debe başlıkları

ekşi sözlük iş ağı

  • iş hayatı için fazla ahlaklıyım. bu yüzden işsiz kaldığımı fark ettim. şimdi bazı farklı durumlar ortaya çıktı ve ben ne iş olsa yaparım abi demeye başladım. evet, yalnızca ahlakı oturmuş bir işverenle...

    ne mesela?

    -üniversite mezunu, tecrübeli, yabancı dili olan aday arayıp asgari maaş teklif edecek kadar yüzsüz olmamalı bence bu işveren.

    -mesai bitimini bekleyip özellikle son dakikada acil iş verip ekstradan saatlerce işçiyi çalıştırmamalı örneğin.

    -iş ilanına "görüşmeye geldiğinde sigortadan, maaştan, izin günlerinden bahsetmeden önce şirkete neler katabileceğinden bahseden" gibi maddeler ekleyip daha ilk adımda personeli ezmeye çalışmamalı mesela. sen ne katıyorsun o personele? bu karşılıklı bir alışveriş: iş yaptır/para öde.

    -esnek çalışma saatleri isteyen işverenler esnek ödeme koşulları üzerine de görüşme yapabilirler bence mülakat esnasında.

    -yan haklar adı üzerinde haktır. hediye değil.

    -çalışana ailenin bir parçası diyip şirketi sahiplendirmeye çalışırken bir yandan da "beğenmeyen siktirsin gitsin" dememeli mesela müdürler, patronlar... uyum içinde ve daha verimli çalışmak için herkesin adım atabileceği bir orta yol bulunabilir. bunun için de aile olmaya filan gerek yoktur. iş ortamında aile değil, ekip vardır. ekip de bu kafayla yönetilmez. "bu sorunu çözmek için neler yapabiliriz" ile yönetilir.

    -bazı ilanlarda aslında hiç de gerekmediği halde bayan çalışan ve presentable kelimelerini üstüne basa basa geçirmemeli işverenler. "burada çalışsak bol bol tacize uğrarız" ampulü yanıveriyor hemen. çünkü o işi hem kadın hem erkek yapabilir ve açıkçası temiz ve işe uygun olduğu sürece kişinin ne giydiği pek de önemli değildir. (mesela benim mesleğim olan editörlükte bunlar gerçekten de hiç ama hiç önemli olmayan konular ama nedense güzel bağyan editör arayanımız bol.)

    -gecenin 2'si, sabahın 5'i gibi saatler çalışma saatleri değildir. (vardiyalı çalışmaları saymıyorum, standart mesai saatleri ile ilgili söylüyorum.) bu saatlerde çalışana mesaj atılmamalı, çalışan telefonla aranmamalı, bu iş taciz noktasına varmamalı ve cevap alınmadığında da çalışanı azarlama, maaş kesintisiyle tehdit etme gibi eylemlere başvurulmamalı. o çalışan zaten işini ve çalışma ortamını seviyorsa işini hevesle yapar. kırbaçla insan çalıştırılmaz ve birinin çalışanınız olması, size onu 7/24 keyfinize göre kullanma hakkı tanımaz.

    -iş ilanındaki tanıma göre 3 farklı personelin yapması gereken işi tek kişiye yaptırmaya çalışan işverenler, aldıkları personele de 3 kişilik maaş teklif etmeliler. çünkü adil olan budur.

    -bu da adamım sir richard branson'dan gelsin

    bu maddeler zamanla artırılacaktır, evet. çünkü hem çalıştığım, hem iş aradığım zamanlarda iş ahlakı ve karakteri oturmamış bir üstle karşılaşıp duruyorum ve kendini bir zamanlar çok çalışkan olarak tanımlayan ben artık her işe şüpheyle yaklaşıyorum.

    evet çaycılık da yaparım şu noktadan sonra, çünkü belli ki benim görev alabileceğim birkaç sektöre kıran girmiş durumda. ama yine de iş ahlakı oturmuş bir kıraathanede çalışırım.

    lanet olsun ülkedeki işsizlik seviyesine ve bundan dolayı her türlü saçma sapan dayatmaya evet diyen çalışanlara...

    not: bu süreçte çiçek gibi yöneticiler olmadı mı? en alası oldu. işten bir halt anlamayan tembel çalışanlar olmadı mı? onların da en alası oldu. bu sitem yazısı yalnızca "adı lazım değil" yöneticiler için yazılmıştır. diğer herkes dava kardeşimizdir.

  • işveren aranıyor

    - çalışan yönetim becerileri gelişmiş
    - çalışanların tıpkı kendileri gibi "insan" olduğunun bilincinde olan ve buna uygun hareket eden
    - insanların kendisine tapmadığının, muhtaç olmadığının bilincinde olan
    - maaşları zamanında ödeyen
    - sigortayı tam gösteren
    - mesai ücreti ödeyen
    - egolarından sıyrılmış, mobbing uygulamayan
    - insanların diplomalardan ibaret olmadığının farkında olan
    - insani çalışma şartları ve saatleri sunan
    - tercihen bir din ile ilişiği bulunmayan

    birlikte uzun yıllar insanca çalışabileceğimiz işveren aranıyor.

  • iş ağından daire satmaya çalışanları göstermiştir. nasıl, iyi çalışıyor mu daire, esnek mesai saatlerini sorun ediyor mu, ingiliççesi nasıl!!?

  • son 10 entry'dir hiç bir bok anlayamadığım iş ağı. ne biçim işler yapıyorsunuz lan siz?

  • adam açık açık yanımda yaşayacak kızın ailesiyle tanışmam lazım yazmış lan. nasıl olcak bu çok merak ettim. kız herifi babasının evine getirecek. bak babacım ben bu erkekle aynı evde yaşayacağım. temizliğini ütüsünü yemeğini yapacağım. o da bana ayda 1000lira para verecek diyecek.

    babası anası da haa iyiymiş kızım git adamla birlikte yaşa ama dikkat et sakın sikmesin seni diyecek. ulan hangi 18-22 yaşında kızın ailesi üniversitede okuyan kızlarının 1000 lira uğruna bir erkeğin hizmetçisi olmasını kabul eder?? bu ilanı veren embesil bir de pilotmuş. senin kullanacağın uçağı sikeyim ben. 20 bin lira maaş alıp 1000 liraya hizmetçi mi arıyosun? bir de itü'de okuyacak kadar zeki ve yaş olarak çıtır olucak amk.

    inşallah 110 kilo makina mühendisliğinde okuyan kolları kıllı sakalları olan bir kız başvurur.

    nasıl ruh hastaları var şu sözlükte saymakla bitmezler. kadını ayrı erkeği ayrı.

  • iyi niyetli insanları tenzih ederim ama burda bi kaç tane kötü tecrübem oldu.
    işsizlik kötü. hem de çok kötü.
    kariyer sitelerindeki başvurulardan da bi sonuç gelmeyince ya da biz sizi ararız modunda yanıtlar alınınca daha da karamsar bi tablo çıkıyor ortaya.

    hal böyle olunca da burdan yazılan entry'lere bakılıyor ve tutumun farklı olacağını düşünüyosun.
    hani şu ilk telefon ya da görüşme sonrası kaybolan tiplerin olmayacağını hayal ediyosun.

    ama öyle olmuyor işte. baya burdan ilan veren adam diğer o kariyer siteleri kesiliveriyor bi anda. bunun böyle olmaması gerektiğine inanıyorum. eğer verdiğiniz ilanın peşine düşmeyecekseniz, buraya hiç yazmayın.

    saygılar.

    tanım: iş ağımsı

  • editörüm. sorumlusu olduğum kurumsal dergilerin grafik tasarımı hariç bütün işerini yaptım, bütün metinlerini yazdım, müşteri ilişkilerini yönettim, grafikerlerin ensesinde boza pişirdim. son bir yılda yayınevi olarak çıkardığımız 3 kitaptan birinin yazarlığını yaptım, diğerlerinde araştırma, proje aşamasından itibaren müşteri ilişkileri, redaksiyon, görsel seçimi, çeviri, vs... dördüncü kitap da çıkmak üzere. köpek gibi çalışmaya ve içerik üretmeye alışkınım ama mümkünse yoğun dönemler dışında insan gibi çalışmak istiyorum.

    istanbul dışında da çalışabilirim, hatta dünyanın herhangi bir noktasında çalışabilirim. ne kadar uzak, o kadar iyi. istanbul dışına çıktığımda çok seçici olmayacağım ama çok rica ediyorum sekreterlik ya da "kendine güvenen bayanlar aranıyor" teklifleriyle gelmeyin. konsomasyon da olmaz, eğlenmeye gelmiş adamın yaşam enerjisini söndürürüm.

    hatta bol seyahatli, ingilizce kullanmayı gerektiren işler falan olsa ne süper olur? uyuşturucu kuryeliği hariç.

    bu bir imdat çığlığıdır. hayatımda marjinal değişiklikler yapmam gereken bir dönemdeyim. dexter'a bağlamama çeyrek var.

    umarım patron okumuyordur. çok ciddiyim, iş arıyorum :(

  • bir işe yaramadığını düşündüğüm ağ. linkedin, kariyer.net gibi siteler yüzlerce belki binlerce ilan dolu. ancak bakıyorsun ilanların altında binlerce başvuru, sıfır geri dönüş ve mal gibi beklediğinle kalıyorsun. sikimsonik işlerde bile başvuru ebesinin amı gibi. torpilin yoksa işe falan giremiyorsun. oraya ilanı da "dostlar alışverişte gözüksün" mantığıyla veriyorlar muhtemelen. ben bugüne kadar oralardan iş bulan birini görmedim son bir yıldır. ülkedeki kriz almış başını gitmiş, her yeri mahvetmiş. piyasalar sik gibi. çalışanların belli bir kısmı maaş alamıyor.

    geçen yıl bu zamanlar askerdeydim. bitmesine de 1 ay falan vardı. "ulan biter askerlik, şöyle 1-2 ay kafa dinlerim. tatil yaparım. sonra da taşaklı bir pozisyonda aslanlar gibi çalışırım" diyordum. çünkü önceden çalışıyordum. elim ayağım düzgündür, iyi de konuşurum. yabancı dilim de var. turizmciydim. askere de "mevkimde yükselmek istiyorum fakat ibneler her zaman askerliği sorun ediyorlar" diyerek gitmiştim. hani klasik "yapıp geleyim de aradan çıksın" durumu. bedelliye para çıkaramamıştım "olsun yapar gelirim" fikriyle gitmiştim. aslında işin daha trajikomik kısmı, kalbimde olan bir rahatsızlık için beni askere almayı 1 yıl kadar ertelemeleri. "lan bu kadar erteliyorsanız bari muafiyet verin" diyorum. yok, bir muayne oluyorsun. ekg, efor falan yapıyorlar. sonra? 3 ay sonrasına randevu. tekrar gir, tekrar şey yap. en sonunda kıl bi tabip üsteğmen çıkıp, gevşek gevşek sırıtarak "yav hastasın ama bu seni öldürmez. gel biz seni alalım askere" demez mi. sanki tek bana kaldı koca ordu amına koyim. 6 ay biri hizmetçilik, kölelik yapmazsa belini doğrultamaz. neyse uzun lafın kısası sorunlu ve ağzıma sıçan bir askerlik döneminden sonra eve döndüm. dediğim gibi 1-2 ay kafa dinledim, tatil yaptım. yiyemediğim ne kadar yemek varsa yedim. mutlu ve umutluydum.

    sonra? global otellere iş başvurusu yaptım. sağlam bi abiyle(mesleğin erbabı, torpil değil yani) beraber, 2-3 saat uğraşıp hazırladık. onun da tanıdıkları vardı. hem arıyor, hem mail atıyor ben de yanında kahve sigara içiyorum. yabancı sermaye otellerine başvuru yapmamın sebebi de 2-3 yıl neyse kadrolu çalışırım, başarılı olurum. sonra yurtdışındaki bir şubesine atarım kapağı düşüncesiydi. böyle şeyler oluyor evet. o gün akşam üzeri gibi bitti bizim iş. "en fazla 1 hafta sürer dönüş yapmaları. 10 güne başlarsın birinde" dedi. "tamamdır" dedim. içimde gram bir umutsuzluk yok. gayet pozitif ve mutluyum. eve geldim, aileme yaptıklarımı anlatıyorum ayak üstü. mutfaktayız. su içiyorum. tv açık. ana haber bülteni son dakika olarak rus savaş uçağının düşürüldüğünü geçti. elimden bardak düştü. paramparça olan bardak mıydı yoksa ben miydim bilmiyorum.

    aradan aylar geçti, turizmden yana sıfır umutla bakıyorum. aşırı derecede negatif ve mutsuzum. turizm dışı işlere başvuru yaptım ama tanıdık falan yok, torpil yok. haliyle geri dönüş olmuyor. vasıfsız adam değilim, insan bir görüşmeye çağırır. beğenmezsen "yok kardeşim bana sen lazım değilsin" de bari. artık reddedilmek istiyorum, düşünün o hale geldi iş. sabah uykumu aldım, kahvaltımı yaptım ve nette haberleri falan da okumuyorum he. tüm gece uyumadım. 3-4 aydır böyle. askerdeyken makine gibi olan uyku düzenim son 6 ayda sıçtı. uyurken dişlerimi sıkmaktan 10 tane dişimi patlattım. çürüdü hepsi. yarrak gibi sızlıyor. en son bir yerle tam olacaktı, mesleki açıdan da benzerlik taşıyordu. do&co diye bir firma. flying service cheflik pozisyonu için kabul ettiler. sağlık testi, ıvır zıvır topla eylül'de eğitim başlayacak falan dediler. haziran başlarıydı. "yav neden o kadar uzattılar ki şimdi diye bir bozuldum" başta. "neyse ya hiç değilse 3 ay sonra işsizliğim bitecek" diye züğürt tesellimi aldım, eve döndüm. 2 aydır yatıyordum. darbe teşebbüsü oldu. thy'ye bazı uçuş ambargoları koydu bazı ülkeler. emniyet cemaatçileri sağdan soldan toplamaya başladı falan filan derken bir telefon geldi. "belirsiz bir süreye kadar personel alımını durdurdu yönetim" dedi kadın. turkish airlines ile ortak oldukları için böyle bir karar alınmış. 1500 kadar da personel işten çıkarılmış. eğitimler durdurulmuş, bazı uçuşlar iptal edilmiş.

    üniversitedeyken en sevdiğim şeylerden biri ev arkadaşımla bazı akşamlar sadri alışık'ın ve bilumum yeşilçam filmlerini izleyip demlenmekti. çok keyif alırdık. ben en çok sadri alışık'ın ofsayt osman filmini severdim. bir gönül bağı kurmuşum demek ki 8-9 yıl evvel. ofsayt osman'ın bile finalde yüzü gülüyordu, benim gülmedi amına koyim. "he dalyarrak bize ne bunlardan" derseniz, evet. ancak o kadar doldum ki 3-5 saat uyuyayım diye hem beynimi yormak hem de içimi dökmek için yazdım. uygun bir başlık olduğunu düşündüm tüm bunları yazmak için. he geçenlerde bir tane fuhuş rezidansı kariyer.net'ten profilime bakmış. ben de baktım. sonra biraz araştırdım falan "fuhuş muhuş dönüyor ama taşaklı yere benziyor" dedim. "satınalma müdürü arıyorlarmış hmmm" diye düşünürken aradılar. iş görüşmesine çağırdılar. şaşırdım tabi. konuştuk, anlaştık falan. bir an heyecanlandım. arkadaş vardı yanımda "lan hangi pozisyon için sormayı unuttum. arasam ayıp olur mu?" diye düşündüm. sonra tam vazgeçecekken aradım. kadın ne dese beğenirsiniz. "biz sizi garson olarak düşünüyoruz" siker misin sabaha mı bırakırsın amına koyim. hayır garsonluk kötü meslek değil. four seasons'taki bir garson aylık 6000 lira kemiksiz koyuyordur cebe. lakin ben insanla çok uğraşabilecek bir yapıya ne karakter olarak ne de yaş olarak sahibim artık. 30 yaşına merdiven dayamışım, karı benden 10 yıl önce harçlık çıkarmak ve staj yapmak sırasında yaptığım işi yapmamı bekliyor. üniversite mezunluğu, yabancı dil falan hak getire. karıyı fırçalayacaktım, çok sinirlenmiştim böyle bir basiretsizliği nasıl yaparlar diye de "fuhuş rezidansının insan kaynakları da anca bu kadar oluyormuş demek ki. ne bekliyorsun?" diye düşünüp vazgeçtim.

    neyse daha fazla kafa sikmeyeyim. umarım benden daha şanssızı yoktur da bu başlık vesilesiyle birileri işe girer. he bu arada güneydeki oteller geçen yılın fiyatlarının 2 katını istiyorlar(evet iki katı günlüğü 800,900 hatta 1250 lira) günlük ve çoğu full çekiyor. ülkede nasıl bir kriz var ben anlamış değilim amına koyim.

  • ingilizce bilen çay çorbacı arandığını görmem sonrasında beni benden alan ağ.

    yuh lan. adam bir miktar da olsa ingilizce bilecek, sonra gelip birden fazla çalışma yürütecek, sonra bir de ofisin çatını kahvesini servis edip gündelik temizlik falan yapacak. sonra da asgari ücrete talim.

    ulan inşallah iflas eder de aynı pozisyonda işe başlarsınız at kafaları. bu kapitalist düzenin de ta amk ben.

  • yeni mezun tıp öğrencisi aradığım ilan,

    yapılacak iş:

    çay kahve getirecek
    yöneticisinin halini hatrını soracak.
    telefonumu şarja takacak.

    bu yeni mezunlar ananızı mı sikti bilmiyorum ki.