debe başlıkları

ekşi itiraf

  • 31 yaşında hala okuyorum. 31 yaşında hala kalbimde güller açabiliyor. 31 yaşında hala gözlerinin içi beni görünce gülen biri var.

    geçen yıl hayatım tümüyle değişti. ikinci sayfayı açtım. iyi ki açmışım.

  • yıllar önce baya bir kişinin hayatını trolledim:

    (bkz: #71463498)

  • ben insanları sevdim, ağaçları sevdim, hayvanları sevdim. yazın beni uyutmayan sineği bile sevdim. ama insanlar beni, benim sineği sevdiğim kadar bile sevemedi. dünyanın en kötü insanı da değilim ki neden sevilmiyorum anlamıyorum sözlük anlayamıyorum.

  • yüzyıllarca açık ofisli, bölmeli paravanlı iş yerlerinde çalıştıktan sonra ilk kez kapılı neli kendi odam oldu. uzunca zaman kapıyı kapatmak bir tuhaf geldiğinden gürültüden 3 ağrı kesici çaksam da kapatamıyordum. aylar sonunda nihayet bu da gafa deyip kapatabilmeye başladım. allam o nasıl bi değişik zevkmiş. arada duvarın öteki tarafındaki odadan birileri geliyor geyiğe. hemen wuay wuay wuay wuay kimler gelmiş diye sandalyemden fırlayıp kollarımı kartal gibi açarak sarılmak istiyorum. o pek yemiyor ama hiç değilse gelenin elini müthiş bi enthusiasmla şakira şakira sallayıp 32 diş masama geçiyorum. ee anlat nassın hanım çocuklar nasıl derken bir taraftan da telefona sarılıyorum. çaycı abla telefonlarımı pek sallamasa da göz kırparak çay kahve aysti oralet ne söyliim diyerek şak şak şak numaralara basıyorum. istiyorum ki gelenin bana ödemesi falan olsun, çok sıkışığım döndüremiyorum iki ay erteleyelim merteleyelim desin, cart diye o abartılı 32 diş moddan çok ciddi ticaret erbabı suratına döneyim, küçük kare kağıtlara bi şeyler karalayarak düşünceli düşünceli dinleyeyim falan. ama işte naber napıyorsun bakıcı bulabildin mi falan diyorlar, hayalimdeki bıyıklı benli, masaya kolları dayayınca ceketin vatkası yukarı kalkan göbekli adam tribim fıs diye sönüveriyor. zaten çaycıya da ulaşamıyorum. ya bi çay bile içemedik borcum olsun diye arkasından tıptıplayıp yolcu ederken her seferinde bi cast ajansından falan bana bi kere hakkıyla şu tribi yaşatacak birinin ücreti ne kadar olur acep diye iç hesaplaşmalara giriyorum.

  • ilk önce senin annene değil benim anneme gideceğiz diyeceğim yaşta "anne çorabımın tekini bulamıyorum" diyorum.

  • +anne ben haftasonu gelmiyorum.
    -niye oğlum? deniz * geliyor mu?
    +hayır. hoş zaten o kaç haftadır gelmiyor.
    -tamam ama sen çok uyma denize.
    +niye?
    -çünkü onun babası, kardeşi var.

    susuyorum. "alo" diyor. "alo" diyorum mecbur.

    ya bunu diyen annem. ben bunu kaldıramıyorum işte. düşüncesizce söylenen sözlere katlanamıyorum hele bir de bildiği halde yapıyorsa bu ahmaklığı aklım almıyor.

    ben bilmiyor muyum amk kardeşimin olmadığını babamın olmadığını her boku benim yapmam gerektiğimi her türlü şeyle uğraşmak zorunda olduğumu?

    hayır yani neden hatırlatıyorsun neden neden nedeeeen? neden kuruyorsun böyle ahmakça bir cümleyi? tamam belki acındırmak istiyorsun kendini belki ben seni anlamıyorum çoğu zaman ama sen böyle bir cümle kuruyorsan ben sana daha ne diyebilirim?

    hayır ben napayım amına koyayım ya ben napayım? öldüler işte bir gün vardılar ama bugün yoklar ben napayım benden ne istiyorsun daha yanındayım bir yere gitmedim ölmedim, öldürmedim kendimi yaşıyorum hala daha ne bekliyorsun benden?

    sanıyor musun ki ağlamadan uyuyabildiğim bir gece var? sanıyor musun ki babamın yüzü gidiyor gözlerimin önünden sanıyor musun sesini duymadığım bir an yok?

    sen ne halt etmek için durup bana diyorsun "senin kardeşin yok senin baban yok" diye?

    niye mk niye ya niye?

  • artik yeni tanistigim kisilerin deli oldugunu cok daha kisa surede anlayabiliyorum.

    zamaninda bagdat caddesinde bi tukanda tanistigim emekli albayla 2 saat mubabbet etmistim. sonra tukan sahibi tanidigim, onun mahallenin delisi oldugunu soylemisti.*

    simdi burayi okuyordur diye bugun tanistigim ve yine ayni yerde 1 saat muhabbet ettigim adami anlatmayacagim. ilk yarim saatte anladim kafa gidik bunun diye. gidince sordum yine o tukan sahibine. teyit etti. ama delilerle iyi anlasiyorum bu bi gercek.

  • nasıl olduğunu merak ettiğiniz birine “nasılsın ?” diye soramamak bence gönlün en büyük mağduriyeti.

  • valla benim için bomba ama insanlık için belki kulağa ufak bir fiske etkisi yaratacak bir tanışma hikayem var.

    yıllarca yurt dışına çıkmadığım için ilk yurt dışı deneyimimi 27 yaşımda (sene 2010, ay nisan) yaşayacağım için heyecanlıydım. pasaport kuyruğuna girip 6 aylık pasaport için basvurduğumda pasaport polisi, kıbrıs'a mı gitcen? oraya pasaport gerekmiyor diye beni başından savmak istedi. yok abi dedim. brezilya'ya, arjantin'e gidicem ben.

    şaşırdı. hayatında ilk defa oralara gidecek birini görmüştü sonuçta. ben de dedim uzunca bir süre yurtdışına çıkmam herhalde zaten. param da kısıtlı. 6 aylık pasaport yeterli diye düşündüm.

    hayatımda ilk defa yurt dışına çıkacağım için de, dedim uzak bir yer olsun. herkesin gittiği bir yer olmasın.

    hayatım o kararla beraber komple yörüngesiyle değişti.

    havalı havalı rio de janeiro'da, sao paolo'da checkin yaparken, bir arkadasım facebooktan dedi ki, çok ilginç ama bir başka arkadaşımla aynı yerlerde checkin yapıyorsunuz. tanışmak ister misin? dedim tabi ki.

    sinan'la tanıştım brezilya'da. beraber arjantin'e geçtik. buenos aires'te boca mahallesine gittik. lan dedik bir daha arjantin'e gelir miyiz belli değil. en pahalı tango gösterisine bilet aldık filan. o sırada boca mahallesinde tango yapan çiftler var. para verirsen işte kadın ya da erkek seninle fotoğraf çektiriyor. sana bir ceket giydiriyorlar. şapka filan hemen moda sokuyorlar. hemen yanlarında maradona'ya benzeyen bir eleman var. onunla da fotoğraf çektirebiliyorsun.

    sinan ordan kızın biriyle resim çekildi. bana da ısrar etti. ben reddettim. bu ne lan dedim. kadın vücudunu satıyor resmen. niyeyse öyle bir salaklık ettim. kadınla resim çekilmedim. ödemem gereken para 2 tl bile değildi halbuki.

    şişe dibi gibi kalın gözlükleri olan bir sokak karikatüristine gittim. önüne oturdum. dedim ben sanatın ve sanatçının yanında yer alacağım. çiz abi beni. 10 dakika filan oturdum orda. umutla kağıdın bana dönüşünü ve harika karikatürümü bekledim. ama hüsranla sonuçlandı. sonra çok tatlı bir tangocu kız geldi ve bana tekrar fotoğraf çekilmek isteyip istemediğimi sordu. sinan da beni ikna etti. lan dedi çekil işte nolcak ki?

    kız bana sordu. beni taşıyabilir misin? evet dedim. hemen bir hareketler yaptı ve hop dizime oturdu. çok güzel bir şekil aldık. sinan çekti şipşak fotoları. hatta öyle şey oldu ki, normalde bir poz çekmek için anlaşmıştık. önce ikimiz de kameraya bakıp poz vermiştik. sonra göz göze geldik, kız dedi ki, dur bırakma beni. bir de biz birbirimize bakarken çek.

    mayıs ayında türkiye'ye denizli'ye döndüm. davul çalıyorum ben amatör müzisyenim. biri aklıma girdi abi dedi perküsyon al, deli iş oluyor. para kazanırsın. gözüm parada değil aslında ama birden cazip geldi. temmuz ayında bir işe gittik. sünnet yemeğinde gitar ve perküsyon çaldık. güzel de para aldık ha. ama gitarist o hafta nişanlısından ayrılmış. morali çok bozuk.

    hazır para da kazanmışız dedim gel seni gece klubüne götüreyim. ben hiç denizli'de gece klübüne gitmedim o zamana kadar. zaten gidilen yer de pek tekin değil. her hafta birisi vuruluyor. ama yine de gittik. bende beyaz bir fötr şapka var. girdik mekana. eğleniyoruz filan. birisi şapkamı almaya çalışıyor arkamdan. dedim lan aldık başımıza belayı. kesin bir olay çıkacak derken bir döndüm arkamı. çocukluktan beri can ciğer arkadaşım levent. levent'te hayatında ilk defa gelmiş mekana. kızın biriyle tanışmış. kız da oraya gidelim demiş. bu da işte kızın bokuna girmiş mekana. beni görünce şok oldu. ben onu görünce şok oldum çünkü bize hitap eden bir mekan değil.

    levent'in beraber geldiği kızın bir arkadaşı var. adı züleyha. züleyha boşta. ben de züleyha'ya yavşama planı yaptım hemen, ama bahçeye çıkınca gördüm ki, züleyha pek de güzel değil. sonra mekanda kavga çıktı. levent, kız, züleyha filan kaldılar orda. biz ayrıldık aşk acısı çeken gitarist arkadaşla. zaten ben onu avutmaya çıkmıştım ya biraz da. neyse ertesi gün levent'e dedim ki, şu züleyha'nın facebook filan yok mu? ben bir de gündüz gözüyle resimlerine filan bakayım belki olur molur derken, levent benim hayatımı baştan sona değiştirecek bir şey yaptı.

    züleyha'nın profili ararken, levent başka bir züleyha bulmuş tesadüf.

    aman yarabbi. afet-ül dehşet.

    lan dedi, sen onu boşver. şuna bak. fake ama çok güzel hatun dedi.

    ben baktım. hakkaten hatun süper güzel. ve gerçek olamaz yani.

    hatun o kadar güzel ki, baktıkça içim açılıyor.

    o günden sonra ben yeni züleyha'nın profile açıp açıp baktım. ne zaman canım sıkılsa, girdim kızı inceledim. o zamanlar tabi facebook bu kadar güvenlikli değil. bir çok resim açık. kolayca stalk yapılıyor.

    fakat ben kızın gerçek ve denizli'de olduguna inanmadığımdan, hayır hoş gerçek olsa da bana bakmayacağından, sallamıyorum bile. sadece kızın resimlere bakıyorum.

    bir ay ne zaman canım sıkılsa, kızın resimlere baktım boş boş. acayip rahatlatıcı geliyordu. bir ay sonunda ekledim kızı facebooktan. meraktan. o sırada o arjantin'de tangocu kızla çekildiğim fotoğraf vardı profilimde. züleyha da beni tango hocası sanmış. ekleme isteğimi bu yüzden kabul etti. düşünmüş ki, tango hocasına 3-5 soru sorarım. laflarız. sonra kafam almazsa silerim

    işte o foto

    ben yine züleyhayı gerçek sanmıyorum. sallamıyorum. bir süre hiç yazmadım. sonra bir gün niyeyse yazdım. konuşmaya başladık. ara ara sohbet ettik. 2 hafta da öyle geçti. kıza hiç yürümüyorum ama. normalde kıza da herkes yürüdüğünden ben farklı geliyorum.

    dedim bir gün gel seni kahve falcısına götürcem. ama hala kızın gerçek olabileceği ihtimali üzerine düşünmüyorum. 4 gün sonra buluşmaya sözleştik. 4 gün ben yine aramadım. kız mesaj attı, bu aksam buluşuyor muyuz diye.

    normalde alışık değil böyle şeye sanırım. çünkü onu aramayan olmaz. ben gerçek değil diye aramıyorum.

    dedim buluşuyoruz akşam.

    ben gittim mekana. yalnız ben beni keklemeye gelmiş bir erkek filan bekliyorum. diyorum uzaktan izliyorlar mıdır? mekanı ben seçtim. gazeteciler cemiyeti. oturdum. bi kola söyledim. açık yeşil bir tişörtüm var hiç unutmuyorum. önce burda buluşucaz. sonra züleyha gerçekse o nişanlısından ayrılan gitarist arkadasın, ayrıldığı nişanlısıyla buluşcaz. barıştılar çünkü ve kız iyi fal bakıyor. neyse.

    5 dakka sonra kapıdan bir şey girdi. oha. o lan. gerçekmiş. yanıma geldi. hatta bu yaşlıların sıklıkla ziyaret ettiği bir doktorun yanında çalıştığı için orada alışmış bağırarak konuşmaya. yaşlılar duymuyor ya. zorlanıyor. kız geldi. bana bağırıyor. merhaba ben züleyha diye. ulan mekanda herkes bize baktı. kabak gibi ilk buluşma olduğu belli oldu. ben zaten dumurdum. iyice dumur oldum.

    hayatımdaki en güzel akşamlardan birini geçirdim. sohbet muhabbet. ama kıza yürümüyorum çünkü hiç şansım yok.

    ertesi gün 100 mesaj filan atmışızdır birbirimize. süper kafamız uydu. bir daha buluştuk bir kaç gün içinde. sinemaya gittik.

    kızın elini dahi tutmadım. çünkü bu kız bana bakmaz diyorum. 3. sefer de buluştuk sonra. harika anlaşıyoruz.

    hayatım boyunca unutamayacağım lafı etti kız 3. buluşmada. deli gibi güzel. inanılmaz güzel. ben dudaklarına bakıyorum. benim çekingenliğim had safhada. kız artık baktı benden bir hareket geleceği yok. 'beni istiyorsan öpebilirsin' dedi.

    beni istiyorsan öpebilirsin.

    ulan o kadar şaşkınım ki, bana tuzak mı bu acaba diyorum. çünkü ben bu kızı öpme ihtimalini bile kendimde görmüyorum. öpersem tokat atar mı ki filan diyorum. hayatımın en güzel ilk öpücüğünü aldım orda. şu an arkada çalan müzikte ud var. tatlı tatlı çalıyor udi. o öpücük yeni bir hayatın başlangıcı idi.

    3 yıllık bir ilişki başladı o gün.

    bana çok şey öğretti. hayatım bambaşka oldu. hepsi büyük tesadüfler halkası.

    biri eksik olsa olmayacak hikaye. sonra o kızın yanında hayatımın yönünü yine komple değiştirdim. neler neler yaşadık. brezilya'ya gitmesem, sinan'la tanışmasam, o tangocu kızla resim çekilmesem, perküsyona başlamasam, gitarist çocuk nişanlısından ayrılmasa, gece klubune gitmesek, leventler gelmese, ilk züleyha'nın adı başka bir şey olsa, benim züleyha'mın tango merakı olmasa, biz asla tanışamayacaktık. ve ben bambaşka yerlerde olacak şu an ki ben olamayacaktım. ki şu anki ben olmaktan çok memnunum.

    ilişki için net özet: 2010 agustosta başladı. 2013 sonu bitti.

  • ben bir süper kahramanım.

    çünkü 2. yılımızda “gel beraber aynı şehirde üniversite okuyalım” diyen kız arkadaşımı kırmayarak aynı şehirde üniversite kazanıp sonra orada terk edilen biri olarak bunu atlattım.

    devamında bali, esrar, skank, bonzai, extasty ve alkolü tedavi olmadan tek başıma bıraktım. kanım tertemiz.

    davranış bozukluklarım vardı. aslında farkında bile değildim ama azıcık araştırdıktan sonra öyle olduğunu fark ettim ve artık tekrarlamıyorum. bunu tedavi görmeden bir anda kendim kestim.

    nankör dostlarım yüzünden maddi sıkıntılar çektim ama yine yıkılmadım. sizden sonra 3 tane kredi kapattım. sizin elinizden anneniz babanız bile tutmadığında ben vardım yanınızda. bugün siz bi yerlere gelebildiyseniz benim sayemdedir. artık herkes kendi yoluna.

    bugün ise siktiğimin onlarca yıllık zorunlu eğitim hayatı sayesinde değil de otodidakt öğrenme sayesinde bir yerlere geleceğim. çok güzel planlarım var, önüm açık.

    babam olacak ikiyüzlü ahlaksız terliksiye de yakında siktiri çekeceğim. seninle büyümedim, gerisini tek de giderim.

    hepiniz bir araya gelseniz bana yine zarar veremezsiniz. dedim ya ben bir süper kahramanım.