debe başlıkları

fethullah gülen

  • sene 2003, lise 1 ogrencisiyim. bunlar ilce genelinde okullarda bir deneme sinavi yapti. birinciye cep telefonu ve burs veriyorlardi. 1. ben oldum. dershanemize gelirsen telefonu veririz dediler. o zamanlar askeri ogrenci olan abim kesinlikle izin vermedi. gitmedim ve telefonu da alamadim.

    sene 2004. tekrar genel bir sinav yaptilar. yine 1. oldum. bu sefer torenle cep telefonunu verdiler. burs da verdiler yine gitmedim. artik lise sona gececegim icin daha ciddi yaklastilar. kapidan kovduk pencereden girmeye calistilar. benimle arkadaslarim vasitasiyla zorla bulustular. kah hali saha macinda, kah disarida bir pastanede, kah dershanenin onunde. kabul etmedim. en son laptop arti aylik burs teklif ettiler. kabul etmeye cok yakindim. o zamanlar askeri ogrenci olan abim kesinkes karsi cikti. bir daha seni kardesim saymam dedi. babam da izin vermedi. sonuc olarak gitmedim.

    bu tarihten sonra benim her yerde pesimden kosan adamlar beni kendi arkadaslarima kotulemeye basladi.(o dinsiz imansiz, ondan uzak durun falan) en yakin arkadasimla arami da bozdular. 2 yil konusmadi cocuk benle. sebebini baristiktan sonra ogrendim. bu picler yuzundenmis. bir kere de adam eksik diye bi arkadasim beni halisaha macina cagirmisti. hocalari benim oynamama izin vermedi. dershane ici macmis ben katilamazmisim.

    neyse, gel zaman git zaman bu olaylarla beraber ben bu adamlara zaten iyice uyuz oldum. her ortamda ana avrat kufrediyordum. o zamanlar savunuculari da cok fenaydi. cok tartistik universitede falan.

    2013e kadar bu adamlara asik olanlar bi anda dondu. bizim dedigimize geldiler.

    15 temmuz 2016dan sonra ne mi oldu peki?

    'onlarin dershanesine gidersen seni bir daha kardesim olarak gormem' diyen abimi bunlarin eski asklari fetocu diye iceride tutuyor. fetoyla ayni masaya bile oturmayacak adama fetocu diyorlar. ellerinde en ufak bir delil yok(olamaz da zaten) ama iceride tutuyorlar. kendilerinden olmayan herkese fetocu damgalari vurduklari gibi serefli turk subaylarina da bu damgayi vurup tasfiye etmeye calisiyorlar.

    yazin bi kenara, bu ulkeyi ne bugunun fetocularina ne de fetoculardan farksiz olanlara yar etmeyecegiz. zamani geldiginde canini yaktiginiz herkesin hesabini soracagiz. zalimliklerinizin cezasini verecegiz. merak etmeyin, biz asla sizin kadar zalim olamayiz. hesaplasmamiz maalesef adaletli olamayacak. ancak kimse bu dunyadan da oyle gocup gidemeyecek. suc isleyen herkes bir gun yargilanacak ve en azindan asla gonullerde aklanamayacak.

  • kendisini ilk tanımaya başladığım (videolarından, söylemlerinden, müridlerinin hakkındaki söylemlerinden) 10 sene önce de şerefsiz bir şarlatan olarak görüyordum, bugün de aynı şekilde görüyorum. sırf bundan dolayı bile kendimle gurur duyuyorum.

  • üniversiteyi ilk kazandığımda bu şahsın cemaatine bağlı bir yurt beni aradı. buyrun bizde kalabilirsiniz dedi. telefonumu nereden aldınız dedim. ulan nereden aldınız? gittiğim dershane de farklı, sizle hiçbir alakam yok. geçiştirdiler. hayır dedim. asla. üniversiteyi kazandığım il çok küçük bir ildi. öğrenciler için barınma problemi vardı. ilk gittim otogarda baktım yine bunlar. ebleh bir gülümsemeyle gül, lokum, gül suyu falan uzatıyorlar öğrencilere. asla dedim. asla. telefonda bana bu yurtta geçici bir süre kalabileceğimi söyleyen babama da dedim. kolumu kesin yine de asla. asla baba, asla. babam da sevmiyordu ama işte çocuğunun kalacak yeri yok. şehirde yurt yok. zırt pırt telefon çalıyor. yurttan arıyorlar. yok diyorum yok, anlamıyorlar yok ulan. sonra sağlam bir laf yedi arayan adam, vazgeçti. vazgeçtiler aramaktan.

    ucuz bir otele gittim. kamyoncular kalıyor. duşlu mu duşsuz mu diye soruyor otel sahibi. öyle berbat bir otel. hava buz, kaloriferler çalışmıyor. üniversiteli bir arkadaş da buldum kendime. çocuk kafa biri. geyik yapıyoruz, bira içiyoruz. şairlerden, çavdar tarlası çocuklar kitabından (o aralar o kitabı okuyordum) hayattan, dünya sinemasından konuşuyoruz. konuşabiliyor... o ilk günler çok kötü bir boğaz iltihabı geçirdim. siktiğimin otelinde. acile gittim, serum verip antibiyotik yazdı doktor. ilk iğneyi vurulduğum gün bizim oteldeki oda arkadaşı aradı, çıktım ben dedi. nereye lan? cemaatin yurduna gitmiş. gel lan diyor, burası manyak sıcak, yemekler mis. ohhh! hayır dedim asla.

    bir ay zorluk çektim. tek başıma kaldım. bir de muhabbet kuşu aldım kendime. "sıcak" koydum adını. sonra mal değiliz sosyal adamız, bölümden kafa iki çocukla eve çıktık biz. o elemanı da son sınıfa doğru gördüm. yanında tuhaf bıyıklı sarı benizli biri vardı. kendisi de ona benzemiş. tıpatıp o olmuş. tek tipleşmiş. o kafa çocuk, o ağız dolusu gülen, gözleri parlayan jim carrey delisi eğlenceli çocuk gitmiş, yerine bambaşka biri gelmişti. ayak üstü muhabbet ettik. içiyor musun hala diye sordu kısık sesle laf arasında. elbette dedim. güldü, bırak dedi, güldük.

    aradan yıllar geçti.iş, güç aile hayatına karıştık. az evvel bu elemanın sınıf arkadaşlarından bir dostumla başka bir şehirde içiyoruz... laf lafı açtı. o elemanı sordum . fetöden görevden alınmış dedi.

    bir yudum daha içtim. tuzlu fıstığımdan bir kaç tane ağzıma atıp çiğnedim.

    asla demeyi bilin. asla!

  • arabada radyo kanallarını gezerken bir anda "terörist başı fethullah gülen" ifadesini duyunca yüzümde istemsizce hafif bir tebessüm oluştu. vay amk dedim. vay ki ne vay. 2010 yılında kpss sorularının çalındığının ortaya çıktığı ve bağırıp durmaktan başka bir şey yapamadığımız o çaresiz günler geldi aklıma. bu adam tanrıydı lan bu ülkede bir zamanlar. bugün öcalan gibi bir terörist başı oldu.

    türkiye'de her bir kaç yılda bir gündem kayması oluyor artık. ve biz bunu takip edemez hale geldik. buraya yazdıklarım olmasa geçen yıl kafamda hangi kavgalar vardı, neler düşünüyordum gündem bombalanmasından onu bile hatırlayamayacağım. gündem aşırı bir bombalamaya maruz kalıyor. türkiye bir yılda dolmabahçe'de el dokuması anadolu halılarının üzerine konulan masaların etrafına serpiştirilmiş ve antlaşmalar imzalayan akp-hdp heyetlerinden, apo ile pazarlıklar yapan mit müsteşarından; genelkurmay başkanlığının ankaradaki sembol yerleşkesinin sincanda kör itin öldüğü yere taşınacağı, askeri liselerin kapatıldığı, harp akademilerinin tasfiye edildiği günlere geldi. 1986 yılında askeri liseler sorularının fetullahçılar tarafından çalındığını tam 30 yıl sonra 18.07.2016 tarihinde o liseli hırsız piçler general bile olduktan çok çok sonra öğrendik. 3 ay önce terör ve bombalama haberleri ile boğuşuyorduk, 3 sene önce hırsızlık, yolsuzluk, zimmete para geçirme, iran ile yasadışı ticaret haberleri vardı. bugün "fetullahçılardan temizlenen" yargıya 6 sene önce "komple fetullahçıları dolduralım mı ey halkım" referandumu vardı. birileri "yetmez ama evet" birileri "oy kullanmayarak evet" birileri de "mührü pusulanın tam ortasına vurarak evet" demişti bu referanduma. fetullahçıları siz doldurdunuz yargıya. 28 şubatta ordudan temizleyenlere de siz engel olmaya kalkıştınız. sizin yaptığınız her hareketin yanlış olduğunu kaç kez göstermeli tarih? 1 milyon kere mi? aynı adamlar bugün gelmiş hala daha "eski türkiye çok kötüydü tamam tayyibi sevmiyoruz ama 1919'da samsun'da başlayan hareketin doğurduğu cumhuriyete de kim ne yapıyorsa yapsın sesimiz çıkmaz" havasındalar.

    fethullah gülen kimdir? ne istiyor? ütopyası nedir? dünya insanları için ne gibi mutluluk planları var kafasında?

    bir kere fethullah gülen'e kimse ama hiç kimse "bu adam sünni bir müslüman değildir" diyemez. fethullah gülen imam-ı azam ve imam-ı şafii'nin sentezi olan "haneşafii" diyebileceğimiz mezhebindendir ve şafii bir kürt olan said nursi isimli şahsın laik demokratik hukuk devleti olan cumhuriyetimize karşı başlattığı türkiye nurculuk hareketinin yaşayan, en fazla müridi olan, en büyük ekonomik hacme sahip, en popüler ve en güçlü temsilcisidir.

    bir sömestır tatilinde anadolunun orta yerlerinde bulunan köyüme dedemi ziyarete gitmiştim. üniversiteye yeni başladığım dönemler. benim ailemde pek üniversite mezunu adam yok. bizim köyden de çıkan tek tüktür, bizim köylüler okunarak bir şeyler olunabileceğini, okumanın faydalı bir şey olduğunu çok çok yeni anlamaya başladılar. köyün muhtarının evine gittik dedemle beraber. bizim köy de ilginç bir şekilde sünni kadiri zikri geleneği var. halbuki türkiyedeki hemen hemen tüm tarikat hareketleri sünni nakşibendidir. bunun sebebini epeyce bir süre anlamaya çalıştım. sonrasında anlamaya çalışmaktan vazgeçtim, ama tarihsel olarak dönüm noktası 2. mahmut'un yeniçeri ocağını kaldırdığı ve osmanlıdaki sünni bektaşiliğin sünni nakşibendilik tarafından yok edildiği, tahtına çöktüğü o "vaka-ı hayriye" denen günde. bektaşilerin sünnisi de var alevisi de, sünnisi pek kalmadı gerçi artık. sünni islamın neresi çelişkisiz ki bizim köy olsun? yazılı kaynakları, hutbeleri, diyaneti, hocaları nakşibendi gelenekten gelen türkiye'de sünni nakşibendi şeriatının o demir yumruğu rumluğu, ermeniliği, yezidiliği, süryaniliği yok etmiş.. aleviliği ve caferiliği zincire hapsetmiş kadiriliğe mi merhamet edecek? hoş kadirilik de nakşilikten farklı bir zillet değil. varsın o da yok olsun, kim hüzünlenecek buna? cengizden, timurdan, iskenderden, sezardan, darius'tan, hammurabiden ve hattuşiliden gelen kültürlerin, inançların, geleneklerin o zengin bahçesinin yok olduğunu, çarşaf karasına ve arap çölüne dönüştüğünü gören garip skocax'ın kadiriliğin yok olmasından başka hüzünlenecek bir şeyi kalmadı mı? köydeki muhtarla muhabbet ederken çok ilginç bir nasihatta bulundu bana

    -"skocax oğlum sen alparslan türkeş'in dinsizlerin içinde nasıl takiyye yaptığı, kendini saklayıp da aslında sonunda islama hizmet ettiği hikayesini biliyor musun?"

    ilkokul mezunu bile değil muhtar dayı, muhtemelen sağdan soldan duydukları ile bir şeyler sallayacak, yalnız o sağ ve soldaki bireyler epeyce bir milyon nüfus ediyor türkiyede, söyledikleri milyonların da görüşleri bence. dayının hasbelkader okuma yazması var. sakalı 15 santim, kıvırcık, beyazlamış ara ara gri ve siyah, arada sırada ufak bir tarakla tarıyor, yine de güzelleşmiyor. olduğu gibi çirkin ve itici.
    +yok muhtar emmi bilmiyorum neymiş hikaye?

    -60 darbesinde müslümanların önderi olan adnan menderes'i asan kafirlerin içine sızmıştı türkeş onlardanmış gibi göstermişti kendini şimdi senin gittiğin üniversite bataklık gibi bir yer, solcu komünist, anarşist, zındık dolu. sen de onların arasına sızıp sonunda islama hizmet edecek işler yap. onlardanmışsın gibi davran.

    bu muhabbet döndüğünde 18 yaşımı doldurmama az bir süre kalmıştı.

    + ulan muhtar emmi şu avlunun içindeki tuvalete bir bak, kapı bile yapamamışsın doğru düzgün, yağ tenekesi parçasından menteşe yapmaya kalkışmışsın. içerisi sinek doluyor yaz günleri. bahçene çektiğin çit rezil; insan bir kaç taş bulur onu döşer şu yola, çamurun içinde yaşıyorsun. kerpiçten evde oturuyorsun hala. evinin içi pire dolu. konya'da çatalhöyük diye 10 bin yıllık bir köy buldular bildin mi? vallahi o köydeki evlerin senin evinden daha düzgün. sen 10 bin yıldır olduğun yerde kalmışsın. okuman kıt yazın fenike yazısından beter. sen birilerine akıl verecek cesareti nereden alıyorsun? elbette öte dünya inancından alıyorsun. sen öte dünyadaki cennetin detaylarını camii hocalarından öğrendin diye bu dünyayı da çözdüm sanıyorsun. anlatılan peygamber menkıbelerini dinledin diye tarihi de bildiğini sanıyorsun. siktir git şu tuvaletini yaptır önce. bahçene, evine çeki düzen ver. 21. yüzyılda hala daha estetik denen şeye sahip olamamış, estetik diye bir kelimeyi lügatına sokamamış geri kalmış ve geri kalmada ısrar eden bir yobazsın.

    diyemedim tabi.

    +sıkıntı yapma muhtar emmi yaparız bişeyler.

    dedim.

    fethullah'ın ütopyasını anlayabilmek için anadolunun muhafazakar köylerini bir gezin, dolaşın. biraz sohbet edin o insanlarla. fethullah da köylüler de aynı hayalleri anlatacaklar.

    "türkiye'de osmanlı sonrası laik dinsiz bir devlet kuruldu. devlet dinsizlerin elinde. onu bir şekilde geri alıp müslüman türkiye'yi tesis etmeliyiz, bu uğurda özellikle takiyye yapmak en önemli silahımızdır."

    fethullah da 70'li yıllardan itibaren devlet organları içinde yapılanmaya bu amaçla, bizzat akepenin bugünlerde yaptığını becerebilmek amacıyla başladı, kimse kimseyi kandırmasın. esas hedef laik demokratik bir hukuk devleti olan türkiye cumhuriyetinde din eksenli, özellikle sünni nakşibendi doktrinlerin hakim olduğu bir dönüşüm yaratabilmek. bu sayede modernitenin ve şehir kültürünün zındıklık ve kafirlik olan etkilerinden gelecek nesillerini koruyabilmek. çünkü laik demokratik hukuk devleti olmakla islamcı bir devlet olmak epeyce noktada birbiri ile çelişiyor. ve bu çelişkiler gün gelecek korkmadan laik demokratik hukuk devleti tarafında olan büyük yığınlarca da dillendirilecek.

    esas hedef bu iken dile getirilen sahte gerekçeler neler?

    "atatürk'ün getirdiği laiklik dönemin okumuşları tarafından anadolunun muhafazakar halkına karşı sopa olarak kullanıldı bunun sonucunda anadolunun muhafazakar halkı cemaatlere prim verdi, fetullaha katıldı, destek oldu, kurdukları partilerle cemaatlerin birleşmesi sonucu elinde sopa olan modernistler indirildi oluşan boşluğu da cemaatçiler soruları falan çalarak doldurmuş, devlet içinde masonik zincirler halinde yuvalanmışlar... tüh bunları biz kul hakkı yemez sanıyorduk.. demek ki müslüman değiller.. "

    yani "ortada dindar bir halk vardı buna karşı olarak seküler ve halkı dönüüştürücü bir idare tesis edildi. halk da buna isyan etti ama isyan ederken bir baktı ki götü komple fetullaha teslim etmiş." bakın bu çok hastalıklı, yanlış ve angutça bir zihniyet arkadaşlar.

    ben gördüğüm herkeste, her yerde, her toplulukta ve her olayda siyasi bir karşılık ararım. siyaset modernite, sanayi toplumu ve şehir kültürü gibi sadece 200 yıllık bir hikaye değil. konya'dan pekin'e, sibirya'dan hint okyanusuna ve avrupa'da polonya sınırlarına kadar dünya tarihindeki en geniş coğrafyaya hükmetmiş hükümdar kubilay han da siyaset yapıyordu. ve onun uçsuz bucaksız topraklarındaki her insanın, her toplumun, her dağın, her gölün ve her hayvanın siyasi karşılıkları vardı. din ve siyaseti birbirinden ayırmak çok güç. gök tanrıcılar, müslümanlar, hristiyanlar, yahudiler, budistler, konfüçyüscüler... kubilayın hakimiyetindeki topraklarda her din ve her mezhep apayrı bir dünya yaratmanın peşinde. hristiyan misyonerler ipek yolunda fink atıyor. müslümanlar orta doğuyu moğollardan kurtarmaya çalışıyor. budist ve konfüçyüsçü çinliler moğol hakimiyetini kabullenemiyorlar her an her şeye hazırlıklılar. slavlar, doğu avrupalılar ve kafkaslar, anadolu ve mezopotomya tümü apayrı inançlar, apayrı kültürler, apayrı yaşam tarzları, hepsi moğola vergi ödüyor onun vesayetinde yaşıyor... her birinin siyasi bir karşılığı var: yani elinde güç olsa tıpkı kubilay gibi kendi cinsine uygun bir idare ile gücünün yettiği her yere o da hükmedecek, öncelikli olarak bütünüyle diğerleri üzerinden beslenen, onları köle eden, haraca bağlayan ve kendi özünü çoğaltan/yücelten bir düzen isteyecek daha sonra da kendi kafasına göre diğerlerine hem bu dünya hem de "öte" dünya için mutluluk planları hazırlayacak... hoş, kubilay han bunların tümünden daha samimi en azından öte dünya ile bir derdi yoktu elbette ancak yahudiler, hristiyanlar, budistler ve özellikle müslümanlar insanı bu dünyada köle ettikleri yetmiyormuş gibi "öte" dünyasına da karışıyorlar, nitekim köle de ettiler öte dünya hayallerine müdahale de ettiler yüzyıllar boyunca.

    türkiye'de de elbette sosyolojik ve demografik yapının mezheplerin, tarikatların, etnisitenin, coğrafi bölgelerin, dini inançların, yaşam tarzlarının tümünün siyasal, rey olarak karşılıkları var. bakın emanet çeyiz isminde bir kitap okumuştum, tavsiye ederim kemal yalçın diye biri yazmış çok güzel bir kitap. bugün denizli'nin ilçesi olan honazlı rum ailelerden biri mübadele ile yunanistan'a gönderilirken yük olur diye kızının çeyizini karşı hanede oturan türk komşusuna emanet bırakmış. türk komşu da "çeyiz gelinlik çağa gelmiş bir kızın en değerli varlığıdır mübadele sonsuza dek sürecek değil ya elbet gelirler 3-5 seneye" diye düşünerek saklamış çeyizi. aradan 70 yıl geçmiş dönememişler tabi bildiğimiz üzere. en sonunda bu türk komşunun oğlu 90'lı yıllarda bütün yunanistan'ı aylarca karış karış gezmek pahasına rum komşularını bulup çeyizi teslim ediyor. kitapta da hem bu yolculuğu hem de yunanistan'daki ve türkiye'deki mübadillerin anlattıkları başka anıları yazmış. oradan bir pasaj mübadele ile vraşno'dan honaz'a gelip yerleşen bir muhacirin ağzından:

    "buraya geldiğimizde yerlilerden ceketli tek adam göremezdin. bir zıbın, bir kuşak, belinde de bir bıçak... keçi kılından çamaşır giyenler zengin sayılırdı. fakirler pamuktan çamaşır giyerdi. fakirin kuşağı küçük zengininki büyük olurdu. kuşağın arkasına sıcak tutsun diye bir keçe koyarlardı. önde bir silahlık, meşinden. içine sigarasını, bıçağını, malzemesini; varsa tabancasını mermisini koyardı.
    bizim üzerimizde takım elbise, ceket, pantolon vardı. medeni bir insan görünümündeydik. giyimimiz, kuşamımız, yaşantımız, çalışma tarzlarımız yerlilerden farklıydı. hala bir farklılık var aramızda."

    bugünkü türkiye nüfusunda 15 milyon civarı balkan göçmeni var, kafkas göçmenleri, çerkesler vs. ile bu 20 milyona falan çıkar. muhacirler arasındaki sünni/alevi oranını bilmek güç ancak takribi anadolu ile aynı olduğu düşünülebilir: %15-20 civarı. türkiye'de en az 10-15 milyon civarı da alevi var. 10-15 milyon da kürt olduğuna göre arapları vs. de çıkarırsak bugünkü nüfusun 80 milyonunun 25-30 milyonu falan anadolulu türk. türk dediysem ulus olarak. safkan değil. yoksa açık mavi gözlü dedemin birebir aynısını rusya'da görmüş bir "anadolu yerlisi türk" olarak mikro milliyetçilik, ırkçılık, kafatasçılık ve ten rengicilik gibi kavramlara başvurmam komik olur, kendi kendime gülmem gerekir. osmanlı dönemi anadolu ve balkanlardaki nüfus hareketlerine şu yazımın bir bölümünde değinmiştim: (bkz: #55197398) yanlış birleştirilmiş bir yapbozu doğru yapabilmek, tüm parçalarını aynı tablo üzerinde bir arada düzenlice tutabilmek için öncelikle ayrıştırmak ve bölmek gerekir. türkiye 1919 yılında bir yıkılıştan ve yok oluştan iyi kurtuldu kendine iyi bir tablo hazırladı. sonraki nesillerin yapması gereken yapboz tanelerini bu tabloda doğru yerlere güzelce yerleştirmekti. böylece her yapboz tanesi olması gereken yerde düzenli ve sınırları belirlenmiş şekilde, diğerlerinin yerlerini ve sınırlarını işgal etmeden var olacak sonunda da ortaya güzel bir resim çıkacaktı. olmadı. türkiye'nin demografik meselelerine değinmek bu yüzden önemlidir. her siyasi hareket varlığını ve meşruluğunu toplumsal
    tabanlardan alır. toplumsal tabanları da din, etnisite, mezhep ve akrabalık ilişkileri belirler.

    benim yakın tarihe bakarak anlayabildiğim şey anadolunun yerli halkında din kaynaklı bir geri kalmışlığın epeyce etkili olduğu. bunu elbette daha önce defalarca anlattım. ama özetle şunu söyleyeyim ortadoğuyu ve mısırı, arabistanı işgal eden/fetheden moğollar buraları idare edebilmek ve elde tutabilmek için islama yanaşmak zorunda kalmış ve hatta sonunda müslüman olmuşlardır. halifeliği türkleşen ve araplaşan bu moğolların elinden alan osmanlı da sonunda bir araplaşma hülyasının içine düşmüştür. araplaşma 1826 yılında yeniçeri ocağının tasfiyesi ile sonuçlanmış ve bektaşiliğin yerini nakşibendilik almıştır. aynı iç mücadele 1826 yılından sonra ittihatçı-islamcı kavgası şeklinde cumhuriyete kadar devam etmiştir. cumhuriyetten sonra kemalist-islamcı/ sağcı-solcu şeklinde devam eden kavgada 2016 temmuzu itibari ile bir dönüm noktasına daha geldik. aynı ütopyayı paylaşan ve türkiye cumhuriyetini islamcı bir edaya bürümek isteyen iki islamcı grup birbiri ile tepişti ve sonunda olan türk silahlı kuvvetlerine oldu. kos koca genel kurmay sincana taşınıyor. bildiğim bir şey varsa o da bu kavganın bitmeyeceği. arapçı/islamcı bir dünya görüşü ile avrupacı/batıcı bir dünya görüşü aynı kavgaya devam edecek. türkiye demografisi bize bunu gösteriyor. bu ülkeyi bir balkan göçmeni kurdu. idari kadrolarında balkan ve kafkas göçmenleri çoktu. göçmenler bu ülkeye geldiğinde anadolu köylüsü orta çağı yaşıyordu. balkanlarda gördükleri ile anadolu yerlilerini modern dünyaya taşımaya çalıştılar sadece alevilerde başarılı oldu, geri kalanların büyük kısmı reddetti bunu, kendi kurgularındaki islam türü adına. elbette her şey bu kadar net değil ama ben olayı basit bir şekilde ifade etmeye çalıştım. medeniyetin kaynağı avrupa. bugün evinizdeki eşyaların %95'i avrupada icat olmuş şeyler. çalıştığınız iş türü bile orada icat olmuş. devletinizin bürokrasisi, hukuku, yönetim şekli ve idaresi de avrupai. yok bu devleti yıkıp yerine daha müslüman başka devlet kurayım desen istediğin kadar şeriatçı ol yine gidip roma hukukunu alacaksın, yine gidip aynı bürokrasiyi alacaksın, muhtaçsın bunlara. milyon nüfuslu şehirleri idare edebilmenin alternatifi yok çünkü. osmanlı da büyük oranda bu yüzden çöktü, ufak kasabaya bir kadı bi, sancakbeyi, bi subaşı atarsın yönetir; milyon nüfuslu şehirleri mesela atinayı, bükreşi, beyrut'u, kahire'yi nüfusu belli bir noktaya geldikten sonra nasıl idare edecek şeriat mahkemeleri ile? hepsi baş kaldırdılar. yani bütün hayatınızı bu medeniyet yaratmış. eğer buna karşı çıkamıyorsanız avrupa'nın doğusundan gelen ve avrupa'nın yaşadığı medeniyetin kırıntılarından da olsa etkilenen milyonluk bir güruhun/ muhacirlerin sosyal ve kültürel olarak çorak bir bozkırdan farkı olmayan anadolu topraklarında elbette bir değişim yaratması gerektiği fikrine de karşı çıkamıyor olmanız gerekir.

    bir de bunları söyleyince monoblok " bütün şunlar böyledir" ya da "şunlar bunlardan üstündür" şeklinde algılamamak lazım. elbette akepeli muhacir de var. dolu. ortaokul okuduğum yer bi muhacir mahallesi idi hep bugün akepe teşkilatına girmişler. alevi iken mezhep değiştirip sünni hem de fetullahçı olan adam da tanıdım. ama umumiyet üzerinden konuşmadan da sosyal kuram oluşturamayız.

    yukarıda analiz ettiğim demografik durumdaki o 25-30 milyonluk yerli türk sünni anadolulu yerli güruh ki bunun seçmen karşılığı takribi 15 milyon civarıdır. bugün muhtemelen %80 oranında akepelidir. böyle olmasını beklemek çok hatalı bir tutum olmaz. akepenin geri kalan 6-7 milyonluk oylarının büyük bölümü kürtlerden gelir. aleviler asla akepeye oy vermeyeceğine göre en son geriye kalan bir kaç milyon da muhacirlerdir. sünni kadiri gelenekten gelen bir köyde doğup da sünni sufi nakşibendi bir eğitimle yetişen biri olarak benim bu tablodaki konumum net: ağır kemalistim. ben kemalistliği anamdan babamdan ya da ilkokulda öğretilen yetersiz tarih öğretilerinden almadım. dünya tarihi ve düşünce tarihi okumalarım ve bunların üzerine epeyce sancılı bir düşünme süreci üzerine yıllar süren bir süreç sonucunda ulaştım. türkiye'de kemalizmin yani mustafa kemal atatürk'ün doktrinlerinin ve eylemlerinin geri kalmış tüm müslüman ülkeler için de örnek teşkil ettiğini düşünüyor mustafa kemal atatürk'ü politik bir descartes olarak görüyorum. gerek enkaz halindeki topluluklardan bir ulus yaratma çabası, rasyonel bir sistem kurmak istemesi, gerekse islamda reform talepleri ve çağdışı islamın çağa uyarlanması ve bu sayede kimliği olan bir halkın diğer dünya ulusları karşısında haysiyetli bir konumda olacağına inancı ve bir kurtuluş savaşı kazanmışken ankara'ya bir saray kurup içine oturup da islamcılık yaparak rahatça yaşama kolaylığı yerine dindar halka ve öfkeli din adamlarına rağmen verdiği mücadeleleri beni kendisine hayran bırakıyor.

    mesela geçenlerde bir otobüs yolculuğunda koltuk arkası ekranda filmleri gezerken said nursi'nin hayatını anlatan bir filme rastladım. muhtemelen fetullahçılar çekmiş. berbat bir prodüksiyon, rezalet oyunculuk. onun hayatını, yaşadığı zulümleri falan anlatıyor. filmde bir sahne var said nursi atatürk ile aynı odada konuşuyor o sahnede. atatürk said nursi'ye "kurtuluş savaşında bize yardımcı oldun, sağolasın. şimdi islamda bir reform yapacağız, islamı sosyalleştireceğiz, çağdaşlaştıracağız bize yardımcı olur musun?" minvalinde bir şeyler söylüyor. said nursi de elbette karşı çıkıyor ve "islamın tek bir harfine bile dokundurmam" tarzında bir tutum takınıyor. 15 temmuz zaferi eğer 9-10-11. yüzyıl arap el yazmalarına "kimseyi dokundurmayan" aynı ideolojilere sahip, aynı tarihsel metinlere sadık sünni sufi tarikatlar arası bir iç savaş değil de gerçekten "toplumun her kesimini kucaklamak ve herkese eşit hak vermek" anlamına gelen demokrasi için yapılmış bir "demokrasi zaferi" ise acaba bu arkadaşlar 9-10-11. yüzyıllarda kalma o el yazmalarının mesela "kafirler daha fazla vergi öderler" gibi metinlerine hala daha dokundurmayacaklar mı? mesela meyve suyu içen sadece kdv öderken bir kafir olarak alkol için ben %50'den fazla vergi ödüyorum. bu devlet beni kafir olarak görüyor ve benden müslümanlardan aldığından daha fazla vergi alıyor. osmanlıdaki gayrimüslümden alınan haraç vergisinden farkı yok bunun, bu devlet beni 2. sınıf ve yerli olmayan, düşman ve ezilmesi gereken bir ucube olarak görüyor. diyanet işleri başkanlığının bütçesi benim rakıya ödediğim vergilerden mi dolacak ulan?

    demokrasinin böyle bir şey olmadığını anlatmak faydasız ancak ne yapalım yapacak başka işimiz yok anlatacaz. 15 temmuzda fetoya karşı bir mücadele verildi eyvalllah da o gece kaç tarikat şeyhi acaba "cihat var, cihata koşun, herkes boğaziçi köprüsüne" diye twitter fetvaları yayınladı? ibdacılar nam-ı diğer büyük doğucular bana göre fetoculardan sonraki en tehlikeli hareket. 15 temmuz günü twitter'da onlarda bi hareketlenme görmüştüm mesela. bu da kumandanlarının olay mesajı: https://twitter.com/…aber/status/754734317042032640 belki mirzabeyoğlu'nu fetocular tuttular bu kadar sene içeride, bu yüzden fetoculara tekme atacak yer arıyorlardı, ne düşünüyorlar hiç takip etmedim salındıktan beri. keza cübbeli davası vardı bi 3-5 sene önce. seks kasedi iddası vs. o da mı fetocuların işiydi bilemiyorum. ama bir mücadele var elbette. bazı tarikatler en azından fetullahçılara karşı cephe almışlar. bunu farkedebiliyorum. yani demokrasi tekbirlerle kurtarılmaz. cihatla kurtarılmaz. demokrasi dinle diyanetle, sela ile, hutbe ile, cami ile kurtarılmaz. elbette bir şeyler kurtarılır bunlarla ama o kurtarılan şey bizim bildiğimiz demokrasi değil. o kurtarılan şeyin fethullah'ın ütopyasından pek bir farkı yok.

    cumhuriyet korunmaya ve kurtarılmaya muhtaç bir şeydir. hiçbir cumhuriyet bekçileri olmaksızın hayatta kalamaz, tarihte hiç kalmamıştır da. cumhuriyetin en net tanımı bir ülkenin en güçlü adamının en zayıf adamına "yumruk" atma hakkının olmaması ve hasbelkader bir yumruk atılırsa hesabının cumhur ve temsilcileri tarafından sorulmasıdır. "tez kellesini alın" nidasının olduğu yerin cumhuriyet olmaması gibi kendisini protesto eden bir garibana "yahudi tohumu" diyerek yumruk atan bir yürütme memurunun yargı mensuplarınca sorgulanamadığı ya da cezalandırılamadığı yerde de cumhuriyet olmaz. cumhuriyet güçler ayrılığının garanti altına alınmasıdır yargının yürütmeyi yargılayabilme özgürlüğüdür. cumhuriyet işte bu yüzden korunmaya muhtaçtır. 10 kişiden 7'si tarafından seçilmiş yürütme organı kalan 3 kişiyi öldürmek istediğinde yargı devreye girer ve "evrensel değerlerden" aldığı "yaşama hürriyeti" konu başlıklı yetki ile yürütmeye hükmeder, yürütmenin tepesine çöker ve o 3 kişinin canını korur buna güçler ayrılığı ilkesinin işlemesi bütün sistemin geneline de cumhuriyet denir. antik roma'da junia ailesi cumhuriyetin bekçilerindendi, juniaların brütüs tiran olmaya kalkışan sezarı bıçakladı. bugün abd'de yazılı olarak farklı ifade edilse de kökünü romadan alan bir cumhuriyet ve bu "cumhuriyeti" bütün dünyanın kanını emen şirketokrasi, royal kapitalistler koruyor; çünkü o cumhuriyet sayesinde para kazanıyorlar, o cumhuriyet sayesinde rahat yaşıyorlar. japonya'daki cumhuriyet meiji restorasyonu sonrası oluşan zaibatsu'dan kalma konglomeratların bekçiliğindedir ( mitsubishi, mitsui, sumitomo, yasuda, nissan, suzuki vs. aileleri) halen daha. sovyetlerde cumhuriyetler politbüronun vesayeti altında idi bugün rusya hala o etkide. ingiltere'de cumhur ve cumhuriyet güneş batmayan imparatorluklar kuran tudors'dan hanover ve bugün windsor'a kadar olan hanedanların kanatlarının altında ortaya çıkmış ve yaşamaya devam etmektedir. fransa napolyon'dan gelen bir hukukçular/hakimler vesayetiydi cumhuriyeti var eden. gitgide daha da gelişen ve medenileşen avrupa'da elbette bilinçli yurttaşlık cumhuriyetlerin bir numaralı bekçisi oldular artık. türkiye'de de cumhuriyeti var eden ve koruyan şey demografik bir denge idi. demografik grupların nüfus artış hızlarındaki farklar ile 80'li yıllardan itibaren bu nüfus dengesi artık bozuldu. şehirliler köylülerden her zaman daha az çocuk yaparlar. nüfus dengesi değişince siyasi denge de doğrudan değişiyor. demokrasi insanlar artık bir şeylere savaşarak karar vermesinler diye var. timur- yıldırım beyazıt dönemi 1402 yılında ankarada bir seçim yapılıyor ve idarenin kime verileceği o seçimle belirleniyor gibi düşünün. demokrasinin ortaya çıkmasının en büyük sebeplerinden biri iç savaşlardan kurtulmaktır. ancak elbette seçimi kazanan kişi "savaş sonrası" timur gibi davranmaya kalkışırsa demokrasi en birincil işlevini yerine getirememiş, ve hatta hiçbir işe yaramamış olur. bu yüzden demokrasi sarık takmaz. bu yüzden demokrasi sarık takmaya kalktığında onu ikaz edecek bir cumhuriyete gerek vardır.

    yukarıda saydım. memlekette herkesin kendi çapında kimliği ve aidiyeti var, herkesin kendine göre yaşam tarzı var ve bunlar o kişinin dünya görüşünü, o dünya görüşü de siyasi tercihini etkiliyorsa buradan nasıl bir demokrasi çıkabilir ortaya? yani "biri alevi diye veya muhacir diye veya 100 yıldır şehirli diye chp'ye oy veriyor öbürü de sünni ya da dindar veya köylü, yarı-köylü olduğu için akepeye oy veriyor" demokrasi böyle bir şey mi? iktidara gelen de bütün gruplara ait olması gereken devletin imkanlarını kendi grubuna tahsis ediyor. demokrasinin çıkmazı bu, amerika'da zenciler demokrat partilidir, italya'da da kuzey ve orta italya demokratların kalesidir. eğer sosyalist değilseniz kabul etmeniz gereken temel düşünce: imparatorluklar parçalandıktan sonra artık dünyada uluslar mücadele içindedir. sosyal ve bilimsel açıdan en fazla gelişen uluslar diğerlerine hükmetmektedir. bu sebeple eğer hükmetmeyecekseniz bile hükmedilen/ köle edilen bir ulus olmak istemiyorsanız hem sosyal alanda hem de bilimsel alanda gelişmek zorundasınız. sosyal alanda gelişmeden mesela din kaynaklı bir problem olan "kız çocuklarının okutulmaması" sorununuzu çözmeden rekabet edebilecek bilimsel gelişmişliğe ulaşamazsınız. çünkü size muadil rakip ulus kız çocuklarını okutuyor ve bu sizin önünüze geçmelerine neden oluyor. bu sebeple bizim gibi müslüman ülkelerde öncelik sosyal gelişmişliktedir ve sosyal gelişmişliğe fayda sağlayan siyasi hareketler iktidara gelmelidirler. uzun vadede türkiye'nin hayrına olacak şey budur.

    fethullah'ın ütopyası bunların hiçbirini göz önünde bulundurmaz. afyonlanmış bir kafa ile kendi dini doktrinlerinin ezici balyoz olduğu türde bir idare tesis etmek ister. bu uğurda takiyye en değerli silahtır. bu gelenekte temel gaye her zaman ama her zaman "modernitenin dişlileri arasında ezilmeye başlayan islamı" kurtarmaktır. fethullaçıların diğerlerinden farkı bunu yaparken diğer büyük dinlerle de diyalog kurup islamı kendilerine göre dünya medeniyetleri içinde "saygıdeğer bir konuma" taşıyabileceğini düşünmesidir. fethullahçıların "dinler arası diyalog" dışında diğer sünni islami ekollerden ayrışan başka her hangi bir noktası yoktur. abd'nin fethullahçılara olan desteği de muhtemelen bundan kaynaklanıyor: "diğerleri ile iletişime bile giremiyoruz en azından bunlar iletişim kurulabilir kitleler." sonuçta nüfus artış hızı korkunç olan 1.5 milyarlık islam dünyasından bahsediyoruz ve siyasi ve ekonomik anlamda bütün dünyaya hükmeden batılılar bu güruhu en azından kontrol altında tutabilmeyi isterler, ben olsam ben de isterim, ben olsam ben de petrolüne göz dikerim bu geri kalmış cahil güruhun, kim dikmez ki? kafasına vur elinden ekmeğini al, sen eşek olduktan sonra semer vuran çok olur. keza sömürü düzenini de korumak zorundalar ve müslümanlar gayet güzel sömürülebilen bir topluluk. nüfus olarak dünyanın beşte birine yakın neredeyse bu pazarın varlığının iletişim kurulamaz kişilerin eline geçmesinden daha mı kötü feto gibi diyalogcular? ılımlı islam, dinler arası diyalog vs. hem fethullah'ın hem de batı dünyasının işine gelebilecek bir proje. yani diğer tarikatlara bakarsanız dinler arası diyalog denen şeye karşı nasıl bir savaş açtıklarını da görürsünüz. keza o videoda fetocu generalin kafasına tokat indiren binbaşı ne diyor? "bunlar sünnetsiz". bu fikri de oradan aldı muhtemelen: dinler arası diyalog yapmak sünnete aykırıdır.

    feto ütopyasında tıpkı cumhuriyetin bekçisi olan eski tsk gibi "fetonun dini ve sosyal fikirlerinin bekçisi olan" bir tsk ve devlet yapılanması, hukuk sistemi kurabileceğini bu sayede türkiye'yi kendi kurguladığı gibi yöneterek kocaman sevap pointler kazanabileceğini, bunun bir cihat olduğunu, cihatta her şeyin mübah olduğunu, esas olanın onun "islam" telakki ettiği şeyin yücelmesi ve yayılması olduğunu düşünür. hala daha düşünür. diğer fetoların, diğer tarikatların da ondan farkı yok. tümü devleti ele geçirip kendi ahiret inancına, kendi mürşidine, kendi tarikatına göre yönetmek ister. bu devlet hala tarikatların elinde. türkiye'yi hala daha bir tarikatlar oligarşisi yönetiyor. her şeyi yavaş yavaş değiştirip, gündemin şirazesi ile sürekli oynayıp kitlelerin değişmesini ve dönüşmesini bekliyorlar. beyhude bekliyorlar. onların çabaladığı yönün aksinde çalışan sistem daha etkili, daha güçlü. o sistemin adı modernite, ütopya değil bir gerçek o.

  • yaklaşık 13-14 yıl önce bir ortamda feto demiştim ve bildiğin linç başladı. birkaçı
    "-sen ona feto diyemezsin, saygı duyacaksın(!) sana yakışmıyor" diye kafa sikmişlerdi.
    "-benim bir menfaatim yok, ayrıca saygı da duymak zorunda değilim. istersem gösteririm ama duymam, kim lan o?" çıkışımı yapıp herkesi uyuz etmiştim.

    yıllar geçti

    o ortamdan biri denk geldi, baktım saydırıyor "-fetö metö" diye, ağır akp lidir.

    yıllar önce böyle olmuştu, hatırladın mı şimdi ne diyorsun dedim.

    "-yanılmışız amk" dedi.

    "-peki senin akp?" dedim

    "-ne?" dedi

    sordum;

    "hala yanılıyor olabilir misin? on sene sonra yine lafıma gelirsen çok göt olacaksın"

  • rte'nin zamanında "memlekete geri dön hocam hasret bitsin" diyerek stadyumlardan davet gönderdiği melek yüzlü şeytan. (şunu buraya koyalım önce)

    dün'e kadar fethullah dendiğinde bile "hocaefendi" diyeceksin diyerek tepki gösteren andavalların bugün burada bu adama saydırmaları falan gerçekten çok komik.

    ama benim gibi atatürkçü, cumhuriyetçi insanlar yıllardır küfrediyor buna. birazdan kafamı yastığa koyduğumda huzurla uyuyacağım. çünkü ne bu haine, ne de bu haine yol verip destek olanlarla beraber olmadım. ama bugüne kadar bu hainlerin işlediği tüm günahların sorumlusu günahı zamanında görüp ses çıkarmayanlardır.

  • yillar once bu basliga hiyanet-i vataniye bkz.'i verdigim icin caylakliga düşürülmüştüm. hem de 10 dk icerisinde

    aha yine yaziyorum.

    (bkz: hiyanet-i vataniye)

    sonra kodumun moderasyonu deyince biz suclu olduk.

  • bir teknoloji devi. 70'lerden beri sayısız robot üretti.

  • üniversite döneminden bir arkadaşım var, cemaat evlerinde kalıyordu. yaptığı ibadet ona kalmış, bir şey diyemem. rahat ediyordur orada, eyvallah. ama militan bir tipti bu arkadaş, cemaatin de akp'nin de aleyhinde konuşturmazdı. okul biter bitmez de bankasya'ya girdi zaten(!) sonra bir süre sonra nasıl olduysa kovdular bunu.

    orası da ona kamış ama okul zamanında, feto'yu peygamber gibi anan, adını salavat getirerek zikreden bu arkadaş, bugün facebook'ta "sen nasıl bir orospu çocuğusun!" diye yazmış.

    güldüm.

  • son demeçleri takdire şayan,

    darbe karşıtıymış !

    sızıntı dergisinde 21. sayıda 1980 darbesine methiyeler düzen, "hızır gibi" yetişti diyen, kenan evren'in "cennetlik" olduğunu söyleyen muhterem bir darbe karşıtıdır kendisi.

    ve işin ilginci bugün sızıntı arşivine girerseniz (internet ortamında) 21. sayıda darbecilere methiyeler düzen "son karakol" yazısının kaldırıldığını görürsünüz.

    dahası 22. sayıda merhamet adlı yazısında, darbecilere halka merhamet etmeyin çağrısı yapmış, bir sağdan bir soldan olayını desteklediğini vurgulamıştır.

    şimdi sızıntı dergisi internet arşivinde yok ama elde olan sayılarda bu darbe methiyeleri var.

    aynı şekilde 15 temmuz darbe girişimi sırasında "halka ateş" açılması, helikopterle taranması, tankların hanımların üzerinden geçme talimatı ile geçilmesi de bununla alakalı.

    "askerin süngüsü yüz defa iniltimizi dindirdi" diyecek kadar darbe karşıtıdır kendisi.

    12 eylül darbecilerine seslenerek halka merhamet etmeme yönünde çağrıda bulunan hatta "hem deli hem de kanlı"ya merhametin "mazlumlara" karşı korkunç bir merhametsizlik" olduğunu deklare eden yazıları pek uzak tarihli değildir.

    şimdi ayılıp/bayılıp, darbe karşıtı olduğunu savunmakta.

    sanki evren'e gönderdiği mektubu da bilmiyoruz.