debe başlıkları

ekşi itiraf

  • bu akşam arkadaşlarımla yemeğe çıktık. içlerinden biri geçen sene boşandı ve her boşanan erkek gibi daha yeni yeni dibin ne olduğunu anlıyor.
    gırgır şamata yaparken bir ara "ya ekşi sözlüğü biliyor musunuz, ordan bir yazı göndermiş bir arkadaşım size onu okutayım" dedi. (evet arkadaşlarım bunlar)
    ama sözlüğe girip bulmayı bilmediği için ekran görüntüsünü almış şapşik.
    masadakilere tek tek okutuyor. sıra bana geldi. telefon elimde ve kendi yazdığım entryi baştan sona okudum.
    "ne var ki bunda neyine takıldın bunun" diyerek dalgamı geçtim.
    herifçioğlu "işte senin gibiler anlamaz, böyle kadınlar da var dünyada" dedi.
    "ya bırak allasen, ergen yuvası orası, bence bunu yazan erkektir, hep numara bunlar" diyerek konuyu kapatmaya çalışırken masanın duygusuz kaltağı ilan edildim.
    çok eğlendim ama içimden de "daha masandaki kaç yıllık arkadaşını tanımıyorsun, sen kim kadınlar kim gerzek" diye geçirmeden edemedim.
    heee evet evet, ne biçim kadınlar var...

  • şimdi size bir insanın neden hep kaybettiğini anlatan bir hikaye anlatacağım.

    türkiye'de alanında önde gelen fakültelerden birinde, iç hastalıkları alanında doktora yapan bir veteriner hekimim.

    haliyle beni tanıyanlar bana bir şeyler danışmak için sık sık benimle iletişime geçiyorlar. aslında genelde sadece bu yüzden benimle iletişime geçiyorlar. yani öyle nasıl olduğumu, halimi, hatrımı soran filan zaten yok. işleri düştüğünde, hayvanlarla ilgili bir mesele olduğunda geçerler iletişime. neyse.

    her şeyden önce bir hekim olarak, bu danışmalardan sık sık kaçınmaya çalışıyorum. zira muayene etmediğim hayvana teşhis koymam ya da o hayvanı tedavi etmeye çalışmam ne mesleki açıdan, ne etik açıdan, ne de ahlaki açıdan doğru değil. danışmanlık ancak konu hakkında yeterli bilgi toplandıktan sonra yapılır. muayene etmeden de yeterli bilgi toplanamaz.

    tıp okuyanlar ya da beşeri hekimler iyi bilir. olur olmadık her şey için acile gelip "bi seron neyin takaydık" diyen bir sürü insan vardır. sırf kendi tatmini için gerek olmadığı halde bir şeyler yaptırmaya çalışan aptallar sürüsü. aynısı elbette hayvan hekimliğinde de var. bu hem danışmak için iletişime geçenlerde, hem de fakültenin hastanelerine gelen hasta sahiplerinde mevcut.

    bu yüzden piyasada ilaç diye serum çekip hayvana yapan meslektaşlar türüyor. biraz da mesleki ahlaktan ve etikten yoksun olmalarının bir eseri elbette bu.

    işte ben bunlardan hep kaçınıyorum. zira ben muayene etmediğim hayvan için en fazla "şu, şu, şu olabilir," diyebilirim, eğer sorun basit bir şeyse bazı tavsiyeler verebilirim, değilse de "lütfen en kısa zamanda bulunduğunuz şehirde bir veteriner hekime başvurun," derim.

    hikayeye gelirsek.

    az önce kız arkadaşım kendisine sorulan bir soruyu sordu bana. sorulan soru, hatalı bir varsayımdan ileri geliyordu. ben de onu düzelttim önce. "o x sandıkları şey x olamaz, y'dir." y'nin nedenleri de öyle karmaşık şeyler değil ama bir hekim muayenesi şart. yani iş yine, mümkünse en yakın zamanda bir veteriner hekime başvurun cevabına geliyor. diyorum ya, doğrusu da bu.

    bunun üzerine daha önceki bir olayın bahsini açtı. olay şu. filanca yerde sokakta zehirlenen bir köpek buluyorlar ve ne yapalım diye soruyorlar. bana bu konu sorulunca "serum tedavisi şart, mutlaka bir kliniğe götürülmeli," diyorum. ağzından köpükler saçan, kontrolsüz dışkılama ve işeme davranışı gösteren ve agoni halinde olan bir köpek. bir hekim dokunuşu şart.

    bu olay devamında şöyle gelişmiş. benim cevabımı beğenmeyen ilgili kişiler, başka bir hekimden fikir almış, o da buna "şunu şunu içirin," gibi cevaplar vermiş. sokak hayvanı için verecekleri parayı boşa harcanan para olarak gören yurdum insanlarını bu açıklama daha çok tatmin etmiş tabi. geçenlerde burada "veteriner hekimler para almasın" diye açılan bir başlık vardı ya, kafa o kafa.

    kız arkadaşım bunu "bak sen bana o gün böyle bir cevap vermedin, sonra o diğer hekim verdi, işte sen bu yüzden kaybediyorsun, şov yapmayıp tatmin edici cevaplar vermiyorsun," diyerek açıkladı.

    incinen gururum ya da mesleki bilgilerim bir yana, kendi kız arkadaşımın, ki o da bir veteriner hekim adayıdır, yaklaşımının bende yarattığı kırgınlığı tahmin edebilirsiniz sanırım. ne kadar boşa uğraştığımı gösterdi bu bana. en yakınımdakilerin bile bu tavırda olması, ideallerimin ve uğruna savaştıklarımın ne kadar boş olduğunu gösterdi.

    idealist ve hep doğru şeyi yapmaya çalışan bir insan oldum hayatım boyunca. bu yüzden hiç şov yapamadım. hiç gösteriş yapamadım. bu yüzden kız arkadaşımdan bile gördüğüm muamele bu.

    artık her şey pr. yani halkla ilişkiler. yani şov.

    vasıfsız ve vasat bir sürü insan nabza göre şerbet verip kendi reklamını yapabildiği için birçok kez takdir görüp iyi yerlere gelebiliyor bu hayatta. benim gibi "bir canla uğraştığının farkında olan ve bu yüzden bilinçli olmaya çalışan"lar da hep kaybediyor. bu hayatın her alanında böyle.

    zaten kaybetmeye alışkındım da, bugün bu yaşananlar yüzünden bir daha kaybettim, bir daha kırıldım.

    sonra gelip içimi dökmek için buraya bunları yazdım. aptalca evet. kim ne yapsın benim derdimi oysa ama gidebileceğim de kimse yok.

    kimseyle konuşamıyorum, derdimi kimseye anlatamıyorum.

    itirafım da şu: bu çok basit ve çok aptal konu bile bu kadar berbat hissettirebiliyorsa kesin depresyondayım. ama her şeyden önemlisi, bu ideallerin ve bu çabaların boşuna olduğunu görmek.

    doğru olanı yapmaya çalışmak insana her zaman kaybettiriyormuş. bunu bir kez daha görmüş oldum.

  • çok sevip kavuşmaktansa sevip de kavuşamamak daha gerçek hissettiriyor. her iki durumu da deneyimledim ve kendimce buna karar verdim. karacaoğlan romantizmi yapacak değilim ama mutlu olmak, kavuşmak evet güzel şeyler ama hep yüzeysel kaldı bende. içime işleyen bir his olması lazım. çok sevdim, çok sevildim harika şeyler yaşadım yaşattım ama yan yana koy desen sevip de kavuşamadığım daha çok içime işledi.

    sanırım biz sevilmenin değil beklemenin, acı çekmenin peşindeyiz. bunu da ergence değil de olgun bir şekilde yapabiliyorsak ne mutlu bize...

  • telefonumdan nefret ediyorum. 3310'da kalmalıydık bence. telefonu bi köşede unutup, sadece çalınca hatırlamayı özledim.

    gerçekten kapatıp rafa kaldırmak istiyorum, sanal dünyayı istemiyorum. sanalda yoksan sana ölü muamelesi yapan insan artıklarından tiksiniyorum.

  • beş altı yıldır yakın arkadaş olduğumu düşündüğüm insanlar meğersem beni yakınları olarak görmüyormuş. bunu bu kadar yıl sonra anladığıma mı üzülsem, herkese "onlar benim çok yakın arkadaşlarım kaç yıldır aramızda sorun olmadı." demiş olmama mı üzülsem bilemedim.

  • ölün lan. bazılarınız cidden ölsün.

  • istanbul'da doktora yapan endonezyalı bir arkadaş whatsapp durumuna " ben yoruldum hayat gelme üstüme" yazmış, canım sıkıldıkça whatsapp a girip, adamın durumuna bakıp gülüp geri çıkıyorum. kıyamam ya asjdjdj.

  • hayatımdan çıkalı saçma sapan 8 ay geçti. unuturum sandım, etkisi azalır gibi oldu ama bitmedi.
    rüyalarımda hep sarıldım, hep öptüm, hep kokladım. hep iyiydin orada bana.
    başka bir kadın var hayatında, seni de onu da stalkladım. gece gündüz stalkladım. fake tesbihçi instagram hesabı açtım, fiyat soranlar falan bile oldu.
    geçmedi, bitmedi.
    kızı izledim, benden çirkin di mi bu diye günlerce kıyasladım. neyi fazla, benim neyim eksik diye kendi kendimi yedim.
    aptallık ettim. kendimi işime veremedim.
    işten ayrıldım, istifa ettim.
    sen yokken üç kere istanbula geldim. metrobüse bindim, küfrettim.
    kadıköy'e her gelişimde sana küfrettim.
    geçmem bir daha kadıköyden şarkısını dinledim. küfrettim. bilirsin eskiden küfredemezdim.
    daha çok içime sindim, daha çok kapandım. daha korkaklaştım, daha güvensizleştim. daha panik bir insan oldum.
    flört etmeye çalıştım, beceremedim. karşıma çıkan her adama sapık muamelesi yaparken ya da ilgiye boğarken buldum kendimi.
    sevme ayarlarımın bozulduğunu gördüm, sevgisizleşip, çirkinleştiğimi gördüm.
    kendimi saldım, günlerce ne saç, ne makyaj yaptım.
    en kötüsü kendimi sevmeyi unuttum.
    içim doldu, içtim sana yazdım. hiç cevap gelmedi, hiç cevap vermedin. duvarlara ya da şişelerin dibine anlattım seni.
    kızlara dert yandım, adını duyunca onlar da küfrediyor şimdi.
    ne yaptım da beni sevmedin. ben ne kadar kötü bir insandım da beni bu kadar göremedin. neydi eksiğim, neydi fazlan, hiç bilemedim.
    şimdi tek dileğim var kendim için. lütfen gelme aklıma, git, gelme. hiç yokmuşsun gibi kal orada. hoşça kal ama içimde kalma daha fazla.

  • sadece saat başı otobüs kalkan bir yerdeyim. markete gitmek için kalkıp başka bir kasabaya geldim. tüm alışverişimi yapmışken cüzdanımı evde unuttuğumu farkettim. eve dönmek için saat başını bekliyorum. eve gidip cüzdanımı alıp diğer saat başında tekrar binip falan filan derken anlayacağınız tam bir geri zekalıyım galiba.

  • cok ozledim annemi.

    huzur icinde uyu...