debe başlıkları

ekşi itiraf

  • sözlük nickim insanlara hüzünlü bir kadını çağrıştırıyor ama 190 boyunda döşü kıllı 120 kilo bir erkeğim.

    ilgililere duyrulur.

  • olmayan paranızla, sevmediğiniz kişileri etkilemek için hayalini kurduğunuz hayatları taklit ediyorsunuz.

  • bir iş görüşmesine gitmiştim. şartlarınız çok iyi, maaş önerinizde makul, kabul ediyorum, son bir kez ailemle konuşup size dönecem dedim. veee dönmedim.
    şartlarda bok gibiydi zaten.
    gün intikam günüydü ve aldım canlarım. gözünüz arkada kalmasın.

  • itiraf edecek hiçbir şeyim yok.o derece şeffafım.bir an takdir eder gibi oldum kendimi.ilginç.

  • ekşi sözlükte takılmak için doktor, mühendis ya da avukat mı olmak gerekiyor çok merak ediyorum ya da burada takılanların yüzde kaçı bu meslek grubunda?

    ben mağazada çalışıyorum. aldığım ücret de asgari ücret. bu işi mecburiyetten yapan birçok üniversite mezunu da var. yakında insan kaynakları alanına geçeceğim ama o da malesef akraba aracılığıyla olacak, başka çarem kalmadı.

    her neyse. burada son zamanlarda gözüme çarpan bir şey var. buradan bazı insanlar mesaj atarak iletişime geçtiğinde yaptığım işi öğrenince "hmm kolay gelsin" diyip kaçıyor.

    şimdilik mağazada çalışıyorum. gerçekten bunu öğrendiğinizde bu iletişimi kesmenize neden olacaksa, kendi pozisyonuza göre aşağılık bir konumda görüyorsanız mesaj falan atmayın buradan duyuruyorum. "insanları yaptığı işe göre ayırmayız yeaaa" gibi samimiyetsiz cevaplarınız sizde kalsın. bal gibi de ayırıyorsunuz insanları yaptığı işe göre de kazandığı maaşa göre de. ama suç sizde değil. belki sizin yerinizde olsam ben de kendimi üstün görürdüm bilmiyorum, insanız sonuçta.

    olur da yarın öbür gün insan kaynaklarına geçince ve daha iyi bir konuma gelince benden kötü durumda olanları küçük görmeyeyim ve nereden geldiğimi unutmayayım diye bu entrymi asla silmeyeceğim.

  • perşembe sabahı 9.30'da beş yıllık meslek hayatımda beni en çok etkileyen dosyanın karar duruşmasına gireceğim ve neredeyse iki haftadır uyku tutmuyor.
    yapılması gereken her şey yapıldı, vicdanım son derece rahat. ancak tahliye beklememekle birlikte içimde ufacık da olsa bir umut var. içimi dökmek istedim ama nereden nasıl başlayacağımı beceremedim, bilemedim. yapamıyorum.

    bir cuma sabahı, akşam hayatındaki en unutulmaz güne dair kabusu yaşayarak sabah gözaltına alınacağından habersiz şekilde dört yaşındaki kızını öperek, eşiyle rutin haliyle vedalaşarak çıkan genç bi' adam iki yıla yakın süredir tutuklu. medya organlarında bangır bangır vatana ihanet etmekle darbeci diye itham edilen on binlerce askerden birisi, üsteğmen. hikayesini de anlatmaya mecalim yok ancak mesleki tecrübem, mesleğim üzerine konuşarak o kadar eminim ki suçsuz bir adam. normal şartlarda soruşturma aşamasında bile tutuklama talep edilmemesi gerekirken 21 aydır ailesinden çok uzaklarda. kızı cezaevinde camın arkasından babasıyla telefon yardımıyla konuşurken dahi babasını görevde sanıyor...
    iki haftada bir eşi, kızı, annesi, babası ve iki kardeşini görebiliyor, haricinde tutuklu arkadaşları dışında her hafta gördüğü tek kişi bendim. her hafta duruşma ile ilgili rutin çalışmalarımız dışında dışarıdaki hayatı anlattım ona. esasında anlatmak içimden gelmese de o soruyordu ve ben de haliyle cevaplamak durumunda kalıyordum. görüşün sonunda "dışarının kıymetini bil" diyerek gözlerime baktığı ve vedalaştığımız anlarda işi goygoya vurup "hee abi hee yaa" diyerek geçiştirmeye çalışsam da cezaevinden çıktıktan sonra her defasında yaklaşık elli kilometrelik yolu türkü dinleyip burnumu silerek gelmemin sebebi budur. yanisi, ne kadar sikindirik şeylere üzüldüğümü idrak etmem, üzerine istisnasız her defasında düşünmem, cuma günü saat 18'den sonra ankara'ya tepeden inerken yaptığım rutin eylem oldu.

    kendim için bişi istemiyorum, bu dosyadaki zaman kaybım ve maddi zararımı dahi hesaba katmazsak, neredeyse aldığım iki kuruş ücret için dahi pişmanlık duyacak seviyeye gelmişken akıl sağlığımı kaybetmememin tek yolu bu dosyada müvekkili beraat ettirmemdir. umudum az da olsa istinafta, o da olmadı yargıtay'da beraat etmek durumunda. aksi halde bu mesleğe dair içimde kalan son kırıntılar da böyle gidecek ve işimi iyi yaptığıma gönülden inanmama rağmen paramparça olup bitireceğim.

    yapılması gereken her şey yapıldı, bundan sonrasında hem kendim hem müvekkil hem de benzer durumdaki insanlar için tanrıya sığınmaktan gayrısı aklıma gelmiyor.

    yardım et, lütfen...

  • çocukken çok durumumuz yoktu, babam da aksi bir adamdı. yani üst baş falan öyle çok alamazdık. annem de saolsun elindekilerle birşeyler yapmaya çalışır, diker onarır, yıkar bizi temiz temiz sokağa yollardı.
    bir keresinde kot pantolonumun dizleri çok yırtık olduğu için arka cebi söküp diz kısmına yama yapmıştı. hoşuma da gitmişti aslında, böyle havalı gibi duruyordu ve benim için bir sorun yoktu. bir gün mahallede yürürken kenarda oturan bir kızla erkeğin yanından geçtim, uzaklaşırken arkamdan konuştuklarını duydum, gülüyorlardı pantolonumdan bahsederek. şimdi şöyle geçmişe dönüp bakınca diğer çocuklar tarafından alay edilen sezercik gibi kaldığımı görüyorum o anda. duymamış gibi yaptım, yürüdüm devam ettim ama içime oturmuştu. kalbimi kırmışlardı.
    bu hikayeyi aslında hatırlamıyordum yıllardır, unutmak istemiştim bilerek ama internette dizi yırtık kot pantolon giyen bi arkadaşımı görünce aklıma geldi aniden. şimdi eminim zamanında bana gülenler de o yırtık pantolondan giyiyorlardır şu anda eğlene eğlene.
    yani demem o ki hayat acımasız ama insanlar daha acımasız, en azından siz biraz olsun merhamet ekleyin çocuklarınızın yüreklerine.

  • bir yerlerde dinleyemediğim, henüz keşfetmediğim, benden habersiz çalınan çok güzel şarkılar var ve bu beni çok üzüyor niyazi abi.

    müzik bu pis dünyanın bana verdiği tek güzel lezzet ve birilerinin onu benden habersiz çalıp söylüyor olması, sevdiğim kadının sağda solda kırıştırıp başkalarıyla flört etmesi fikri kadar acı veriyor.

  • dünyanın en kötü şeyi üniversite okumak. daha kötüsü de üniversite bitirdikten sonra evde oturmak. işsizsin, senden bir beklenti var. kanepede oturuyorsun. sana alacaklı gibi bakılıyor. babanla aynı çorapları ortaklaşa giyiyorsun.sincap gibi odadan odaya kaçıyorsun. yemeğe ilk oturan sen, ilk kalkan sen oluyorsun. evde gereksizsin. orada olmaman gerekiyor, ama varsın.

  • lösemi illeti bir arkadasimi daha aldi benden. oysa ki gencecik, aslan gibi bir cocuktu.
    rahat uyu kardesim! ben senin yerine de savasmaya devam edecegim.