi? hayır. çünkü kimse cleveland cavaliers'a kızmıyor, kimsenin gözünde cavaliers kaybetmiyor, kaybeden hep sensin.

    ısrarcısın. "yahu ne olur, bakın şampiyon olabiliriz. bana yükümü biraz zaltacak birisini alın. top10 oyuncu olmasına gerek yok. yeter ki düzenli katkı verebilsin, rakiplerden birini olsun meşgul edebilecek bir adam olsun". "tamam" diyorlar, "kadroyu daha da güçlendireceğiz, çok memnun kalacaksın".

    ertesi sezon, 2008-2009, kadroya katılan oyuncu, mo williams. * ama olsun, bu defa olacak. şehrine o şampiyonluğu getireceksin. fırtına gibi esiyorsun. öyle bir fırtına ki hiç bir şey duramıyor önünde. 66 galibiyet kazandırıyorsun takımına, mvp seçiliyorsun, sonuna kadar da hakederek. sadece kendin oynamıyorsun, takımını da oynatıyorsun. mo williamsall-star yapıyorsun mesela. * playofflar geliyor, önce yaşlı ama efsane detroit pistons'ı sonra da atlanta hawks'ı maç bile vermeden geçiyorsun. fakat sonra orlando magic geliyor. en dominant dönemindekidwight howard'lı, rashard lewis'li, hedo'lu orlando'yu maç başı 35 sayın durdurmaya yetmiyor. sırtındaki baskı giderek artıyor. sevmeyenlerinin sesi her geçen daha da yükseliyor, herkes için önemli olan tek şey sonuç ve sonuçta sen halen bir şampiyon değilsin.

    bir yaz dönemi daha. bir sene sonra kontratın bitiyor. ama şehrine şampiyonluk getirmek istiyorsun. yine yönetimin kapısını çalıyorsun ama artık kızgınsın. çünkü kaybetmeye alışıyorsun. bildiğin bir şey var: arada bir kaybetmek aslında iyidir. öğreticidir. kazanmak bir çok açığı ve ayıbı gizler çünkü, kaybetmek bu yönden faydalıdır. fakat alışkanlık haline gelirse işte o zaman işler kötü demektir. ve sen kaybetmeye alıştığını farkediyorsun. ama daha işin bitmedi. trust the process diyorsun bir nevi, bir kurşunun daha var. yine yönetimin karşısında alıyorsun soluğu. "ben şampiyon olmaktan vazgeçmedim, şampiyon olabilmek için çok daha az bir paraya imza attım bu takıma. ve takımıma güveniyorum. ama bazı bariz eksiklerimiz var. ne olur bu açıkları kapatın ve sene sonu yüzü gülen takım olalım, cleveland'ın lanetini kıralım, bu şehre şampiyonluk getirelim" diyorsun. bir kez daha söz alıyorsun artık kaçıncı bilmediğin.

    yönetimin sana armağanı, 37 yaşında ve çoktan doyup kendini eğlenceye adamış shaquille o'neal oluyor. artık şaşırmıyorsun. ama hala hırslısın. hem, denememek günahtır. shaq artık eski shaq olmasa da en azından seni güldürüyor, moralini düzeltiyor. yine ipini koparıp takımların başına bela oluyorsun, durduramıyorlar. maç başı yine 30 sayı, üstüne yedi küsür ribaunt ve neredeyse dokuz asist. yine mvpseçiliyorsun ama takım hep senin sırtından gidiyor. taşın altına elini sokabilecek kimse yok. ve yine playofflar, yine boston celtics, yine kevin garnett, yine paul pierce, yine ray allen ve bugünkünden çok çok daha iyi bir rajon rondo. olmaz ki. o seride, kevin garnett'ın olduğu yerde sen maç başına dokuz küsür ribaunt çekerken takımın uzunu, en tecrübelisi shaq 5 ribaunt çekerse olmaz, olmuyor nitekim. boston finale yürüyor, sen yerinde sayıyorsun.

    düşünüyorsun, en güzel yılların, belki bir iki ufak hamle ile nice başarılar kazanmış şekilde geçebilirdi. şampiyon olabilirdin. biliyorsun ki elinden geleni yaptın. bireysel açıdan senden iyisi yok. oyunu biliyorsun, doğru oynuyorsun, mücadele ediyorsun. ama yetmiyor. verilen destek yok gibi, yönetimin de umrunda değil çünkü hiç bir şeyden sorumlu tutulmuyorlar. kontrat sezonun olması bile çok umurlarında değil, bu kadar baskı varken üzerinde cleveland'ı bırakıp başka yere gidersen kötü adam olacağını biliyorlar. eli mahkum, o imzayı atacaksın. peki hakettiğin bu mu?

    düşünmeye devam ediyorsun. bu böyle gitmeyecek. kaybetmek alışkanlık oldu. bir şeyler değişmek zorunda. kazanmayı öğrenmek zorundasın.

    ne yapacaksın? cleveland ile görüşüyorsun, "sen cleveland'lısın, burası senin şehrin, senin takımın. başka nereye gideceksin ki? tabii ki sözleşme imzalayıp kalacaksın. şampiyon olamadın diyenlere kafanı takma, olursun elbet yaa, ne güzel geçinip gidiyoruz işte" diyor. pek hoşuna gitmiyor senin, duymak istediğin şeyler bunlar değil. senin hayallerin sadece para kazanmak ve bireysel ödüller değil. en tepeyi hayal ediyorsun, şampiyon olmalısın, şampiyonluk değil, şampiyonluklar istiyorsun. başka takımların yöneticileri arıyor. "new york'a gel. herkes new york'ta oynamak ister" diyor knicks gm'i. bulls gm'i arıyor. "chicago'ya gel, derrick rose ile müthiş bir ikili olabilirsin" diyor. nets arıyor hatta clippers arıyor, "yeniden yapılanıyoruz ve merkez parçamız olacaksın" diyerek ikna etmek için uğraşıyorlar. yüreğin takımında, cavaliers ile kalmak istiyorsun ama içindeki ses bunun kötü olacağını söylüyor. fakat diğer takımlar, onlar da çok farklı değil. sana kazanmayı nasıl öğretecekler? bulls yıllardan beri kazanamıyor, kazanabileceği de şüpheli. knicks, clippers, nets... kazanmak nedir bilmiyorlar. bu takımlar için kendi takımından vazgeçemezsin. gideceğin yerde kazanmak zorundasın yoksa bu baskı seni yok edecek.

    seni almaya bütçesi müsait bir takım daha var. miami heat. pat riley arıyor. oyuncu olarak ve yardımcı koç olarak nba şampiyonluğu yaşamış. yetmemiş, koç olarak beş şampiyonluk, yönetici olarak da bir şampiyonluk daha yaşamış. neredeyse tüm parmaklarına takabileceği kadar yüzüğü var. nba'in en etkileyici, en sözü geçen kişilerinden biri. ona saygı duymayan yok gibi, hani bazı insanların özel bir havası, aurası vardır. her şeyi biliyor ve her şeyi yapabilir gibi. her şeyi yaşamış gibi. pat riley öyle biri.

    "senin gibi bir oyuncu için bütün bunlar yeterli gelmemeli. kaderinde daha büyük şeyler olmalı, yoksa tanrının verdiği yeteneklere ihanet etmiş olursun. artık kazanmak zorundasın. gerçekten kazanmak. ve orada, bunu tek başına isterken yapamayacağın ortada. kazanmak için saha içerisinde verdiğin kararlar yetmez, saha dışında da doğru kararları vermek zorundasın." diyor. "sana garanti veriyorum, senin takımını kuracağız ve şampiyonluklar kazanacaksın. sana nasıl şampiyon olabileceğini öğreteceğim. gel ve şampiyon ol ya da kal ve denemeye devam et".

    ne yapardın?

  • bir insanın sevinmesi gereken bir anda titreyerek 30 litre ağlaması baya büyük boyutta stres boşalması belirtisidir.

    ilk 2 şampiyonluğunda böyle olmamıştı. çok daha normal tepkiler vermişti.

    gerçekten cleveland ile şampiyon olmayı herhangi bir takımla şampiyon olmaktan daha çok istemiş, o an özelmiş.

    nba'de duyduğum gördüğüm en anlamlı şampiyonluk hikayesi oldu.