debe başlıkları

ekşi itiraf

  • (bkz: #57962148)

    30 yılımın özeti.

    1. bugün benim doğum günüm. hem mutluyum hem yalnızım. bir yurt odası içinde, içimi burkan bir yaştayım... bugün benim doğum günüm, kelimeler büyüyor ağzımda, bildiğim tüm hayatlar... paramparça...

    2. bir üst maddeden de anlaşılacağı gibi, doğum günlerimi sevmiyorum. insanların doğum günü kutlama çabasını da anlamıyorum. zaman, yüzüme vuruyor 1 sene daha yaşlandığımı, 1 yıl daha eskidiğimi. nesini kutlayayım ki?

    3. (bkz: #57962148) 2 sene önce böyle bir itiraf yazmıştım. "şimdi ise, eleman olarak başladığım üretim fabrikasında idari personelim." demiştim. 2 ay sonra; 27 mart 2013'te girdiğim işten 30 mart 2016'da ayrıldım. sebebi özel. işten ayrıldığım gün, ne yapacağım konusunda düşünmeye başladım. hayatımı gözden geçirdim biraz. bir sürü saçmalık yapmıştım. ne istediğimi biliyordum ama fırsatım yoktu.
    o zaman ben de, fırsatlar yaratırdım.

    4. başarmak istediğiniz şeyler için ne kadar çabaladınız? neleri göze aldınız? ne kadar peşinden koştunuz? ben, "hayatta yapmam." dediğim bir şeyi yaptım. 18 yaşımda, kazandığım üniversiteyi okumak için evden ayrılırken bana "alabildiğin tüm eşyalarını al ve bir daha da dönme." diyen babamın evine döndüm.

    5. bir insanı ne değiştirir biliyor musunuz? ne terbiye eder? zaman. bir şeyin yokluğu ile geçen zaman. ne kadar uzarsa o kadar anlarsınız kıymetini. 1 nisan'dı, şaka gibi bir gündü, 18 yaşımdan beri görmediğim babamın karşısına 28 yaşımda dikildim. ne kadar kızgın olursan ol, ne kadar nefret edersen et. baban o senin. o kadar zamandan sonra, vücudun seni dinlemez de dolar gözlerin.

    6. kız kardeşim evliydi. hamilelik döneminde bebeğini kaybetti. o minik kalbi durmuş sebepsiz. kardeşim o günden sonra bir türlü toparlayamadı kendini. panikatak krizleri geçirmeye başladı. geçirdiği krizlerde, evim kardeşime yakın olduğu için hep yanında oldum. kimi zaman gece uyumadık, kimi zaman telkin ettim, kimi zaman "daralıyorum abla, çok geç ama dışarı çıkalım" dedi ve gecenin 3ünde sokak sokak dolaştık. düzelir gibi oldu, bursa'dan kalkıp kastamonu'ya birine kaçtı. bu haberi aldığımda, kız kardeşim evimize dönene kadar, uyuyamadım. korktum başına bir şey gelmesinden. annem, yürek yemiş annem, tek başına gidip kardeşimi geri getirene kadar, onu karşımda kanlı canlı görene kadar düzelemedim bir türlü.

    7. hayatımda çok insan oldu, birkaç kişiyi sevdim, en son sevgilim bana evlenme teklif etti, kabul etmedim. 2 sene önce söylemişti, sonra ayrıldık. sebebi çok boktan. anlatmaya değmez. gerçi ayrılmak için bahane arayan insana sebep de fark etmez. bazen bana tekrar dönmek istedi. ayrıldıktan sonra 1 sene geçti, kız kardeşimin olayı patlak verdi. kız kardeşime ulaşmak için ondan yardım istedim, "benim numaramı açmıyor, senden arayabilir miyim?" dedim. kimsem yoktu çünkü böyle bir şey isteyebileceğim ondan başka. o gün geldi, anneme bahsettim, evimize girdi, salondaydık, omzuna yaslandım, ağladım. dizine yatıp üstün körü uyukladım. sabah olup da o işe giderken, kapıdan uğurladığımda öptü beni. 3 gün sonra kız kardeşim gelip de kardeşime destek amaçlı konuşmuş onunla. ve sonra bana dedi ki:
    "sen benimle evlenmeyeceksin ama ben bir yuva kurmak istiyorum. kız kardeşin bir evlilikten çıktı, sizin yanınızda yapamaz, hem de ev geçindirmeyi de biliyor, tam aradığım kişi. onunla evlenmeyi düşünüyorum."
    hayır, evlenmediler.

    8. nisan 2016'da eve döndüm fakat bana bir plan gerekiyordu. yavaş yavaş babamla aramı düzeltmeye çalıştım. 10 yıllık süreç içinde hem benim asi yanlarım törpülenmişti, hem de onun öfkesi dinmişti. bambaşka bir insandı. emekli olması, esnaflığı bırakması, sabit maaşlı bir işte vardiya sistemiyle çalışması babama iyi gelmişti anladığım kadarıyla. geçim sıkıntısı derdi bitmez bazı insanlar için fakat, bazı şeyler düzene girer bir yerden sonra. babama da bu olmuştu. ruhsal hali düzelmişti. "ne yapmak istiyorsun?" diye sorduğunda bana, utanarak, gözlerimi kaçırarak "okumak istiyorum baba." dedim. yanıma oturdu. benim babamın yanağında gamzeleri vardır ve bu gamzeleri 2 şekilde görebilirsiniz: güldüğünde ya da pişman olduğunda. o an gamzeleri gördüm ve babam gülmüyordu.

    9. 2016 yılındaki üniversite sınavını kaçırmıştım. ygs için ocak ayında başvuru alınıyordu ve nisan olmuştu. lys kayıtları bile bitmişti belki de. sene kaybetmiştim. yine de hevesimi kaybetmedim.

    10. zamanın akışını hissettiğiniz oluyor mu? bunu hiç düşündüğünüz anlar oldu mu? bazen düşünüyorum, mesela şimdi. her yazdığım bir kelime ile birçok saniye geri kalıyor. hiçbir şey yapmasan bile, saniyeler hiç durmuyor. "keşke dursa" dediğimiz anlarda mesela ya da "ya keşke zaman çabucak geçse" dediğimiz zamanlarda. aynı, sabit, tek düze, hiç değişmeyen temposuyla akmaya devam ediyor. zaman; sana, bana, acına ya da mutluluğuna bakmadan, hiçbir şeyi umursamadan, sadece geçip gidiyor. bir kum saatinin kumları gibi, dökülüyoruz tane tane akrep ve yelkovanın arasından. bitiyoruz. bir dakika daha geçti. geçiyor. geçecek...

    11. telefonda konuşmayı sevmiyorum. çok acil bir şey yoksa insanları aramam. yazışma yolunu seçerim. bazen gelen aramaları meşgule veririm bazen de açmam, çalar sonuna kadar.

    12. hayatına çok kadın girmiş erkekler beni korkutur. onlara hitap etmiyorum çünkü. aslına bakarsanız, kimseye hitap etmiyorum. güzel değilim. sıra dışı da değilim. görsel olarak hiçbir şey vaat etmiyorum. biraz sempatik ya da şirin olabilirim, o kadar. bu yüzden, hayatında her zaman güzel ve alımlı kadınlar olan erkeklerden korkarım. çünkü onlar, bir kadına nasıl davranılması gerektiğini bilirler ve kendilerine aşık ederler. sonra da bir gün... hiçbir şey olmamış gibi... sanki sadece aşık olabiliyor musun diye test edilecek bir denekmişsin gibi aşık olduğun an, çekip giderler. kazanırlar çünkü. öyle düşünürler. bizler, sadece hedef tahtasıyız ve onlar da 12'den vurmaya çalışırlar. vurduklarında, hevesleri biter, söner, kaybolurlar...

    13. söz konusu sağlığım olduğunda evhamlı bir insanım. gecenin bir vakti karnımın sağ alt köşesindeki sancıyı "apandisim patladı, çok ağrıyordu, belirtiler kayboldu, kesin patladı, ambulans çağırınnnn!!!!" diye yaygara kopararak ortalığı ayağa kaldırdım.
    sonuç: gaz sıkışması.

    14. midem hassas benim. çok yağlı, çok baharatlı yiyecekleri yiyemem. ot yemeklerini genellikle yemem. marul çok severim. mantarlı tavuk soteyi çok güzel yaparım. makarnanın bir çok çeşidini bilirim. ezberimde tarif yoktur ama yemek yapacaksam severek yaparım, canım istediğinde yaparım çünkü.

    15. hayatımda pek çok karar verdim, doğru ya da yanlış pek çok seçim yaptım. hiçbir yaptığımdan pişman olmadım. pişman olacağımı düşündüğüm şeyi de yapmadım.

    16. kolay kolay özür dilemem. haklıysam asla dilemem. eğer telafi edemeyeceğim bir şeyse, özür dilerim. çünkü telafi edilebilecek bir şeyse özür dilenmez bence. özür dilemek, aslında hastalığı geçirmeyen sadece belirtileri geçiren bir tedavi yöntemidir. hastalığı ortadan kaldırmak için telafi tedavisi yapmak gerekir.

    17. en sevdiğim ay şubat ayı. içinde doğduğumdan mıdır bilmem. en değişik, en kısa ay çünkü. her güzel şey gibi, o da çabucak bitiveriyor. eğer bir kızım olursa bir gün, adını şubat koyacağım. erkek olursa da kubat koy diyenlerin ağzına kürekle vururum.

    18. 2017 yılında ygs ve lys sınavlarına girdim. umudumu yitirdiğim oldu ama asla pes etmedim.

    19. puanım açıklandı, tercihlerimi yaptım. en çok istediğimden bölümden, git gide azalan umut sıralamasıyla hiçbiri olmazsa bu olsun bari dediğim bölümlere göre yazdım tercihlerimi. sabırla, yerleştirmelerin açıklanacağı tarihi beklemeye başladım.

    20. yabancı dizi izlemeyi çok seviyorum. 45 dakika ile 1 saat aralığındaki bölümlere çok alışkın olduğum için, filmler bana çok uzun geliyor. bir filmi sonuna kadar izleyebilmem için sürükleyici ya da akıcı olması lazım. izlediğim bir şeyi 10 dakikadan fazla boş boş bakarak izliyorsam devam etmiyorum.

    21. sonucu merak ediyorsunuz değil mi? buraya koyuyorum: sonuç ilk tercihim, en çok isteyerek yazdığım üniversite, bölüm. ve işte hayat tam o gün, bana güldü. hayatım, işte o gün değişti.

    22. çok istediğiniz bir şeye ulaştığınızda nasıl hissedersiniz? en çok istediğiniz bölümü kazandınız. o heyecanı, o mutluluğu tarif edebilir misiniz? ben bir hikayeci olmama rağmen, hala daha bunu tarif edebilecek bir kelime bulamıyorum sözlüğümde. uça uça gittim kaydımı yaptırmaya, ayaklarım yere basmadan dolaştım okulun koridorlarında.

    23. daha dersler başlamadan, ders seçimi bile yapmadan, tüm yılın analizini yaptım. en nihayetinde, ben senelerdir bir şeyleri analiz etmekle uğraşmıştım. çalışırken, tabloları; konuşurken, insanları; yürürken, yolları... güz dönemi ve bahar dönemi. bir şeyi hevesle elde ettiğinde insan, nasıl da uğraşıyor değil mi?

    24. bir şeyi bilmeyi, çözümlemeyi, öğrenmeyi çok seviyorum. zamanında yarıda bıraktığım hayalimi devam ettirecektim. param yok diye bıraktığım okul hayatına geri dönüyordum. 29 yaşındaydım, babamın-annemin tabiriyle kazık kadar insan olmuştum ve bir hayalimi gerçekleştirmeye çalışıyordum. lise dönemlerimde sevmediğim fizik derslerini bile dört gözle izledim, beş kulakla dinledim.

    25. planlama defteri yaptım kendime. görmek ister misiniz? önizleme şeysi. bu zamana kadar hiç yapmadığım bir şey yapıyorum artık çünkü:
    hayatımı planlıyorum.

    26. bir yoldan yürüyoruz. yolumuzun kenarları değişik yerleri aydınlatan spot ışıklarıyla dolu. her gördüğümüz ışığa koşuyoruz. daha doğrusu ben koştum. yanlış yapıyordum. o ışıklar hep başka bir yere çekti beni, yolumdan saptım. saçma sapan şeyler yaptım. sonradan öğrendim ki; o spot ışıkları onlara koşmamız için değiller. ve en sonunda o ışıkları çevirip yolumu aydınlatmayı öğrendim. fırsatlarımı böyle yaratmaya başladım. her bir spot ışığını düzelttikçe daha da açıldı yolum. şimdi ise ben o ışıklara değil, ışıklandırılmış yolumda koşuyorum.

    27. okula başladıktan sonra alanımla ilgili bir derneğe üye oldum. sempozyum, seminer peşinde koşuyorum. şu an 3 tane sertifikam var. 2 gün sonra bir sempozyuma daha gideceğim. hafta sonu ekg ile ilgili eğitime gidip sertifika alacağım. nisan'da kongre var 4 günlük, oraya gideceğim.

    28. hırslı bir insanım ama bundan nefret ediyorum. şanssız bir insanım, bu yüzden bir şeyler elde edebilmem için hırslı olmam gerekiyor. hayat bazı insanlara bazı şeyleri bedavaya dağıtıyor, benim gibi insanların ise hırsla koşup, o şeyleri yakalaması ve elde etmesi gerekiyor. hayatın bu denli adaletsiz olmasından nefret ediyorum.

    29. güz dönemim bitti. hem de şöyle bitti. bahar dönemim ise yeni başladı. yeni bir sayfa daha açıldı.

    30. ve ne olacak bundan sonra? önümde bir sürü seçenek var. yaz tatilinde kpss'ye hazırlanacağım. seneye optisyenlik çift ana dal yapacağım kontenjan açılırsa. mezun olunca optisyenlik sayesinde fizik mühendisliğine geçeceğim. bitirince sağlık fiziği üzerine yüksek lisans yapacağım. eğer optisyenlik çift ana dal yapamazsam hemşirelik seçeceğim ve fizyoloji dalında yüksek lisans yapacağım.

    ve... ardımda koskoca 30 yıl. 2 sene önceki itirafımı (bkz: #57962148) yazarken biri bana 30 yaşında öğrenci olacaksın dese "ne saçmalıyor bu dangalak" derdim. şimdi ise hayallerim bir bir gerçeğe dönüşmek üzere.

    artık hayatımda bir şeyler yoluna girmeli. artık benim için bir şeyler yolunda gitmeli. ve hayat artık bana borçlu olduğu tüm yılları, tüm fırsatları bir bir önüme sermeli. zaman artık lehime işlemeli.

    2 sene sonra 32 maddelik bir itiraf daha yazacağım. umarım her şey yolunda gider. gidecek. gitmeli... bir şey şeylerin sonu artık iyi bitmeli...

    bugün benim doğum günüm. hem mutluyum hem yalnızım. bir yurt odası içinde, 30 yaşımın başındayım... bugün benim doğum günüm, kelimeler büyüyor ağzımda, bildiğim tüm hayatlar... paramparça...

    "r"

  • allah kimseyi psikolojik rahatsızlıklarla sınamasın.

    bir allaha inanıyor muyum bilmiyorum. ama herkes için sığınabileceğim bir ortak yüceye ihtiyacım var. ben çektim, siz çekmeyin.

    boğuluyorum, nefes alamıyorum. her şey ipin ucunda yürümek gibi. okula gitmek, film izlemek, bir şeyler okumak, dinlemek. her an düşebilirim. üstelik bu düşme korkusunun yavaş yavaş düşme hissinden daha ağır bir takıntıya dönüştüğünü seziyorum.

    doktor nedir? yaranı iyi eder. ya da edemez. ötekini denersin. bir şekilde şifacı, otacı, sağlık getirici.

    oysa bazı hastalıkların doktorları ötekiler gibi değil. cildin de çıkan bir yarayı bir cilt doktoruna göstermek, anlaması, tedavi acı çekmek. hepsi olası.
    psikaytrist ve terapistlerde ise işlem farklı şekilde işliyor. bütün doktorlardan çok daha masraflılar bir kere. çünkü sana zamanını harcıyor. çünkü bu bir saatte teşhiş koyulabilecek bir hastalık değil.

    istanbulda yaklaşık ona yakın terapist ile görüşmüşümdür. hepsi ile ilk beş seans hikayeni baştan anlatmak. beş saat kendini anlatıyorsun. ve bir bakıyorsun ki anlamamış. çünkü sen kendini tam olarak anlayabilmiş değilsin zaten. üstelik çok sevdiğim bir terapistimin dediği gibi benimki gibi durumlarda psikaytri branşının bilgileri çok işe yaramıyor. çünkü klasik bir hasta profili çizemiyorum.

    beş ayrı tanı var üzerime konulmuş. bu beş insan aynı branş mezunu, ben onlara benzer şekilde hikayemi anlattım canımdan kısarak verdiğim paralarla. sonucunda her biri ayrı fikre vardı. çünkü bu psikolojik hadiseler böyle. kendine dahi net bir gözlem koyamazken mülakat yoluyla dünyanın karmaşığı bir canlıyı yani herhangi bir insanı anlamak nasıl zor.

    yine bir terapist soğan gibi demişti bana. o kadar çok katman var ki bir türlü ulaşamıyorum. başta hoşuma gitmişti. hikayenin bile katmanlısı makbuldür. oysa insan sade olmalı. vapurla karşıya geçerken ufka bakıp öylece bitmesini dilemeli. her anı böyle kanında akıyor gibi hissederken. her an kurşun gibi geçerken içinden. ve bitmek bilmeyen hikayen her katmanda yeniden dantellenirken. olmuyor, anlatamıyorsun; anlayamıyorsun, anlayamıyorlar.

    o güzide terapistlerden birinin önerisiyle kırmızı reçete çok güçlü bir ilaca başladım ve sonra kendi basiretsizliğimle bağımlısı oldum ben. başta o ilaç doğru hamleydi belki benim için ama iş bırakmaya gelince hadi bıraktan başka bir şey demedi. oysa ben bir robot o da kodlarımı yazan mühendis değil. bırakamadım. şimdi bırakmaya çalışıyorum. can çekişiyorum ama gülümsüyorum. çünkü haykırabiliyorsan eğer acı çekerken bir şeyler yolunda demektir. evlat acısı çekerken üç damla yaştan sonrasını dökemeyip bir aya ölen anne gördüm ben. bağırabilirsen eğer, çığlık çığlığa yanıyorum diyebiliyorsan yaşıyorsun. oysa bazen ağlayamıyorsun bile. çünkü ağlamak çok saçma. durmak varken öylece.

    kimseye anlatamıyorum. çok sevdiğim insanlar var, çok sevmediğim kimseyi çevremde tutmuyorum zaten. ama bazen kendime bile söyleyemiyorum. adam öldürüp kaçan bir suçlu gibi her şeyden etkilenerek her yoldan kaçarak bazen üstüne üstüne giderek neyi çözmeyi umuyorum ben de bilmiyorum.

    kimsem yok. beni şurada okuyan üç insana kardeşimden daha yakın hissediyorum kendimi. çünkü kardeşim benim dışarıdan gözüken başarılı, komik, zeki, neşeli halimi biliyor. oysa ben eşcinselim, dinsizim, ötekiyim, dağlar gibi yalnızım. dost, arkadaş edinemedim hiç çünkü obsesifim en ufak şeyler bile bende binle çarpılıp kaydoluyor. birinin omzuna yaslanıp ağlayamadım, annem çok üzülür, sevgilim ise beni çok güçlü sanıyor.

    o kadar karmaşık ve saçma bir düzen tutturmuşum ki, kendim olmaktan o kadar uzağım ki yapayalnızım. çünkü gerçek kendimi tanıyan tek insan benim. muhtemelen ben de çoğu şeyi yanlış anlıyorum. bir de işte burada yazdığımı okuyan eğer varsa bir kişi, o anlıyor beni. çünkü ayıplanma, yadırganma korkusu olmadan bir burda soyunuyorum. çünkü yalnızım. öyle otuz beş arkadaşım, beş kuzenim var yalnızlığı değil bu. bir annem, bir ablam, bir sevgilim, bir dostum sıfır arkadaşım var. annem yaşlı, ablam kendi dertleriyle hemdem, dostum benden çok uzakta, sevgilim ise benden bile güçsüz.

    yalnız bir çocuktum ben. kimse benimle oynamazdı. çünkü kusurluydum. o yüzden yalnızlığa alışkınım. kendimi oyalamayı bilirim. en azından öyleydim. şimdiyse yapayalnızım.

    babamın gençlik resmini buldum. bana benziyor. keşke olsaydı. ona da hiçbir şey anlatamazdım muhtemelen. ama insanın başka babası olmuyor ki...

    akrabalarım yok. paramın tamamı doktora gidiyor-o para için türkiyede derece yaptım ben, belki biraz bir şey alabilirim diye oysa doktorlar çok pahalı, ruh doktorları özellikle, para almayanlarda seni beş dakika içinde tanıyor ve ilaç yazıyor hepsi o-

    burada beni okuyan kim varsa, bana ulaşmasın. tanışmak istemiyorum çünkü zaten tanışmışız aslında. sadece sağolsun. o bir kişi bile o kadar iyi geliyor ki. siz hiç eve kömür alamadığınızda kat kat giyinip uyudunuz mu. o anda insanın üstüne atılan bir kat daha yorgan nasıl iyi gelir. uzaktan, temassız, yalnız, ama iyi gelir işte. öylesin her kimsen. boşluğa konuşuyorsam da eğer

    bir bölümü vardı sıcağı sıcağına isimli programın. küçücük bir odada yaşayan fakir bir adam köpeğini çok seviyordu. sonra oradan da çıkmasını istiyorlardı, köpeğiyle kalabileceği hiçbir yer bulamamıştı ne yapsa. asmıştı kendini. bir not bırakmıştı gazete kağıdına. 'kalbim sevgi ile dolu ama sevgisizlik bir gerçek'.
    o adamın ölümü seçtiği bir dünyada. yalnızlık çok da dert değil hatta ince ruhlar için bir gerçek.

    allah herkesi psikolojik hastalıklardan korusun. hem ciddiye alınmıyorsun, hem çok para gerekiyor, hem ilaçları bağımlılık yapıyor, hem de iyileşemiyorsun. bir de gittikçe yalnızlaşıp gittikçe azalıyorsun.

    hayat herkes için zor. ama herkesin taşıyabileceği ağırlık çok farklı o yüzden dağına göre kar tanrım. lütfen...

  • hayatı gerçek anlamda yaşamaya başladım. özgürlüğün dibine vurdum. bekar olmak ve istediğini yapabilmek, kıskançlık krizi çekmemek o kadar güzel bir şeymiş ki... istediğimle istediğimi yapmanın verdiği zevki hiçbir şey veremiyor gerçekten. boşuna bekarlık sultanlıktır dememişler. yeniden bir arkadaş çevresi yapmaya başladım. uzun bir süre arkadaş çevrem olmadan yaşadım. kimileri o kadar yakın, kimileri de sadece muhabbet için, ama günümü gün ediyorum.

    diyeceğim o ki, eğer yürümüyorsa, bitirin. ikinci bir şans vermek veya istemek hiçbir şeyi çözmüyor. o ikinci şanslar üç dört diye giderken, ruhunuz tükeniyor. hayat çok kısa, yarın sabaha yaşıyor olacağımın bir garantisi yok. o yüzden bugün, hele şu an eğlencenin dibine vurmak için bir engel yaratmamak lazım. zaten tüm engelleri biz kendimize yaratıyoruz.

    bunları dedim ama zaten okuyacağınız garanti değil. belki de onlarca kişi dedi ama, dinlemediniz. olsun birkez de benden duyun.

  • geçen hafta roma'da euro değerli diye aşk çeşmesine 1 tl attım.
    bugün de ilişkim bitti.

    keşke pintilik etmeyip 2 euro atsaydım, belki ayrılmazdık.

  • hırsızlığa karşıyım ama bazı istisnalarım var. komşumun bir ejderhası olsaydı gizlice bahçesine girip çalardım.

    batan bir tekneden ağırlık atılması gerekse ve seçeneklerden biri annemin halası, diğeri kimsenin göremediği bir unicorn olsa annemin halasını ayağına taş bağlayıp sallardım.

    dünyanın bütün paçalı tavuklarını toplama şansım olsa süslü tavuklar adında bir çete kurardım. kimse ciddiye almayacağı için ani ataklarda başarı şansı yüksek olurdu.

    tanrı olsam insanın update edilmesi işini lego'ya verirdim. takıp çıkarılabilen, renkli, yedeği olan ve bir süre sonra milyoncularda satılacağı kesin organlar yapardılar. bence bana simli mor safra kesesi ve lila bağırsak çok yakışırdı. içimi (!) açardı yani.

    ayrıca kanat istiyorum. arada iki pır pır yapıp yandaki çatıya konmak benim de hakkım!

  • ablam iyi bir yerde çalışan beyaz yaka. evlendi boşandı, tam bir trajediydi evliliği. bakireliğini kocasına verdiğinden eminim. o zamana kadar ilişkileri el ele tutuşmaktan ileri gitmiyordu zira.

    evlilikten çocuk da olmadı. o yüzden boşandıktan sonra özgür kadın triplerinde ağına düşürmediği erkek kalmadı. sülale olarak şaşkınlıkla izliyorduk. abim birkaç kez karşısına alıp konuştu, bak bacım yanlış yapıyorsun, git düzenli bir aile kur kendine dedi.

    bu salak gitti bir tane evli adamla imam nikahı kıydı. adam buna kredi çektirdi. sülale olarak yav neler yapıyorsun dedik ama aşığım dedi, siz karışmayın dedi. bu krediyle araba aldı adam. sonra adam kredinin son taksidini ödetir ödetmez bunun götüne tekmeyi koydu.

    ben bi kere 50 lira istemiştim de yaygara koparmıştı. ulan ayakkabım delindi namussuz bi elli lira versen de ayakkabı alsak ne var.

    neyse bu gitti başka birisini buldu sonra. yarrak delisi teşhisi kondu aile tarafından. çünkü bu salak yine evli birisini buldu. yav etme eyleme diyoruz, o kadar güzel bir işin var, o kadar güzel maaşın var, git düzgün birisini bul diyoruz. bu gidip nerede hırsız arsız varsa gidip imam nikahı kıyıyor.

    bu ikinci vakada inanmayacaksınız ama kredi çekip adamla ortak yazlık alacakken abim gidip adamı dövdü de konu uzamadı. ablam ne benle ne abimle konuştu o olaydan sonra.

    bugün sabah annemden öğrendiğim kadarıyla yeni birisini bulmuş. bu yeni arkadaşın beşiktaş taraflarında dükkanı varmış. dükkan batmak üzereymiş. tabi annemin anlattığı kadarıyla. abim araştırmalara bugün koyulacak.

    yani eğer borcunuz harcınız varsa, ev-araba almak istiyorsanız ve evliyseniz bu salak ablamla imam nikahı kıyabilirsiniz. borçlarınızı temizler..

    geri zekalı yemin ederim geri zekalı bu kadın. sülalenin çomar katsayısını tek başına yukarı çekiyor. çok sinirliyim sözlük

  • her zaman sigara aldığım tekel sabah bana

    “- dün 2 paket almıştın, çok içiyosun satmıyorum sigara, dayan”

    diyerek sigara satmadı bana. :)

    bozmadım, halbuki 2. paketi arabaya atmıştım yedek dursun diye. seviyorum lan bazen bu ülkeyi. aynı şeyi başka hiçbir ülkede yaşayamazsın.

  • kendimi özlüyorum bu ara. eski deli dolu hallerimi. sevdiğim ve sevildiğim zamanları. deli gibi yağan yağmura inat sokakta kahkahalar attığım o mutluluk patlamalarımı. özlüyorum kendimi. hem de çok. kimseyi özlemediğim kadar. kimsenin beni özlemediği kadar. kötü bir şey anlatırken bile gülümseyen yüzümü özlüyorum.

  • eski sevgilimi stalklamak için dün butik hesabı açtım bugün 250 takipçim oldu. ben burdan yürüyorum eyv sevgilim.

  • kanserin diğer organlarına sıçrayacağını düşünen ve “öpme beni oğlum siz kabul etmeseniz de ben öleceğim” diyen annem ve savaş veren ben.