debe başlıkları

fethullah gülen cemaati

  • bi tekerleme çıkartmışlar yok alt tarafı ibadetmiş üst tarafı ihanetmiş. altını üstünü sikeyim. haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. ki zaten bunların ibadet diye adlandırılan tarafı vakti zamanında balyoz ergenekonda milletin karısına kızına yağdırıyordu, susmadan usanmadan. şimdi altı masum, üst hain ha? baştan başa çete amına koduklarım babadan oğula nesil. üst üste koyup sikeyim hepsini, beter olsunlar. içeride ölen vatan sever subayların, dışarıda kahrından ölen annelerin kanları o "ibadet" tabanının ellerinde. çıkmayacak.

    ahlaksızlıkla suçlanıp gururuna yediremeyip intihar eden kadın subayımızın haberlerine alkış tutan o tabanın ellerinde kan. yeniden doğsalar, çamaşır suyuna yatırsalar temizleyemezler o kanı.

    hayat ne garip. bunları 5 sene önce söylediğimde bi taşlamadıkları kaldı. şimdi aynı şeyleri söylüyorum demokrasi sevdalısı çılgın yiğido oldum.

    olum ben hep egemenlik kayıtsız şartsız milletindir diyen biriydim. sizde sıkıntı olmasın? o kestiğiniz badem bıyığınızın izi duruyor hala. kaypak herifler. altınızı üstünüzü üst üste koysunlar.. lanetullahın hain köpekleri.

  • babam devlet memuruydu. devletin istihdamı yüksek kurumlarından birinde personel amiriydi. benim için babamın ankara ulus'taki iş yeri, atatürk bulvarına bakan kocaman bir pencere, oralet pulu ve babamın bizi güldürmek için kırk takla atan mesai arkadaşları idi. o büro hep güzel bir yerdi bize göre.

    üniversiteyi geç de olsa bitirdikten sonra girip 25 yıl çalıştığı memuriyetinin özellikle son yıllarında, ki bu 90'lı yılların başlarına denk geliyor, işiyle ilgili hep keyifsizdi babam. çoğunu sonradan öğrendik; bakanlardan-vekillerden torpil baskıları, hamili kart teraneleri, babam reddedince ertesi gün gelen müfettişler, disiplin soruşturmaları. neyse ki o zamanlar kurumunun müfettişleri düzgün adamlar olduğundan hiçbir şey bulmayınca dosyayı kapatıp geri dönerlermiş. babamın üstleri de sağlam durunca babam bir süre daha durabilmiş işinin başında (hatta bir süre sonra müfettişlerin göstermelik olarak teftiş bile yapmadan gelip çay içip gittikleri olmuş, babamın eski bir çalışanı anlatmıştı).

    işte o zamanlarda başlamış sağ iktidar/cemaat eksenli bu baskılardan bıkan ve yorulan, o sırada 3 çocuğu da okuyan babam, sürgün ihtimali üzerine 25. yılını doldurduğu gün emeklilik dilekçesini verdi. prosedürün bittiği gün emekli oldu ve bize şunu tembihledi; "devlet memuru olmayın".

    babamın emekliliğinden birkaç sene sonra üniversiteyi kazandım. 17 ağustos depremiyle, 11 eylül ile, ekonomik krizlerle geçen öğrencilik hayatım bitip de iyi kötü mezun olup artık önüme bakacağım dönemde, günümüze kadar süregelen akp iktidarı başladı. o yıl aynı zamanda kpss'nin de başladığı yıldı. zaten babamın telkiniyle memur olmayı hiç düşünmediğim için ömrü hayatımda hiçbir kpss sınavına girmedim, başvuru formlarına bile bakmadım. benim için memurluk fikri çok uzaktı.

    erkeklerin üniversite bitince yaşadığı "askerlik mi, iş mi, yüksek lisans mı?" dönemlerinden bir gün, ankara dışından gelen bir arkadaşımın yanında devletin şu an kapatılmış ve o zaman için en saygın ve gözde kurumlarından birine sınav başvurusu için gitmiştim, çıkışta da bir şeyler içip muhabbet edecektik. kurum uzman yardımcısı alacaktı, o kadroların önü kariyer olarak çok açıktı. sınav kpss harici olan son sınavlardan birisiydi ve başvurmak için sayılı bölümden yüksek mezuniyet notu istiyordu. benim bölümüm ve derecem de ucu ucuna tutuyordu ve arkadaşımın da ısrarı ile başvuru yaptım.

    ilk yazılı sınava 1000 kişi kadar katıldı, sınavı geçen sadece 150-200 kişi civarıydık. ikinci bilim sınavı ingilizceydi ve çok daha zordu, geçen çok azdı ve aday sayısı 20'ye kadar düşmüştü, biz son 20'ye de kalmıştık. ingilizce mülakatı yapıldı, sayı 15'e düştü, sonra bilim mülakatına girdik, sayı 10'a düştü. arkadaşım da ben de son 10'a kalmıştık.

    arada eklemem lazım, bu sınavlar aynı gün yapılmıyor, genelde aralarında 1-2 hafta ara oluyordu. bu da şehir dışından gelen arkadaşım gibi adaylar için yol paraları, masraflar derken çok zorlayıcı oluyordu.

    neyse son 10 kişi yine mülakata girdik. ben kaldım, geçemedim o mülakatı. zaten o gün sonuna sadece iki kişi kalmıştı. arkadaşım ve odtü mezunu cevher gibi bir kız. kantinde koridorda beklerken baya bi samimi olmuştuk. "onu alıyoruz" deseler helal olsun der giderdik, çok ciddiyim. velhasıl, 1000 kişinin katıldığı çok zorlu bir süreçten son ikiye kalan bu iki kişi, bir süre sonra bir mülakata daha girdiler. sonuçlar açıklandı:

    ikisi de alınmadı.

    evet, ülkenin en seçkin üniversitelerini çok iyi derecelerle bitirmiş, yapılan tüm yazılı sözlü sınavları geçip son ikiye kalmış iki pırlanta gibi genç, kabul görmemişti. arkadaşım seçilemediğine mi yansın, yaptığı harcamalara mı, üzüle üzüle memleketine döndü. neyse ki iyi bir fabrikada üretim mühendisi oldu. çalışkandı zaten, yükseldi, iyi yerlere geldi. iki kızı var şimdi, mutlu mesut yaşıyorlar.

    bu kadar şeyi niye anlattım; sınava giren yüzlerce kişinin, benim, arkadaşımın, o odtü'lü kızın hakkı göz göre göre yendi ve o kadroya sınavsız mülakatsız şekilde cemaate yakın olduğu bilinen bir bakanın tanıdığı alındı. o kadar aleniydi ki adını sanını herkes biliyordu, mezun mail gruplarında konuşuluyordu.

    işte, geçen gün yayınlanan khk'ler var ya, o hak yiyen utanmazın da adı vardı o listede.

    bu cemaat öyle durup dururken gelmedi buralara. hak yiye yiye, hırsızlıkla, suçla, cinayetle, yalanla, iftirayla ama en çok da desteklenerek geldi. babam gibi onuruyla çalışıp yıllarını vermiş insanların emeğini, gencecik hayatların umutlarını, kahraman askerlerin canlarını çaldılar. sağ'ın himayesinde siyasal islamın bayrağıyla içimizi çürüttüler. büyüdükçe azdılar, azdıkça büyüdüler. el ele, kol kola.

    şimdi sadece fark şu, cemaat hesap ödemeye başladı. eskiler der ya "çıkar bir yerden yaptıkları" diye, bir bir çıkıyor işte.

    daha çok çıkacak. sıra herkese gelecek.

  • bunların evlerinde kalmış, okuluna gitmiş yakın bir arkadaşım bundan 3-4 yıl önce cemmat ile ilgili düşüncelerimi paylaştığımda bana din düşmanlığı yaptığımı, dediklerimde haklı bile olsam hocaefendileri gibi mübarek bir insan hakkında böyle konuşmanın dinden dahi çıkarabileceğini ayetlerle, hadislerle kanıtlamaya çalışıyordu. hükümet ile aralarında anlaşmazlıkların çıktığı ilk dönemlerde zırlayıp duruyordu.

    şimdi bu arkadaş, exhocaefendisinin idam talebi için 1 haftadır sokaklara çıkıyor. biliyorum ki hepinizin çevresinde bu arkadaştan var. bunlara bakarak varılacak en temel sonuç: çomardan mürit olmaz. darısı çomarlara güvenip güç gösterisi yapmaya devam edenlere.

    tanım: bir zamanlar ülkenin en yetkin gücüyken bu hallere düşmesini hayretle ve popcornla izlediğim oluşum.

  • vatan haini terör örgütüdür. tanımı yaptıktan sonda bende anlatmak isterim bunlarla olan münasebetimi.

    yıllar yıllar önce yani yıl 2002-2003 falan ataköy'de evlerine giderdim bunların. gerçi pek olayla alakam yoktu. hatta yalan yok daha çok maklube yemeye giderdim. tabi gidince namazdır sohbettir ister istemez katıldım hepsine. böyle 3-4 ay takıldım bunlarla derken bir gün eve koca koca adamlar geldi. o an evde olan tüm öğrencileri sırayla yanlarına çağırdılar. hepimizin bütün bilgilerini aldılar, sülalemizi sordular. ben o gün huylandım bir daha gitmedim bunların evlerine falan. ama resmen o yaşımda fişlendiğimi hissettim.

    aradan yıllar geçti, bizim peder iş kurdu büyüdü. bunlar bu sefer babamı almışlar kancaya. ama görmeniz lazım bir hürmet bir saygı aklınız durur! ben diyordum babama takılma şunlara diye ama namazında niyazında temiz adamlar, zarar gelmez bunlardan diye tersliyordu beni... sonra bir gün bize amerika'dan misafir geliyor dedi babam. ben önce işle falan alakalı bir durumdur diye düşündüm ama adamlar gelince bir baktım yanlarında abiler falan var? gelen adamlar ise öyle basit adamlar değil, hepsi emniyet teşkilatından, emniyet müdürleri falan. türk aile yapısını tanısınlar diye getirmişler? amerikalı emniyet mensubu insanlar neden türk aile yapısını öğrensin ne alaka alüminyum? aradan bir kaç ay geçti, bu sefer yine amerika'dan profesörler geldi misafir aynı şekilde. hatta aralarından biri incik boncuk getirmişti yanında, amerika'da bir festival varmış, bu boncukları kızlara verince memelerini açıyorlarmış. babamın bunu duyunca yüz ifadesini hala unutmam. * bu profesörleride ağırladıktan sonra babamla öyle kısa bi konuştuk. sordum hatta, bunlar bu adamlara nasıl ulaşıyor çok saçma dedim. babam da işkillenmiş olacak ki bu sefer bende pek anlayamadım dedi. sonra bir gün babam afrika'ya gideceğini söyledi. bu adamlar girmiş kanına babamın afrika'ya götürüyorlar. bütün masrafları da babam karşıladı hatta... oradan döndükten sonra kafayı yemiş gibiydi adam. oğlum dedi bunlar tekin değil, kimsenin giremediği yerlere girdik, devlet başkanlarıyla bizzat görüştük, bu adamlar bana normal görünmüyor artık dedi. sadece okul açıyorlar diye kimse kimseye böyle hürmet etmez, ben bunlarla daha görüşmem, bunlarda başka bir şey var diye de ekledi. hakikaten o afrika gezisinden sonra bir daha görüşmedi hiçbiriyle. bundan sonra elimizdeki işler tek tek gitmeye başladı. şaka gibi bir şekilde o koca firmalar battı ya la! o işler neden gitti hiç anlamamıştık... hiç sorun yokken hemde... şimdi daha iyi idrak ediyorum...

    gerçi şimdi düşününce, giden para olsun... insanlığımız gitmemiş en azından. bunlar insanları öyle güzel yağlıyor, ballıyor ki, ister istemez inanıyor insanlar... ekşi gibi bir yerde bile zaten neredeyse herkes bir şekilde temas halinde olmuş bunlarla. hiç ama hiç yadırgamıyorum.

    tek duam, inşallah her biri yedikleri her haram lokmanın hesabını hem bu, hem öbür dünyada tek tek verirler... inşallah tarih sahnesinden sonsuza kadar yok olurlar. şerefsizler...

  • adamların kötülük potansiyellerinin herhangi bir sınırı yok. sahte davalarla hayat kaydırırken, kendilerinden olmayan herkesi düşman belleyip harcarken, 18-19 yaşındaki çocukların geleceğini sikerken muhtemelen bir an bile durup düşünmediler biz ne yapıyoruz diye. din denilen, cemaat denilen şeyin insanı nasıl bir hale getirebileceğinin kanıtıdır bu herifler.

    akla, bilime, yönteme, eleştirel düşünceye, vicdana ihtiyacımız var. mitolojiler müntesiplerine kalsın.

  • yil 1999. kirgizistanin kucuk bir ilcesinde genelde basarili ogrencilerin gittigi okulda 6. sinifta okuyorum. daha once cemaat okullarina sinav olmusuz, sinavdan gecenlere kendi ismine ozel mektuplar geliyor. benim adima da var, tabi cok memnunuz, sinavi gectigimiz icin degil, ilk defa adima ozel mektup var, degerli hissediyor insan. 12 yasindayim. %50 burslu kazanmisim, arkadasim %100 burslu. ama zaten ikimiz sinifin en iyileriydik. ders disinda okulun, ilcenin en sonunda yetinmeyip ilin kutuphanesine surekli gidip kitap okuyan tipleriz. ben gitcem gel beraber gidek diyom, zaten 100% burslu kazanmissin. arkadas annesi izin vermedigi gitmedi.

    benim de annem gitme diyor, baska ilcede yatili okul sonucta, en buyuk cocugunu gondermek istemiyor. ben de tutturmusum illa gitcem diye. babam gercekten gitmek istiyor musun diyor, “evet” diyorum basim egik. babam kirgiz-turk lisesine birakip, ordaki belletmene ‘eti senin kemigi benim’ diyor. zaten o donemler millet bu okullara iyi okusun degil de en azindan dogru duzgun adam olsun diye gonderiyordu cocugunu.

    30 civarinda ogrenci bir buyuk odada soyle ranzalarda su su sekilde de dolaplari kullanarak yasamaya basliyoruz. sicak su yok, yemekhaneden sicak su alarak tuvalette haftada bir defa dus aliyoruz. yemek az, zaten kasik yetmiyor, milletin yemegini bitirmesini bekliyorsun sonra da onlarin kasigini alip sen devam ediyorsun yemege.

    okul basladiktan iki ay sonra iki cocuk geliyor sinifa, sinav fln olmamislar. vali ve kaymakam cocuguymus. o zaman ogreniyom zengin olunca sinavsiz da gire biliyormussun. bizim peder gibi memur degil sonucta, ileride isini gorecekler.

    okul, 1 saat ara, aksam yemegi, 30dk ara, etut sonra da yatis. hafta ici duzen boyle, hafta sonu ise evi yakin olanlar evlerine bizim gibi evi uzak olanlar da orda kaliyor. haftada bir defa sohbet abi ile. sohbette de genel ahlak, hayat fln iste. abi konusuyor biz dinliyoz. namaz fln kimse kilmiyor zaten, sscb’de buyumusuz sonucta. zaten namaz kilin demiyor. daha o chaptere gelmemisiz.

    bir gun abi zamani gelince sen de benim gibi ogrencilere abilik yaparsin artik diyor. ben de icimde ne abisi lan, manyak misin, liselere mi geri gelcem diyom. ama sesli olarak “yaparim abi” diyom saygi duydugum abiye. nerden bileyim o zamanlar tum sistemin bu sekilde kuruldugunu.

    biyoloji dersinde bi ara hocayi cevaplarken “zaten maymunlardan gelmisiz” tarzinda cumle kuruyom. oyle ogrenmisiz sonucta, ailem de oyle biliyor, hatta herkez oyle biliyordu lan sscb zamaninda. arkadas da soz hakki isteyerek “hcm kirgiz babam maymun diyor” diyor. herkes de guluyor. benim yuzum kipkirmizi, arkadasa “benim babama nasil maymun dersin” diycem ama kaynagi benim, diyemiyorum da. anca icimde lan hepiniz ordaydiniz, sizde boyle biliyordunuz, ne zaman ademden geldimizi ogrendiniz diyorum. megerse bunlar belletmenin ozel sohbet verdigi elemanlardan biriymis. benim yakin arkadasim idi. bana niye soylemiyon, bende gelcem diye bende ozel sohbete gitmeye basladim.

    lise bir. artik sohbetlerde soru sorma cureti gostere biliyoruz. eskiden korktugumuzdan degil de oyle ogretildigi icin sormuyorduk pek. nasil oluyor diyoruz, taa odtu, bogazici mezunlari gelmis gelismemis ilcede ogretmenlik yapiyorlar bes kurusa. nasil oluyor bu is diyoruz. sizin amaciniz ne? bizden ne istiyorsunuz? bunun bir cikari olmali size?
    “allah rizasi icin” diyor, baska birsey istemiyoruz. hala kafamiz almiyor, kesin ip var diyoruz.

    lise son. sinifta herkes namaz kiliyor, belletmenlerden kimse namaz kilin demedi, ama sohbetlerden mi etkilendik yoksa bazi ogrenciler basladigi icin biz de koyun psikolojisi ile basladik bilmiyom ama herkes toplu namaz kiliyor. kimse hafta sonlari diskoya, kariya, kiza cikmiyor. herkes dindar, sigara icen bile yok. liseyi diskoya gitmeden sigara icmeden, ornek ogrenci olarak okul birinciligi ile bitirmisim. danisman ogretmenim var, acayip yakiniz, ben gazete cikariyom, ogrencilerle ugrasiyom, ogretmen ile surekli konusuyoz. bayaa da seviyom ogretmeni.

    ogretmenler, belletmenler bizi surekli ya turkiyeye yada kirgizistandaki hizmet universitesine gitmemizi tembihliyor. rus, amerikan universitesine hic gitmeyin diyor, hatta tcnin kirgizistanda actigi universiteye bile gitmemizi istemiyor.

    okulu bitirip turkiyeye giderken baskentte sevdigim danisman ogretmenimi goruyom. ama nasil ozlemisim, ”merhaba hcm”, nerdeyse sarilacagim. “aa sen misin” diyor ve tekrar diger insanlara konusmaya devam ediyor. nasil la diyorum, bir sene danisman ogretmenimdin, surekli beraberdik, her gun yanina geliyordum. cok sevmistim seni. boyle mi olacaktik. sevgilim terk etmis gibi hissettim. ama hala anlamiyorum. nasil olur boyle birsey diye. o benim ilk danisman ogretmenimdi.

    megerse ben onun ilki degilmisim. bu sekilde insana degil sisteme baglanmayi ogreniyorum.

    yil 2004, turkiyedeyim. universiteyi devlet bursuyla kazanmis kyk’da ucretsiz kaliyorum. hizmetin nasil calistigini biliyoruz artik. bir abi gelecek bizi eve goturecek orda yasamaya baslaycaz.
    ılk hafta gecmeden pek istemesemde orda okuyan hizmet kirgiz sorumlusu aldi eve goturdu. neyse buyuk sozu dinlenir.

    hatta ogrenci bile verdiler, yaslari benden buyuk, yasimi 5 yas buyuk soyluyom. hafta sonlari evime geliyorlar yemek yapiyorum, ders calistiriyorum, namaz kildiriyom, sohbet yapiyorum. lisedeyken belletmenin “zamani geldiginde sen de abilik yaparsin” dedigini hatirliyom.

    evdeki diger elemanlarla da aksam sohbeti, cay saati, kitap okuma saati disarisinda pek takilmiyorum, zaten sikici ve surekli degisip duruyorlar, ya beni baska eve gonderiyorlar yada elemanlar surekli degisiyor, yanindaki elemanin en fazla 4-5 ay icinde baska eve gondereceklerini biliyorsun. zaten birisi ile fazla samimi oldun mu direk degistiriyorlar.

    2 sene ayni ogrencileri calistirdim ve polis okuluna hazirlamaya basladim. ılk gelmeye basladiklarinda siz ileride polis olacaksiniz, suan polise ihtiyacimiz var demisti buyuk abi. ben de tabi birsey anlamiyom, herhalde turkiyede polis az fln diye dusunuyorum. ogrenciler de polis olmayi pek istemiyor ama iki sene sonra hepsi polis okuluna girdiler.

    polis sinavina az kalmis, hazirliyom ogrencileri, surekli denemeler yapiyom. sinava 3-4 gun kala buyuk abi son deneme sinavi yapcaz, ama bu onemli diyor. tabi denemeden sonra tum sorulari tekrar cozuyoruz. ıyi hazirlanin son denemedeki sorulara benzer sorular cika bilir diyor.

    gercek sinavdan sonra ogrencilere soruyom nasildi diye, “iyiydi, son denemedekine benzer sorular cikti, cok sansliyiz” diyor. abiler baya iyi hazirlamis diyorum sorulari, ogrenciler de cok dua ettikleri icin, ayni sorular cikmis.

    1 sene sonra bir ogrencimi yolda gidiyorken goruyorum, adam buyumus, polis olmus, ceza yaziyor artik. “abi nasilsin, gel sariliyim” diyor. ben de “vaay sen misin” diyorum, allahtan ismini hatirliyom. eminim ogrencim “nooluyo lan”, daha bir sene once nerdeyse her gun gorusuyorduk en sevdigim abim diyordum diye dusunmustur. “alisirsin” diyorum icimden, insana degil sisteme bagli ol.

    sohbetlerde abiler surekli diyor, universitede hizmeti kotuleyen ogretmenler var mi, isimlerini verin diye. millet soyluyor, su hoca, bu hoca. ben de anlamiyom. konusmussa ne olcak, siz ne yapacaksiniz ki isimlerini diyorum.

    ergenekon zamani idi, sohbette surekli asker, generaller kotulendi. yasar buyukanit itin tekiydi mesela. chp de kotuydu, atayiz idi. acik acik akp’ye oy verin demiyorlardi ama durum ortada diyorlardi. sonra da zaten direk akp icin calisin dediler. ben zaten tc vatandasi degilim ama siyasetle ilgilendigim icin dinliyorum.

    yaz tatillerinde yurt disindan gelen ogrenciler bazen antalyaya giderek harclik kazanirlar. ama bizi gondermiyorlar oraya, bozulursun diye. part time olarak calisiyorum disarida ona bile izin vermiyorlar. birakin kendimi gelistiriyim teori kasarak bilgisayarci olunurmus diyorum. sorun cikartsam da calismama izin veriyorlar. ama tum gorevlerimi de yerine getiriyorum. haftada 4 ayri grupla sohbet yapiyorum, okulda da ogrenci baskaniyim. fazla maneviyatli olmasam da surekli is yaptigim icin evden atmiyorlar. artik yavas yavas sorumlu eleman olmaya basliyom evde. cunku eve ve bolgeye bagli degilim, hizmette ust gorevim var direk buyuk abilere bagliyim onlarin sohbetine gidiyom. ev cemaati ile pek alakam yok. onlarin kitap okuma zamani ile benimki tutmuyor diger ev cemaatini etkileyen sorunlar var. ama en cok kitap okuyan gene benim o yuzden pek fazla soz cikartmiyorlar.

    part-time calistigim sirkette bir kiz var, cok iyi anlasiyoruz. bir gun bana “yaa kirgiz neden bana cikma teklif etmiyorsun” diyor. “ben cemaatteyim, biliyorsun, cikamam” diyorum. kiz da oyle kaliyor.

    artik son sinifta hizmet universitesinde bilgi islemde calisiyorum. departman baskanim da hic tecrubesi olmayan benim sinif arkadasim. genelde tartisma cikiyor cunku tum isi biz yapiyoruz, adam surekli konferanslara gidip duruyor. dekan yardimcisina soyluyorum “takimda kimse sevmiyor”, adam zaten isini bilmiyor, degistirin, takim icin zarar diyoruz. “adam hizmetten atamayiz, idare edin” deniliyor.

    universiteye ise girmeden once amerikaya basvurmusum kabul edilirsem gitcem, tembihlemisim zaten beni ise alan abiyi, sonra sorun cikmasin diye.

    son donemlerimde kirgizistan mezun sorumlusu abisi geri gelmemi istiyor. burda ihtiyac var diyor. zaten kimse sormamisti kendi planin var mi diye. ben amerikaya gitmek istiyorum, orda ise kabul edilirsem gidecegim diyorum. sonra da kirgizistan abisi okudugum sehirde abilere baski yapmaya basliyor, isten cikartilmam konusunda. guya isten cikartilinca ben mecbur ulkeye donecegim, onun dedigini yapacagim. ama okudugum sehirdeki abiler biz onlari dinlemeyecegiz, sadece sen bunlari bil diye soyluyoruz. sen bize lazimsin burda kal, seni isten cikartmayacagiz diyor.

    zaten kisa zaman sonra amerika’dan ise kabul edilince turkiyeden siktir olup gidiyorum kimseye soylemeden. buraya gelince kimseyle irtibat kurmadim. halbuki turkiyede hizmette yurt disi ogrenci temsilcisi, bolge talebe mesulu (btm) ve farkli gorevleri ustlenmistim.
    turkiyede ara sira telefonla konustugum kiz vardi, cemaatten, ayni ulkeden. yakin akrabasi sayildigi bir arkadasima diyorum, hadi evleniyim artik ben bu kizla. “senin ismin cizildi artik, sana kiz vermezler cematten”. ıstediklerini yapmadin. ama diyom, nasil olur boyle birsey.

    evet, bal gibi de oldu, kiz da yalan oldu. “yolumuzu kaybettigimiz” icin artik ordaki eski arkadaslarim bena sadece dua ediyorlardi “hidayet eyle ona” diye.

    evet biz altin nesil olarak yetistirildik, hem dini bilen hem egitim seviyesi yuksek olan. her zaman dediklerini yaptim ama hep ayni soruyu sordum “basari icin hersey mubah midir?” cevap hep hayir idi ama yapilanlar, bana yapmami istedikleri bazi isleri yapmam icin diger insanlarin hakkini yemem gerekiyordu ve yapmadigim icin sorunlu eleman oldum. sadece zaman gazetesinini okumayip, diger gazeteleri de okudugum icin, her dedigini sualsiz yapmayip, bazen neden diye soru sordugum icin, subjektif davranmayip objektif oldugum icin, sadece risale, pirlanta(fg kitaplari) okumayip, ataturk hakkinda kitap okudugum icin, ogrenciligim suresi boyunca hep verdikleri gorevleri yapip bitince, yurt disina kariyer yapmaya gittigim icin istenmeyen ve hatta “yolunu kaybeden” oldum.

    son bes yildir amerikada yasiyorum yurt disindan abd’ye gelmek isteyenlere ekstradan danismanlik hizmeti veriyorum. cematteki en onemli sorun “basari icin hersey mubah”dir ve bu sorun herseydir. cemaat icindeki insanlar kucuk yaslarindan itibaren beyni yikanmaya basliyor ve emin olun cemaat bitse bile adamlar hala ayni dusuncede yasayacaklardir. cocuklariniza ?farkli dusunceleri saygi duymasini ve onlarin fikrini dinlemesini, kendi dusuncesinden baska dusunceler olabilecegini ogretin. hele hele turkiyenin suan cok ihtiyaci oldugu donem, saygi duymak.

    p.s. artik turkceyi bile duzgun kullanamiyorum eskisi gibi, affola.

  • kımıl zararlısı olduklarını en başından beri bu ülkenin aydın gençleri bas bas bağırmışlardı.

    zamanın ruhuna, şartlara göre değil. aklın yoluyla, cesaretle, inanarak.

    omurgasız tayfa şimdi küfür ederlerken acaba için için "ulan bunu bu çocuklar zamanında söylemişti ama biz onları din düşmanı dış mihrak diye yaftalamıştık haksızlık etmişiz malmışız" diyebiliyorlar mı?

    gerçekleri söyledi bu ülkenin aydınlık çocukları.

    hala söylüyorlar.

    bir gün gelecek 17 25 aralık için de
    hakkı yenen azınlıklar hakkında da
    işçinin emeğinin korunması hakkında da
    fikir ve ifade özgürlüğü konusunda da
    demokrasinin önemi hakkında da
    adalet eşitlik cinsel tercih konusunda da
    doğanın derelerin ormanların korunması konusunda da.
    rant talan rüşvet yolsuzluk konusunda da

    haklı olduklarını göreceksiniz.

    göreceksiniz ama malmışız haksızlık etmişiz diyecek karakteri gösteremeyeceksiniz.

    şu acıklı halinize bakıp nasıl bu kadar kısa sürede bu kadar keskin dönüşler yapabildiğinize şaşırıyoruz. bundan birkaç yıl önce cemaat ülkenin içinde kadroları ele geçiriyor, sınavlarda hile yapıyor dedik diye ebemizi siktiniz. öyle laf olsun diye söylemiyorum. benim mesaj kutuma tankerle çamur döktünüz be hey jelibon omurgalı dingiller.

    o zaman bugünleri görmüştüm.
    şimdi de yarınları görüyorum.

    siz dönüşeceksiniz.
    bizden çok küfür edeceksiniz bugünün muktedirlerine.

  • bu fetöcülerin aglakligi hic cekilmiyor.ulan kpss sorularini caldiniz dagittiniz karili kocali iq lari 70-80 lerde gezen militanlariniz o sorularla full cekti a.q mallari bari biriniz iki uc soru farkli yapaydiniz.tus sorularini dagittiniz sinavdan once son denemede 35 puan alan maloglu mal militaniziz sinava 2 hafta kala ortadan kayboldu ne telefonuna ulastik ne kendine.kapattiniz ankara'daki orgut evine verdiniz sorulari utanmadan sinavdan sonra cikmis hava atiyor sayenizde malin onde gideni dermatolog oldu.sorana da onumdekinden kopya cektim diyo.sizin var ya yatacak yeriniz yok amk.senelerce iktidarla milletin kemigini iligini kuruttunuz paylasamadiniz canım guzelim memleketi. ac gözlü utanmazlar.hala hizmetmis silahsizmis vatan askiymis millet o kpss yüzünden intihar etti,yuvalari dagildi kucaginda cocuk sinavdan sinava kostu haysiyetsiz karaktersizler osymye militan yerlestirip sorulari sattiniz.girilen her sinava hile hurda karistirdiniz.savcilari,kaymakamlari paylasamadiniz ortaginizla da elinizdeki eteginizdeki taslari o zaman doktunuz.biz de enayiyiz ya vatan askiyla vicdanla doktunuz ortaliga hirsizliklari.siz oyle bir canavar yarattiniz ki zamani gelince onu indirmesini biliriz sandiginiz ama tepetaklak oldunuz.lan bu halki beraber duduklerken sutunu sagarken hic mi gozlemleyemediniz beceriksizler.sizden kurtulacakti bir gun millet ama oyle ama böyle.simdi siz de zulmünüzün karsiligini zulümle aldiniz hic aglamayin.
    mide bulandiriyorsunuz.
    edit:hala yok iste hukumetin sucuymus bunlar suc islerken nerdeymisiz?hirsizin hic mi sucu yok?zannedersin sevgi melekleri.yahu utanmazlar 17 aralik oncesi nerdeydiniz?vatan millet askiniz o zamana kadar nerdeydi?ulan yuzsuzlere bak hele.okuz öldü ortaklik bozuldu ondan sonra yok savcilara yapilan ap raporunda yaziyomus da onlar onemliymis.yahu sucsuz gunahsiz askerlerin babalik haklarini aldilar elinden babalik.sen hic o zaman o ap raporlarina baktin mi?hukukun ustunluguymus.o hakimler o savcilar hoca bozuntusundan emir almadan once neden bu hukuksuzluklara ses etmediler sorusturma acmadilar hirsizlara?yahu bi bu fetöcüler bir de yetmez ama evetci denyöler.verdiler tum yetkiyi rte ye ondan sonra suclu o.yahu deseki hoca gel affettim eskisi gibi barisalim hocaniz aglaya aglaya atar kendini iktidarin kucagina.

  • kibrinden bu hale gelmiş cemaatimsi. zamanın birinde gezmeye gittiğimiz diyarbakır'da bir cemaat dersanesinin bir yöneticisini ortak arkadaşımla ziyarete gitmiştik. sohbet esnasında içeriye iş görüşmesi için bir hanım kız girdi. belliki kız yeni mezun, atanamayan bir genç öğretmen, çekingen ve ürkek haliyle cv bırakmaya gelmiş; cv'sini bırakıp çıktı. dersane yöneticisi arkadaş kız çıktıktan sonra, şuna bak tipine bakmıyor bir de iş başvurusuna gelmiş diye alaycı bir tavır sergiledi. işte ben o an nefret ettim bu cemaatimsi oluşumdan. o ne üstten bakış o ne tavır diye düşünüp sizin islamdan anladığınız bu mu lan allahsızlar vs. gibi düşüncelere daldım. bendensen yaşa, benden değilsen öl tavrıydı bu. işte sizi o odaya giren kıza üstten aşağılayıcı tavır ve yarbay ali tatar'ın ahı tuttu şakirtler. öyle evlerine ateş salsınlarla olmuyor bu işler, geçmiş olsun.

  • zaman gazetesi'ne kayyum atanması sonrası ses çıkarmayanlara veya "iyi olmuş" diyenlere kızıyorlar, hala ama hala "subaylar da çok masum değildi sonuçta" falan diyorlar ya işte, hiç kusura bakmasınlar.

    evet, kendilerine yapılan bir hukuksuzluk var ortada doğrudur da bu adamların ödemesi gereken öyle çok bedel var ki ortada hukuk içerisinde mi olmuş yoksa hukuktan çok uzak bir şekilde mi olmuş önemsemiyor, önemseyemiyor insanlar.

    olayı hala subaylardan ibaret sanıyorlar birde utanmadan. arkadaş bu ülkede eğitimin de, insanların birbirine olan güveninin de, güvenlik güçlerinin düzeninin de, gencecik insanların hayallerinin de birer birer katili oldunuz siz ya. devletin polisi cemaat evinden gelecek emirleri bekler, diğer devlet kurumlarından bilgi saklar, halkı fişler oldu. insanları birbirine düşman ettiniz "bu bizden, bu laik, bu çydd üyesi, bu ülkücü, bu kominist, şu bu" diye diye.

    hadi hepsini geçtim. ya bu ülkede kpss sorularını kendi üyelerinize dağıttınız be. binbir zorlukla okuyup, üniversiteyi bitirmiş sonunda kendi ekmeğini kazanmanın hayallerini kuran adamların o hayallerine "dur" dediniz. neden? çünkü sizin emir eriniz değil. sizin gibi köle olacak onursuzluğa, karaktersizliğe sahip değil diye sırf.

    yok yok bitmiyor işte günahları. belki de şu ülkede kimsenin şüphe etmeyebileceği, gencecik çocukların da pis emellere alet edilmeyeceğini, daha çocuk yaştakilerin emeğinin, hayallerinin çalınmayacağını düşündüğü öss'ye bile hile hurda karıştıracak kadar iğrençleşebildiler. milyonlarca çocuğun emeklerini sırf kendi çıkarları uğruna harcayıp, gelecekleriyle oynayabildiler gram utanmadan, sıkılmadan.

    bakmayın siz öyle hoşgörü, diyalog, kardeşlik hikayelerine. içleri inanılmaz nefretle doludur bunların ve kendilerinden olmayan herkesin yoldan çıkmış, heba olmuş insanlar olduğunu düşünür ve nefret ederler. yollarına çıksın veya çıkmasın kendi dışlarındaki hiçbir kimsenin değeri ve önemi yoktur, gerekirse ölmeleri dahi sorun değildir geçmiş olaylarda gördüğümüz üzere.

    şimdi ise tüm bunlar hiç olmamışçasına "gelin bizi savunun" diyebiliyorlar. neden? çünkü hiç utanmaları da yok. istediklerini aldıktan sonra aynı nefretle yine size saldırabileceklerdir. gezi'de insanları oradakilerin üstüne salmak için hiç uğraşmamış gibi onlardan da, daha önce düşman olduğu herkesten de destek istemekte beis görmeyeceklerdir.

    neyse daha da uzatmayalım hiç. bugün kendilerine yapılan hukuksuzluk benim açımdan geleceğe umutla bakmamı sağlayan bir ışıktır sadece. hem de çok büyük bir umut. çünkü edenin bulduğunu, zulmedenin cezasını bu dünyada da çekeceğini görüyorum ve şimdi rahat rahat zulmeden güç sahiplerinin ve kendi halkının yüzde ellisine dahi düşman olabilenlerin de aynılarını yaşayacağı günü bekliyorum sabırsızlıkla. amerika' da olmak nasıl ki birilerini kurtarmıyorsa günü geldiğinde saraylarda yaşamak başkalarını kurtaramayacaktır ilahi adalet istediği takdirde.

    hep beraber bekleyeceğiz o günleri hayırlısıyla...