debe başlıkları

ekşi itiraf

  • geçen gün bir söz duydum, hoşuma gitti "koca terbiye edilmez, terbiyelisi alınır".

  • dun aksam otobuste yanima oturmak icin israrli bir kadin vardi. basim onumde, heralde kadin yanina oturmak istiyor diye dusunuyordum ki, ses tanidik geldi.
    oglumun ilkokul arkadasinin annesi. oglumun arkadasi olan oglu, 4 sene once kalp krizi gecirip olmustu. bi oglu daha vardi allahtan ama, bir ogul diger ogulun acisini bastirabilir mi hic bilmiyorum.
    neyse sarildik, ordan burdan konustuk. tanislarimizi sorduk birbirimize.
    ben ulaş'in olumunden sonraki halini yakindan gordugum ve bildigim icin, hatta birlikte katildigimiz cenazeler sonrasinda kendisini oglunun kabrine attigini bildigim icin ve olmus oglu ile ilgili biseyler soramayacagim icin, etrafinda dondum durdum konularin.
    cunku biliyorum acik yarasi. her ne kadar gulse de, sakalassak da, kirilmis ve kaynamamis bir kemik var bir yerlerinde.
    dun femme noire'in aci entry'sinde alintiladigi; acinin odanin hacmine kendini yaymasi gibi ve hatta, anahtar deliginden ve kapi altindan sizmasi gibiydi.
    cocugunu kaybetmis ilk tanidigim. belki o yuzden ona karsi da hassasim biraz.
    otobusten inerken arkasindan baktim uzun uzun. gunluk telaslar, uzuntuler, sikintilar daha 14 yasindayken oglunu aniden kaybetmis bir kadinin yaninda kuculdu ama kaybolmadi.
    gece ara ara aklima geldi. aniden bitme ihtimali olan bir hayat icin ne kadar cabaladigimiz. her seyi bazen ne kadar icinden cikilamaz hale getirdigimiz. kucuk sorunlarda boguldugumuz.
    belki de iyi bir sarsinti oldugumuz ve aslinda olmamiz gereken yeri anlamamiz icin iyi gelecektir hepimize.

  • benim annem 20 sene önce intihar ederek hayatına son verdi.

    ben o zaman 9 yaşındaydım, şimdiyse 29 yaşında kazık kadar bir kadınım.

    bu gece ise, bu konu hakkında ilk defa yeni bir şeyler hissediyorum. 20 sene önceki bu tecrübeyle bağlantılı, daha önce yaşamadığım bir panik atak geçiriyor olmaktan dolayı da beynim şaşkınlıktan komaya girmiş durumda. titriyorum. bu itiraf bile beni hasta ediyor; 20 yılın acısı bugün, birden patlayan irin gibi. oluk oluk akıyor.

    ben bunca sene, bir kez olsun bile "neden bizi bırakıp gittin?" diye isyan etmedim. son nefesini verdiği gün dahi, o minik ve naif beynimle -bakın kalbimle değil-, vardır bir bildiği dedim. duramadı, atladı aşağıya.
    bu kadar basitti her şey.

    bugün ise, sanırım ilk defa, kalbim devreye girdi. öz annem tarafından yalnız bırakıldığımın farkına vardım.
    ilk önce bu terkedilmişlik duygusuyla tanıştım. saatlerdir de 20 senedir zaten olmayan kadının hayaletliğine, isyan edercesine, damarlarımı parçalaya parçalaya ağlıyorum.

    peki neden şimdi? aslında sebebini de biliyorum.

    bugün annemin doğum günü. yaşasaydı, 52 yaşında olacaktı. birden bir fotoğraf albümünü alıp, anneme bakasım geldi. normalde yapacağım iş değildir. geçmişi gömenlerdenim ben..

    açtım albümü. baktım; baktım birlikte fotoğraflarımıza. sonra gördüm ulan. ilk defa. gördüm! fotoğraflarda, oradaki bakışlarında, bana dokunuşunda.. aslında yavrusunu sevdiğini gördüm.

    sanırım, şu ana kadar beni zaten hiçbir zaman sevmediğini düşümüşüm; çekip gitmesi sebebiyle de bir isyana kapılma hakkını kendimde görmemişim ben.

    artık biliyorum ulan. bu kadın beni sevmiş. sevmesine rağmen gitmiş.
    vay amına koyayım. gitmeseymiş...

  • amirime gün geçtikçe daha çok hak verir oldum. hiç yanılmadı zaten kendisi.

    "geçmiyor amına kodumun dünyasında. bir sikim geçmiyor."

  • aklım almıyor.

    daha geçen gün 1 ağustostu. ne ara 14 agustos oldu.

    gerçekten aklım almıyor yaa.

    tatil bitiyor, okul yaklaşıyor. offf..

  • koyunlar ömrünü kurttan korkarak geçirir.
    halbuki sonunda onu yiyen çobandır.

  • her geçen gün, benden bir yol olmayacağı gerçeği yüzüme tokat gibi çarpıyor.
    aslında bunu biliyorum ama bir türlü kabullenemiyorum. annemin babamın halini gördükçe kendimden daha da nefret ediyorum. ama elimden bir şey de gelmiyor. harekete geçmeye gücüm yok.
    ben bu kadar aciz bir insan değildim aslında. ne ara bu hale geldim. kendimi tanıyamıyorum.

    bütün psikolojik rahatsızlıkların kendimde toplandığını düşünüyorum.
    uzun süredir gss prim borcu sebebiyle hastaneye gidemiyordum. borcu yapılandırıp ilk taksidi zor da olsa ödedikten sonra soluğu istanbul tıp fakültesi psikiyatri bölümünde aldım.
    iyi olduğunu çok duyuyordum. böyle saçları beyazlamış aksi bi doktor beklerken yeni mezun benden genç bir çocuk geldi.
    içimden bu beni anlayamaz diye söyleniyordum. nitekim de öyle oldu.
    derdimi anlatmaya çalıştım ama ne ben tam anlatabildim ne de o sorunu anlamak için gerekli soruları sordu.
    konuşmanın ortasında odaya girip karşıma dikilen asistana ayrı sinir oldum.
    en nihayetinde anksiyete bozukluğu diyerek bir antidepresan yazıp gönderdi beni.
    yaşadığım hayal kırıklığı bir yana ilacın yan etkilerini biraz araştırdıktan sonra kullanmaktan vazgeçtim.
    2 kutu vermiş bir de, masanın üzerinde öylece duruyor.
    ne yapsam bilemedim. belki de bana psikiyatristten ziyade psikolog daha iyi gelebilir. bunun kararsızlığı da var. başka doktora gitsem ona muayene parasını nasıl verecem bilmiyorum.
    ama şundan çok eminim ki iyi değilim.
    hep kendimi oyalamaya çalışıyorum. düşüncelerimi dağıtmak için türlü yöntemlere başvuruyorum. çözmem gereken sorunları çözemediğim için de vicdanım rahat etmiyor. vicdanım rahat etmeyince de stresim artıyor falan böyle kısır bir döngüye giriyorum.

    uzun lafın kısası ben hayatın girdabında kalmış, çıkış yolu arayan ama o çıkışı bir türlü bulamayan biriyim.
    daha kötüye gidip akıl sağlığımı kaybetmekten korkuyorum.
    ama en çok anne babamı rahat ettiremedim ya ona üzülüyorum.
    belki bir gün düzelir her şey.

  • sevinçten uyuyamıyorum. kızımın ilk sözcüğü 'anne' oldu. çok mutluyum ama bir yandan da çok korkuyorum annem gibi bir anne olmaktan. biliyorum yaptığı şeylerin çoğunu elinde olmadan yaptı. yine de korkuyorum. umarım boşa çıkar bu korkum.

  • bilgisayarı düğmesine basılı tutarak kapatınca birini eterli bezle bayıltıyormuş gibi hissediyorum.

  • sırf kendinden bahsetmek için arayan insanlarımın farkındayım. haberiniz olsun, yavaş yavaş hepinizden kurtulacağım. konuşma başlatıcı olarak "nasılsın" deyip; sonra durmaksızın kendinizden bahsetmenizden bıktım. siktirip gidin rica ediyorum.
    özel hayatınızı, iş sorunlarınızı, ruhsal boşluklarınızı hiç merak etmiyorum. böyle dinleye dinleye kanser oldum ben 29 yaşımda. hanginiz benimle o ameliyatlara girdiniz? hanginiz güneşin doğacağına bile emin olamadığım gecelerdeki kalp çarpıntımı bilebilirsiniz? hiçbiriniz. çünkü sizi hiç ilgilendirmez! çünkü ben kendi işimi kendim halledebilirim! çünkü paylaşmak bana bir şey katmaz! çünkü çok inandığım; 'kasaba minnet edeceğime keser sikimi yerim' diye bir laf var! zaten sizin için önemli olan, kusmak. kendiniz için arıyorsunuz beni. bir kere de "bir şey anlatmak için değil, senin için aradım" diyebilin isterdim ama kendinizi o kadar önemsiyorsunuz ki...
    dilerim (eğer varsa) allah sizi gördüğünüzden hiç ayırmasın. şımarıklığınızdan da, kendinizi bu denli özne sanmanızdan da gına geldi. ben ömrüm boyunca evime gelip çektim acımı. kimseye bulaştırmadan, kimseyi kendimle birlikte çekiştirmeden... gösterdiğim bu saygıyı göremediğim kimseyle aynı havayı solumam artık.
    hafiflemek istiyorum. sizin, benim hayatımda bu denli yer kaplamaya hakkınız yok. yeter artık! bitti.